Gazeteleri ekonomi mi öldürüyor, gazeteciler mi? Güncel bir konu…

44

Bir gün beni gazetesine davet edip duran Ertuğrul Özkök‘ü ziyaret için Hürriyet’e uğramıştım. Uzun yıllar önce. Hal hatır sorduktan sonra, Ertuğrul, kendisinin ön ayak olduğu yeniliği göstermek için elimden tuttu ve birlikte ‘geleceğin Hürriyet’i’ diye adlandırdığı bölüme gittik…

Evet, 2000’li yılların Hürriyet‘i 1990’larda hazırlanmaktaydı.

Gördüğümü beğenmiştim; ama daha fazla beğendiğim, o bölümde çalışan genç insanların heyecanıydı.

O heyecan basının bütününde ölmüş görünüyor.

Habertürk veda ediyor

Ciner Holding sahibi olduğu gazeteyi yayınlamamaya karar verdi. İki gün sonra (5 Temmuz 2018 Cuma günü) Habertürk artık bayilerde bulunmayacak. İsteyen, gazetenin haberlerini ve yazarlarını internet üzerinden okuyabilecek…

Artık ne kadarı korunacaksa…

Yazılı basında en son ‘Habertürk yazarı’ olarak yer aldığım için bana hüzünlü bir son gibi geliyor gazetenin yayınına son verilmesi…

Neden peki?

Gazeteyi çıkaran holdingin başında bulunan yönetici (Kenan Tekdağ) verdikleri ‘stratejik karar’ için okur ilgisinin ve gelirlerin azalmasını gerekçe gösteriyor.

Dediği şu:

“Son beş yılda ülkemizde de gazetelerin yazılı baskılarının tirajı düzenli olarak düşmekte, reklamdan aldığı pay düzenli olarak azalmakta buna mukabil baskı maliyetleri sürekli olarak artmakta iken televizyon ve İnternet mecralarının erişimi ve reklam payı düzenli olarak yükselmektedir.

“Nitekim, öncelikle demografik olarak genç kuşağın yazılı basımdan uzaklaşması ve iletişimi mobilden yapmaya yönelmesi sonucunda meydana gelen önlenemez tiraj düşüşleri, diğer taraftan medya ekosisteminde yazılı basının aldığı reklam payının düzenli olarak kayba uğraması gibi sebepler, Amerika ve Kanada başta olmak üzere İngiltere Fransa Almanya gibi Avrupa ülkelerinde Singapur Malezya gibi uzakdoğu ülkelerinde yerel bölgesel ve ulusal nitelikte yüzlerce gazeteyi yazılı baskılarını sonlandırmak mecburiyetinde bıraktı.”

“Google’da yapılacak basit bir araştırma bu durumun sayısal dökümünü verecektir” de diyor Kenan Tekdağ

Google‘da durumu araştırırken başka bir gerçekle karşılaştım.

Bizden bir gazete yöneticisi gazetelerin bütün dünyada karşılaştığı ‘dijital tehdit’ üzerinde araştırma yapmış, vardığı sonucu New York Times örneği üzerinde okurlarıyla da paylaşmış.

Şimdi de onun yazdıklarını okuyalım:

“Ve ikilemlere rağmen NYT yatırım ve sabırla başarıya ulaşıyor. 2017’de dijital abonelikten 340 milyon dolar kazandı NYT. Online abonelik satışını % 46 artırdı. Zengin, iyi çeşitlendirilmiş konvansiyonel ve dijital içeriği, geçmişi ve deneyimli arşivi sayesinde …

“NYT’nin bir AR-GE bölümü var. Böylece 168. yılında 1300 gazeteci ile birlikte bu “eski” gazete, her gün, hatta her an Laurousse gibi bir içerik uygulaması sunuyor okurlarına. NYT büyümede Facebook’u yakaladı. Google’ı ikiye katladı. Gazete’nin dijital reklam satışları da % 14 artarak 238 milyon dolara çıktı. Böylelikle, son 7 yılda baskı gelirleri yüzde 21 düştükten sonra NYT bir denge kurmayı başardı.”

Gazete yöneticisi, kaleme aldığı 4 Mart 2018 tarihli yazısında, “Gazetelerin düşmanı dijital teknoloji değil, yenilenmesi gereken haber anlayışı” hükmüne varıyor.

İşin ilginç yönü, bu sonuca varan gazete yöneticisinin Cuma günü basılı hayatına veda etmeye hazırlanan Habertürk‘ün yayın yönetmeni Selçuk Tepeli oluşudur.

Kendisine “Gazetelerin öldüğü söyleniyor, bu doğru mu?” sorusunu yönelten gençlere “Halt etmişsiniz, gazeteleri internet değil ancak gazeteciler öldürebilir” cevabını verdiğini üç ay önce duyuran yayın yönetmeni, şimdi basılı en son nüshayla gazetesinin kapısına kilit vurmaya hazırlanıyor.

