Bir zamanlar Katar’da ‘medya özgürlüğü’ için çalışacak bir merkez kurmuştuk..

27
Bizim Merkez logosu..

 

Yazıya oturmadan önce kısa bir araştırma yaptım; bizim merkez hâlâ faal, ben de hâlâ merkezin danışma kurulu üyesi olarak görünüyorum. Merkez’in ilk yöneticisi kendiliğinden ayrılmış.. ikincisi kovulmuş.. ama hâlâ uluslararası toplantılara kurum adına katılan genel müdür sıfatlı biri var..

‘Merkez’ dediğim, Katar’ın eski Emir’i (şimdiki Emir’in babası oluyor) Şeyh Hamad bin Khalifa Al Thani ile eşi Şeyha Mozah tarafından oluşturulmuş ‘Doha Center for Media Freedom’

Körfez ülkelerinin birinin en tepe yöneticisi, bölge ülkelerinde basının özgür olması gerektiğine inanmış.. bunu sağlamak ve yaygınlaşmasını zorlamak amacıyla girişimde bulunmayı kafaya koymuş.. bu amaçla da uluslararası simaları işin içine sokma cesaretini göstermiş..

Üstelik burası CNN-International kanalını dengelemek için kurulmuş el-Cezire TV kanalının dünyayı haberlerle beslediği ülke de…

Bana, “Siz de katılır mısınız?” diye sorduklarında, hiç tereddüt etmeden “Elbette” demem için bir sebebe ihtiyacım yoktu.

Maalesef İslâm Dünyası’nın en zengin ve belki de en eğitimli insanlarının yaşadığı bölgesinde ‘vatandaşın haber alma hakkı’ diye bir kavram ve o kavram etrafında oluşmuş bir medya düzeni yok…

Suudi Arabistan’da da, Kuveyt’te de, Birleşik Arap Emirlikleri’nde de…

Jamal Khashoggi ve CB Tayyip Erdoğan..
Jamal Khashoggi ve CB Tayyip Erdoğan..
Erdoğan’la mülâkat yapan Khashoggi yasaklı

Daha dün, Suudi Arabistan, Jamal Khashoggi’ye gazetelerde yazma, televizyonlarda görüş açıklama ve konferanslara katılma yasağı getirdi.

Jamal Khashoggi’yi birkaç kez Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la da yaptığı TV mülâkatlarından tanıyor olmalısınız.

Ülkesinin en önemli medya şahsiyetlerindendir…

Günahı nedir biliyor musunuz?

Anlatayım:

ABD’de başkanlık seçiminden iki gün sonra, 10 Kasım’da, Washington Institute (WINEP) adlı kuruluşta yapılan bir panele konuşmacı olarak katılmış Khashoggi ve orada yeni seçilen başkan için “Ortadoğu politikası çelişkili” anlamına gelecek lâflar etmiş…

Dediği şu:

“Trump İran-karşıtı bir görünüm veriyor ama, Suriye’deki iç savaşta Beşşar Esad’ın yanında yer alacağı izlenimi de var; öyle yaparsa, sonuçta yine İran’a yardım etmiş olmayacak mı? ‘Trump şimdi başkan oldu, aday Trump’tan farklı davranacaktır’ umuduna kapılanlar var; boş bir umut bu…”

Suudlu gazetecinin en dikenli cümleleri bunlar…

Hemen ardından, devlet adına konuşma hakkı olan bir sözcü, “O konuşma Krallığı temsilen yapılmamıştır” demiş ve sonra da Khashoggi’ye yazma, görünme ve konuşma yasağı gelmiş…

The Arab Times ve Al-Watan gazetelerinin yayın yönetmenliğini vaktiyle üstlenmiş.. son 5 yıldır her pazar Al-Hayat gazetesinde okurlarıyla buluşan.. Rotana Khalejia TV adına dünya liderleriyle mülâkatlar yapan.. Arap medya dünyasının en önemli isimlerinden biri..

O şimdi yasaklı.

Pazar günü Al-Hayat’taki sütunu boştu.

Merkez’de Mia Farrow da, Paulo Coelho da var

Katar Emiri Al-Thani’nin cebinden para harcayarak ‘medya özgürlüğü’ alanında çalışmalar yaptırması, nerde zora düşen bir gazeteci varsa hakkını-hukukunu savunmayı düşünmesi.. gözüme büyük bir olay olarak görünmüştü…

2008 yılıydı. Kalktım, ‘Merkez’in ilk toplantısına katılmak üzere Doha’ya gittim.

Tesadüf bu ya, uçakta yanıma New York Times’ın Kudüs temsilcisi Ethan Bronner düştü; lâflayarak Doha’ya varmamız fazla zaman almadı.

