AK Parti sandıkta yenilse iktidardan gitmez mi? Ne diyorsunuz siz Allah aşkına?

19

Dün ‘dostları çoğaltma’ müjdesinin yol verdiği gelişmeden en olumlu etkilenecek meslek grubundan bir işadamıyla sohbet ediyordum.

2016, kayıp yıl olmuştu o ve onun iş alanındaki insanlar için; umutları ayaklanmış olsa bile 2017’den de büyük bir beklentisi yoktu.

AK Parti’ye fazla bir sempatisi olmadığını biliyordum, ama sohbetimiz sırasında çareyi aynı çizgideki politikalarda aradığını sezdiriyordu yine de.

Nasıl olduysa oldu, söz farklı bir partinin iktidarı kazanması ihtimaline gelince, şu şaşırtıcı soruyu yöneltti işadamı: “Siz AK Parti’nin seçimde büyük bir yenilgiye uğrasa bile iktidarı terk edeceğini sanıyor musunuz gerçekten?”

Cevabımı yazayım: “Yenilen bir partinin, AK Parti gibi kendisini 2071’e kadar iktidarda kalacak biçimde konuşlandırmış bir parti bile olsa, böyle bir şey yapabileceğine siz sahiden inanıyor musunuz?”

Gerçekten buna inanıyormuş…

Şaşırtıcı senaryo dün sohbete taşındı, bugün ise, bir gazetede, “Fehmi Bey’in tavsiyelerine uymayanın kazandığı tecrübeyle sabittir” tezini işleyen bir yazıyla karşılaştım.

Ben, 7 Haziran seçimi sonrasında AK Parti’ye, “CHP ile koalisyon kurun, sakın erken seçime gitmeyin, 7 Haziran seçim sonuçlarını da ararsınız” demişim, sonucu görmüşüz. Şimdi de önü kesilmek istenen Meral Akşener için, “Tayyip Erdoğan’ın önü kesilmek istendi de ne oldu?” diye soruyormuşum.

Eh, bu durumda benim tavsiyeme uyulursa… Yine kaybedilirmiş…

Kaybetmeye alışığımdır ben.

Ama bir dakika…

Düşünün, artık kullanabileceği platform olarak yalnızca kendi adını taşıyan bir internet sitesi bulunan ve toplamda 50 bin kadar bir okur kitlesine ancak ulaşabilen biriyim ben. İki gazete köşesinde yürütülen ağız dalaşı sırasında, hem de hiç yeri değilken,“Tavsiyesini dinlemeyin” tarizine muhatap oluyorum diye sevineyim mi, yoksa ne günlere kaldığımıza hayıflanayım mı, bilemedim.

Türkiye, bugün, iktidardaki partinin seçimde büyük kayıplara uğrasa bile devleti elinden bırakmayacağına insanların ciddi ciddi inandığı bir ülke olmuş…

İktidar partisiyle arasında doğrudan irtibat kurulabilen yazarların “Bölgenin tarihini Batılıların değil yeniden bizim yapacağımız, bazılarınınsa buradan defolup gitmeleri” muhabbeti açtıkları bir ülke…

Bu muydu AK Parti’nin ülkeye vaad ettiği?

Açalım bakalım, partinin kuruluş beyannamesine… Kurulan ilk hükümetin programına bakalım… Tayyip Erdoğan başta olmak üzere partinin kurucu babalarının 2013 yılına kadar sürdürdükleri söylemi mercek altına alalım…

Hep birlikte yaşamaktan, demokratik hak ve özgürlüklerden söz edildiğini göreceğiz bütün metinlerde…

Neye itiraz ediyorduysa AK Parti aynı dönemde, toplumun her renginden insanlar da onların itiraz edilmeyi hak eden konular olduğunu biliyordu; bazıları itiraf etmeseler, hatta karşı çıksalar bile, içten içe kendilerinin yanlışta olduklarını biliyorlardı.

