Ertuğrul Özkök haklı.. Dikkatli olma zamanı…

18

Önce kendi gerçeğimi yazayım: Ben bir ‘sosyal medya’ takipçisi değilim. Bir yerlerde hakkımda neler yazıldığını takip etmekten vazgeçeli yıllar oldu. Başkaları hakkında yazılanlara dair merakımı gidermem için ise daha güvenilir yöntemlerim var.

Etrafımda birileri “Sosyal medyada bugün trend şu” türü muhabbetler açtığında benim verdiğim camgöz tepki en çok o muhabbeti açanları şaşkınlığa sürüklüyor.

Sanki o trendleri takip etmemek benim için büyük bir eksiklik imiş gibi bana bakanlara ben de “Bu yaptığınız ayıp” der gibi bakıyormuşum…

Giriş bu kadar.

Sosyal medya manyaklaştırıyor

Ancak bir gerçeğin de fena halde farkındayım: Hemen her ülkede olduğu gibi –hatta çoğu ülkeden de daha yoğun biçimde– bizim insanımız haberleri sosyal medyadan izliyor ve bu bağımlılığı her yıl biraz daha artıyor.

Aşağıda gördüğünüz tablo Oxford Üniversitesi ile Reuters haber ajansının kurduğu enstitünün yaptığı araştırmadan AlJazeera-Türk internet sitesi tarafından aktarıldı.

Durumumuzu haber aynen şöyle sunmakta:

Türkiye’de internet kullanıcılarının %73’ü sosyal medyayı bir haber kaynağı olarak görüyor. Bu oran, 2015’te %67 idi ve Türkiye, raporun kapsadığı 18 ülkeden, sosyal medya platformlarının en yüksek oranda okur tarafından haber kaynağı olarak kabul edildiği ülkeydi. 2016’da Yunanistan %74 ile, sosyal medyanın en yüksek oranda habere ulaşmak için araç olarak kullanıldığı ülke oldu. 26 ülkenin ortalaması ise %51. 2015’te rapor kapsamındaki ülkelerin ortalaması %44’tü.” 

Her yıl artan bir eğilim bu (Dünyadaki bir yıllık ilgi artışı yüzde 7, bizde de yüzde 6).

Her 100 kişiden 73 kişi ülkemizde haberleri öğrenmek için internetten ulaşılabilen gazete-dışı kaynaklara başvuruyor.

Doğru olabilir mi bu istatistik?

Bizde yapılan bilimsel araştırmalarda da buna benzer tablolar ortaya çıkıyor. Artık yazılı basın bile internet üzerinden takip ediliyor. Kadir Has Üniversitesi’nin son araştırması, ‘gazete okuruyum’ diyenlerin yalnızca yüzde 28.7’sinin gazetelerini bayiden alınan basılı halinden okuduğunu gösteriyor. (Kanada’da bu oran bizden düşük: Yüzde 20.)

Haberleri insanlarımız akıllı telefonları üzerinden almayı tercih ediyor (2016’da yüzde 68’imiz). En fazla başvurulan haber kaynakları ise Facebook (69, 44), Twitter (33, 10), YouTube (33, 19), Whatsapp (17, 8), Google+ (14). [Parantez içindeki ilk rakam Türkiye’deki, ikinci rakam ise dünyadaki oranı gösteriyor. Açık ara diğerlerinden ilerideyiz.]

“Sosyal medya kaynaklı haber bağımlısıyız” dense yeri var.

Ertuğrul Özkök endişelenmiş, haklı…

Bu bilgileri neden aktarıyorum?

Şundan: Bugün Hürriyet’te Ertuğrul Özkök ‘muhafazakar kesimden bir yazar arkadaşım’ sıfatını kullandığı birinden gelen mesajı okurlarıyla paylaşıyor.