Havaalanında onu bir limuzin, beni ayrı bir limuzin bekliyordu; “Madem aynı yere gidiyoruz, tek bir araç yeterli” dediğimizde.. mihmandarımız bunu ne anladı, ne de kabul etti.

Ayrı araçlara kurulup misafir edileceğimiz otele öyle gittik.

Merkez de merkezdi ha…

Fransa'nın eski başbakanı: Dominique de Villepin..
Fransa’nın eski başbakanı: Dominique de Villepin..

Bir eski başbakan (Dominique de Villepin, Fransa) ve İslâm Dünyası’ndan birkaç bakan.. Öndegelen gazetelerin yayın yönetmenleri..

Projeye Paulo Coelho (yazar) ve Mia Farrow (artist) da dahil edilmişti…

Merkezin Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyordu: Alaa Al Aswany, Jassim Marzouq Boodai, Paulo Coelho, Burhan Ghalioun, Lilli Gruber, Mohsen Marzouk, Miguel Ángel Moratinos Cuyaubé, Patrick Poivre d’Arvor, Allister Sparks, Shashi Tharoor, ve Dominique de Villepin.

Bir de 10 üyeli Danışma Kurulu vardı Merkez’in ve ben şu kişilerle birlikte orada yer alıyordum: Nasser Al Othman, José Luis Arnaut, Daniel Barenboim, Ethan Bronner, Chris Cramer, Mia Farrow, Fehmi Koru ve Gracia Machel

Görkemli bir olay…

Toplandık.. Konuştuk.. Umutlandık.. Emir ve ailesi tarafından birkaç akşam yemeğinde ağırlandık.. Son gün, evlerimize dönmeden önce, ne yaptığımızı ve neler yapmak istediğimizi paylaşmak üzere bir basın toplantısı düzenledik..

Dominique de Villepin’den başlayarak hepimiz, geniş bir salonda, medya ordusu karşısında, Menemen bardakları gibi dizildik…

Herkes üç-beş cümle konuştu.

Sıra sorulara geldi…

İlk soru, Katarlı bir gazeteci tarafından, oturumu yöneten Fransa’nın eski başbakanına yöneltildi: “Hepiniz önemli insanlarsınız; davet edildiniz diye koşarak buraya kadar gelmişsiniz. Derdiniz de bu bölgede basının özgür olması. Hepsi çok güzel. İyi de, bu ülkede bile basın özgür değil ki…”

Ortalığın karıştığını söylememe gerek yok sanıyorum.

Bugünkü durum

Neredeyse 10 yıl önce yaşanmış bu olayı şimdi hatırlamamın bir sebebi var elbette.

Dün ajanslar bütün dünyaya şu haberi duyurdu:

“Katar’ın İngilizce yayın yapan ve çok izlenen internet haber sitesi ‘Doha News’ yönetim tarafından engellendi. Bu yıl hassas konularda birkaç yazı yayımlamıştı site; ülke yönetimi de siteye erişimi zorlaştırmak için tedbirler almıştı.”

İki ay önce, “Katar’ın siber suçlarla ilgili yasası insanları susturmak için kullanılıyor” diye yazı yayımlamış Doha News

Sitenin suçu bu…

Doha News sitesi..
Doha News sitesi..

Doha News sitesine girdim; yönetimin erişimi zorlaştırması sonrasında o da haber vermek yerine durumunu anlatan birkaç haber ve yazıyla yetinmeye başlamış…

Uluslararası Af Örgütü yöneticilerinden biri, yetkililerin aldığı kararı kınamak için yaptığı açıklamada, “Burası bütün dünyaya birkaç dilden yayın yapan el-Cezire kanalının da merkezi; Katar’ın basın özgürlüğü alanında örnek ülke olması gerekir” demiş…

Bizim Merkez hâlâ faal, genel müdürü uluslararası toplantılara da katılarak medya özgürlüğü konusunda fikir açıklıyor, ama…

Her derdin temelinde basın özgürlüğü eksikliği yatıyor

İslâm Dünyası bugün her zamankinden daha fazla dış müdahalelere açıksa.. bu dünyanın ülkeleri kolayca iç-savaşa sürükleniyorsa.. teröre muhatap oluyor ve sorunlarını çözmekte zorlanıyorsa.. zenginliklere sahip olduğu halde halklarını mutlu edemiyorsa..

Başka bir sebep aramaya gerek yok: Basının özgür olmadığı yerde bunların hepsi normaldir.