Meğer patronlara ‘‘Gelin gazeteyi kapatmayalım, gazeteciliği canlandırarak bu süreci başarıyla atlatalım’’ çağrısıymış yazısı…

Evet, gazete kapanmıyor, ancak dijital yayında çalışanların görevlerini evden de yürütebilecekleri ve baskı yapılmayacağı için matbaa da gerekmediğine göre, binaya da ihtiyaç olmayacaktır.

Önümüzdeki dönemde başka gazetelerin de aynı yola başvurmalarını bekliyorum ben; hazırlanan gazeteyi basmaktan vazgeçip yalnızca internet üzerinden yayınlamak giderek yaygınlaşacaktır.

New York Times evet yaşıyor, ancak bunu içeriğinde çeşitliliği artırıp dijital aboneliği yaygınlaştırarak sağlayabildi.

Washington Post ise parasını internet üzerinden satıştan kazanan Amazon‘un sahibine satılarak yayınına devam edebiliyor.

Jeff Bezos, WP’yi zarardan kurtarmak için, NYT’ın yaptığını tekrarlama yoluna gitti: Gazetenin içeriğini zenginleştirme yoluna…

Türkiye’de sorun da bu: Gazetelerden önce gazetecilik sizlere rahmet olduğu için içeriği zenginleştirmek de mümkün görünmüyor.

Gazetecilik, yapılabildiği kadarıyla, nicedir dijital alanda yapılıyor zaten.

Baskıdan vazgeçilip yalnızca internet üzerinden yayınına devam eden gazetelerin yaşama şansı nedir?

Soru önemli. Aynı duruma düşmesine az kalmış Habertürk‘ün yayın yönetmeni Selçuk Tepeli ABD medyasında yaşananlardan ve Türkiye’deki bir örnekten hareketle, bu soruya iç açıcı bir cevap veremiyor.

Okuyalım:

“Türkiye’de Radikal Gazetesi’nin dijitale yelken açmasıyla yaşananların da çok öğretici olduğu aşikâr. Bir süre ‘Radikal’in bugünkü manşeti’ diye başlayan bir cümleye rastlanmadı, sonra da kapanıp gitti.”

Aynen öyle oldu.

Umarım Habertürk‘ün akıbeti farklı olur; yayın hayatına internet sitesi olarak başlamıştı Habertürk öyle de devam etmeyi başarır.

Giden her gazete arkasında yeni bir işsiz gazeteciler ordusu bırakıyor çünkü.

ΩΩΩΩ

44 YORUMLAR

  1. Besleme basın varsa:
    Erzak azaldı.
    Sular çekildi .
    Baliklarin kuyrukları birbirine değmeye başladi.
    Besleme basın hanı SSCB zamanındaki TASS ajansi veya PRAVDA gazetesine dönüştü.
    Hemen hepsi arpalığin sahibinin istediği gibi davranıyor,yayın yapıyor.
    Hep ayni şeyleri yazdiklarindan bir tanesini dinlemek ve okumak yeterlidir.
    Büyük seçim de bittiğine göre; elde fazlada arpa kalmadı. o zaman en iyi olanlardan birkaçi ile yetinmek daha mantikli olur.
    Her dönem yönetimler kendi propogandasini yapan medyayı desteklemek en akılcı yol görülmüştür.
    Etkisi de olmuştur herzaman.
    Bir müddet sonra yavaş yavaş etkisi eskisi gibi olmamaya başlar.
    İnandiricilik kaybolur.
    Gerçek lerden bahsetseler bile’ yalancı çoban durumuna’ düşerler.
    Ancak yönetimler için asla pes etmek yoktur.
    Daima yeni yöntemler ararlar.
    Mutlaka bir yol bulurlar.
    Bunun için başvurmayacaklari yöntem,teknoloji,günün etkili bütün sanal tekniklerini kullanırlar.
    Yönetimden düşmemek için herşey mubahtir.(makyavelizm deniyor galiba buna)
    Ülkenin sahipleri vardır herzaman.
    Birde her kademede işbirlikçileri.
    Ata sözlerimiz halkımızı yansitiyor değilmi.
    Herkesin bildikleri bu sözler adeta hayat felsefemiz olmuş.
    Benim görebildiğim her birey genel olarak konfor alanını genişletmek,güvenli ve sürdürülebilir olmasi için gereken her şeyi yapmaktan geri durmamaktadir.
    Durum bu olunca yöneticiler değişsede bu kıvrak manevraları ustalıkla yapabilenler hep aynen kalıyor.
    Sadece yönetimin hoşuna giden uygun bir maske takıyorlar.
    Yarın bir başka düşünce erbabi başa geçse bu zevatlar yeni maskeler bulup yeni yöneticicilerinin gönlüne girecek maharettedirler.
    Sadece basın da değil hemen her alanda herkesin yakından tanıdığı simalarin nasıl kılıktan kılığa girdiğini
    biraz hafizalarını yoklarlarsa hatırlamakta hiç güçlük çekmezler.
    Halkın ekseriyeti bu tiplere prim vermezse bu kadar arlanmadan omurgalarını terkedemezlerdi.
    Halkın ekseriyeti omurgasiz sa veya omurgasizları yadirgamiyorsa o milletin sürünmesi organizmanin anatomik yapisinın gereği dir.

