Dolarlarımızı zuladan çıkarıp bozdurduğumuzda iyi bir şey mi yapıyoruz? Kuşkuluyum..

21

 

Herhangi bir başka ülkede, devletin başındaki kişi, “Yastık altında tuttuğunuz dolarlarınızı bozdurun” dese..

a) Herhalde o ülke insanlarının ‘yastık altı’ tanımına uyan bir yerde, zulada, birikimlerini saklama âdetleri bulunmadığı.. b) Diyelim böyle bir alışkanlıkları var; devletin başındaki kişilerin “Bozdur” demesine kulak asmayacakları.. c) Diyelim kulak astılar, bunu bir kampanyaya dönüştürmekte zorlanacakları için..

Bir günde Dolar değerinde 7-8 kuruşluk bir indirimle karşılaşılması mümkün olmazdı.

Milletimiz böyle bir millet: 1. ‘Ulûlemre itaat etmeye’ alışık.. 2. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın telkinlerini önemsiyor ve gereğini yerine getiriyor…

Dün herkes bu gerçeği bir kez daha görmüş oldu.

Ekonominin gerçekleri

Gerçek ülkemizin gerçeği; ancak bir de ekonominin gerçekleri var..

Ekonomistler tarafından hayli zamandır uyarıldığımız, şimdi de uyarılmaya devam edildiğimiz gerçekler…

Türkiye finansman açısından kendine yeten bir ülke değil.

Çare?

Küreselleşmeyle birlikte kapılarını sonuna kadar yabancı sermayeye açtı ülkemiz..

Borsaİstanbul’da hisse senetlerinden para kazanmaya çalışanların bir bölümünün ‘bıyıklı-bıyıksız’ yabancılar olduğu biliniyor..

Avrupa Birliği’yle gümrük birliği içerisinde bulunmamız da doğrudan yabancı sermayeyi çekti ülkemize.

Turizme yapılan yatırımlar meyvelerini verdi ve ülkemize her yıl gelen milyonlarca yabancı sayesinde döviz girdimiz arttı.

İhracatımızda müthiş bir sıçrama yakalandı.

Bütün bunlara rağmen, her şey yolunda gittiği zaman bile, giren-çıkan döviz miktarında aleyhimize bir durum var ve buna da ‘câri açık’ deniyor.

Yukarıdaki tabloda en çok geçenin ‘yabancı’ sözcüğü olduğu dikkatinizi çekmiştir. Çoğu ülkemizin vatandaşı olmayan birileri, kaşımızı gözümüzü beğendikleri için değil başka yerlerden daha fazla kâr getireceği beklentisiyle, ekonomimize katkıda bulunuyorlar.

Dünyada paranın bolca bulunduğu bir döneme denk düştüğü.. ülkemiz de kendisini o paraları elinde tutanların gözünden kaçmayacak biçimde dünya sisteminin standartlarına yaklaştırıp ‘riski az’ bir ülkeye dönüştürdüğü için.. son 15 yılın büyük bir bölümünde.. Türkiye yabancı sermayenin ilgisini çekebildi.

O sayede, bir dönem, en fazla büyüyen ekonomilerden biri olabildi ülkemiz ekonomisi… ‘Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri’ olma hayallerini o sayede kurabildik…

2000 yılı dolayımında yaşanan kriz yüzünden pula dönmüş TL de, aynı dönemde, kendine geldi… O kadar ki, paramızdan altı sıfırı birden atabildik; 1 TL neredeyse 1 Dolara eşit hale gelebildi.

“Yastık altındaki Dolarlarınızı çıkarın, bozdurun” denmesi gerekmeden…

Nasıl oldu bu?

Yeniden hatırlatayım: Dünyada yüksek kâr peşinde fazla miktarda serseri para vardı ve Türkiye yabancıya “Bende başka ülkelerden daha fazla kâr etme imkânın var” görüntüsünü verebiliyor, sisteminde yaptığı değişikliklerle yatırımcıya güven aşılıyabiliyordu.

Şimdi durum farklı.

Farklılıkların neler olduğunu uzun uzun anlatmam gerekmiyor. Bilinmesi gereken, dış ve iç şartların Türkiye’ye parasını emanet eden ‘yabancı’ açısından durumunu yeniden gözden geçirmeye kendisini zorlayacak kadar değiştiğidir.

Artık yeni gelen yabancı yok.. Var olan yabancılar da kendilerini dışarıya atma çabasında..

