AK Parti’nin güncel ve çağdaş bir hikâyesi vardı, başlangıçta.. Şimdi ise…

22

Ülkemizi 15 yıl boyunca yöneten AK Parti’nin, cumhurbaşkanı seçtirdiği liderine yeniden resmen kavuşacağı olağanüstü kongresi kapıdayken, bir siyasi gözlemci olarak ben, neden konuya iyimser yaklaşamıyorum?

Kongrenin yapılacağı bugün bile…

Okuyanlarınız hatırlayacaktır; dünkü yazımın başlığından bile olumsuz beklentimi belli etmiştim; ”Dimyad’a pirince giderken.. olmasın da..” diyerek…

Baştaki sorumun kısa cevabı şu: Tarihin tekerleği tersine dönmez de ondan.

ANAP ve DYP, evet liderleri Turgut Özal ile Süleyman Demirel‘i cumhurbaşkanı seçtirdikten sonra inişe geçtiler ve bugün siyasi mevta olarak hayatlarını sürdürüyorlar; ancak onların başına gelen, yalnızca Özal ve Demirel gibi güçlü liderlerden mahrumiyet yüzünden gelmemişti.

Her iki partinin hızları liderlerini cumhurbaşkanı seçtirmeden önce kesilmişti zaten. ANAP ve DYP Özal ve Demirel henüz genel başkan sıfatını taşırken patinaj yapmaya başlamış ve inişe geçmişti.

İki lider de bunu görüp kendilerini Çankaya’nın sakin sularına atmıştı.

Vatandaş bıkar

AK Parti’nin durumu elbette birebir kendisinden öncenin iktidar partilerinden farklı; bu yüzden şimdiye kadar halktan gördüğü ilgiyi bir çırpıda kaybedecek gibi görünmüyor. Tayyip Erdoğan tarafından planlandığı üzere, iktidarda 2023’leri, hatta 2071’leri bile görebilir. Ancak tarih bize ders veren bir yol göstericiyse bunun tersi de mümkündür: AK Parti’nin hızı da çok geçmeden kesilebilir ve iktidarı sekteye uğrayabilir…

İnsanların ‘bıkma’ gibi de bir özellikleri var; her an dikkati ayakta tutmak ne kadar güç ise, ne yaparsa yapsın iktidarları beğendirmek de o kadar kolay olmuyor.

Dünkü yazımda adını başarılı başbakanlar arasında andığım İngiltere’ye ileri yaşında savaş kazandırmış ‘son emperyalist’ Winston Churchill‘in partisi, liderinin göklere çıkartıldığı o başarıdan sonraki ilk seçimi kaybetmişti.

Bizim siyasi tarihimizde de benzer ‘bıkma’ olayları yaşanmıştır.

Tarihin tekerleği

‘Tarihin tekerleği’ tezi işte burada devreye giriyor.

AK Parti, ‘millenium’un (21. yüzyılın) hemen başlarında kuruldu; dünyanın önemli bir altüst oluşa kendini hazırladığı günlerde… Kurulmasından kısa süre sonra (2001) bölgemizden bir terör örgütünün elleri ABD’ye kadar uzandı; İkiz Kuleler, Pentagon ve muhtemelen Kongre’yi hedef alan eş-zamanlı eylemlerle dünya sarsıldı.

Ülkemizin özel şartlarını da hesaba katmalıyız: Kendini yenilemiş inançlı genç bir kadronun, demokrasi, insan hakları ve özgürlükler, hukuk devleti gibi ilkelere sahip çıkması, dibe vurmuş ekonomiyi çağdaş yöntemlerle canlandıracakları izlenimi vermesi kitlelerin ilgisini çekti.

İktidarın ilk sınavı olan ABD’nin Irak’ı işgal niyetiyle bölgeye gelmesine Meclis olarak karşı çıkış ise, yakın ve uzak dünyanın ilgisini ülkemiz ve AK Parti kadrosu üzerinde topladı.

Seçim öncesi verdiği sözleri yerine getirme çabası AK Parti’nin, gözlerden kaçmadı.

Dünyanın önemli güçleriyle eşitlikçi bir anlayışla sağlıklı ilişkiler kurmayı da amaçlıyordu AK Parti iktidarı; bunda başarılı oldu da…

Yalnızca kurucu kadronun temsil ettiği zihniyete sahip kişi ve kesimler değil, o zihniyeti benimsemeyen, ancak sahip çıktığı evrensel ilkeler sebebiyle hoş gözle bakan başkaları da AK Parti’nin başarısını arzuladı, bu amaçla destek de çıktı.