Arkadaşı Dubai’den dönerlerken İran üzerinde feci bir kaza sonucu düşen uçakta hayatlarını kaybeden genç kızlarla ilgili sosyal medya mesajları için ilginç bir not göndermiş. Herkesin gözyaşları döktüğü olaya iğrenç tepki veren mesajlar… Aramış, taramış o mesajları gerçek kişilerin göndermiş olamayacağı sonucuna varmış o yazar arkadaşı ve “Sanki birileri polarizasyonu körüklemek için böyle bir mit uydurdu gibi geliyor bana” demekteymiş…

Özkök de düşünmüş ve “Niye olmasın, karanlık kişi karanlık kişidir, yapabilir” sonucuna varmış.

Muhafazakar yazarlar trollerin bu saldırısına katılmadıklarını açık biçimde yazsınlar temennisinde bulunuyor Hürriyet yazarı.

Bir yararı olacağını sanmıyorum, ama yine de dikkate alınması gereken bir temenni bu.

Tuzak açık, düşmeyelim

Esas dikkatli olunması gereken ise, Türkiye’de insanların sosyal medya bağımlılığı ve kendisine o yolla iletilen mesajlara inanma eğilimi yüzünden, önümüzdeki dönemde karşımıza çıkacak ciddi sorunlar…

Yerli ve daha çok da yabancı troller hepimizi yanıltarak yanlışlara sevk etmek için hazırolda bekliyorlar.

Epey bir zaman önce bir uluslararası haber ajansının rutin haber için muhabir istihdam etmek yerine o görevi bir robota (bilgisayara) havale ettiğini öğrenince aklıma ilk bu yöntemin başka ve karanlık işlerde kullanılabileceği ihtimali gelmişti.

Robot haber yazabiliyorsa, ona sakıncalı mesajlar da yazdırılabilir.

Yazdırıyorlar da.

İstihbarat örgütlerinin tam da bu amaca hizmet etsin diye oluşturdukları birimler bulunduğu biliniyor; birini ben de dikkatinize sunmuştum.

İran üzerinde düşen uçakta hayatları henüz baharındayken solan genç kızlarımızla ilgili ‘rezilane’ olduğunu öğrendiğimiz mesajların varlığı bizi düşündürmeli ve kendimize getirmeli.

Tuzağa düşmemeliyiz.

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

  1. Pembe bornozlar icinde poz vermis genc hanimlarin taze bir resmini, böyle bir olaydan sonra ,hangi dost ,nasil bir mantikla medyaya servis eder? Bu fotonun uzerine de bekarliga veda partisine gitmislerdi diye baslik . Ben editör olsam , karsimdakiler düsmanim bile olsa, böyle bir olaydan sonra, sn felankes isadaminin kizi ve arkadaslarini tasiyan özel ucak dubai gezisi dönüsü düstü gibi ,sossuz bir ifade ve kaza kurbanlarinin privat olmayN fotograflarini kullanirdim. Müteveffa hanimefendilerin , kendi cep telefonlarindan cikmasini istemeyecekleri bir cool fotoyu , üstünde bekarliga veda partisi basligi ile bir cenaze haberi olarak vermek, hangi psikoloji ile mümkün?
    Buna bakin…
    Yemi yeyip gevis getiren sosyal medya tüketicisine ahlak dersi vermek kusa bak demenin basit bir türevi

  2. “…Özkök’ün gazetesi de başta…..” – Hasan Günay 15 Mart 2018 at 15:08

    Bence de Özkök’ün gazetesi boyali basının en önde gidenlerınden. Sadece bu değil birçok konuda dikkat edin, daha nelere şahit olursunuz. Kültürel emperyalizm temsilcileri, gopyacı bunlar! Bize yabancı adetleri (Batıda olan biten şeyleri) bizde çok olağan şeylermiş gibi manşetleştirip vermek. Manşet seçicileri bu tür tercihleri cehaleten veya kasten yapiyorlar, cokcasi ticari rekabet kaygısıyla (dikkati cekerek daha fazla, okunmak/okutmak neticede para para para). Manşetin/reklamın başka bir şekli yok mu? Anadolu insanının her kulvarda egitime/ogretime ihtiyacı var. Ve bu sadece okulların degil aynı zamanda görsel ve yazılı medyanın da sorumluluguna girer. İnsanları eglendirirken bir taraftan da egiteceksin, faydalı iş üreteceksin (ki Allah’ın rızasına nail olabilesin). Özkökün gazetesi ve benzerleri, nihai analizde, Anadolu insanının bozulmasına katkıda bulunuyor, bu da bir çeşit sömürü. Onlara sorsan basın hürriyeti. İşin gerçegi (ince düşünürsen), hürriyetin de istismarı.