  2. Yeni sitemin tohumları meyvelerini erken meymeye başladı.Sebebi ne olabilirO onlarca mektuplar olmasınmi
    Aşağıdaki yazi internetten kopilenmiştir bana aite değil. Iyi okumalar.

    yeni skandal….

    Çete lideri Alaattin Çakıcı’ya Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi tarafından verildiği belirtilen rapor, Türk Tabipler Birliği (TT) tarafından incelendi. Söz konusu ‘belge’nin içerik ve şekil olarak tıbbi rapor olmaktan çok uzak olduğunu belirten TTB, Sağlık Bakanlığı’nın konuyu aydınlığa kavuşturmasını istedi.

    Organize suç örgütü hükümlüsü Alaattin Çakıcı’ya, Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nden verildiği belirtilen raporla aylardır bulunduğu hastanede sınırsız ziyaret izni hakkı tanınmasına tepkiler sürüyor.

    Söz konusu raporda tedavi ve tanı sürecine dair hiçbir bulguya yer verilmediğine dikkat çeken TBB, Sağlık Bakanlığı’na tüm hükümlülerin sağlık hizmetlerine eşit erişim olanağının sağlanması çağrısı yaptı.

    Gazete DuvaR’ın haberine göre, Çakıcı’ya verilen raporu inceleyen TTB, ulaştığı sonuçları, yazılı bir açıklamayla kamuoyuna duyurdu. Söz konusu incelemeye ilişkin şu bilgiler verildi:

    “Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesi’nde düzenlenmiş görünen ‘süresiz sağlık kurulu raporu’ başlıklı belge elektronik ortamda ve bazı medya organlarında yaygın bir şekilde dolaşmaktadır. Söz konusu rapor tanı ve tedavi sürecine dair herhangi bir tıbbi bulgu içermediği gibi, raporun dili ve üslubu hekimlik ve sağlık ortamında bugüne kadar verilmekte olan rapor formatlarının hiçbiri ile uyum göstermemekte, ‘usule ve fenne’ uygun düşmemektedir. Söz konusu ‘belge’nin söz konusu hastanede düzenlenip düzenlenmemiş olduğuna ve düzenlenmiş ise bunun cumhuriyet savcılığına gönderilip gönderilmediğine, bu konuda bakanlığınız (Sağlık Bakanlığı) tarafından herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığına ilişkin açıklamanın ivedelikle bizimle ve kamuoyu ile paylaşılmasını talep ediyoruz.”

    03 Temmuz 2018 17:53

    • At gözlüğünü çıkarmak lazım. Ne alakası var Habertürk ün dijital yayına geçmesiyle Çakıcı nın . Ciner sonuçta ticaret adamı, adamın tek derdi para. Kar zarar muhasebesi… Gazetelerin ölmesini istemiyoranız bayiden gidip satın alınması gerekir. En son Habertürk ü ne zaman aldınız. Gazetecilerin ve yazarların işsiz kalmasını istemiyorsak bizlerin destek verdiğimiz gazeteleri satın almamız gerekli. Yoksa Chp gibi her yenilginin sebebini sürekli başkalarında arama gafletine düşeriz. Biz okuyucu olarak destek veriyormuyuz ona bakmak lazım önce. Bir defa daha seçimler şunu gösterdi ki sosyal medyadaki yorum ve görüşlerle ülkenin gerçek gündemi aynı değil. Yersiz ve Çok eleştiri yaparsanız o kadar çok karşıt görüş oluşturursunuz. Sürekli zenci psikolojisinde olmamak gerekir. Saygılarla

  3. sayın yorumcu arkadaşlar bizim medyamız geçmişten beri ülke siyasetini doğru okuyamıyor seçmenlerin ne dediğine ne düşündüğüne değil kendilerinin ne sonuç beklediklerine göre ülke siyasetini okuyup, yanlış okumalarını da okurlarına aktarıyorlar. asıl yanıldıkları konu burası halbuki seçmene kulak verseler bu hataya düşmeyecekler. olguları olduğu gibi aktarsalar eğip bükmeden daha iyi gelecek kuracaklar kendi açılarından. mesela sayın koru epey zamandır seçmene kulak vermiyor kendince nasıl bir seçim sonucu bekliyorsa o minvalde yazılar kaleme aldı hep ama ne oldu sukutu hayale uğradı ”Askeri zaferler kazanan siyasetçilerin sandıkta yenildiği ile ilgili örnekler vere durdu aslında kendisi de birebir öyle olacağına inanmıyordu ama temennilerine göre yazılar kaleme aldı kendini de okurlarını (Erdoğan’ın seçimi kaybedeceğine inanan) da sukutu hayale uğrattı

    • Sayın koru seçim sonuçları açısından da ortaya sürdüğü görüşleriyle de bizi yanıltmış ya da hayal kırıklığına uğratmış sayılmaz bence:)

  4. BASINA DAİR :

    Dünya’da olduğu gibi, bilhassa Ülkemizde Basın-yayın ;
    – Yalan haber yayma, iftira etme, bu sayede ;
    – Rüşvet temin etme,
    – Hazineyi yontma, sömürme,
    – Orospu pazarlama
    gibi işlevler gören maruf ve müseccel (tescilli) bir alandır.

