Bir film (Jason Bourne) izledim.. gözümün önünde Reina’da yaşatılanlar canlandı..

23

Not: Yazı spoiler içerir. (Editör)

Robert Ludlum ölene kadar (2001) her yazdığını hiç kaçırmadan okuduğum bir casusluk ve gerilim romanları ustasıydı; öldü ama, onun adıyla yeni romanlar çıkmaya devam etti.

Ölümü bile namına uygundu Ludlum’un; Florida’daki evinde gizemli biçimde çıkan yangında aldığı yanıklar yüzünden…

Kimbilir kaç yazı yazmışımdır okuduğum romanları üzerine…

Ludlum’un romanlarındaki ‘teröristler’, bir dava uğruna ölmeyi göze alan ve ideolojisi adına ölen-öldüren tipler olmak yerine, hükümetler veya bazı çıkar gruplarının yönlendirmesiyle eylemlerini profesyonelce icra eden birer kukladan başka bir şey değildir.

CIA gibi devlet kurumları ile onların hizmet verdiği politikacılar.. karanlık işlere meyyal.. çıkarları için her şeyi göze alabilen.. ve ortada yanlış bir iş varsa ilk kuşkulanılması gereken yerler ve kişilerdir…

Robert Ludlum: Entrikalar ustası..
Jason Bourne: Hafızası kaybettirilen ajan

En önemli roman karakteri olan Jason Bourne tam dört kez Matt Damon tarafından beyaz perdeye yansıtıldı.

Sonuncusu Digiturk’ün ‘Salon 1’inde şimdilerde gösterimde.

Dün gece izledim ‘Jason Bourne’ filmini…

Kendisinin gerçekte kim olduğunu, geçmişte hafızasıyla oynanarak CIA tarafından tetikçi hale getirilerek karanlık operasyonlarda kullanıldığını önceki üç filmde öğrenmişti Bourne; tetikçi geçmişinde 35 kişinin canını aldığını da…

Bu yeni (2016 tarihli) filmde, öğrenmek için öldürmeyi ve gerekirse ölmeyi göze aldığı ise, CIA’de tahlilci olarak çalışmış babasının neden öldürüldüğü sorusunun cevabıdır.

Babasının ölümünden sorumlu kişi, CIA içerisinde basamakları çıka çıka kurumun başına kadar gelmiştir ve geçmişindeki yanlışlıkların sergilenmesini engellemek gibi bir derdi vardır; bir de kurulmasına parasal destek verdikleri bir bilgisayar programıyla bütün dünyayı izleyip gözlemeyi kafaya koymuştur…

Filmi uzun uzadıya anlatacak değilim.

İlgimi çeken senaryosu içerisine yerleştirilmiş bir entrika…

Bir tetikçi var.. bir de belirlenmiş tetikçi..

CIA başkanıyla kaderini birleştirmiş tetikçi aldığı talimatla bir bilgisayar programcısını kalabalık ortamda öldürecektir. Tabii kendisini görünmez kılıp gizleyerek… CIA başkanına körü körüne bağlı bir ajana düşen ise, suikast sonrasını düzenlemektir.

“Cinayeti işlemekle suçlanacak kişi de hazır efendim” der o ajan ve devam eder: “20 yaşında bir Iraklı.. Cesedi sonradan bulunacak… Tabii esas tetikçinin geride bıraktığı cinayet silâhının üzerinde de parmak izi…”

Bu cümleyi filmde yan bir rol üstlenmiş adamın ağzından duyunca “Yanlış mı işittim?” merakıyla filmi geriye sarıp o sahneyi bir daha izledim.

Hayır, söylenenleri doğru işitmişim…

İzlemeye devam ettim.

Yok birbirlerinden farkları..

Tetikçinin silâhından çıkan ilk kurşunla birlikte ortalık doğal olarak karıştı filmde. Tetikçi ortada görünmediği için.. salonu dolduran erkekli-kadınlı izleyiciler derhal can derdine düştüler ve kaçışmaya başladılar…

Onların kaçışlarını izlerken birden kendimi Reina’da kıstırılmış insanların can havliyle neler yapabileceklerini zihnimde canlandırır buldum.