  3. Sosyal medyadan haber mi takip edilir? Haber dediğin illa internetten okunacaksa haber siteleri diye bir şey var.Seviyeli bir haber sitesi takip edilir.Gelişmiş ülkelerde insanlar doğru kaynaktan haber takip ediyor.Bizde sosyal medya bu işlevi yürütüyor.Ne acı!

  4. Dün geç olduğu için bugün DİDEM hanima yazılan birkaç eleştiri mesajını bugün gördüm . İçime sinmedi, illaki birşey yazma ihtiyacı hissettim. Didem Hanım size yapılan basmakalip ,kolay ve ucuz tenkitler esas düşünmeyi bilmeyen zihinlerce yapılmış. Düşünmeyi bilmemek derken neyi kastetmisler bir zahmet somut örnek verselermiş keşke
    Veremezler. Çünkü maksat üzüm yemek değil bagciyi dövmek. Aslında tek amaç,”kendi gibi düşünmeyeni kısa yoldan zahmetsiz ce gömmek”dir. Ve bu da eleştirinin en seviyesiz halidir.

  5. Ne yani, bu rezaletin müsebbipleri yoğun sosyal medya kullanıcıları olan insanlarımız mı?..sanki sosyal medyayı niye bu kadar fazla kullanıyorsunuz der gibi. Karşılığında, memlekette ”Oxford vardı da biz mi gitmedik” kabilinden ”ne yapalım, dürüst haber kaynakları vardı da biz mi ulaşamadık” deme hakkı doğar ya!..

    En başından söyleyeyim; evet, o manşet (bekarlığa elveda partisi), kim bu ismi koydu ise, bunu halkımızın hassasiyetine binaen manşetine taşıyanlar, Özkök’ün gazetesi de başta olmak üzere, en az o trol çetesi ve lideri! kadar aymazdır, sorumsuzluk sergilemişlerdir..Belki de isteneni yapmışlardır..gündem oluşturmak, halkı maniple etmek gibi.

    Haber, ”bekarlığa elveda partisi” şeklinde verilmemiş olsaydı bu nahoşluklar yaşanır mıydı sizce de? Demek, öyle olsa bile, bu onların ”özeli” olurdu ve bu ifşa edilmemeliydi. O zaman arkalarından dualar edilir, mevlit okutanlar bile olurdu.

    Bu şekilde yayına alanlar ve sosyal medyada organlarında paylaşanlar, bu ülkede böyle bir sonuç vereceğini hesaba katmamış olamazlar. Öyle ise bu haberde, en başta ana akım medya organlarının, yönetimlerinin tavrını da sorgulamamız gerekir.. Yazılı olsun, olmasın..

    Onlara, insanların özelini neden ifşa ediyorsunuz diye sormalı.

    Bir de, bunu size basın-yayın ahlakınız mı emrediyor? diye…

    İsteyen ”neye ve kime hizmet ediyorsunuz” diye de sorabilir.

    • Bekarlilığa veda partisi kına gecesi eğlencesi oliyor zaten Allah rahmet eylesin õlenlerden birisinin düğünü olacakmış oda zengin olduğu için hep genç kızlardan oluşan bir eğlence içlerinde bir tane dahi erkek yok. Yazık bizdeki basının haline. İngilizce’de buna Bachelor partisi derler. Anlamı(bekarlığa veda partisi)
      Bu tip eğlenceleri genelde her millet yapar ve bundada gelin kız arkadaşları ile damat da erkek arkadaşları ele eğlenırler.
      Bu olay bizim medyamızın halini bir kez daha ortaya koydu.
      Benim çok bilmiş medya guruplarına bir çift sözüm var. Önce kendiniz neyin ne olduğunu öğrenin sonra millete haber yapın.
      Allah ölenlerin ailelerine sabır versin.
      Gencecik civanlara da Rahmet eylesin.
      Bizlere düşen o acılı ailelere baş sağlığı ve sabır dilemek.
      Kimin ne olduğunu Allahtan başka kimse bilemez.
      Hasan bey ne dersiniz ben yanlış mıyım?
      Mutlulukla ve sağlıkla kalın.