Bir ara yıllık 21 milyar Dolara kadar çıkmış olan doğrudan yabancı sermaye azala azala eksi noktasına kadar geldi.

Doların TL karşısında değer kazanmasının sebebi yukarıda çizdiğim tabloda yatıyor: Yabancı daha önce ülkemize getirdiği parayı artık getirmiyor; buna karşılık o paranın gelmesine alışmış bir ekonomimiz var ve yabancının parasına fena halde bağımlı; ‘nâdir olan değerlidir’ kuralı hükmünü para konusunda da sürdürdüğü için..

Yabancının parası (Dolar) değer kazanıyor.

Zaten ülke içinde olan yabancı paranın yastık altından çıkarılarak veya bankalardaki döviz hesapları TL’ye çevrilerek ekonomiye dahil edilmesi geçici bir süre TL’nin yüzüne renk kazandırsa bile..

Maalesef kalıcı bir etki yapması mümkün değildir.

Yabancıların ülkeden kaçışını durdurmak ve yeni yabancıların gelmesini sağlamak dışında ekonomiyi şahlandırabilecek âcil bir formül bulunmamaktadır.

Şimdi olan, yabancının TL’de durmakta olan parasını ekonomimizden çekip götürmek istemesi, bunun işlemini TL’yi Dolara çevirerek yaptığı için, Doların âniden değer kazanmasına yol açmasıdır.

2001 krizi sonrasında belirlenmiş ve bugüne kadar yararlı olmuş ‘serbest kur’ sistemi, ülkeden yabancı para çıkışını zorlaştırma, eğer mutlaka çıkacaksa bunun ceremesini çekmeye hazır olma esasına dayanıyor; yabancı bugün ceremesini çekerek parasını çıkarma telâşında…

Yastık altı dövizlerin vatandaşlar tarafından bozdurularak TL’nin değerinin yapay olarak yüksekte tutulmaya çalışılması.. Zaten kaçacak ve bunun için de elindeki TL’leri en düşük değerden satmaya hazır yabancılara.. o 7-8 kuruşu hediye etmekten başka bir anlam taşımayabilir.

Evet, maalesef, TL’nin değerini zorla yüksek tutarak, ne pahasına olursa olsun parasını alıp kaçma telâşında olan yabancıların ekmeğine yağ sürmüş oluyoruz.

Tabii paradan para kazanmaya alışmış spekülatörlerin de…

Düşününce doğru formülü bulabiliriz

Oturup düşünmemiz ve sorunun çözümüne dönük akıllıca formüller üretmemiz gereken bir noktada bulunuyoruz.

Kalıcı çözüm üretim ekonomisine geçmektir; ama bugünün formulü bu değil.

Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) bu ayın 14’ünde yapacağı toplantıda alacağı karar bankalardaki döviz hesaplarının tümünü bozdurmanın getireceği rahatlama kadar, belki daha da fazla önemlidir ülkemiz için…

Sadece bizim değil, hatırı sayılır ekonomik canlılığa sahip bütün ülkeler için de geçerlidir burada yazdıklarım.

Bütün ülkeler birbirleriyle irtibatlı olarak alıyorlar ekonomik kararlarını; bir yanlışlık, hedeften sapma, birini diğerlerinden ayırabiliyor.

FED’in kararı önemli de, bizim kendimizle ilgili değerlendirmemiz de en az o kadar önemli…

Meselâ şu soruların cevapları:

Yanlışlık yaptı mı ekonomik alanda ülkemiz? Yabancı parayı kendisine çekmeyi becerirken hangi özelliklere sahipse, bugün de aynı özellikleri koruyor mu, yoksa hedeften saptı mı?

Cevap ‘Evet’ ise, yanlışlıklardan dönmeye, daha önce var olan özellikleri teker teker yeniden kazanmaya çalışarak bugünkü sorunlarımızın üstesinden belki daha kolay gelebiliriz.