Aynısını yaparlardı herhalde: Olay mahallinden derhal kaçarlardı ve katilin yapacağı, filmde olduğu gibi, kalabalıkla birlikte hareket etmesiydi…

Eylem mahallinde bırakılması kararlaştırılmış cinayet silâhı… üzerinde gerçek tetikçinin değil ‘cinayetin kendisine mal edileceği kurban’ rolü önceden biçilerek belirlenmiş kişinin parmak izi… tetikçi kaçıyor… rolü üstlenmesi beklenen kişi ölü ele geçiriliyor…

Bu, 2016 tarihli Jason Bourne filminin senaryosu…

İki tetikçi var; biri gerçek, öteki belirlenmiş…

Suikast için ‘câni’ rolü biçilmiş kişinin hangi dini veya etnik kimlikten olacağını.. eylemin işleneceği dönemin özellikleri belirliyor doğal olarak…

Dünya çapında sihirbaz David Copperfield herkesin gözü önünde kocaman uçağı yok etmiyor mu?

Filmde de CIA cinayeti kendi tetikçisine işletiyor, ama dünyaya “O yaptı” diye eylemle hiç ilgisi bulunmayan başka birini göstermeye hazırlanıyor; tabii adamı ölü ele geçirdikten sonra…

Sadece filmlerde değil, gerçek hayatta da eylemciler nedense hep ölü ele geçirilir oldular.

David Copperfield.. uçmuyor, uçuruyor..
David Copperfield’i bilir misiniz?

Ludlum’un filmlerinde, özellikle Bourne serisinde, CIA de, bir tür David Copperfield, bir tür sihirbaz…

Oğlunun şirket (CIA) içindeki kötü tipler tarafından karanlık operasyonlarda ‘tetikçi’ olarak eğitilmek istendiğini fark eden iyi bir baba ne yapar? Buna engel olmaya çabalar değil mi?

Jason’ın babası da öyle yapmış…

Bu çabası fark edildiğinde, ellerine her bakımdan ‘ideal bir tetikçi’ geçmişken babası yüzünden ondan vazgeçmek yerine, CIA içindeki kötü tipler, babayı sanki teröristlerce yapılmış süsü verilen bir suikastla ortadan kaldırıp oğlunu teşkilâta daha da bağlı hale getirmeyi yeğlemişler…

Filmin sonunda.. o ana kadar en halisane duygular içerisinde davrandığını görmeye alıştırıldığımız bir kadın ajanın da, ayaklarını kaydırmada görev aldığı kötü tiplerden fazla farkı olmadığı.. onun motivasyonunun da hak etmediği bir makama gelmek ve bunun için gerekirse öldürmek olduğu..

Ne kötü şu film senaryoları…

Bu yazının bir yerinde ‘Reina’ adı geçiyor, ama siz bunu taze izlenmiş bir filmin üzerimde bıraktığı etkiden daha öteye çekmeyin lütfen…

İmkânınız varsa, ‘Jason Bourne’ filmini kendiniz de izleyin.

ΩΩΩΩ

23 YORUMLAR

  1. Ludlum’un kemikleri sızlamıştır. Ludlum’un romanlarında en baskın özellik karmaşık entrikalar iken Matt Damon’un başrol oynadığı filmler Bruce Willis’in abartılı saçma aksiyon filmlerine dönmüş. Tamam gişelerde para kazanmak için avam seyircinin beğenisini okşamak mazur görülebilir aksi halde John Lecarre’nin mesela “our kind of traitor” romanından uyarlanarak aynı adla çekilen fimin akıbeti gibi olurdu.
    Reina katliamı benzerlikler vs herkes birşeyler görüyor…
    Kimbilir yıllar sonra bazı failler hatıralarını doğrudan yada romanlaştrarak yazar, biz de perde arkasında neler olduğunun bir kısmını okur ve komplo teorisi der geçeriz…

  2. En dikkat çeken kısım bütün tetikçilerin ölü ele geçiyor olması Fransa’daki eylem yapan terörisler Almanya daki eylem i yapan terörist Türkiye yi dememe gerek varmı

  3. İşin ilginç tarafı, her olay Ülkeyi amerika ve nato dan uzaklaştırmaya
    ve dahi rusya bloğuna yaklaştırmaya devam ediyor.