  6. Sayın Koru’nun dikkati çektiği mesele teknik olarak pekala mümkün görünüyor; ancak, ben, sosyal medyada paylaşılan, kin,nefret ve aşağılama dolu mesajların birbirinden bağımsız, tekil, gerçek kişiler tarafından yazlıp gönderildiğine tereddütsüz inanıyorum. Kimse işin kolaycılığına kaçıp o iğrenç mesajların ardında bir bityeniği aramasın, böylesine çirkin bir meselemiz olduğunu kabul etsin, bu gerçekten ve sorumluluktan kaçmasın.

    Söz konusu mesajlar ve bunlarda apaçık gözlenen bayağı dil, yalnızca toplumdaki kutuplaşma ile (seküler-dindar, Türk-Kürt, vb.) ilintili değil. Önemli futbol karşılaşmaları ile ilgili programların, bilim ve tarihle ilgili belgesellerin altına yazılmış yorumlarda da aynı çirkin dil çok baskın.

    Siyasetle, ülke meseleleri ile ilgili haber, tartışma programı vb. konularda, yakındığımız o lumpen dil, sıklıkla kendisini Atatürkçü ya da milliyetçi olarak tanımlar görünen kişilerin yorumlarında daha sık gözleniyor. Dindarlığı baskın görünen kişilerde genel eğilim, bu tür sosysuz bir dilden uzak kalmak, ama, kişisel fikir ya da yorumdan ziyade, konuyla pek ilintili görünmeyen soyut, dinsel bir retoriği tekrarlamak olarak beliriyor. Ben bunun OKUMA edimi ve alışkanlığı ile ilintili olduğunu düşünüyorum. Kişisel deneyimim, Kemalistlerle Türk milliyetçilerinin OKUMA eylem ve alışkanlığından en uzak kesimler olduğuna işaret ediyor. Bunların ortaklaşa sahip oldukları bir başka özellik, çok basit cümlelerde bile insanı dehşete düşüren dil yanlışlarına düşmeleri. Yani, kendilerini ana dillerinde ifade etmekten, eli-ayağı düzgün birkaç cümle kurmaktan, sözcükleri yanlışsız yazamktan bile uzaklar. Son yıllarda yaşadığımız aleni lumpenleşme, nefret ve aşağılama dili, en çok bu iki kesim arasında. . .

    Kutuplaşma ve buna paralel yaşanan derin bir lumpenleşme hali, yüzleşmek zorunda olduğumuz, kaynağı çok açık bir gerçeklik. Şimdi bunu da, “Yahu biz böyle insanlar değiliz, birbirimize saygıyı bu kadar yitirmiş değiliz; bu, olsa olsa, dışı muhtemelen ülke dıışında birtakım karanlık odakların işidir. . .” demeğe getirerek topu taca atmayalım derim.