ΩΩΩΩ

27 YORUMLAR

  1. Sayın Taha bey yorumumun yayınlanacağına ümidim olmadığı için tutarsızlıklara işaret eden cevabınızı da geç gördüm. Öncelikle basın özgürlüğü konulu -hende naifce kaleme alınmış- bir yazıya gelen ve karşı görüşteki yazıların çokluğu düşündürtmeli şahsınızı ve kalem erbabını.
    Nazik uyarınıza gelince; Osman Özsoy isimli şahsın internetteki tanıtımında ” Osman Özsoy, STV’de 101 hafta boyunca canlı olarak yayınlanan ve genel olarak üst düzey devlet ve siyaset adamlarıyla, iş ve basın dünyasından ünlü simaların konuk edildiği “Bizim Kürsü” programının yapım ve sunuculuğunu yaptıktan sonra, programın günlük olması yönündeki istekler üzerine, hafta içi her akşam yayınlanan ve günün gelişen olaylarının sıcağı sıcağına değerlendirildiği “Haber Kritik” adlı programın da 202 bölüm boyunca yapım ve sunuculuğunu yaptı.”
    Gördüğünüz gibi profil içerdeki romancı ve iktisatçı kardeşlerle birlikte bir çoğuna uyuyor. Gazetedeki çok sayıdaki makale ve yazılarıda çabası. Televizyonculuğu basından saymıyorsanız o başka.
    Kayyumlarla ilgili düzeltmenize gelince. Evet o eşkiya başının ifadesi ama aynı zamanda bir “gazete” manşeti. (Yeni Özgür politika) Ayrıca dağ kadrolarından birininde köşe yazarı olduğunu siz daha iyi biliyorsunuz.
    Son olarak ta bu kişilerin içer de olmadığını belirtmişsiniz. Burada asıl amaç bir meseleye yorum yapmak, bin anlayışı eleştirmek zaten içerde olan kişilere bir de isim vererek suçlamak bize yakışmaz. Bu kadar inceliği bekleyin okurlarınızdan. Biz Hürriyet okuru muyuz?

    • Sayın okuyucu,

      Bu platformda ben görüş belirtmiyorum. Sadece editör olarak, kaynak belirtmeniz gerektiğini size söylemek istedim.

      Kişiler hakkında “şunu dedi” gibi iddialarda bulunanların güvenilir bir kaynak göstermesini bekliyorum. Gazeteci tanımı muğlak, Osman Özsoy’u gazeteci sınıfına katabilir birileri pek âla. Ama Osman Özsoy’un veya Murat Karayılan’ın, “tutuklu gazeteciler” söyleminden anlaşılan isimlerden biri olmadığı aşikar. Başkalarının söylediği sözleri “tutuklu gazeteciler” e atfetmeniz, doğru değil. “Tutuklu gazeteciler” ile ilgili eleştirileriniz varsa bizzat onların kendi işledikleri eylemlerden dolayı yapmanızı beklerim. Kaynak belirtilmediği durumda, kim dedi, ne söyledi, çok karışır.

      Dikkatinizi çekmek istediğim bu eksiklikti.

      Saygılar.

  2. Dogan bey medyasini kullanarak Hukumetler devirdimi devirmedi mi
    Hukumetleri tehdit ettimi etmedimi
    Vekiller e sabotaj yaptimi medya mensuplari yapmadimi
    Buna fetocu medya ve dogan medya da dahil
    Hukumet uyelerini hapse tikmakla isadami nin ne isi olur
    Is adami c baskanini neden tehdit eder ederken kimin dilini kullaniyordu. Amac ne
    Bir zamanlar isadamlarini bagli olduklari kurumlar hukumetler devirdimi devirmedimi

    Vu isadamlarinin hepsinin de hemen hemen medya imparatorluklari dogrudan yada dolayli oldumu olmadimi
    O zaman ne
    Hersey zaten icice gecmis mi gecmemismi
    Devleti elestirirken medya acaba kendine bakiyormu?
    Elestirilerin arkasinda ne var ?
    Elestirilerin arkasinda kim var?
    Kim neden yaziyor yada neden saldiriyor.
    Osman ozsoy medya degilmi
    Bu adam tutuklansaydi acaba soyleminiz ne olacakti , o nu medya olarak adlandirmayacakmiydiniz?
    Ama o professor medya degil
    Anladuk now

  3. Sevgili Gençler! Badının özgür olduğunu, içerdekilerin gazeteci olmadığını söyleyen arkadaşlar. Bir zamanlar hepimiz Ergenekon Davasını sonuna kadar savunmuş ve bu esnada olan hukuksuzlukları da ‘amaca giden yolda mubah’ olarak görmüştük. Temel hak ve hürriyetleri de teferruat saymıştık. Bugün hepbir ağızdan kandırıldığımızı söylüyoruz. Doğrudur. Ancak bizim dışımızdakilerin ise art niyetli kripto olduğunu takiyye yaptığını (28 şubat’ı görenler bunlar size birşey çağrıştırıyor mu?) idfia edip niyet okuyoruz ya. Hukuku eğmeyi bükmeyi mubah sayıyoruz ya. Şu sözü anımsarım: “Ayarını bozduğun kantar bir gün gelir seni de tartar”.