    ASKERLİK :

    Amerikanın Marshall yardımı (!) ile kakaladığı GMG (Cemse) taşıyıcılar ve diğerleri, yıllardır, Türkiye Bütçesini kemirir, durur, kimsenin de sesi çıkmaz ; ÇIKAMAZ da belki. İsraf diz boyu….
    – Bu otolar, AŞIRI derecede akaryakıt tüketir,
    – HAZARda bile – hatırımda kaldığı kadar ile – hiç gereği yokken, keza, herbiri 8-10 lastik eskitir.
    Askeri Birlikler, senelerdir – içimde bir ukde – Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile işbirliği içinde çalışmalı (hatta, temel eğitimi takiben bir kısım erler bu Bakanlık emrine verilmeli) H.K.nın (ismini açıklasa iyi olur) da, yerinde bir işaretle dikkat çektiği gibi, ENERJİ BOŞ yere tüketileceğine Yararlı pek çok iş yaptırılabilir, KALKINMA bu sayede daha da hızlanabilir.
    – Diğer bir ÖNEMLİ nokta da bilhassa, ERAT”ın ana-avradına sövdürülmemesidir. (Zaten, gizlice aks-ı sada ediyor)..
    – Paşa çocukları ve nüfuzlu zengin çocuklar da askerlik YAPMALI. Göstermelik de olmaz. (Vergi de vermeli vermesi gerekenler). Bizim dönemde, bir politikacı çocuğu EVinin Sokağını, diğeri de, Van’ın göbeğini çekmişti, kura’da. ATATÜRK’çülük lafla olmaz, menfaat olan yerde olunmaz. Olursa da, Memlekette, işte, bu kadar Atatürkçü kalır. Mert olmalı, dürüst olmalıyız. Şimdiki, Çay-kur Genel Müdürü ve bir kısım Sayıştay üyeleri de nasıl askerlik yapıldığını yakınen bilir. Yeni ASKERİ ŞURA’da CUMHURBAŞKANI bu hususları da dikkate almak durumundadır.

    DİN ve Allameler :
    Dünyanın en zor işi ve mesleği dindar (dinci değil) olabilmek ve dini yaşamaktır. Şairin, ” iş bu rivayet yeni çıktı” dediği gibi, din adına, bilip-bilmeden gelişi güzel konuşanlar- zamanede – pek de çoğaldı. Yüce Peygamberimizin ” Hadis “lerinin zayıf mı, sıhhatli mi olduğunu, İslam (Hadis ve FIKIH)
    Metodolojisini bilen ve Ömürlerini MÜ’MİN İslam Alimleri huzurunda diz çökerek geçiren, sarf eden ULEMA, ancak, değerlendirebilir. Futbola ve kurallarına harcadığı vaktin çeğreği kadar vakit ayıramıyan günümüz insanı HADDİni (sınırını) bilmek zorunluluğunu duymalıdır.
    Mezhebler de önemli ve dinin asli unsurudur. Bu konuda ulu-orta konuşanlara da şunu derim. Mezhep İmamları – teşbihte hata olmaz ise – günümüz YARGITAY-DANIŞTAY ÜYELERİ gibidir ; onların durumuna benzetilebilir, tam benzemese de. Yargıtay ve Danıştay’da, bir Daire’nin aynı konu’da verdiği Karar’ın tam AKSİNİ başka bir Daire verebiliyor. Bu şekilde verilmiş çok sayıda Yargıtay ve Danıştay Kararları MEVCUT. Çünkü hukuk ve yazılı metinler ve akıl farkı bu değerlemeğe fırsat veriyor. Bu yüzden her akıl SAHİBİ – akıllı geçinip gelişigüzel yorum yapamaz, İÇTİHAT’ TA hiç BULUNAMAZ. Tabii dünya-ahiret sorumluluk duyanlar için.
    Ülkemizin, çoğu problemlerinin altında – zaten, dünya-ahiret – bu sorumsuzluk yatıyor. Herkes, bir “Hak ve Özgürlüktür” tutturmuş gidiyor. Sorumluluğu hatırlıyan yok.
    Bir konuda at oynatabilmek için – jokeylere bile baksak – Mümeyyiz (selim, ferasetli, seçkin)
    bir akıl ve DAĞLAR kadar, dini ve dünyevi İLİM BİRİKİMİnin olması gerekir. Hiç bilenlerle, bilmiyenler bir olabilir mi ?
    MÜHENDİSLİK, Hukuk, TIP… kitabları Türkçe yazılıdır. Bu Kitabları okuyarak, ben Mühendis, Hakim, avukat, doktor oldum, diyene raslamıyoruz. Bu sahalarda haddini bilen insanlar – DİN KONUSUNA,
    İSLAM konusuna geldiği zaman Alim KESİLİYOR.
    Alimlik, İSLAMDA çok büyük bir Mertebedir. (İhlaslı ve İlmini yaşıyan kimseye ALİM DER, İslam)
    Alim kişi cemyete, her kişiye yön veren ululardır. Bir yerden Alim geçerken, herkes ayağa kalkıp, selama, tazime dururdu, daha yakın zamana kadar. Ülema ve Ümera (emir verenler) bozulmadıkça halk bozulmaz.
    Bu itibarla – bilinse – Alimlerin Mürekkebi şehitlerin kanından üstündür. Bilmediğini BİLMİYENE “cehl-i mürekkep” (katmerli cahil) denir.
    Not : Allah’ın İnsanı Halife’si olarak yarattığına dair, Kur’anda epeyce ayet mevcuttur. Merak edenler, hiç olmazsa müftülüklerden veya hafız kardeşlerimizden sorup öğrenebilir. Bu konu dahi derin bir meseledir.