Hikâyesi olan kazanır

AK Parti yeni bir ‘hikâye’ yazmıştı, ilgi çekici bir hikâye…

O günlerde, gülümsemelere yol açmayı da göze alarak, köşeler ve ekranlardan, ”AK Parti’nin potansiyeli yüzde 70 oy” demekte hiç tereddüt etmediysem, sebep budur.

Hemen her alanda olduğu gibi siyasette de ‘hikâyesi’ olan kazanır.

Kongreye gidilirken bugün eksikliği hissedilen de budur: Hikâye…

Demokrasi.. insan hakları ve özgürlükler.. hukuk devleti ilkesi.. yolsuzluğu yok etmeyi amaçlayan bir refah toplumu olma ülküsü.. Bunlar AK Parti’nin hikâyesinin temel unsurlarıydı ve onu iktidara taşıdığı gibi, her girdiği seçimde yeni oylarla desteğini artıran unsur da bunlardı.

Olumlu bir çıkıştı AK Parti’nin siyasi hayata girmesi; bu da halkın kendisini benimsemesine ve desteklemesine geçit verdi.

Acaba bugün ”Liderini yeniden başına geçiriyor” dışında hangi olumlu mesajla gidiyor AK Parti olağanüstü kongresine? Hangi dikkat çekici olumlulukta ilkelere sahip çıkılıyor?

Zaten bu sebeple, dünkü yazımı, ”Umarım, kongrede ‘demokrasi’ kavramının içi gereği gibi doldurulur ve en kısa sürede OHAL’den vazgeçilir de ülkeye yaraması sağlanır yeni sistemin” temennisiyle bitirmiştim.

Kongreyi gözleyeceğim, bu yolda bir işaret alırsam, onu da sizlerle paylaşırım.

ΩΩΩΩ

22 YORUMLAR

  1. Tarihin tekerleği dönmeye dönüyor da o da patinaja düştü üstadım. Zira halkın önünde kocaman bir medya perdesi var. Halk o perdeye ne yansıtılıyorsa onu biliyor. Sadece yancı medya değil muhalif medya bile tahakküm altında. Halk bırakın muhalif yorumları iktidarı yıpratma olasılığı bulunan günlük olaylardan bile habersiz. Sahte gündemlerle, sahte düşmanlarla, sahte kahramanlarla dolu bir “diriliş” hikayesi izliyoruz. Korkarım Azerbaycan, Mısır gibi bir 3. lig ülkesi olarak yaşayıp gideceğiz.