‘Belki’ dememin sebebi şu: Türkiye başka yerlere de gidebilecek paraları kendisine çekebilecek hale gelmişti ve tabiat olarak ‘pinpirik’ para sahipleri, bunun süreklilik taşıdığına inanarak ülkemize yatırım yapmıştı; o güveni sarstık galiba.. Yıkılan güveni yeniden inşa ilk elde onu kazanmaktan daha zordur…

Yine de umutlu olalım: Ülkemiz insanının ‘ulûlemre itaat’ alışkanlığı ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın liderlik ve ikna gücü, gidişi tersine çevirmek için de gerekli…

ΩΩΩΩ

 

21 YORUMLAR

  1. Aslinda su anki durum, 1997 de Uzak Dogu da, ama ozellikle Malezya yi vuran krize cok benziyor. Birkac yil oncesinde kisa bir sureligine ziyaret ettigim Malezya’da Baskentin butun billboardlarinda ” Hedef ; 2020 de dunyanin ilk 10 ulkesi icinde olmak “. Insanlarin ruhuna sinmis, sokaklarinda hissettiginiz gercekten muthis bir enerji vardi. Uzun yillar guclu bir iktidar olan Mahatir Muhammet bu krizde toparlayici bir rol oynayamadi, ustelik kader birligi yaptigi ve o gune kadar yapilan butun guzel seylerde payi da olan Enver Ibrahim i cok adi iftiralarla hapse attirdi, serefi ile oynadi. Hizini alamadi, Soros a yuklendi. O zamana kadar kalkinmasinda bas rol oynayan sermayeyi, kendisini ve ulkesini mahvetmek isteyen seytan yerine koydu. Gelirken iyi olan dis sermaye, giderken her yerde ‘ kotu ‘ oluyor. Oraya da demokrasi gelmedi kriz sonrasi, bize ise haniyse diktatorluk , otokrasi geldi gelecek!
    Bu durumu en iyi sekilde anlatan , benim Arifiye’li arkadasim Semsettin dir, onun da sesi solugu cikmiyor nicedir.
    Yazilariniz merakla bekliyor, ilgiyle okuyorum Fehmi Bey. Emeginize, gozunuzun nuruna degiyor.
    Kamil Alparslan

  2. Fehmi Bey’in yazısını dikkatle okuduğumda göz açıcı uyarılar olduğunu farkediyorum. Ülkemizin sürüklenmekte olduğu muhtemel felâket öngörüsünü de üzülerek haklı görüyorum. Ancak ipleri geren, Türkiye’yi hizaya getirmeye yeminli Batı, küresel sermaye ve Soros ile bu yolu yürüyemeyeceğimiz bir gerçektir. Bizi yoketmeye niyetli bu çevrelere şirinlik yapmak ülkeye kazandırmaktan fazlasını kaybettirecektir. 15 Temmuz da canıyla, kanıyla ülkesini, devletini, vatanını koruyan ülkenin düşük gelirli vatandaşı vazifesini yapmıştır. Bundan sonra sıra bugüne kadar kapitalizmin kıskacındaki insanların sırtından para kazanıp keyfini sürenlerde. Bu faturayı ama gönüllülükle, ama devlet eliyle ödemezlerse beklenen felâket daha çabuk gelecektir. Zira vatanı için ölmeye hazır olanlar çocuğu aç kalınca farklı davranabilecektir. Bu istiklâl mücadelesinde ülkesinin, milletinin yanında yer almayanları herkes utançla hatırlayacak, tarih ve millet affetmeyecektir. Yine de Rabb’im Nemrud’un ateşini söndürmeye su taşıyan güvercinlerden olmayı nâsip eylesin….

  3. sayın koru son günlerde gerçekleri yazmaktasınız bu yazınızda onlardan biri ekonomistler yıllardır reform yapılmasını söyleyip duruyorlar biz başkanlık sevdasında seçim kazanma telaşındayız günü ne kadar kuratarırsak o kadar kardayız siz de biliyorsunuz deniz bitti olan yine vatandaşa olacak günümüzde artık hükümetleri ekonomik sorunlar götürüyor bakıyorum ekranlarda Türkiyeye başkaları ekonomik saldırı yaptıklarını anlatıyorlar kimse bizim ne yapıp yapmadıklarımızı konuşmuyor konuşamıyor böyle yazılarınız için teşekkürler

  4. iki bin beşte şahlanan siyah at şu anda çok hasta. Hani demiş ya kim atımın öldüğünü söylerse kellesini uçururum.
    Atıma baktın mı sorusunu soran reisine başkanım atınızın gözleri açık görmüyor, çağırınca cevap vermiyor, önüne koyduğumuz yemi yemiyor,yatmış kalkmıyor
    sultan oturduğu yerden fırlamış bira gafil desene ölmüş
    ben demedim sultanım onu sen söyledin.
    biraz ağırca olduğunun farkındayım ne yapayım kimse anlamıyor. Çoğuda anlamak istemiyor çünkü uyku kaçırıcı olaylar olmakta. yetmiş sekizde yetmiş sentin acısını Sivasta on iki saat mazot bekleyen talabelerdenim.