    • “Askeriye Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile işbirliği içinde çalışmalı (hatta, temel eğitimi takiben bir kısım erler bu Bakanlık emrine verilmeli)” demişsiniz…. Bu teklif işin burokratik kolayına kaçan klasik bir yaklasim, bir yeniliği yok! Bu işe gönlü yatkın sorumluluk alacak asker olsam kesinlikle kabul etmem. Bakanlıklar doğru iş yapsaydı ve siyasi torpillerden uzak, işi ehline verip disiplinle çalışsaydı, devletin zamanında iyi niyetle kurulmuş üretken kurumları verimli olarak çalışır ve özel sektörle rekabet edecek hale gelebilirdi (dünyada örnekleri yok değil!). İşaret ettiğim yeni proje askeriyeyi vatan hizmetine engaje ederken, disiplinini/mehmetcik sayginlığını üretkenliğe yöneltiyor. Bunu görebilmek önemli!. Bu proje sadece disiplin ve otoriteyi değil ülke sevgisini de gerektirir. Aynı zamanda eğitimin halk katmanlarında kökleşmesine katkıda bulunacak potansiyele sahip.

      “Dünyanın en zor işi ve mesleği dindar olabilmek ve dini yaşamaktır ifadenizle de hemfikir değilim. Durumu abartıyor ve zora koşuyorsunuz gibime geliyor…. DiN hafizlara hocalara meslek olsun diye mi gönderildi!?

    • Hani şu…
      Allah’ın söylemediği, kendisinin hayalinde oluşturduğu hayalatı; KUR’AN’dan AYET ALINTI YAPIYORMUŞ GİBi “tırnak içinde” hem de sure adı vererek aktarıp bizi yanıltmaya uğraşırken yakalanınca;

      bununla da yetinmeyip pişkin pişkin;
      iblisi Melek’likten indirip Allah’ın ve insanların ebedi lanetine müstehak kılan “TEKEBBÜR” atına da atlayıp …
      “bir konuda at oynatabilmek için…” yollu,
      ağır kibir kokan sözde nasihatlerle,
      kendini büyük alim vehmedip saygı ve tazim beklerken karşısındakini cahillikle suçlayan kişi…

      Şimdi de…

      “Allah’ın İnsanı Halife’si olarak yarattığına dair, Kur’anda epeyce ayet mevcuttur. “ diyerek
      -hatasını diyemeyeceğim artık çünki hata olmaktan çıktı-
      yalanını …
      bu sefer bütün Kur’an’a yayarak hiçbir delil getirmeden ısrarla sürdürdüğüne göre;

      istenmeden gerçekleşmiş bir dil sürçmesi veya maddi bir hata yapmışlıktan çok;
      Kur’an hakkında tahrifat ve tezyifatla uğraşıyor durumuna düşmüş olmaz mı…?

      “Falanca şöyle diyor” diyerek sıradan bir insana bile bir isnadda bulunmanın; “işte buna delilim şu “ demek gibi
      olmazsa olmaz bir âdâbı vardır. Bunu yapamayan yalan söylemiş durumuna düşer muhatabının gözünde…

      Kul’a karşı bile hal bu iken; söylemediği sözü Allah’a isnad edip…

      sanki (haşa ) Allah’la al takke ver külah samimiyeti varmış da;
      “Bizim O’nunla aramız iyi, O’nun adına yalan da söylesem O bana kızmaz”
      dercesine muhatabına allamelik taslamak
      hangi âdâp ve edep kuralları dahilinde cereyan ediyor bir bilsem…