  2. Tarihin tekerleği geriye dönmez. Daima ileri adım atar. Uygarlaşmaya uyanlar başarır ve yaşar, uygarlaşmaya uyamayanlar tarihte unutulurlar.
    Abdülhamit Meşrutiyet’i getirdi. Medreselilerle demokrasinin gelemeyeceğini anlayınca batı tipi okullar ve üniversiteler açtı. 1900’lere geldiğimizde artık Müslüman Osmanlı halkı da üniversite mezunu olmuştu. Türk hükümdarları bin sene veliaht kapılarını kapattı. 1900’ler içtihat kapısını açanların başarısı ile doludur.1910’lere geldiğimizde Türkiye saltanat dönemini tarihe gömdü ve Kuva-yi Milliye ile ulusal devleti oluşturdu. 1920’lerde cumhuriyeti kurdu, Türkiye’yi İslamlaştırdı. Nüfusun %50’den fazlası azınlık iken mübadele ile azınlık oranı %1’lere o tarihlerde indirildi. 1930’larda İnönü gitti, Celal Bayar geldi. İktisadi devlet teşekkülleri o tarihlerde oluştu ve insanlık devletçiliği öğrendi. Davut Peygamber’in ekonomi sistemi dirilmiş oluyordu. 1940’larda tekrar İnönü geldi ve Türkiye’ye demokrasiyi getirdi. Halkın seçtiği iktidar oldu. 1950’lerde Türkiye tarım döneminden sanayi dönemine geçti. 1960’larda çok partili anayasa geldi. Böylece dikta yönetimi son buldu. 1970’lerde devre dışı edilen din adamları iktidara ortak oldular ve dünyada sol sağ çatışması sona erdi. 1980’lerde Evren dönemi başladı ve Türkiye ordusuyla tekrar yüzünü doğuya çevirdi. Devlet yönetiminde tekrar doğu ve İslamiyet yer aldı. 1990’larda Türkiye’de artık İslami görüşler iktidar olmaya başladı. Sıkıntılı mücadele sonunda İslamcılar anayasa ekseriyeti ile iktidar oldular. 2000’li yıllar AK Parti’nin yılları oldu. Atılan büyük hamlelerle Türkiye dünyanın gelişmiş ülkeleri içinde yer aldı. Türkiye artık Fransa, İngiltere ve Almanya gibi ulusal büyük devlet olmuştu. Bu arada Türkiye Adil Düzen’i ortaya koyarak tüm dünyayı yeniden ilahi dinlere doğru çevirdi. 2010’lar ise Türkiye’nin her bakımdan bağımsızlık savaşını verdiği bir dönemdir. Sermaye’nin 500 senelik fitnesine ‘dur’ diyen bir dönemdir. Daha ameliyat bitmemiştir. Çözülmesi gereken sorunlar vardır. Sermaye’nin fitnesi devam etmektedir. Bürokrasinin zulmü devam etmektedir. İsrail sorunu çözülmemiştir. Gümrükler ve vizeler ortadan kalkmamıştır. Halk ekonomisi daha oluşmamıştır.
    AK Parti’nin bunları çözme hedefi varsa ve bunu benimseyen kadroyu kurabilirse 20 sene daha iktidarda kalabilir. Ben ‘Evetler’in fazla çıkması ile şuna kanaat getrdim ki AK Parti bu işi yapamayacak ve 2019’da ANAP ve DYP durumuna düşecektir. Bizim hazırlık yapmamız gerekir. Yedek olarak Adil Düzen Partisi beklemelidir. AK Parti bunları yaparsa ne ala, yapmazsa yeni parti görevleri yüklenecektir. Kimse yapmazsa tarihin tekerleği geriye dönmez ve devletimiz ikinci İstiklal Savaşı’nı vermek zorunda kalır. Bu satırlarımı Türk Ordusu okumalıdır ve Milli Güvenlik Kurulu’nda cesaretle dile getirmelidir.

  3. Suçluya cezasının verilmesi de adalettir.

    Mağduriyetten bahsediliyor.Topyekun Türk halkı mağdur edilmiştir.Bazıları bunu hiç görmüyor.Ülkemiz elden gitmek üzereymiş bunu da kimse görmüyor.Gezi’nin,17/25 Aralık’ın,15 Temmuz’un bu milleti nasıl mağdur ettiği göz ardı ediliyor.Varsa yoksa failllerin veya onlarla iltisaklı olanların mağduriyeti.

    Darbeci güruhla az veya çok iltisakı olanların mağduriyeti ön plana çıkarılıyor.Böyle bir mağduriyet varsa zamanla telafi edilir.Ama ülkemizden elden gitseydi bunun telafisi olmazdı.Ayrıca karşımızda sinsi,takiyyeci, olduğu gibi görünmeyen bir yapı var.İşin zorluğu burada.Hala bu yapıyı hatalı ve suçlu görmeyenler kabahati biraz da kendilerinde aramalılar Emre bey.

    • Sayın Bekir bey her şey çok güzelde KHK İLE atılan 150 000 kişi ne olacak bunlardan ekmeğe muhtaç olanlar var yok yere hapis yatanlar var aile dramları var Allah bunları sorar

  4. 3 yıl ortaokul 4 yıl lise 1yıl üniversite hazırlık 4 yil universite toplamda 12 yıl ilkokul arkadaşlarimdan fazla okudum. Neden mi öğretmen olmak için .6 kardeşim var. Babam zor şartlar altında okuttu. Yetmedi 10 yıl yaz tatillerinde insaatlarda çalıştım. Inşaat zor iş. Memur olamazzam bu zor ağır sevmediğim isi yapmak zorunda kalacaktım.çalıştım kazandım öğretmen oldum. 15 yil öğretmenlik yaptım. Sonra bir OHAL KHK si ile memurluktan ihraç edildim. Zannimca suçum darbe girişiminden 2 ay önce istifa ettiğim sendika üyeliği olsa gerek. Benim sendika aidatimi devlet ödedi her ay.bu sendikanın denetimini Meb. Yapıyordu darbe girisimine kadar. Burası devlet tarafından neden kapatilmadi. Yada kapatmayanlar neden cezalandırılmadı. 4kişilik bir aileyiz. Birikimim yok. Aileden maddi destek yok. Çünkü onlarda da yok. 1ekimden beri 7 aydır çocuklarımın ve kendi ihtiyaçları için o zor ve sevmediğim inşaat işinde çalışıyorum. Başkaları suç işliyor cezasını ben çekiyorum. Bu nasıl adalet. Mahkeme yolu kapalı. Halden anlayan yok. Ben kimden hesap soracağım. Kimin yakasına yapışacagim. Yoksa suçlu ben miyim. Yoksa adalet tatile mi çıktı. ……