    Çok ilginç.

  4. Süleyman Karagülle ısrarla “semt kooperatiflerinin” günümüz perdeli yıkımcılarına en keskin ilaç olduğunu söylemesi geliştirilerek önemsenmelidir.
    Demokratik toplumlarda “kamu oyu” olarak belirtilen toplumsal irade; Süleyman beyin “semt Kooperatifleri” önermesinde gerçek, etkin yerini buluyor. Halk yığınlarının tanınmazlığı, kaosa açıklığının tersine; Cumhur Başkanımızın da son değinisinde belirttiği üzere “semt sakinlerinin semtlerine gözlemci, bildirici olarak sahiplenmesi” yükümlüğüne soyunulacak bireyler ancak, ” çalışma-yaşam yerleşkeler modeli “nde oluşabilir.
    Yetkili ilgililere duyurulur.

    • Ali Bey merhabalar,

      Üniversite’de araştırma görevlisiyim. Bu aralar final haftası, okulda işler yoğun. Editörlük görevimi yapmak için vakit bulamayabiliyorum. Bu yüzden yorumunuz geç onaylandı.

      1-2 hafta gecikmeli onaylar olduğu günler olursa beni anlayışla karşılayın lütfen.

      Saygılarımla

  5. Denekler, ne kadar etkiliyse, denendikleri işten uyanma riskleri de beklenmedik olur.
    Snowden isim film vizyonda; izlemeyi kaçırmamanızı hatta Kültür Bakanlığının her yerde izlenmesine vesile olmasını dilerim.

  6. Bakın, Reina’ya ne kadar da odaklandık. Öncesinde Kayseri olmamış gibi, ondan öncede İstanbul ve daha niceleri? Sonraki bir öncekini, hafızalardan silme gibi bir işlev görüyor neredeyse. Bunlardan birinin veya bir kaçının failini, tetikçisini bilmemiz neye yarıyor ki? Nitekim terör, trafikte freni patlayan bir kaç tane ve değişik, ağır vasıta gibi yüzlerce insanımızı ansızın ezip geçiyor. Canavar!.. Topluma da onulmadık yaralar açan travmalar yaşatıyor. Yaşatıyor da; otuz yılı aşkın süredir teröre karşı toplumsal bir tepki oluşturamadık. Yani 5 milyonları, belki de 10 milyonları ülkenin değişik meydanlarında toplayamadık. Netice verir mi bilmem. Ama artık bu Millet; ” Eyyy Devlet! Bitir bu işi artık, bitir bu mel’aneti” demeli. Sana ”kınalı kuzularımı” veriyorum, arkası da var. Canım. Onu da veririm. Ben terörle yok olacak bir Millet değilim. Ben ”Millet”im. Sana emr ediyorum. Bitir bu mel’aneti. Canııım yanıyor…” demeli. Demeli…

  7. İhtiyar beyni için tam bir muamma senaryosu..Fakat şu “merak” denilen hastalık var ya,gence,kocamana bakmıyor,yakamızı bırakmıyor.Konunun uzmanı Koru üstadın gizemli yazılarının satır aralarını okuyup,anlaya bilmeği nekadar isterdim.Yine de bazı şeyler anlıyor gibiyim..

  8. Fehmi Bey, “Spoiler Alarm” deseniz yazinizin basinda fena olmaz. Filmi izlemistim ama izlemeseydim film hakkinda fazla bilgi edinmis olacaktim, tadi kacabilirdi filmin 🙂

  9. Yazınızı okuduktan sonra filmi seyrettim. Herşeyi göstere göstere planlayıp yapıyorlar. Dost ve düşman yok her enstrümanı kullanıyorlar. Dost ve düşmanlarımız tarafından kullanılan olmayacak kadar bilgili ve basiretli olmak zorundayız. Ancak Bir ve diri olursak kendi senaryomuzu yazar ve oyunumuzu oynarız.