  5. önceki gün, ince ismini ilk kez, hürriyet yöneticisinin berat albayraka attığı mesajda geçtiğini duyduğumu ve ilk değerlendirmemin olumsuz, sonra ise incenin yaptıklarını ve konuşmalarını ise, bazı olumsuzluklar görsem de olumlu bulduğumu yazmıştım. seçim gecesi ortadan kaybolmasının ise kabul edilemez olduğunu yazmıştım.
    Yani ince ismini duyalı en fazla 2 sene oldu ve bütün bildiklerim de seçim dönemindeki konuşma ve sözlerinden takip edebildiklerim.
    Ancak, bir gazetedeki söyleşisinde bir gazeteci hakkında “şerefsiz oğlu şerefsiz” diye konuşması hem de ben kılıçdaroğlunun karşısına aday olarak çıkmam sözünden sonra, kılıçdaroğlu ile görüşmesindeki söyledikleri ve bugörüşmede konuşulanları da kılıçdaroğlunun rızasının dışında basına aksettirmesi, hakkında net fikir sahibi olmamı sağladı. (bu arada incenin chpye dönmesinin çok büyük hata olacağını da daha önce yazmıştım. Ancak olanlar, incenin bütün hikayesinin chp başkanlığı olduğunu ortaya koyuyor).
    İncenin, diken.com sitesinden alınan ve kılıçdaroğlu ile görüşmesi hakkındaki açıklaması aşağıdaki gibi:

    – “Sohbet ettik eşlerimizle birlikte yemek yedik, seçimi değerlendirdik. Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bana bir teklif gelmedi, ama benden gitti. Ben şöyle söyledim, gizlim saklım yok benim. Sayın genel başkana, büyük bir devlet adamlığı yaptığını, İYİ Parti’ye 15 vekil göndermeden başlayan ve kurultayda kendisine rakip olmuş birini cumhurbaşkanı adayı yaparak milletin gönlünde taht kurduğunu, bu devlet adamlığının devam etmesi gerektiğini, kendisiyle bir yarışın, rekabetin içinde olmak istemediğimi ama milletin de bu cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında duyduğu, gördüğü, yaşadığı bir umut olduğunu, bunu kaybetmememiz gerektiğini ve kendisi isterse olağanüstü kurultayı kendisi toplayarak benim genel başkan olabileceğimi, kendisinin onursal genel başkan olacağını ve bir abi kardeş ilişkisi içerisinde kendisi grup başkanı olarak parlamentodaki çalışmaları yürüteceğini ve benim de genel başkan olarak Edirne’den Ardahan’a çalışacağımı, partiyi seçime hazırlayacağımı… Böyle bir teklifte bulundum. Evet ya da hayır demedi, ben bu teklifi yaptım.”

    – İnce, bu teklif üzerine Kılıçdaroğlu’nun yorum yapmadığını belirtti. İnce, Kılıçdaroğlu’nun olumsuz yanıt vermesi ihtimali için “Ben imza toplamayacağım, örgüt kendisi çözer” dedi.
    İnce hakkında karar vermeyi epey kolaylaştırıyor zannediyorum. En azından benim için öyle oldu.

    • Hamza bey siz muammer incenin nasıl bir kişilik olduğundan bihabersiniz, burda f.koru okurlarına akıl satıyorsunuz nurdanla birlikte:) Sayın inceyi şimdi tanıdığını sanıyorsun ama gene tersköşe olmuşsun benden söylemesi. Önce gidip biraz yakın siyasi tarihi andaçlardan okuyun sonra ona buna laf yetiştirin! Artık düşünce aşamalarını çözümlemeye çalışırken beyin lopunuzun ne yanını ne için kullanırsınız bilemiyorum ama bi deneyin yine de…

      • H.Gayret! normalde sana cevap yazmıyacaktım ama şu an kahve içiyorum ve keyfim yerinde, bu nedenle sana cevap yazacağım.
        – Alaaddinin yüzüğü ile gemi analizini yapamayan birisinin bana akıl vermesi biraz komik olmuş.
        – Ayrıca, ben hiçbirzaman kurtarıcı aramadım. ben incenin ülkeye demokrasi getireceğine de hiç inanmadım. Benim seçimlerdeki tavrım netti.
        Anlaman için tekrar yazıyorum. Ben erdoğanın karşısında kim aday olursa ona oy vereceğimi, çünkü kimin kazanması gerektiğinin değil, kimin kazanmaması gerektiğinin önemli olduğunu seçimlerden önceki yorumlarımda belirttim. Bunun nedenlerini de uzun uzun anlatmıştım. öncelikle anlamak gibi bir niyetin olmadığı için olsa gerek anlamamışın.
        Şimdi anlaman için tekrar ediyorum: İnce, erdoğanın karşısında aday olsa (kuşkusuz başka aday yoksa. eğer başka aday varsa adaylar arasında seçim yaparım), yine sayın inceye oy veririm.
        İnşallah bu açıklamadan sonra anlamışındır.

        • Sizler böyle yazdıkça sanıyorsunuz ki görüşlerimiz kartopu gibi büyür bir dip dalga oluşturur.Seçim sonuçları bi defa daha gösterdi ki Sosyal medyada yazılan bir yorum Halkın gerçek gündeminden farklı ise size kartopu olarak geri döner. Sürekli eleştirdiğiniz kesim size dip yaptırır. At gözlüğü ile yapılan yazı ve yorumları millet ayırt ediyor merak etmeyin. Ama yapıcı eleştiri olursa milletin gözünden de kaçmıyor bi kenara not ediliyor. Kime oy verirsen ver bizene.