  5. Aslında Türkiyede ekonomik olarak yıllardır değişen birşey yok idi ama biz herşeyin değiştiğine inanmak istiyorduk…Maalesef değişen hiçbir şey yok…Üreten bir ekonomi değiliz… Tüketerek büyümeye çalışan bundan dolayı yabancı para girişine son derece bağımlı bir ülkeyiz. Büyüdük dediğimiz yıllara bakarsanız Dünyanın gelişmekte olan ülkeleri ile hemen hemen aynı olduğumuzu görürsünüz. Yani dünya GSMH sı büyüdüğünden biz de büyüdük… Türkiyenin GSMH sını dünyanın toplam GSMH sına bölerseniz 1.4/1.5 çıkıyor, yani değişen birşey yok. Bu AKP’den önce de aynı idi, AKP’den sonra da…Tek yapılan AB normları uygulanarak YABANCI PARA GİRİŞLERİNE güvence idi. Şimdi o da yok…Allah yardımcımız olsun

  6. Birileri dolarını sattığına göre birileri de alıyor demekk ki…
    Acaba kimler alıyor dersiniz?
    Tabi ki parası olanlar, zenginler yani.
    Yani satan da zengin alan da zengin.
    Kısacası zenginler tepişiyor olan fakire fukaraya oluyor.
    Fakir fukaranın ne satacak doları ne de alacak TL si var.
    Politikacılar işi gücü bırakıp sade vatandaşın yastık altındaki kefen parasına gözünü diktiyse işler çok kötü gidiyor demektir.
    Batılılar bizi kıskanıyormuş da…
    Peaahhh!
    Bugünkü gazetelerin çoğunda manşetten haberdi. Eğitimde OECD ülkeleri içinde sondan 2. imişiz.
    Bunu mu kıskanacaklar?
    Ne içiyorsanız söyleyin de biz de içelim.

  7. Yazının özü Türkiye güven kaybettiği için doların değer kazandığı savına dayandırılmış. Ser levha olarak ta yazar “Türkiye kötü yönetiliyor” diyor özetle. Beki bu doğru mu. Hayır.
    Öncelikle ABD Merkez Bankasının faiz artırma kararı bir yılı aşkın süredir dillendiriliyor. Buna bağlı olarak doların tüm piyasalarda değer kazanacağı biliniyor. Bununla mücadele için karşı faiz artırımı yapmak gerekiyor. Hükümet – hiç olmazsa bir kısmı- faiz artırımına karşı, bende karşıyım. 3 puanlık faiz artırımının sorunu çözebileceği konuşuluyor. Lobiler ellerini oğuşturarak bekliyor. Bölgemizdeki savaş ortamı ve siyasi istikrarsızlık dövizi kaçırabilir. Fakat söylermisiniz hangi politikamızı değiştirebiliriz, Irak mı, Suriye mi.
    Yazınızın her tarafında haykıran Türkiye kötü yönetiliyor savına gelince. Bunu doğrulayan ekonomik göstergeler nelerdir.
    Bütçe açığı mı?
    Kamu iç-dış borç oranı mı?
    Siyasi istikrarsızlık mı?
    2002 yılındaki konjonktür ile bu gün ki konjonktür arasında dağlar kadar fark var.
    Biz çevremizdeki olaylar karşısında bazı seçimler yaptık ve faturasını ödüyoruz. Döviz ne ki canımızla ödüyoruz.
    Burada konuşulması gereken izlenen politikaların doğru veya yanlışlığı. Rusya ve Çin gibi iki dev ülke Halep te 7 günlük ateşkes kararını veto etti geçen gün. Her gün ekranlara yansıyan yürek burkan görüntülere rağmen. İyi ki ekonomisi çok güçlü bu iki ülkenin 2 milyara yaklaşan vatandaşından biri değilim diye şükrediyorum.
    Sonuç olarak Ak parti iktidarı yine krizden bir fırsatla çıkacak. Yazının sonunda bahsettiğiniz dolarını satmayanlar çok yakın zamanda pişman olacak.