  4. Bazı yorumları okuyunca kafam karışıyor. Kendi kendime herhalde bu yorumların amacı da bu diyorum. Sermaye sahiplerine rağmen Türkiye‘de şiddeti teşvik etmeden, ırkçı söylem yapmadan ve hakaret etmeden biz ülke insanını doğru bilgilendiren dünya kadar gazeteci var. Tek isteğimiz politikacılar bu gazetecileri rahat bıraksınlar. Bence konu bu kadar basit.

  5. Ozgur medya ne demek ?
    Kimlere medya mensubu denebilir?
    Ilkonce tanimlarda birlesmek gerek
    Onune gelen feto gibi mehdilere ve dagdaki terore sirtini dayayip eline kalip alan herkes medyacimi
    Tabiiki medyaci diyebilirsin bunlara ama nereye kadar
    Taki teroristin kalemi olqna kadar.
    Kusura bakmayin ama milletin degerlerine
    Kufreden, vatan butunlugune kasdeden, teroru destekleyen, pkk ya terorist doyemeyen kose yazari yazar olamaz.

    Abd de daes i birak ovmeyi masum gor bakalim napiyorlar seni
    Bana bir tane YAZAR GOSTERIN ABD DE DAES yada KKK yi oven.
    Lutfen fehmi bey noluyor bizlere
    Erdogani elestirmekten iceri gidiler demek istiyorsaniz bunada inanmak zor
    Cunku ben tum gazeteleri okuyorum.
    Cayir cayir elestiriliyor erdogan
    Daha ne
    Icerideki basinin silahi eksikti
    Dogana da gelecegim
    Saygi ve sevgi ile

  6. Sermaye basını avuçlamış, işine yaradığı müddetçe ve işine yardığı kadar yazar özgürdür. Basın da yöneticilere kaşı özgürdür. Sermayenin istediklerini serbestçe yapar. Dokunulmazlığı var. Milletvekilinin dokunulazlığını mesela kaldırıyor. Yazarın dokunulmazığını kimse kaldıramaz. Yeter ki patronunu memnun etsin.

    Basının özgürlüğü demek sermayenin tahakkumünde bir araç olmasını sağlamak demektir. Dünyanın hiç bire yerinde basın özgür değildir. Yazarin özgürlüğü zaten söz konusu değildir. Sermaye istediğni yazdırır. Yazar hapishaneye gider. Yazmazsa aç kalır, kaybolur.

    Çözüm: Devlet okuyucuya bir okuma hakkını verir. Okuyucu kimin yazsını okuyorsa okuduğu zamanla orantılı olarak okuyucu hakkını o okuyucuya kullanır. Ve onun okuma parası, yazarın hesabına şarj edilir. Basın organları reklamdan gelenlerle yaşar. Yazarlara ücret ödemezler. Böylece yazar özgürlüğü oluşur. Yazar gizli ücret alırsa yazarlığına son verilir. Basının da reklam alması yasaklanır.

    Yazarın diğer vatandaşlardan farkı yoktur. O da herkes gibi insandır. Diğerleri için ne suç ise onun için de o suçtur. Diğerlerne ceza verilecekse ona da o ceza verilir. Yargı adil olur. İnsanlık Kuran düzenine geçmedikçe ne yazar,ne de yargıç bağımsız ve özgür olamaz.

  7. Basın Özgürlüğü kavramının temeli,doğuş noktası,sebebi hukukisi halkın haber alma özgürlüğüdür. Halkın olan bitenden özgürce haber alması ve bu olan bitenlere karşı tavrını, reyini belirleyebilmesi için basın özgür kılınmıştır. Sayın yazar ve bir takım medya kodomanı meseleyi ana temelinden koparıp doğrudan basınla uğraşan kişilerin, gazeteci takımının layüsel, dokunulamaz, önünde eğilinmesi gereken şahıslar, olarak anlaması yahut göstermesi ve bunu iç ve dış ortaklarının yardımı ile halka yutturma çabasındadır. Mesele şudur; halk olaylardan bir şekilde haberdar oluyormu, olmuyormu? Twitter, facebook gibi ticari uluslararası şirketlerin iletişim özgürlüğünden bahisle kapatılamaması bu dolmanın dünya çapında yutturulması başarısıdır. Bunlar ticari şirket! düşünün bir otomobil firması vergisiz, kayıtsız, şartsız, gümrüksüz ülkenize girmek ve otomobil satmak istiyor. Olumsuz cevap alınca da seyehat özgürlüğüne darbe diye kıyameti koparıyor. ABD, AB iç mihraklarda bunu destekliyor. Hafzalanız alıyormu? benim almıyor.
    Gelelim içerideki gazeteciler meselesine; Siz “darbe olunca bunlar evinden çıkıp camiye gidemez, keşke bir subay olsaydım” “Kayyımlar hedeftir” diyenleri gazetece mi sayıyorsunuz. Yada; çağımızın en önemli savaş araçlarından biri olan algı yönetiminde, cepheye sürülen, acaba darbeyi kim yaptı diye suyu bulandırmaya çalışan zevatı gazeteci mi sanıyorsunuz.
    Ben sanmıyorum.