  10. HER BİLİMSEL YENİLİK İSTİHBARATLARIN İLGİSİNİ ÇEKER
    Nasıl ki teknoloji alanında geliştirilen her yenilik, savunma/harp sanayinin ilgisini çekerse sosyal/davranışsal bilimlerde ortaya konulan her yeni teorik bilgi, istihbarat örgütlerinin de dikkatine çeker. Buna göre örneğin kriminolojik bulgular, potansiyel failler ve olası mağdurlar üzerinden uygulamalarla test edilmelidir. Bunun en ideal örgütsel yöneticisi ve uygulayıcısı ise genelde perde arkasında operasyonu yürüten güçlü bir istihbarat örgütüdür. Uygulayıcıları ise geçmişinde/çocukluğunda sosyo-psikolojik herhangi bir kırılma yaşamış olan aslında kendilerinin de bir yönüyle mağdur olan veya en azından kendileri de öyle düşünen zavallı kurbanlardır. Bilimsel metotlarla çalışan bu gibi istihbarat örgütleri, bu tarz operasyonlarla bir taraftan makro-bölgesel boyutlarla hem stratejik-konjonktürel politikalarını/tehditlerini dolaylı/gayri resmi olarak da olsa ortaya koyar ve muhatap ülkeye/lidere gerekli mesajı verir, diğer taraftan da aksiyon sonrası gelişmeler doğrultusunda toplumsal/sosyal-psikolojik alanda test etmek istediği hipotezlerinin doğruluğunu/yanlışlığını ortaya koymuş olur. Bir başka ifadeyle kendi ezoterik/gizemli insan ve toplum bilimleri de olmak üzere birçok amaca yönelik olan böyle operasyonlarla deyim yerinde ise bir taşla birkaç kuş vurmuş olurlar. Bilimsel merak, kontrolsüz ve ilkesiz bir biçimde istihbarat alanına kaydığında meşru ve hukukî zemin de kaybolmuş olmaktadır. Dün Batılı sosyal antropologlar ve oryantalistler İslâm coğrafyasında Müslümanların etnik/mezhepsel/kültürel farklılıklarını araştırıyorlardı, bugün ise yabancı istihbaratlar bu bilgilerden yola çıkarak, Müslüman toplulukları sadece ortaya attıkları yeni kavramlarla (Laikçi, İslâmcı, İslâmist; Şeriatçı; Atatürkçü; Mürteci, Ilımlı; Liberal vb) değil gerektiğinde destek verdikleri terör eylemleriyle de Müslüman halkları bölme gayretindedir. Teröre karşı stratejik olarak en aktif eylem biçimi ise sosyal bilimler alanında hem millî hem de küresel boyutuyla kendi menfaatimize olan yeni araştırmalar yapmaktır. Bunun için de özgürce çalışabilecek yabancı dil bilen binlerce akademisyenimize ihtiyaç vardır. Yerli akademisyenleri tehdit olarak görmek ve onları bir çırpıda görevlerinden uzaklaştırmak da yabancı istihbaratların çok önceden planlanmış gizli bir hedefi ve sinsi bir oyunu olmasın? Prof. Dr. Ali Seyyar