İki seçim arası görüşlerim

Tavsiyemin dinlenmemesi için ‘gerekçe’ sayılan görüşümü özetleyeyim: 2015 yılında yaşanan 7 Haziran seçiminin sonucu, AK Parti tabanının hayal kırıklığını yansıtıyordu; tıpkı 1 Kasım seçimi sonucunun muhalefet partileri tabanlarının hayal kırıklıklarını yansıttığı gibi…

İlk seçimin (7 Haziran) sonucu, şimdi de koruduğum görüşüme göre, –tek başına hiçbir partiye iktidar olma şansı tanımayarak– kopmaya başlamış toplumsal bağları onarmaya yarayacak bir fırsat sunuyordu taraflara:

Muhalefet partileri, karşısında birleşip onu dışarıda bırakarak hükümet kurabilseler, AK Parti muhalefete düşmesini kuruluş felsefesine dönüş amacıyla verimli kullanabilir… Yok, AK Parti illâ iktidarda kalacaksa, bunu, HDP, CHP veya MHP ile –bu sırayla– gerçekleştirdiğinde, böyle bir zoraki birliktelik de ülke için nefes alma aralığı olabilirdi…

AK Parti ile HDP’nin hükümette birlikteliği ise, henüz yeniden kan dökülme başlamamış ve ‘çözüm süreci’ şartları devam etmekteyken, ‘Kürt sorunu’ denilen derdimizi sona erdirebilir… CHP ile birliktelik tercih edilir ise, o koalisyon, sonunda, CHP’li tabanın ‘endişelerini’ giderebilirdi…

Görüş efendim, arada 1 Kasım seçimi büyük başarısı yaşandığı halde, hâlâ “Keşke dinlenseydi” diye dövündüğüm görüşüm…

Sevinen sevinsin…

O dönemde kaleme aldığım yazılara yansıyan ‘iyimser’ görüşlerim istikametinde ilerlememiş ise siyasi zemin, ikinci seçimle iktidarını koruyan AK Parti’nin şimdiki kadrosu sevinebilir elbette…

Döneme ilişkin yazılarımı bir cümleyle özetleyebileceğini sanan yazar
seviniyor besbelli…

Ne yazık ki, ben, AK Parti için düşündüğüm zaman da, onun kadar sevinemiyorum.

Sebebini şimdiye kadar tam açıklayamamışsam şunun üzerinde düşünülsün isterim: AK Parti şimdilerde ‘dün dündür, bugün ise bugün’ noktasına geldi; o noktaya gelenlerin durumları pek iç açıcı olmamıştır siyasi hayatımızda…

‘Kabahat samur kürk olsa, kimse onu sırtına almak istemez’ demiş atalarımız; oysa, içinde yer alanların ortak sorumluluk alanıdır iktidar…

Görüntü değişikliği ihtiyacı duyulduğu için, ömrü sadece 18 ay sürmüş bir başbakana, “Güle güle” denildiğini ne çabuk unuttuk?

Başbakan Binali Yıldırım, her gün, çevre medyadan gelen güçlü itirazlara rağmen, yılmamacasına, “Dostları çoğaltacak, düşmanları azaltacağız; yurtdışında biraraya gelemeyeceğimiz ülkelerle bunu yaparken içimizde farklı mı davranacağız?” yollu müjdeler verip duruyor.

2015 yılının başından sonuna kadar ben de bunu söylemeye çalışıp durdum.

Keşke, Başbakan Yıldırım, sohbet ettiğim işadamının seslendirdiği, “Bunlar kaybetse de gitmez” endişesini ortadan kaldırmak için de birkaç söz etse…

‘Başbakan’ sıfatıyla Tayyip Erdoğan, geçmişte defalarca o teminatı vermişti zaten…

ΩΩΩΩ

19 YORUMLAR

  1. Cok guzel bir yazi, ve tumuyle tesbitinize katiliyorum. 7 Haziran secimleri sonrasi butun liderler once ulke dediler ama once kendi siyasi cikarlarini on plana koydular. Yani insanlarla dalga dectiler, AKP dahil. Halbuki Turkiye halki 7 Haziran sonrasi koalisyon dedi. AKP koalisyon yapmayarak tarihi bir firsati kacirdi.