  8. Bir ülke sanayileşmesini tamamlayamamışsa, işsizlik varsa yabancı sermayenin gelmesi yararlıdır. Makinalaşmış ve işçi açığı varsa o ülkeye yabancı sermayenin gelmesi zararlıdır.
    a) Yabancı sermaye yeni işyerleri kurar açık işçi olmadığı için fazla ücret verir ve başka yerlerde çalışan işçileri kendisine çeker. Bu da tarım sektörünün ve kobilerin iflası anlamına gelir çok zararlıdır
    b) Borçla alınan yeni makineleri devreye girince henuz amorti edilmemiş eskiden alınmış makinalar hurdaya gider. Bu da ülke ekonomsinin zararı demekdir. Bu yerli sermaye ile çalışan işletmeleri iflas ettirir.
    c) ülke de yabancı sermaye ile yatırımlar yapınca halk üretimi bırakır orada çalışarak daha büyük kazanç elde eder. Yatırımlar bitince hele bu mesken ve alt yatırımları ise o ülkede büyük işsizlik doğar. Halkın elinde ülke borcu olarak doları vardır. Ülkeyi terk eder. Yatırımlarını dışarıya kaydırır. Ülke ekonomik krize girer.
    d) Hele bu yap işlet modeli ile yapılmış ve devletçe garanti verilmişse devleti duyuni umumiyye ile yıkar

    Ülkemiz merkezi yerdedir. Aşağıdaki tedbirler alındığı takdirde yabancı sermeyenin gelişi yararlı olmaya devam eder.

    a) Türkiyede çalışacaklara vize ve çalışma izni uygulanmayacak. Sermaye işçisni de dışarıdan getirmelidir.
    b) Enflasiyonu durduramazsınız. Ödemeler Türk lişrası ile yapılır. Borçlaşmalar ise altın bonosu ile yapılır. Merkez bankası altını değişir değerle ama karsız alıp satar. Halk birkimini Türk liranı altın değeri saklar.
    c) Devlet borç ve alacaklarında altın bonosu esas alınır ve devlet kendi borç ve alacaklarına faiz uygulamaz. Yerli işletmeler gümrükle değil bununla korunur.
    d) Yabancı devletlerle ilişkiler TL ve onların parası ile yapılır. Dolar ve altın aracı yapılmaz. Kurlar Akevlerin kasa stok seviyeleri ile belirlenir.

  9. Bu yazı Fehmi KORU’ya yakışmadı.

    Tüm medya çeşitli kurum ve vatandaşların Tayyip ERDOĞAN döviz bozdurun çağrısına destek verdiğini çeşitli haber ve görseller ile destekliyor, sizde yazınızın içerisinde bir grup pazar esnafının resmini paylaşmışsınız.

    Benzer şekilde Medyanın genelinde dünden beri Tayyip ERDOĞAN’ın çağrısının etkili olduğu ve doların 7-8 kuruş birden düştüğü yazıyor, bu Tayyip ERDOĞAN’a koşulsuz bağlı kitlenin tabiki hoşuna gidiyor ama ne kadar doğru?

    Tayyip Erdoğan 1 haftadır bu çağrıyı yapıyor ve bu arada dolar 3.60 ı bile görüyor ama kimse Erdoğanın çağrısı işe yaramadı demiyorda 3.44lere inince herkes ağız birliği etmişçesine Erdoğanın çağrısı karşılık buldu yazıyor.

    Hadi herkes yazıyor da Fehmi KORU’ya ne oluyor oda modaya uyuyor.

    Biz sizin ayrıntılara dikkat çekerek görünmeyen gerçekleri farkettirmenize alışmışız. burada olan ayrıntı bile değil Doların düşmesinin sebebi Merkez bankası başkanının açıklamaları neticesinde zaten aşırı değerlenmiş olan doların normaline dönmesi olmasın (İllede Tayyip ERDOĞAN etkisi göstermek isterseniz AK PARTİ iktidarında başbakanı ve istediği bakanı istediği şekilde değiştirebildiği bir hükümet ortamında bile Yalnız kaldım biliyorum ama yüksek faize karşıyım gibi çelişkili açıklamaların ürettiği siyasi belirsizliğin dolarda bahsettiğim aşırı değerlenmeye sebep olduğunu yazabilirsiniz)

    Bazı yazılarda dile getirdiğiniz gibi Gazetecilik bitiyor gerçekten, adam bu pazarda Euro-Dolar Geçmez yazan pazarcıya Geçen hafta geçiyormuydu diye sormuyor,şimdiye kadar Euro-Dolar ile mal sattınızmı diyede sormuyor. Aynı şekilde fırıncı kampanya yapmış 250 dolar bozdurana 1 ekmek bedava yazmış gazeteci bu fotoğrafı almış haber yapmış ama gazeteciye kaç kişi 250 dolar bozdurup bedava ekmek aldı diye sormuyor. Esenlerde döviz bürosunun önünde izdiham yaşanmış ama gazeteci içeri girip bu izdiham kaç dolar bozdurmak için diye sormamış.