  7. İstatistikler çoğu zaman yanlış söyler de. Seçim tahminlerinde olduğu gibi. Veya çoğu zaman toplumu manüpile etmek istiyen Mihrakların eseri olabilir. Mesela Bizim Ülkede yapılan ihtilallerde olduğu gibi.
    İsthbarat örgütlerini veya nüfuz sahalarını kontrol altına almak yahut daraltmak hükumetlerin görevi olsa gerek .
    Fakat, bu istatistikler şu sonucu gösteriyor : Sosyal Medya takibciliği az gelişmiş ülkelerde daha fazla. nedenine gelince, maddi ve manevi yoksulluk, kültürsüzlük, işsiz-vakti bol kişilerin çokluğu… sayılabilir.
    Bu oran, bizim Ülkede daha çok yüksek olduğuna göre, bu imkana sahip diğer İslam Ülkelerinde de durum çok farklı olmasa gerek. Bu ne demektir ? Dedikodu, gıybet, tecessüs, merak, başkalarının yaşayışı ile ilgilenmek vs….. demektir. Halbuki, Hakiki İslam bu gibi hasletleri (özellik) kınamış ve mensublarını MEN etmiştir. Bu demektir ki, Başka sahalarda olduğu gibi, bu konularda da, Müslümanlar inandıkları dinin hükümlerini bilmiyor veya ona uymuyor. Bu sadece, “Müslümanım” diyenlerin mi suçu ? Yoksa, her bir haberinde islam Hocalarını ve İslamı HIRPALAMA gayretinde olan MEDYAnın veya aydın geçinen okumuşlarımızın, yoksa Hükumetin, ya da Rejimin suçu mudur ? Bana kalırsa hepsi suçlu. Çünkü _ KORO HALİNDE – hepsi de İslamı FRENLEMEK istiyor (AB-ABD gibi) ve İslam DÜŞMANLIĞI yapıyor ; HAKİKİ İslamı (HZ. RESUL’ün getirdiği) öğretilmesine mani oluyorlar. Oysa, sadece şu yukarıda saydığım yanlış davranışların insanımıza – disiplinli, uygulamalı, ciddi bir eğitimle – öğretilmesi, kime, ne zarar verir (veya fayda).
    “Rezilane mesajlar”a gelince : Elbette, Kınanacak bir haldir. Fakat, toplumumuz madden ve manen çok dengesiz bir duruma sürüklenmiş olup, bireylerin birbirine “BENZER” durumu nerede ise kalmamış bir hale gelinmiştir. Dolayısıyla, varlıklı ve lüx yaşama imkanlarına sahip AİLELERin de toplum fertlerinin dikkatini, hasedini ve nefretini celbedecek tutumlardan uzak durması lazıımdır. Eskiler, “İBADET te gizli, KABAHAT de gizlidir” derlerdi. Değil, “Müslümanım” diyenler, komşumuz Yahudiler bile, Mesela, Ramazan ayında, SEFERTASINDA gelen yemeklerine başlamadan, Kapılarının önüne PERDE çeker, yemeğe, öylece başlardı. Karşının NEFSİNİ tahrik edecek tutumlardan sakınmak gerekir.
    İSLAM o kadar BÜYÜK bir din ki (idrak edene tabii) kendi evinde, iş yerinde, yazlığında enva-i türlü günahı-haramı işliyen kimseieri araştırmayı caiz GÖRMÜYOR. (Böyle bir araştırma suçu İşliyen Halife ÖMER, suçluluk komplexi ile TİR-TİR titriyor). Fakat, başkalarını TAHRİKE, fesada ise, fırsat vermiyor, İslam Nitekim, çok kişiden işitirsiniz ; İşte, “SUUD’un, MISIR’ın evinde ne kepazelikler , reziletler işleniyor” diyenlere, hep cevabım, ” onların günahı kendilerine ; cemiyeti ifsad ve TAHRİK etmiyorlar” olmuştur. Siz toplumu bu anlayışa getirmeyip, Diyanete, bazı Tv.lere ” gazel” okutup, “birlik-beraberlik” nutukları çekmekle netice alınır, ZANNEDİVERİN! Az gider-uz gidersiniz….
    GELİN yüce, İslam AHLAKINI okullarda yıllar boyu okutalım. Mesela, eski DİB Başkanlarından Ömer Nasuhi BİLMEN’in İLM-i Hal Kitabı’ndan “ahlak” bölümünü veya eski Başbakanlardan İnönü’nün DİB Başkan olanı Ahmet Hamdi AKseki’nin Kitabını. “vakiit, vakiit GEÇMİŞ olmadan”.