          • salih sen klonlanmış h.gayretsin galiba. bir eğlence yetiyordu ama fazla da göz çıkarmaz.

  6. toplum neyse gazetecisi de onun yansımasıdır. onun için gazetecilere yüklenenler biraz ağır olsunlar. Üstelik de herkesin kendisini melek, başkalarını şeytan görmekten vazgeçmesi de gerekiyor. Öncelikle melek düzeyinde iyi insan çok çok çok çok az, şeytan düzeyinde kötü insan sayısı da (melek düzeyinde insan sayısından çok fazla olsa da) toplumun ortalama düzeyine göre, pek yok. ikincisi ise: başkalarını şeytan, kendimizi melek görürsek hem sorunu yanlış tahlil ederiz hem de sorunun çözümünü kendi ellerimizle engelleriz.
    (akpliler için hep kötü düşünmemi ayrı bir yere koyuyorum. çünkü insanın içinde bulunduğu şartlar vardır. mesela savaşta askerin hep öldürmesi gibi. yani içinde bulunduğu durum onun başka birşey yapmasına müsaade etmez. akp öyle bir duruma geldi ki orda kim olursa olsun iyi şeyler yapamaz bir durumda. tıpkı mehmet şimşekin, tıpkı diğer “iyi” denilen insanların yaptıkları gibi).

    • Hamza, toplum neyse gastecisi de odur diyorsun, bak volkan yükseliyor ha! Türk milleti kapı işte meydanda duruyor, peki can dündar denen gasteci nerde? Neyle neyi benzetiyorsun! Hashas tarımı yasaklanmadan bu zombiler bitmiicek heralde…

    • Bazı yorumcular seçim öncesi ve sonrası Ak partiyi krimilize etmeye çalışsa da hala toplum aynı kanaatte olmadığını sandık ta gösterdi 16 yıldır ülkeyi ilklerle tanıştıran iktidarı kendini ve toplumu tanımayanların Ak partiyi krimilize etmeye ne hakkı nede haddinedir.partiler mükemmel değildir çok iş yapan çok hata yapar kuralı gereği Ak partinin de 16 yıldır hataları olmuştur bundan sonra da iş yaptıkca hataları olacaktır. Partilileri seçerken tekke ye derviş, mürid seçmiyoruz kaldıki insanın sıfatı ne olursa olsun beşer şaşar(Peygamberler masumdur günah işlemezler) peygamberlerin dışındaki her insan hata az veya çok yapar

  7. Bu yazıdan benim çıkardığım sonuçlardan biri şu:Fehmi Bey’in yazacak gazete bulamamaktan yakınmasına gerek kalmamış.

    Şahsen kitabı elime alarak okumayı tercih ederim.Velakin kağıda basılan gazetelerin tamamı kapansa
    kaybedeceğimiz bir şey olmaz.Çünkü gazeteleri artık herkes internetten okuyor.Hem bu sayede çeşitlilik artıyor.Bütün yazarlara,bütün gazetelerin haberlerine ulaşmak da mümkün oluyor.Ayrıca kağıttan da hatırı sayılır bir tasarruf sağlanmış olur.

  8. tarım ve hayvancılıkla ilgili geçen günden bir bakiyem vardı. bilgilenmek ve bilgilendirmek amaçlı önemli bilgileri derlemeye çalıştım. bilimsel metodların geliştirilememesini, modern tarım ve hayvancılık işletmelerinin kurulamamasını anlamak gerçekten zor.