    • Sayın yorumcu,

      İçerideki gazetecilerden hangisi “keşke bir subay olsaydım” ya da “kayyumlar hedeftir” demiştir? Yorumunuzu açar mısınız?

      Bildiğim kadarıyla, “kayyumlar hedeftir” diyen terör örgütü lideri Murat Karayılan (Kaynak: T24), “keşke bir subay olsaydım” diyen de Amerika’da yaşayan profesör Osman Özsoy’dur (Kaynak: Youtube). Bu iki kişi gazeteci olmadıkları gibi, hapiste de değillerdir.

      Saygılar.

  8. basın özgürlüğü elbette olmalıdır . nokta.
    basın özgür olabilir mi???? olduğu bir yerler var mı?

    bazı kavramlar doğru ya da yanlış olmazlar. silah kullanmak mesela doğru mudur değil midir. onunla meşru olarak kendinizi savunadabilirsiniz haksız olarak birini de öldürebilirsiniz. silah bir güçtür ve onunla ne yaptığınız hangi amaca hizmet ettiğiniz dikkate alınmalıdır. bunun sonucu özgürlüğünüzü belirler.
    keza basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, haber alma özgürlüğü enstrümanlarının yer aldığı medya kitleleri manipüle edebilen bir süper güçtür. o halde kimin elinde neye hizmet ettiği çok önemlidir. doğu ile batı arasındaki temel fark batının güçlü bir medya yapılanmasına sahip olmasında ayrılır. güçlü medya yapılanmasının olduğu yer doğru tarafsız özgür olduğu yer anlamına mı gelir…doğru, tarafsız, özgür ifade konuları batıda da çok tartışmalıdır. hepsi kendi yayıncılık politikalarına binaen, gerek ülkesindeki gelişmeleri, gerek kategorisel gelişmeleri ve gerekse dünyadaki gelişmeleri; kendi okurlarına, takipçilerine ve bahsi geçen gelişmelerden haberdar olmak isteyenlere maddi çıkarlarına, menfaat ilişkilerine ve diğer bazı etmenlere göre değişkenlik göstererek verirler. genellikle paranın sahibine hizmet ederler. basın özgürlüğü paranın kitleleri manipüle özgürlüğüdür. genelde savunduğumuz budur özelde bir kaç haber kırıntısından söz edilebilir tabii. der spiegel hemen her sayısını türkleri ve yöneticilerini kötülemeye ayırırken özgürdür de bir de israili parmağına dolayabilir mi diye soralım. c. hedbo Müslümanlarının peygamberini hicvederken özgürdür de İsrail terörünü hicveden gazeteci zeon tutuklanır. mit tırlarını haber yapan gazeteci basın ateşesi olur da bosna soykırımını deşifre eden Fransız hartmann tutuklanır. Amerikan seçimlerin de de Amerikan medyasını izleme şansımız oldu. demokratik Avrupa da kitleleri manipüle ediyor diye rus basınını susturmaktadır…doğuda durumu yazmışsınız batı da da durum böyledir. örnekler çoğaltılabilir.

    işte basın ve medya olarak güçlü bir yapılanmaya sahip olan ülkeler,çeşitli ülkelerde ekonomik ve sosyal manipülasyonlara yol açmak için, çeşitli örneklemeler ile basın özgürlüğünün, ilgili ülkede çok az olduğunu ve bu da kamunun haber alma hakkını zedelediğinden bahseder. o ülkede zaten çeşitli basın kuruluşlarını satın almışlardır kalem sahiplerinin fikirleriyle beraber. basının medyanın ekonomik olarak özgür olası gerekir ki bir parça özgür yazabilsin yayın yapabilsin oysa bu kartellerin finanse etmediğini de hükümetler, sivil örgütler finanse ederler. biz de sanırız ki basın özgürlüğü savaşı falan veriyoruz işte….nerde duruyorsan onun savaşını verirsin eline geçen ilk fırsatta da karşı tarafın sesini kapatırsın.
    medya bir silahtır kime ve neye hizmet ettiği önemlidir. esas olan güven duymaktır. internete bakalım medya özgürlüğü tanımından çok medya kirliliği tanımını hak etmiyor mu…
    hasılı kelam basın özgürlüğü bir yüce değerdir keşke olsa. keşke dünyanın bir kaç istisna dışında bir yerlerinde bu özgürlüğü kullananlar ve yararlananlar olsa.. onu savunmak çok şık ama anka kuşu gibi. adı var kendi yok.