  8. Medya
    İnsanın gözü, kulağı, dili var. Bunları kullanarak çalışır ve yaşar. Kör, dilsiz ve sağır da yaşayabilir ama nasıl koşullarda yaşayacağını az çok tahmin edebiliriz. Toplulukların gözü ve kulağı medyadır. İnsanlar uygarlaştıkça topluluk daha güçlü göze, kulağa ve dile sahip olur.
    Ne var ki insandaki organlardan farklı olarak güçlenen bu toplumsal organlar tehlikeleri de beraberinde getirir. Sağdan gelen bir aracın soldan geldiğini gösterebilir. Müftünün keçisi çalınır, müftü keçi çaldı denir.
    Bundan yararlanan Sermaye ve siyaset toplulukları kör, sağır ve dilsiz hale getirmektedir. Sosyal medyanın tanımı yok. Medya medyadır. Hepsi karanlıkların esirirdir. Çünkü bunlar Sermaye veya Siyaset’in suyu bulandırma araçlarıdır.
    Tek yapılacak iş medya kooperatifleri oluşturup bağımsız basın değil bağımsız yazarlar ortaya çıkarmaktır. Yazar ücretini tekel Sermaye’den veya Siyaset’ten değil halktan, okuyuculardan alacaktır. Öyle kooperatifler olacaktır ki oradaki yazarlar doğru yazacaklar. O yazarlar çevrelerinin mumu olacaklardır. Ortalık aydınlanınca karanlıklar yok olur.
    Karanlığı sopa ile kovamazsınız, karanlık kendi kendine aydınlığa dönüşmez.

  9. türkiye uzun zamandır medya terörüne sosyal medya saldırılarına maruz kalmış durumda. özellikle geziden sonra şiddeti gittikçe artan profesyonel saldırılar başladı. fetö ve pkk organize suç örgütleri olduğundan dolayı bunların güçlü sosyal medya ayağı olmadığını düşünmek mümkün mü. bırakın uzağı burada bile yorumunuzda fetö geçti mi yorumunuza saldıran birileri ve saz arkadaşları mutlaka oluyor. bitmez tükenmez bir kin ve nefret sizin söylediğinizi anlamamakta sözü döndürüp dolaştırıp kendi odağına çekmekte ısrar ediyor. yazık ki ne yazık… ülkemizde patlayan bombalar sonrası pkk ile mücadelede de birbirinden vahşet mesajlar ortalarda dolaşmadı mı. askerlerimize vatandaşlarımıza yönelik fotoğraf destekli mesajlar paylaşılmadı mı. bunun gibi benzeri pek çok memleket meselesin de benzeri saldırıları görmedik mi…bunların hepsinin bilinçli programlı işler olduğunu aklı başında insanlar görüyorlar, görmeyen duymayanlar ise birbirlerinin fikirleriyle eğlenirler, pek çoğu da alet oldukları işin cahilidirler…
    bu konuda son derece dikkatli olmak gerektiğine bunun da bir terörle mücadele meselesi olduğuna inanıyorum. kişisel hak ve özgürlükler zarar görmeden etkin mücadeleye devam edilmesi gerekir. ve bu aynı saldırılar nasıl organize ise mücadele de aynı şekilde organize olmalıdır. hele ki bu işlerin menşei göz önüne alınırsa.
    uçak kazasında ölen vatandaşlarımız nezdinde tüm uçak tren ve araba kazalarında ölenlere rahmet dilerim. ülkemizin en büyük meselelerinden biri de trafik cehaleti meselesidir. bu konuda hem devlete ama daha çok araç sahiplerine düşen büyük mücadeleler var diye düşünüyorum…

  10. Biz vatandaslar iki gercek arasinda sıkışmış durumdayiz. Birinci gercek; ifade ettiginiz gibi sosyal medyanin manipulasyona son derce acik olmasi. Ikinci gercek: Agir bir sansur var, ister istemez sosyal medyaya basvurmak zorunda hissediyoruz kendimizi.