    • Darbeyi yapanlar elbette cezalandırılmalıdır aksini kimse savunamaz Ancak dinin hükmü ortada iken “Babanın işlediği suçtan evlat sorumlu tutulamaz”ken darbe bahane edilerek sendikadan banka hesabından insanlar ekmeklerinden edildi yada tutuklandı.Tutuklananların kendisi evlerinde bulunamadıysa eşleri tutuklandı.Peki darbeden birinci derecede sorumlu olduğu iddia edilen Mehmet Dişli’nin kardeşi Şaban Dişli neden bu işten zarar görmedi? Zira adam hala Akpartide siyaset yapıyor.Yada şöyle sorayım Mehmet Dişli herhangi birimizin kardeşi olsaydı ve bizde devlet dairesinde memur olsaydık acaba darbeden sonra devlet bizide ihraç edermiydi?

  5. türkiye nin önündeki asıl tehlike abd ve batı nin turkiye ye kurduğu tuzak tır. bu daha önce 1.dünya savaşından önce oynanmış olan osmanlı devletini kendi yanlarından uzaklastirarak almanya tarafında savaşa girmesini sağlayıp sonrada osmanliyi parçalama oyunu ki o zamanki ittihat ve terakki partisinin yöneticileri bu oyuna gelmiştir.bu günde batı turkiye yi kendi yanından itmektedir eğer bu oyuna dusersek turkiye yi parcalayacaklar idarecilerimiz uyanık olmak zorundadır gerisi rusya çin sangay falan hikayedir.ak parti ittihat ve terakki partisi gibi olmaz inşallah

  6. Gelecek C Başkanlığı seçimini kazanacak bahane şimdiden hazır.
    Hepimizin bildiği gibi bizim millet çakma kahramanlıkları sever.
    Oda Washington DC büyük elçilikler in olduğu sokakta TC Büyükelçilğı’ nın karşısında sayıları az olan pkk li protestoculardan iki yaşlı adami öldüresiye dövüp kafaarini yaran kahraman korumalar vidiyolarını gösterip bakın biz bu teröristleri orada hallettik diye Amerika bize bunlari yapti.
    Amerikanin ne yapacağı su an kendi kanunlarına göre ağır suç sayılan o olaya karışanların ne gibi ceza alacakları aşağı yukarı tahmin ediliyor.
    Sırf seçim kazanmak için iç politikaya odaklanmiş politikacıların Türkiyeyi her tarafta büyük tehlikelere hizla zemin hazırlayan “yönetıcılerin” gayesi ve amaçlari ne olabilir?
    PKK’yi terör listesinden çıkarılmakmi? Yazık çok yazık aşağı yukarı bunu herkes tahmin ediyorda neden bizimkiler bu kadar baris hatalar yapiyorlar? Yoksa bunu bilerekmi yapiyorlr?
    Bütün pazıllar bu yöne doğru ilerliyor, çünkü siz kalkip terörle uzaktan yakından alakası olmiyanlari terörist ilan ederseniz! O zaman gerçek töristide kimseye kabul ettiremezsınız. Bir Örnek Enes Kantar.
    Not: şu an burada sabah ve Televiziyonlar Enes Kantari’ in pasaportunun Romanyada iptal edildiğini kendi vidiyosundan gösteriyorlar.
    Peki sonuçta kayip eden kim oldu? Tabii’ ki Türkiye, Enes Kantar yolda geliyor, New Yorka yetiştiği zaman basın toplantısı düzenleyecek. Pasaportu iptal edildide ne oldu? Ordami kaldı? Yoksa C Başkanından özürmü diledi?