    Bu yazının amacı vatandaşın safça hareket ederek TLye geçmesine karşı uyarmak ise eğer buna gerek olmadığını en iyi siz bilmelisiniz, Tayyip ERDOĞAN’ın ikna kabiliyeti elbette yüksek ama bu kampanyada milleti ikna edemediği aşikar, herkes görüntü veriyor, dolar bozduranlar kurumlar kişiler değil, dolar bozduran kurumların yöneticilerinin bile varsa dolar bozdurduklarını sanmam.

    Zaten Tayyip ERDOĞAN’da açıklamalarında TL’ye veya Altına geçin diyor, ben Altına geçin kısmına yürekten katılıyorum.

    • Fehmi bey, doları, olmaması gereken bir şekilde düşürürsek, yurtdışına paralarını çıkaran mevduat sahiplerinin daha çok para kazanacağından bahsediyor. Türkiyenin faydasına olabilecek bir uyarı yapıyor. Ekonomistlere de danışmak lazım öyle olur mu olmaz mı diye. Ama devlet başkanı doları, altına tlye çevirin dediğine göre, herhalde elindeki verilere göre bu çağrıyı yaptığını varsayabiliriz. Sorumluluk sahiplerine biraz daha güven duyup, seçim zamanı değerlendirmeyi sonuçlarına göre yapmalıyız. Ulul emre itaat kavramı hala değerli bulunmasaydı, 15 temmuzdan sonra halimiz dumandı.

  10. 2013 yılından sonra devlet düşük faiz yüksek kur politasını benimsedi. Çünkü dünya da kur savaşları başladı. O yazdığınız cari açığın en önemli kalemlerinden biri turizm gelirleri. Bir çok otel bu yıl açılmadı . 1500 yataklı bir tatil köyünde 650 kişi çalışıyor. Burayla etkileşimli yüze yakın sektör var. Sera da domates patlıcan eken çiftçiden tuvalet kağıdı imalatçısına kadar. Rekabetten tatil köyü sahibi kapı kollarını , çeşmeleri gidip Çin den alıp geliyor otelini yaparken ya da yenilerken.Dolar düşük kalınca ithal cep telefonu satışlarında patlama yaşanıyor. Spekülatörler piyasaların vazgeçilmez oyuncularıdırlar. Puslu havada paradan para kazanma derdinde olanlar. İnsan ekonomik kararlar alır ve kendi beklentilerine göre hareket eder. 14 Aralık sonrası TL nin değer kazanacağını Bursa da sağır sultan duydu . Ondan satış başladı. Cumhurbaşkanının derdi çok düşmesin olsa gerek . O üretenin istihdam edenin yanında . Hazırı tüketenin değil.

  11. İyi olacak inşallah. Türkiye her zaman bereketli bir ülkedir.. Herkes için.. gavur içinde Müslüman içinde o yüzden Allah’ın izni ile bir şey olmaz. Tabi ki sert söylemlerden kaçınmak lazım. En önemli konu yapısal reformlar hükumet yapısal reform çıkaramıyor. Ekonomik anlamda bunu yaparsa ilerisi için daha iyi olacak. Örneğin dolaylı vergilerin oranını düşürüp dolaysız vergilerin oranını artırırsa o zaman daha iyi olacak. Her sektörde olduğu gibi denetimler çok zayıf herkesimi denetlemek lazım.. Ticaretteki dolar bağımlılığımızı azaltmamız lazım. Umarım ithalat ihracat yaptığımız ülkelerin para birimleriyle yaparız. Ülkemiz dünyada bir elin parmağını geçmeyen ülkeler arasındadır. Göktürk uydumuzu gönderdik bunlar duymak gurur verici.. Savunma sanayideki kararlılık muhteşem bir şey.

    pek çok selam ve dua ile..