  11. KONUŞACAK BİR ŞEYİMİZ KALMADI, KONUŞMACIMIZ DA!

    Edebiyatta derin bir sessizlik var. Bu sessizliği duyabiliyor musunuz? Bir insansızlık süreci yaşıyoruz sanki. Kitaplar, dergiler, ödüller, belediye etkinlikleri falan rutin işleyişlerini devam ettiriyor. Kalabalık denilebilecek etkinliklerde bile müthiş bir ıssızlık var. Konuşması gerekenlerin susup, susması gerekenlerin konuştuğu bir ıssızlık bu. Piyasa ve siyasa edebiyatın yolunu kesmiş de üstünde ne varsa zorla gasp etmiş gibi. Belediyelerin yaptığı aylık etkinlikler yirmi kişi etrafında dönüp duruyor. Sadece İstanbul’dan bahsediyorum. Bu ıssızlığın taşra boyutunu hiç saymıyorum. Etkinliklerin birçoğuna yığma katılımcı tedarik ediliyor. İstek, merak, heyecan ve kültürel tecessüs olmadan yapacağınız etkinliklerin de bir anlamı yok. Bu yüzden birçok belediye programlarda konuşmacılardan ziyade salonun doluluğunun garanti edilmesine bakıyor. Edebiyat dergilerinin okuyucuyla kurduğu ünsiyet, harbi ve hasbi ilişki çoktandır kendini hissettirmiyor ne yazık ki. Kimse kimsenin umurunda değil. Çünkü herkesin kendine göre bir şeyi var. Söyleşi yapacak, kapağa taşıyacak ne konu kaldı ne kişi. Televizyon ekranlarında gördüklerimiz, panellerde rastladıklarımız, adını sıklıkla işittiklerimiz hep aynı kişiler. Ayva konulu panele konuşmacı olarak çağırılanlarla ıspanak ya da kivi paneline panelist olarak davet edilen simalar aynısının tıpkısı. Dergiler nasıl birbirini tekrarlıyorsa, konuşmacılar da hazır kadro şeklinde devam ediyor. Birileri kabak seviyor diye her şeyin kabak tadında olmasının bir anlamı yok elbette. Gel de anlat!

  12. Snowden Rusya’ya kaçtı mı, kaçtı gösterildi mi?
    Sonowden Truva Atı ise ABD ve diğer ülkelerde yasaların izin vermediği işlere Rusya’dan koyulmak olası mıdır?
    Snowden dan önce Rusya bilgiişlemde bu düzeyde miydi (sığınmanın bedeli teknoloji “bağışı” olmalı)?
    Bilişim teknolojisi paraya, silaha galebe gelecek ise yeni liderliğin yapay zeka kaynaklı, güdümlü, katkılı… olacağı kaçınılmaz görülüyor.
    Böylece başarılı, başartılan insan liderler döneminde , daha işlevsel, istikrarlı biyosiber liderlere geçilecek.

  13. Türkiye’deki paralı troller i kimse durduramaz
    Bugün internette tasedüfen bir gazetecinin Esad hakkında bir Twitte yazmıştı ve iki arkadaş o yazı hakkında aralarında yazişiyorlardı, benimde ilgimi çektiği için yazdıklarını okuyordum.
    Aniden türk bayrakları eşliğinde Türkçe küfurler yağmur gibi dökülmeye başladı.
    Adamlar İngilizce bir birlerine şaşkın şaşkın bu nece yaziyor diye soruyorlardı en son bizim trolleri blokadılar.
    Robotlar bizim troller yönlendirse küfürden başka bir bilgleri olmadığı için epeyce başları ağırır. Bu seferde Robotları terörist ve vatan haini ilan ederler.
    Neden acaba Ertuğrul Özkök Roza Parks olayının başlama sebebini yalnış yazmış . O olay dolu otobüse beyaz adam binince Roza Parks a kalak ben oturacam diyince R Parks redetmiş
    O zaman kanunen zenciler beyazlara yer vermek mecburiyetinde imişler. Özkök beyazlaraın otobüsü ne binmek istediği için diye yazmış.

  14. doğru vakti tesbit için sabırla gunde iki defa “bozuk saati” beklemek buyuk bir “sabr” ın ötesinde bir “beceri” tebrikler fehmi bey.!.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here