  7. beyle aynı ülkede yaşamiyoruz diye düşünmeye başladım…demokrasi ve özgürlük isteyen herkesin terorist ilan edildigi ülkenin çok kıymetli emlaklarının parsel parsel satıldıgı vatandasligin bile 1 milyon tl ye satiliga cikarildigi bir ülkedeyiz malesef…. uyanmasinlar diye insanlara milliyetcilik hamaset ve düşman algisi bilincli olarak pompalaniyor…fakat gun gelecek mızragın cuvala sigmadigini hep beraber gorecegiz…1404 tl maaş icin gunde 12 saat mesai yapan bir ulkenin vatandaslariyiz…yani 1404 tl daha verseler hayatimizi satin alacaklar…fakiriz hem de cok fakir…ama olsun 1500 euro(yani 6bin tl) asgari ucret veren almanya bizi kıskanıyor..3. Havalimanı yetmez mi bize…sahi airbus ile boeıng ucaklari bizim miydi…ohal sadece sizi etkilemedi size sunulan hicbir ozgurluk muhaliflere sunulmadı…ornegin son gune kadar devletin imkanlariyla istediginiz propagandayı yaptınız…fakat muhalifler icin gosteri ve yuruyuş kanununa muhalefetten işlem yapıldı…olsun onlar vatan haini…..

  8. Bekir beyle aynı ülkede yaşamiyoruz diye düşünmeye başladım…demokrasi ve özgürlük isteyen herkesin terorist ilan edildigi ülkenin çok kıymetli emlaklarının parsel parsel satıldıgı vatandasligin bile 1 milyon tl ye satiliga cikarildigi bir ülkedeyiz malesef…. uyanmasinlar diye insanlara milliyetcilik hamaset ve düşman algisi bilincli olarak pompalaniyor…fakat gun gelecek mızragın cuvala sigmadigini hep beraber gorecegiz…1404 tl maaş icin gunde 12 saat mesai yapan bir ulkenin vatandaslariyiz…yani 1404 tl daha verseler hayatimizi satin alacaklar…fakiriz hem de cok fakir…ama olsun 1500 euro(yani 6bin tl) asgari ucret veren almanya bizi kıskanıyor..3. Havalimanı yetmez mi bize…sahi airbus ile boeıng ucaklari bizim miydi…ohal sadece sizi etkilemedi size sunulan hicbir ozgurluk muhaliflere sunulmadı…ornegin son gune kadar devletin imkanlariyla istediginiz propagandayı yaptınız…fakat muhalifler icin gosteri ve yuruyuş kanununa muhalefetten işlem yapıldı…olsun onlar vatan haini…..

  9. Bekir bey çok güzel özetlemişsiniz. Yapılan hizmetleri kim inkar ediyorsa gözüne, dizine dursun. Bu hizmetler sürdükce AK partiye olan destek devam eder ancak insanlar sandık başına gittiklerinde çok eskiden olanların değil de son zamanlarda yaşadıklarının daha fazla etkisinde kalır. Yolu FETÖ ile kesişti veya hakkında ihbar yapıldı diye binlerce mağdur edilen insan var. Bunun da ötesinde, 28 şubat döneminde önü kesiliyor denilen anadolu sermayesinin (sadece maddi anlamda değil) kolu kanadı kesiliyor. Bence burada kurulan bir tuzak var ve AK parti yönetimi de bu tuzağa düşmüş durumda. Sizin oradan belki farklı görünüyordur ancak buradan da böyle görünüyor.

  10. Sayin Fehmi Koru gene daha cok temennilerinin etkisinde kalmis bence, gercekci bir analiz yapmak yerine.

    AKP temel olarak alt gelir grubuna dayaniyor aldigi oylarda. Bu insanlarin hayat standardi hissedilir olcude ilerledi eskiye gore. Eskiden gercek anlamda karinlarini doyuramiyorlardi, simdi ucuzundan da olsa tavuk, araba arkasindan da olsa baklava alabiliyorlar arada. Cogu belediyelerde v.s, gorevli ve nitelik gerektirmeyen islerde calisiyorlar. Hatta cogunun yaptigi isi “gereksiz” kategorisinde. Ama bunlar sonucu degistirmez, bu grupta cok buyuk bir insan kitlesi var ve eski durumlarina donmek istemezler. En onemli onceliklikleri budur ve “demokrasi”, “gucler ayriligi”, “adalet” gibi mefhumlar ya da “Islamcilik”, “Laiklik” gibi ideolojik yaklasimlar zaten pek de umurlarinda degildir. Bunlari kucumsemek icin degil durum tespiti olarak soyluyorum.