  11. Doğup büyüdüğüm bucağım kabile hayatı yaşamakta idi. Cinayetler olur ama kimse devlete başvurmazdı. Herkes kabile intikamları ile öcünü alırdı. Devlet yetkilileri gelince de onlara asıl tetikçiyi ve yaptıranı gizlerler; kızdıkları zavallı kimseleri gösterir, ona eziyet edilir sonunda faili meçhul cinayet olarak kalırdı Ne var ki hiç bir cinayet bucak halkına meçhul değildi. Er veya geç cinayetin bütün işleyiş şekli öğrenilir, devletin bundan haberi olmazdı.
    Koru’nun yazısını okuduğumda bucağımdaki olaylar gözümün önüne geldi. Düşündüğüm acaba CİA bu yaşadıklarını neden deşifre diyor. Bu tür filmleri neden çevirtiyor diye düşünmeye başladım. Sonra Korunun da ifade edemediği çözüme kolayca ulaştım. Bütün bunları yapan CİA değil sermayenin bizim de bildiğimiz kuruluşlardır. Tüm cinayetleri o kurum veya kurumlar işlemektedir. CİA görünür tetikçidir.
    Darbeyi de o bizim bilemediğimiz kimseler yapmıştır. CİA ve FETÖ görünür tetikçidir. Asıl tetikçileri biz bilemediğimiz için akıbetlerini elbette bilmiyoruz. Bunun için ne yapılmalıdır.
    Sermayenin bu asıl tetikçisini bulmak ve bu örgütü deşifre etmek gerekir. Eskiden bunları MİT CİA ikilisinin yaptığını sanır onlara cephe alırdık. CHP’yi suçlayarak işin içinden çıkardık. 60 darbesinde bunun böyle olmadığını öğrendim. Bucağımdaki oyunlarından öğrendim.
    Polisiye tedbirlerle bu sorunun çözülemeyeceğine kanaat getirdiğimiz içindir ki fail kim olursa olsun savunma tedbirlerine geçmemizi gerektiğini düşündük ve Akevler ve Milli Görüş böyle doğdu.
    Semt kooperatiflerini ve bucak sistemini bunun için öneriyoruz. Fail ne CIA’dır ne de mittir. Fail sermayenin dolarlarıdır ve tetikçileri de bilmediğimiz kimselerdir. Garip gelecektir ama ne PKK’dir ne de IŞİD’dir. HDP hiç değildir. Onlar hep göstermelik tetikçilerdir. Bunu anladığımız gün düşmanımızı yeneriz.

    • Süleyman bey sizin yazılarınızı bu yıl akit gazetesinden tanıyarak takip etmeye başladım. Hep sizin gibi düşünür ama ifade edemem. O yüzden son zamanda yaşanan herseyde hiçbir komplo üretmeye gerek yok diyorum. Evet esas fail hep sermaye tabirinizle. Ama buna sebebiyet veren yol açan insanların cahililigi ortecek kadar şişen kibir ve önyargıları mı acaba? Dinini bilmeyi engelleyecek kadar hemde. Öğrenmek yerine kolayca şunu bunu katlederek , secileni zorla darbeyle degistirerek cenneti alacağını zannedecek kadar. Sanırım öyle.
      Sermaye işini insan nefsinin zayıflıklarından faydalanarak kolayca görüyor.

  12. İstihbarat örgütlerinin, olayı, kamuoyunun görmesini istedikleri gibi görmesini sağlamak için olay yerine başkasının karvizitini bırakmalarına şaşılmaz. Mesela Rus büyükelçiyi öldüren katili Arapça konuşturtmuşlardı, Arapça bilmediği halde. Konuşmasını önlemek için katili ortadan kaldımaları da sıradanlaşan bir olay. Reina olayında, katliama, yaşam tarzı farklılığınının yol açtığı süsünün verilmesi de adeta sırıtan bir durumdu.

    Toplumun bunu görmesi olayı acemice işlenmiş bir cinayet derekesine bile düşürebilirdi. Ancak, “terörün amacı toplumun moralini bozmaktır, yolumuza yalpalamadan devam edelim” ifademizi soğuk bulanların terörün niyetini anlamasını beklemek fazla iyimserlik olur.Terör nasıl bir mesaj vermek istiyorsa biz de o mesajı alırız mantığı ile bir yere varılamayacağı aşikardır.

    Fehmi Bey’in İzlediği film Türkiye’deki durumu izah edemiyor bence:

    1.Reina katili henüz ölü veya diri ele geçirilmedi.
    2.Rus büyükelçinin katili ölü ele geçirildi. Gerçek katilin yerine başka biri öldürülmedi. Ayrıca katil kendisini öldürtmek istedi. Olay herkesin gözü önünde cereyan etti.
    3.Kayseri katili ise zaten canlı bomba idi. Katilin yerine başka birinin bulunmasına ihtiyaç yoktu yani.

    • Reina’da katil profesyonel ve soğuk kanlı.
      Velakin yaşam tarzı üzerinden verilmek istenen mesaj acemice.
      Yabancılara,Türkiye’ye gitmeyin,orada can
      güvenliği yok mesajı da fazla sırıtıyor.

      Ancak mesajı terörün vermek istediği
      doğrultuda anlayanlar da çıkabiliyor.