    Baris samimiyet ve olgunluk gerektirir.

  2. Belki soruyu şöyle sormakta fayda var: Bütün adalet sistemini kontrol altına almış ve YSK’yıda kontrol edecek bir hükümetin seçim kaybetme şansı kaldı mı? o zaman iktidarı bırakmama endişesi bir değer kazanır.

  3. Siyaset sosyopsikolojisi burada da işlerse AKP seçimle iktidardan gitmeyebilir. Böyle bir ihtimalin olduğunu ben düşünüyorum şahsen.Ancak bunun yolu ne pahasına olursa olsun muhaleseti sindirerek sanal bir muhalefet oluşdurmak yoluyla olabilir.
    Bkz:H.Mübarek ve diğer Asyatik Demokrasiler!

  4. İslam dünyasındaki Tayyip Erdoğan sevgisi oldukça biraz zor başka parti hayalleri son ümre seyrinde şahit oldum Türk olduğumu anlayanlar ellerime sarılıp Tayyip Erdoğan’a dua ettiklerini duğdum onlar öyle gönülden dua ediyorlarki

  5. Yani secimleri kazansanizda iktidari birakin artik demeyemi getiriyorsunuz. Karninizdan konusmayin, dilinizin altindaki baklayi cikartin, belki rahatlarsiniz. Yillar yili herkesi gözlemlerken, olaylar üzerine yorumlar yaparken kendinizin nerelere evrildiginiz dikkatinizden kacmis olmali. Icinde bulundugunuz zamani bir ic muhasebe icin degerlendirin. Yirmi yillik bir okurunuz olarak bunlari yazma hakkimin oldugunu düsünüyorum.

  6. Yapılan hatalar iki şekilde düzeltilebilir. 1) Hatanı anlarsın doğru yola girersin. 2) O hata sonucu senin bile kabul edemeyeceğin sonuçlarından zarar görüp mecburi dönüş yaparsın.
    Bugün görüyoruz ki ikinci yol tercih ediliyor. Bu kısa vadede zararlı görünsede uzun vadede hafızalardan silinmeyeceği için iyi bir kötü örnek oluşturur. Göreceksiniz bu yolun sonunda çok büyük bir çoğunluk ATATÜRKÇÜ olacak. Bundaki hayır da buymuş demek ki.

  7. Bir kişinin düşüncesinden yola çıkarak böyle çelişkilerle dolu garip bir yazı ancak böyle yazılır. Fehmi Bey’i kaybettiğimizi biliyoruz zaten. Bu yazı da bunu haykırıyor. Düşmanlık böyle yapar insanı. Ölçme yeteneğiniz kaybolur. Tıpkı sevme körlüğüne yakalandığınızda olduğu gibi.

  8. Akparti elbette seçim kaybederse gidecektir, ama 15 yılı aşkın meclis çoğunluğunun yüksek yargı, idari kurumlar ve bürokraside getirdiği kadroların değişmeside uzun yıllar alacağından hareketin politikaya etkisi çok daha uzun sürecektir diyebilirdik ancak paralel yapı operasyonları ile bu değişimide hızlıdan kendileri hallediyor.

    Yazarın HDP ile koalisyon tavsiyesine katılmamak mümkün değil,7 haziran seçiminde seçmen tercihi koalisyon olarak tecelli etti ama seçim yenilenerek seçmen iradesine müdahele edildi bunun mutlaka etkileri olacaktır

    Akparti ilk seçim öncesi özellikle doğu-güneydoğu bölgelerinde kaybettiği gücü bu parti ile koalisyon kurarak iktidara taşıyabilirdi,ben PKKnın yinede silahtan vazgeçmeyeceğini düşünenlerdenim ama bu koalisyon HDP yi gerçek bir partiye dönüştürerek meşru zemine çekerken PKK yı tamamen marjinalleştirirdi,1-2 sene önce 5-6bin olarak açıklanan militan sayısı şimdiki gibi 50-60binlerle anılmazdı.