  9. basin özgürlüğü olmali , i̇nsanlara dünyada olup bi̇tenleri̇ gazeteci̇ler göstermeli̇! gazeteci̇ler dünyayi, gerçeği̇ ama sadece gerçeği̇ i̇nsanlara sunmali!

    ancak,

    gazeteci̇ler; operasyon çekerse, kumpas kurarsa, ağababalarina ram olursa, kivirirsa, satilirsa, fi̇güran olursa, üç kuruş daha fazla kazanmak i̇çi̇n palyaçoluk yaparsa, pi̇yon olursa, yalan ,yanliş ,yaniltici bi̇lgi̇ veri̇rse, emperyali̇stleri̇n uşaği olursa, vesai̇re… ki̇m ne yapmali!

    cevap veri̇yorum; hi̇ç ki̇mse bi̇r şey yapamaz, herkesi̇n yaptiği yanina kar kalir(!)

    dürüstler , namuslular, aydinlar, cesurlar ve sai̇r sifatlari taşiyanlar dünya si̇zi̇n , di̇ğerleri̇ viz geli̇r.

  10. Fehmi Bey, Katar ve Suudi Arabistan’daki medya özgürlüğünün ne durumda olduğundan bahsetmiş. Orada basın özgürlüğünün oldukça kısıtlı olduğu anlaşılıyor.

    Bir de bizdeki duruma bakalım: Bizde herkes istediğini yazabiliyor. Ben şunu yazamıyorum diyen varsa, neyi yazamadığını söylemeli. Hatta bizde fikir özgürlüğü olduğu gibi devlet büyüklerine hakaret özgürlüğü bile var. Mesela Erdoğan hakkında bir günde yazılan, yer yer hakaret de içeren yazıları toplasak bir kaç kitap hacmini bulur.

    Ancak Türkiye’de şu da var bugün: Seçimle gelen hükümet, iktidara medyayı ortak etmiyor. Medyadan korkmuyor, tabir caizse medyayı takmıyor. Eskiden medya ülkeyi yönetme hevesindeydi, yönetimdekilerin gözünü korkutmuştu medya.İstediğini yaptırıyordu, hükümetler medyanın emrindeydi. Ali kiran bas kesendi medya.

    • Medyanın hükümetlerin yanlışlarını haber vermesi, eleştirmesi, olandan bitenden halkı haberdar etmesi kötü bir şey değildir. Bilakis son derece gerekli ve halkın yararına bir şeydir. Ancak medyanın bir siyasi parti gibi ülke yönetiminden kendine pay istemesi doğru değildir. Çünkü bu takdirde medya, halkın çıkarları doğrultusunda değil patronlarının menfaatini gözeterek yayın yapabilmektedir.

      Eskiden ünlü bir gazeteci bir hükümetin kendi evinde kurulduğunu söylemişti. Böyle bir anlayışın memleket yararına yayın yapması mümkün değildir.

      Türkiye’de medya,hükümete halk adına değil, bir başka siyasi parti ve anlayış adına muhalefet etmektedir.Bunun sağlıklı bir basın anlayışı olduğu söylenemez. Hükümeti destekleyen medya mensuplarını “yandaş” olarak niteleyenler, kendileri de pekala muhalefetteki bir partinin yandaşı olabilmektedirler.

      Irak savaşında ABD basınının ne denli hükümetin istediği doğrultuda yayın yaptığını bütün dünya gördü. Bunu sonradan itiraf edenler de oldu.

      Sonuç:Çıkarılan bütün gürültüye rağmen Türkiye’de basın özgürlüğü batıdakinden geri değildir, fazlası vardır, eksiği yoktur.

      Bir gazeteci yolunu gazetesi ile ayırır,adı falan gazeteci susturulduya çıkar. Halbuki o gazete o kişiyi ömür boyu çalıştırmak zorunda mıdır?

      • üniforma giyen elinde silah olanlar asker olduğu için değil darbe yaptığı terör eyleminde bulunduğu için içeri girdiler ve yargılanacaklar.
        basın kimliği giyen elinde kalem yada kamera olanlar gazeteci olduğu için değil teröre yardım yataklık ettiği için içeri girdiler ve yargılanacaklar.

      • Sitesinde yorum yaptığın yazar, yasaklı. Herhangi bir gazetede yazdırılmıyor ve tv ekranlarına çıkartılmıyor. Bilmem anlatabildim mi!? 😉

        • Safa Bey,
          Kusura bakmayın ama bir konuyu anlamak istiyorum.
          Fehmi koru yıllardır gazetecilik yapmış, birden fazla gazetede yazmış. Yaşı da baya ilerlemiş. Bir gün çalıştığı medya kurumuyla yolları ayrılmış. Yasaklı derken? Şimdi Fehmi beyin çalıştığı bu gazeteler ilelebet Fehmi Koru’ya iş vermek para kazandırmak zorundalar mı? Fehmi Korunun birçok yazısında üstü bazen açık çoğu zaman kapalı hükümeti eleştirdiği, hükümet tarafında hakaret kabul edilebilecek yorumlara müsade ettiği bu sitesi özgürce gazetecilik faaliyetini sürdürdüğünün bir işareti değil midir? Gazetecilik faaliyetleriyle ilgili Hakkında açılmış bir dava var mıdır? Ben bilmiyorum. Yanlış mı düşünüyorum?