    • Bekir Beyin yukardaki tespitlerine büyük ölçüde katılsam da aşağıdaki cümlesinde ifade edileni manidar bulduğumu söylemek istiyorum. Çünkü bu anlamda bir ifadeyi ben bu sayfalarda görmedim.

      „Reina olayında, katliama, yaşam tarzı farklılığınının yol açtığı süsünün verilmesi de adeta sırıtan bir durumdu.“

      Reina katliamından sonra „bu katliam yaşam tarzına bir saldırıdır“ ifadesini kullananlardan biriyim. „Bu katliam yaşam tarzına bir saldırıdır“ derken benim söylemek istediğim, katil ve arkasındakiler karşı oldukları bir yaşam tarzına saldırdılar anlamındadır. Günümüzde her ülkenin her mahallesinde yaşam tarzları farklı insanlar vardır. Kendi akrabalarım arasında da yaşam tarzı farklı olan çok insan var. Bu farklılık hiç bir zaman kendiliğinden sorun çıkarmaz. Katil ve arkasındakilerin amaçlarına karşı en etkin mücadele, farklı yaşam tarzlarını bir toplum için zenginlik olarak görebilmektir.

      • Anne-baba ile evlatları arasında bile
        yaşam tarzı farklılığı var.Ama bu bir kavga nedeni değil.

        Demek istediğim şudur:

        Reina katliamını gerçekleştiren kişinin
        yaşam tarzı,o an için orada eğlenenlerin
        yaşam tarzıyla aynı olabilir.Olmayabilir de.Katilin,orada bulunanların yaşam tarzı farklı olduğu için bu katliamı yaptığı
        söylenemez.Eylemcinin bu algıyı oluşturmak için öyle bir yeri özellikle
        seçtiği söylenebilir.Bir taşla bir kaç kuş
        vurulmak istendiğini de düşünebiliriz.
        O kuşlar şunlar olabilir:

        1.Yaşam tarzına saldırı var algısı oluşturmak.

        2.Öldürülenlerin çoğu yabancı olduğuna
        göre,Türkiye’ye gitmeyin mesajı vermek.

        3.Toplumda korku ve paniğe yol açmak.

        4.Devletimizi bununla meşgul edip kafasını kaldıramaz hale girmek.

        5.Gelişmemize,büyümemize engel olmak.

  13. Fehmi bey,domino taşlarını eksiksiz yerli yerine yarleştırmışsınız!
    Korkunç bir filim, ve filimin sonu faleket.
    Gerçekler er geç birgün ortaya çıkmak gibi bir özeliğe sahip.Bu filimin seneryosundada görüldüğü gibi
    bizim acilen yeni zindanlara ihtiyacımız var! Çünkü olağanüstü hal úç ay daha uzatıldı…..
    Sahi olağan üstühal terörü nede bu kadar tırmandırıyor? Galiba bizde çok fazla in var ve
    bana öğle geliyorki bu inlere her gün yenileri ekleniyor.İnşAllah bir gün Sayın Koru gerçekleri yazmak için o kıymetli saatlerini harcayıp filim izleyerek değilde okurlarına seneryolarla değilde kendi bildiklerını açık açık yazararak ulaşır.Eğer ben Fehmi koruyu uzun zamandır okuyor olmasadim! Töbe olsunki bu yazıdan bir şey anlamazdım “Çivrililer bu sözcukleri çok kullanırlar,” Bende onlardan ödünç aldım.

  14. Film senaryosu dediğiniz olaylara gerçek anlatımlarla bakalım. Eski Fransız istihbarat müdürü Pierre Siramy inin Maurice Dufrese adıyla yazdığı Flammarion isimli kitapta gizli servis profesyonellerinin basit insanları nasıl manipüle ettikletini görürsünüz.
    Tabi burada iki insan vardır. Manipüle edilen ve eden. Biri kullanılmaya hazır diğeri kullanmaya. İkisinin de amaçları farklı iken maşa olan diğerine hizmet ettiğinin farkında değildir. Ya da umursamaz.

    Bence Reina da ki olay bazı zenginlere mesaj vermekti. Dünya’nın neresinde olursanız olun eğlence ortamında dahi canınızı oluruz demek istedi bunu planlayan.

Ahmet Melik için bir cevap yazın İptal