    CHP ile koalisyon ise anormal olduğu için katılmıyorum,

    Fehmi beyi dinlemeyenin kazandığı tecrübe ile sabit diyerek Fehmi Beyi eleştiren yazarıda yıllardır okurum, seçim sonucuna göre davranmaktansa müdahele ile sonucu değiştirme çabası başarılı gibi görünsede partide sebep olduğu bozulma engellenemiyor, mezkur yazar bunu görebilecek ferasette değil malesef, 2071e kadar buradayız diyenler bu bozulmanın sonucunu ilk seçimde hissedecek ikincide iktidarı kaybedecekler, Fehmi beyde bunu görecek feraset olduğundan dolayı iddiasından vazgeçmiyor.
    iki seçim arasında Ahmet hocanın çok kritik etkisi vardır

  9. Üstad,geçmişte kimi yazılarınızda, öngörülerinin çoğu tutmayan kimi gazetecileri eleştirip, patronlarına şaşırıyordunuz, hala niye yazmasına izin veriyorlar diye. Bu ortamda yazmanız da böyle bir öngörüzsüzlüğün sonucu olabilir mi. Daha önceki bir yorumda acizane “fabrika ayarlarına dönmelisiniz” derken, tarafınız konusunda şüphelerim olduğunu belirtmek istedim. Yanlış tarafta veya objektiflik dozunu çok kaçırıyor olabilir misiniz. İngiltere veya Abd’den örnek verdiğiniz kimi gazete ve gazetecilerin, taraflarını açıkça belli ettikleri için övüyor, tarafsız görüntüsü altında okurlarını aldatanları eleştiriyorsunuz. Arada bir, Türkiyedeki insanların milli değerlerine düşman olanlara dokundurun yahu.

  10. Uzun lafa gerek yok. AKP seçimi kaybetmemek için her türlü alavereyi yapacaktır. Kaybederse de gitmeyecektir. Zaten yargıyla ilgili yaptığı son değişikle asla seçimi kaybetmiyecektir.

  11. Sayı olarak ne kadar olduğunu bilememekle birlikte, “Sandıkta kaybetse de gitmezler…” diyenlerin sayısının çok olduğunu düşünmeyenlerdenim… Türkiye’nin içtimâî, siyâsi ve idârî yapısının buna müsaade edeceğine inanmam ve inanmak da istemem… Kaldı ki, Türkiye gibi en küçük idârî birimlerine kadar meşgul bir yapının şâgilleri, Türkiyeyi kendi başına zaten bırakmazlar… Ancak, seçim kaybetmiş bir siyâsî partinin iktidârının devamında fayda gören “şâgillerin” tasarrufu konusundaki endişelerimi ve ihtiyât payını mahfuz tutmak isterim…

      • Aslında satır arasında söylenmeye çalışılan “Ya bunlar hiç gitmezlerse ben nice olur, napar n’ederim?” hayıflanması olup diğer bir anlamı da; “bu iş bu halka bırakılırsa bunların gitmesi muhaldir” demektir. Fehmi KORU çapında üstad bir fıkra muharriri için “ne oldum dememeli, ne olacağım demeli” sözünü ibretlik bir şekilde hatıra getiren gerçekten ‘oldukça tuhaf’ bir yazı vesselam…

  12. Fehmi Bey, haziran seçimlerinden sonra Akp ( Tayyip Erdoğan) tavsiyenize uyup Hdp ile koalisyon kusaydı, pkknın ülkenin güneydoğusundaki yığınakları, barış adı altındaki emelleri ne olurdu? Devrimci halk savaşı başlatanların amacı barış mıydı? Kusura kalmayın ama geriye dönük olan biteni düşününce insan iyi ki Tayyip Bey yeniden seçimi zorlamış demekten kendimi alamıyor. Böyle muhalefetle çok partili olmaktansa, tek-parti rejimini yeğlerim!

YORUM YAP