        • Sitesinde yorum yaptığımız yazar yasaklı. herhangi bir gazetede yazdırılmıyor ve tv ekranlarına çıkartılmıyor. Sitesine yorum yazdığımız yazarın editörü, Tayyip erdoğana, tayyip dediğim için yazımı yayınlamamıştı. daha sonra da bir başka yazım da onay için sıra bekledikten sonra ortadan kayboldu. Yani ben de yasaklıyım. En azından 2 yazım yayınlanmadı. Herkesin gücü olan yerde beğenmediğini yasakladığı bir ülkede birisi engüçlü olup, daha fazla şeyi yasaklıyabiliyor diye eleştirilebilir mi? Bu ülkede demokrasi yoksa, bunun en büyük sorumlusu demokrasi mücadelesi verdiğini söyleyen insanların sıradan diktatörler olmasındandır. Bu cümleyi daha önce sol kesim için bolca kullanmıştım ama zannediyorum http://www.fehmikoru.com için de geçerli bir durum.

          • Saygıdeğer Hamza Bey,

            Konumuz basın özgürlüğü. Gazeteci – devlet ilişkisi ile buradaki yorumcu – editör ilişkisi farklı şeyler.

            Bu sitede yorumculara “özgürsünüz, istediğinizi istediğiniz gibi yazabilirsiniz” gibi bir şey vaat etmiyoruz. Öncelikle yapılan yorumun konuyla alakalı olması, üslubunun düzgün olması, kimseye sataşmaması gibi şeyleri önemsiyorum. Bunun yanında, yapılan yorumun bu siteye ve yorumu yapan kişiye dert açmamasını da sağlamaya çalışıyorum.

            Özgürlük anlamında vaat ettiğim tek şey şu: Fikrinizin ne olduğuyla, yazardan yana veya karşı fikire sahip olmanızla ilgilenmiyorum. Bu sitede editör olarak ana motivasyonum, Fehmi Koru ismi üzerinden okuyuculara kaliteli bir platform hazırlamak.

            Bu site Fehmi Koru’nun sitesi ve kendisi okuyucularına kaliteli bir iş çıkarmak, onlarla iletişime geçebilmek istiyor… Devlet ise birisinin değil, hepimizin. Kıyaslamak ne kadar doğru?

            Yasaklı değilsiniz Hamza Bey. Dediğim kurallara uyduğunuz sürece, yorumlarınız yayınlanacak.

            Saygılarımla.

          • Ahmet bey, her ikisi de özgürlüklerinin kısıtlanması veya serbestçe kullanımı ile ilgili. Siz kendinize göre, “burası benim sitem, istediğimi yayınlatmam” diye düşünüyorsunuz, ya da kendinizi baskıcı görmeyip, “kıstaslara uymayanı yayınlatmam” diyorsunuz. Diğeri de, benzer düşünceyi, bu sefer ülkeyi sahiplenerek yapıyor. Ancak ister bu iki alanda, isterseniz başka alanda olsun hepsinde durumun özü; farklı düşünceye imkan tanıyıp tanımamak. bu iş yaşantısında da, eviçi ilişkilerde de, başka durumlarda da böyle. Bu farklı düşünce, farklı değerleri de içinde barındırır. Sonuç itibariyle, farklılıklara tahammül bir kültür olayı. Eğer demokrasi kültürü yoksa, sınırlamanın, kısıtlamanın haklı gerekçeleri mutlaka vardır.

          • Ahmet bey, bir ilave daha yapma gereği hissettim. Çünkü yorumlarımda eleştiri göze çarpıyor bu nedenle sizin yaptığınız işin takdir edilmediği gibi bir algı oluşabilir. Herşeyden önce, hem fehmi beyin, sınırların dışındaki yazılarının, hem de okuyucuya tanınan yorum hakkının değerini biliyorum.