    Kisacasi AKP’nin asil tabani, Istanbul’dan orneklendirirsek, artik Fatih, Uskudar degil asil olarak Esenler, Basaksehirdir.

  11. Fehmi Bey’in yazısı,daha dün,yani 1 Kasım’da %50 oy almış olan bir partiye hiç uymuyor. Zira karşımızda düşüşe geçmiş bir parti yok.

    15 Temmuz darbesine maruz kalan halkımız OHAL’den de şikayetçi değil. Zira işinde güçünde olan vatandaşın hayatına olumsuz bir yansıması yok OHAL’in.

    Öte yandan hendek terörünü yaşamış olan Güneydoğu’daki vatandaşımızın da “demokrasi”, “özgürlük”gibi kavramların edebiyatının yapılmasına karnı tok. Bunun böyle olduğunu, referandumda bölgedeki evet oylarının artışı gösterdi. Demokrasi ve özgürlük olmazsa olmazlarımızdandır. Ama yaşam hakkı önceliklidir.Kaldı ki demokrasimizde eksik olan nedir?

    Referandumda az farkla evet çıkması da tıkır tıkır işleyen bir demokrasimizin olduğunu dosta, düşmana, herkese gösterdi.

    İşinde gücünde olan vatandaşın hangi özgürlüğü yok? Darbecilere darbe özgürlüğü, hendekçilere hendek özgürlüğü verecek değiliz.

    Bugünkü Türkiye’de muhalefet partileri bile yolsuzluk iddialarında bulunamıyor. Çünkü yok. 17/25 Aralık’ın bir yolsuzluk operasyonu olmadığını, hükümeti düşürme operasyonu olduğunu herkes gördü.

    Başörtüsü üzerine peruk takmaya bile tahammül edilemeyen günlerden kamuda başörtüsünün serbest bırakıldığı günlere geldik.Okullara seçmeli Kuran ve siyer dersi konulabilen günleri gördük.Meslek liselilere katsayı zulmü uygulanan zamanları geride bıraktık.

    Denizin altından ve üstünden yollar açılmaya devam ediliyor. Karayolu, demir yolu yatırımları hız kesmeden sürüyor. Vatandaş ancak havada uçarken gördüğü uçaklarla yolculuk
    yapabilmenin rahatlığını yaşıyor.

    Okulların açıldığı gün ders kitaplarının çocukların önünde hazır tutulmasında bir aksama olmadı.

    Vatandaşın dilediği eczaneden ilaç alma rahatlığı sürüyor.

    Sanayilerimiz harıl harıl çalışıyor.Eskiden kutu gibi dükkanlarda iş çıkarmaya çalışan sanayiciler şimdi futbol sahası büyüklüğünde kapalı alana sahip iş yerlerinde üretim yapıyorlar.

    Trafikte seyreden otomobillerdeki yenilenme ortada.

    Hacca,umreye gidenlerin ve gitmek isteyenlerin sayısı müthiş arttı.Dileyen başka ülkelere turistik seyahatlere,iş gezilerine çıkabiliyor.

    Hülasa Türkiye maddi-manevi alanda ilerlemeye devam ediyor. Bunu sadece ben görmüyorum. 1 Kasımda Ak Parti’ye %50 oy veren Türk halkı görüyor. Yakaladığı bu fırsatı kaçırmamak için Ak Partiye sahip çıkmaya devam ediyor.

    Türkiye’nin Çin, Hindistan, Rusya ve ABD gibi büyük ülkelerle sürdürdüğü ilişkiler de ülkemizin büyüklüğünü göstermektedir.

    Başarı hikayemiz kesintisiz devam ediyor.

    Göz önündeki gerçek masa başında yok edilemez.

    İyi niyetli eleştiriler olmalıdır ve faydalıdır. Yapılanı yeterli görmeden,daha iyisini vedaha fazlasını yapma konusunda azim ve kararlılık sürmelidir.

    Ancak marifetin iltifata tabi olduğu hususu da unutulmamalıdır. Hakeza, yiğiti öldür ama hakkını yeme gerçeği de.