    • Sayın Emre Engin,
      yukardaki yorumunuzda kullandığınız „ gavur„ kelimesi beni rahasız etti, „…gavur içinde müslüman içinde …“ derken, diğer inançlardan insanları kastettiğiniz anlaşılıyor. 45 yıla yakın bir zamandır hristiyan bir ülkede yaşıyorum. Onların dilinde de müslümanlar için gavur kelimesi var ama beni hep müslüman olarak kabul ettiler ve bir defa bile „gavur“ sözcüğünü duymadım. 1986 yılında Ankara’da bir kilisede bir Alman gruba tercümanlık yaptım. Kilisedeki bir hristiyan vatandaşımız, „dışarda dini kimliğimizi açıklarsak, hor görülürüz“ demişti. Almanya’daki Türklere sosyal sorunlarında yardımcı olan gruptaki Almanlara bu sözleri tercüme ederken utanmıştım. Demekki Türkiye’de fazla bir şey değişmemiş.

      Not: Sayın Editör, yukardaki sözcüğün gözünüzden kaçtığını tahmin ediyorum, konu dışına çıktığımı biliyorum.

      • Sayın Hüseyin Bey,

        “Gavur” söylemi hoş olmamış. Gözümden kaçmadı aslında. Ama Emre Bey daha önce de bir çok yorum yapmış birisi. Kibar bir üslubu var. Kötü niyetle söylemediğini, sizin de belirttiğiniz gibi sadece diğer “inançlardan insanlar” anlamında söylediği için onayladım.

        Emre Bey, uyarıyı dikkate alırsanız sevinirim. Bazı kelimelerde özellikle işler iyice karışıyor (bknz: Gâvur)

        Saygılarımla.

  12. Ülkemiz insanının döviz bozdurma kampanyasına katılması “ulûlemre itaat”ten ziyade,ülkesini sevmekten ve sevdiği bir insanın yanında durma eğiliminden kaynaklanmaktadır.Ayrıca O’nun samimiyetine inanılıyor ve O’na güveniliyor.

    Eğer vatandaş, her “emredenin emrine” bu denli gönüllü katılsaydı işimiz kolay olurdu. Emir sahibi bir emir verirdi ve işler düzelirdi!

    Şimdi yaşadığımız durum böyle değil .Güven, samimiyet ve sevgi daha etkin.

    Elbette döviz fiyatlarını durdurmanın tek çaresi bu değil. Ekonominin diğer gerekleri de yapılacaktır ve yapılıyor. Bir yandan dövize duyulan ihtiyaç azaltılırken bir yandan da elde edilen döviz miktarı artırılmaya çalışılacaktır. Devlet büyüklerinin ülke ülke dolaşmasının gayesi ticareti geliştirmeye de yöneliktir. İran, Rusya ve Türkiye’nin kendi paraları ile ticaret yapabilme imkanlarının araştırılması da dolar ihtiyacını azaltmak içindir.

    Bu badireyi de atlatacağımıza inanıyorum. Sanayilerimizde çok önemli işler başarılıyor. Ticaret yaptığımız ülkeler çeşitlendi. Sanayicimizin, iş adamlarımızın gözü açıldı, boş durmuyorlar.

    Her ne kadar dışarıda fetö, Türkiye aleyhine lobi faaliyeti yapıyorsa da başarılı olamayacaklar. Türkiye’ye açtıkları bu savaşı kaybetmeye mahkumlar.

  13. Hayırlı sabahlar Fehmi bey, 2010 veya 2011de ekonomi yazarlarından birisi bir yazi yazmiştı. O yazıda eğer tedbir alınmasa aynen bu günü tarif ediyorde ve o kısmı Şöyle idi,” Kemal Devrişi 10 yıllık bir ekonomi paketi hazırladi bu paket 2012 veya 2011 kadar Türkiyeyi taşır onun için bize acilen yeni bir ekonomi paketi gerek.” Sizinde yazınızı okuyunca sizin gibi köşe yazarlarının tehlikenin gelişini devleti idare edenlerden çok daha erken bilip uyarılar yazıyorsunuz. Bu son günlerde sizin yazılarınz yetkililer tarafından ilgi ile takip edildiği his ediliyor. Ellerinize sağlık. İnşallah Ülkemiz geçmişteki o başarılı günlerıne geri döner.Allah işlerinizi rast getirsin. Amin.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here