    • Ben şunu yazamıyorum diyen varsa, neyi yazamadığını söylemeli. Hatta bizde fikir özgürlüğü olduğu gibi devlet büyüklerine hakaret özgürlüğü bile var. Mesela Erdoğan hakkında bir günde yazılan, yer yer hakaret de içeren yazıları toplasak bir kaç kitap hacmini bulur. Yorumunuzun bu kismi oldukca dikkatimi cekti!
      Oncelikle neyi yazamadikalrini soyledikleri anda kendilerini hangi parmakliklar ardinda bulacaklarindan endiseli simdi ki gazeteciler vs. Sunlari yazarken bile endiseli yazabiliyorsak demokrasiden ve basin ozgurlugunden bahsetmemeli birileri… sindirilmis kaliplasmis korkutulmus halk bi yana kalemini eline alan almayan fikrini sunan sunsmayan herkes kolundan tutulduğu gibi sorgusuz sualsiz iceri tikilmakta bumudur ali kiran baskesenlik… ben diktatör olsaydim sen o yayini yapamazdin dedikten cok degil bir kac ay sonra kapatilan 26 tv kanali sayamadigim kadar cok yayin evi radyo kanallari ve mecburen susmak zorunda kalan o kadar kalemden sonra siz hala medya icin ali kiran bas kesenlik diyorsaniz size kurtulus savasinda bile ulkenin bu kadar kotu zamanlar gecirmedigini hatirlatmak isterim…sorum su ki; evet hicbir darbe tesebbusu masum gosterilemez ve kabullenemez yalniz arastirmadan ihrac edilen iceri alinan bircok insandan ssdce biri olan hakkinda hicbir suc isnat edilmeden 34 yasinda ki bir ogretmenin bagirsaklarina kadar cop sokulup iskence yapilarak öldürüldüğünü hangi tv kanalin da gordunuz? 4 ogretmenin artik hain yaftasina tahammul edemeyip intihar ettikelrini hangi radyo da duydunuz? Seker ilaci verilmedigi icin komaya girip hayatini kaybeden kamu personelini yayinladilar da bizmi görmedik? siz arkasina dayandiginiz gucun cesaretiyle bunlari yazarken ben sıkıla cekile yaziyorsam bunun adi demokrasi degil apacik dikta yonetimidir..! Su anki medya’dan memnun olanlar tipki sizin gibi dusunenler aksini idda edenlerin durumu ortada..tek temennim ilerde hitler zamanin da oldugu gibi gaz odalarinin oldugunu bilmiyorduk cunku gazeteler yazmiyor du dememek…!

      • ben alıntı yaptığınız bölüme katılıyorum. herkes herşeyi söylüyor diye düşünüyorum. susturulanların niçin susturulduğuna bakmak lazım. pek çoğunun yayınlarını bildiğim için hiç yanlış bulmuyorum. insanları öfkeye ve hiddete yönlendirip sonra da sokağa çağırıyorlar. bunun aramızda yeri yok eleştirmek başka kitleleri öfkelendirmek başka şeyler. duydukları bazı kişilerin hoşuna gidebilir, kaostan beslenenler olabilir, hükümetten kurtulmanın başka yolunun olmadığını düşünenler de olabilir tabii. bunlara hepimizin alet olacağımız anlamına gelmiyor. sorduğunuz soruları televizyonlarda görmedik radyolarda işitmedik. siz nerden duydunuz ..gördünüz mü …bilemiyorum. yazdıklarınızı yazabiliyorsanız bu ülke pekçok ülkeden daha özgür olduğu için yazabiliyorsunuz….

    • Bekir Bey,
      bildiğiniz gibi, sistem akıllıca düşünülerek kurulmuş. AKP seçmenine ulaşamayan, iktidarın çoğunluğunu tehlikeye düşürmeyen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı doğrudan muhatap almayan yazılara izin var.

      Gazetelerdeki işlerinden atılmış tanınmış gazetecilerin listesine baktığımda, çok sayıda gazeteci AKP’ye siyasi yakınlığı olan ama iktidarın yanlışlarını da gören demokratik insanlar. Bu gazeteciler çalıştıkları gazetelerdeki yazılarıyla AKP seçmenine ulaşabiliyorlardı. Şimdi işlerinden oldular ve internet sitelerinde yazabiliyorlar. Belki de eskiden yazdıkları gibi yazıyorlar ama artık AKP seçmenine ulaşamıyorlar.

      „Bizde herkes istediğini yazabiliyor“ derken gerçeğin sadece yarısını dile getiriyorsunuz. Bunları yazarken, bu sitenin sahibinin durumu hiç aklınıza gelmiyor mu? Bunu nasıl vicdanınız kabul ediyor?

    • Not:Benim de gönüllü olarak çalıştığım bu İslamik Senterde 30 35 yaşlarında bir tip doktoru imam var ve genellikle Afrikali Müslümanlar ben hariç bir tane dahi Türk yok bu imam Kurani okur ve tavsir eder beş altı lisan biliyor tam bie din alimi.Burada benim prensiplerimden biriside Türklerle görüşmemek.sebebi ocu veya bucu olmamak için yoksa her hangi bir sorunum yok.Sağlıcakla kalın.

YORUM YAP