    Benim burada sade bir vatandaş olarak yaptığım, yiğite hakkını teslim etmekten başka bir şey değil.

    • “15 Temmuz darbesine maruz kalan halkımız OHAL’ den şikayetçi değil.” “Benim burada yaptığım yiğidin hakkını vermekten başka birşey​ değil.”
      15 Temmuzu herkes gibi sizde sürekli laanetleyip üzülüyorsunuz, bu konuda yerden göğe kadar haklısınız”AMA”15 Temmuz’u Allahın bir lütfü olarak kabul edeni’ de yiğit ilan ediyorsunuz. Madem OHAL dan şikayetçi değilsiniz O halde, ohalde 15 Temmuzdan neden bu kadar şikayet ediyorsunuz? Neden Allahın bir lütfü olarak kabul etmiyorsunuz? Ozaman siz yiğit ile ters düşmiyormusunuz?
      Sizce bu söylemler birbiri ile ne kadar uyumlu? Sizi bilmem ama, bana bu tip söylemler lahana turşusu ve pehriz meselesini hatırlatiyor.

      • 15 Temmuz’u Allah’ın bir lutfu olarak görmenin anlamı şudur:

        “Bu darbeciler 15 Temmuz’da harekete geçmeyip de bir kaç yıl daha bekleselerdi, hem kesin başarılı olup memleketi ele geçirirlerdi, hem de başta üst düzey yöneticiler olmak üzere binlerce insanımızın kanını dökerlerdi. Yani kan gövdeyi götürürdü.”

        Elbette her sözün manasını herkesin anlamasını bekleyemeyiz.

    • „Tıkır tıkır işleyen demokrasimiz“ derken, bu platformda bize yazma olanağı veren sayın Koru’nun gazetelerde yazamadığı ve televizyonlara çıkamadığı hiç aklınıza gelmiyor mu?
      „İşinde gücünde olan vatandaşın hangi özgürlüğü yok?“ derken herhalde sayın Koru ve onun durumundaki gazetecileri kastetmiyor sunuz?

      • Fehmi Bey’in bir gazetede yazmamasının sebebini bilmiyorum.

        Ancak sayın Koru ile kıyaslanamayacak derecede şiddetli muhalefet yapan yüzlerce gazeteci yazacak bir gazete bulabiliyor. Belki de Fehmi Bey bir gazetede yazmak istemiyordur veya gazete patronları ile çalışma koşulları üzerinde anlaşamıyordur.

    • Kusura Bakmayın da yukarıda yazdıklarınız ”ÖZGÜRLÜK,ADALET” olmadıktan sonra çöp…

      Yazdıklarınızın bir kısmı doğru milletin refah seviyesi arttı.Yaşım olarak da bunu görenlerdenim.Ama sizin kaçırdığınız bir nokta var.Dikkat ederseniz kimse artık maddi (ev,araba,tatil vs.) gibi beklenti içerisine girmiyor.Herkesin ağzından tek cümle çıkıyor oda ”ADALET ve ÖZGÜRLÜK”…

      Şimdi siz elinizi vicdanınıza koyun öyle söyleyin.Ülkemizde bu ikisi kaldı mı?

      ”Adalet ve Kalkınma Partisi” kuruluşundan bu güne ”Kalkınma” yı gerçekleştirdi ya ” Adalet” ?

      İşte burada sınıfta kaldı.Emin olun millet tatile gitmez,dışarıda yemek yemez,lüks arabaya binmez ama ”adalet ve özgürlük” ister…

      ve son olarak Bekir Bey,yorumlarınızın çoğunu okuyorum ve vardığım sonuç şu:Gözünüz bazı gerçekleri görmüyor maalesef…ve açıkçası adınıza üzülüyorum

      Sağlıcakla….

      • Ülkemiz nüfusunun büyük çoğunluğunun Adalet ve Özgürlük isteyip istemediğinden tam emin değilim ama; Bekir bey hakkındaki gözlemlerinize tamamen katılıyorum Emre bey. Bende genelde bekir beyin yorumlarını okuduğumda onun adına üzülüyorum. Mesela, Fehmi beyin herhangi bir gazetede yazmama veya tv.ye çıkmama sebebini bilmiyorum, şeklindeki yorumunu okuyunca insan ister istemez Bekir beyin olaylara ve gelişmelere baktığı pencereye hayret ediyor. saygılar.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here