    en önemli yaşamsal ve stratejik sektörlerden birisi de su ile birlikte gıdadır ve gıda ihtiyacının karşılanması son derece hayatidir. Olmazsa olmazdır. Serbest piyasa ekonomisinde, klasik ve neo klasik ekonomik anlayışında karşılıklı üstünlük yada mutlak üstünlük teorisi denen bir kuram vardır. Küresel ekonomik düzende, küreselleşen dünyada ve ekonomilerin karşılıklı bağımlı olduğu köye dönüşen global dünyada milletlerin ve devletlerin üstün ve başarılı olduğu alanlarda üretim yapması, marjinal faydası yüksek olan ve daha ucuza ve yüksek kalitede üretim yaptığı alanlara eğilmesi, yatırım yapmasıdır, bu teori. Üstün ve başarılı olmadığı alanlarda, düşük maliyetle ürün üretemediği konularda ise devletlerin sanayisini geliştirmeyip, ithalat yapmasıdır. Yani fındık üretemeyen, kahve üretemeyen veya teknoloji malı ile sanayi malı üretemeyen ülkelerin bu ürünleri dışardan almasıdır. Sanayii mallarında mutlak üstünlüğü olan ülke, otomobilini bu alanda üstünlüğü olmayan fındık veya kahve üreten azgelişmiş tarım ülkesine satacak, kendisi üretemediği tarım ürünlerini ise az gelişmiş ülkeden alacaktır. İşte dünyada gelir adaletsizliğine, kaynakların etkin, verimli ve adaletli dağıtılamamasına neden olan teori mutlak üstünlük ve karşılıklı bağımlılık teorisidir. Bu sistemde yapılan ticaret gelişmiş ülkelerin lehine, tarım ülkelerinin aleyhine gelişmektedir. Buna göre sanayileşmiş devletler teknoloji ve sanayi malı üretmekte, ayrıca tarım ve gıda sektöründe de yapılarını geliştirmekte, coğrafi ve iklim bakımından üretemediği tarım ürünlerini tarım ülkesinden almakta, ham maddeyi dışardan ucuza alarak ürettiği mamul ürününü ise az gelişmiş ülkelere pahalıya satmaktadır. Az gelişmiş tarım ülkesi ise sadece ucuz hammadde ve tarım ürünü üretmekte, sanayisini geliştirememektedir. Sanayi ve teknolojisini geliştiremeyen tarım ülkesi zamanla, teknolojik gerilik nedeniyle avantajlı olduğu tarım ürünleri ve gıda sektöründe de mutlak üstünlüğü kaybetmekte, tamamen her alanda hatta üstün olduğu tarım ve gıda alanında da sanayi ülkesine bağımlı hale gelmektedir, kendi alanında bile gerileme yaşamaktadır. Buradan çıkan sonuç tarım ve gıda sektörünün hayati olduğu, karşılıklı fırsat üstünlüğü teorilerine kurban verilemeyeceği, mutlaka geliştirilmesi ve bırakılmaması gereken stratejik bir alan olduğudur. üstelik gelişmiş ülkeler tarım, hayvancılık ve gıda sektörünü bir kenara bırakmamış aksine sektöre çok büyük ar-ge, teknolojik ve ekonomik yatırımlar yapmaktadırlar. toprağı olanlar topraklarını en rantabl bir şekilde değerlendirmekte, toprağı olmayanlar ise teknolojik ve topraksız tarım yapmakta, tarım ve hayvancılık işletmelerine bütçeden çok büyük, astronomik oranlarda teşvik ve desteklemeler ayırmaktadırlar. Bu durumda teknoloji, sanayi, ağır sanayi, hizmet sektörünün yanı sıra bu alanda yaptığı yatırımlarla eş zamanlı olarak, ileriki zamanlarda bir milletin varlığını ve güvenliğini ilgilendiren stratejik bir sektör olan tarım ve hayvancılık ile gıda sektörüne yatırım yapmayan, söz konusu ürünleri ithal etme yolunu seçen bir millet veya ülke, hayat damarını, yaşam kaynağını, nefes borusunu başka ülkelerin eline vermiş demektir. Bu da milli meselelerde, varoluş mücadelelerinde, uluslararası sorunlarda, hatta savaşlarda çabucak tükenmek, yok olmak, teslim olmaktır. yani acilen aklımızı başımıza almak zorundayız. Günümüzde ise kır veya köy nüfus oranı % 8, kent nüfus oranı % 92’dir. sanayileşme ve şehirleşme sonucunda tarım ve hayvancılık üretimi her geçen yıl azalmış, günümüzde neredeyse erime noktasına gelmiş, hemen her tarım ürününde, hayvancılıkta dışa bağımlı, üzüntü verici sonuç ortaya çıkmıştır.
    Üretim yetersizliği ve ithalat durumundan üretici ve tüketici de kazanmıyor. Aracılar, rantçılar, stokçular, ithalatçılar, ithalat yaptığımız yabancı ülkeler kazanıyor. Çünkü ceviz, badem Çin’den, Arjantin’den, kırmızı mercimek Arjantin’den, buğday Rusya’dan, canlı hayvanlar Anguslar Avustralya’dan, karkas et Sırbistan’dan geliyor. Bütün bunlar gözbebeğimiz Anadolu’muzda bizim insanımız tarafından üretilemez mi? Üretilir, hem de çok iyi kalitede üretilir. Bizim insanımız kazanır, insanımızın yüzü güler, ülkemizde işsizlik olmaz, hem üretici hem de tüketici kazanır.
    Anadolu’da insanımız tarafından üretilen, hafif sanayi, tarım ve hayvancılık işletmelerine ham madde ve girdi olabilecek ürünlerin üretimi, 2000’li yılların başından itibaren küresel ekonomik düzen, Dünya Ticaret Örgütünün dayatmaları sonucunda Devlet tarafından sınırlandırılmakta, üretim kotası belirlenmektedir.
    Tüm bu yanlış ve akıl almaz tarım politikaları üretimin azalmasına, göçe, işsizliğin ve tarımsal ithalatın artmasına, yol açmıştır. Çaya, fındığa, mısıra, zeytin alanlarına ve üretimine, tütüne, şeker pancarına, pamuğa, tahıla, baklagillere, patatese kota koyulması, üretiminin kısıtlanması, destekleme alımı yapılmaması; tarım ve zirai üretimin planlı, yoğun ve sistematik olarak desteklenmemesi üretimin azalmasına, fiyatların aşırı yükselmesine neden olmaktadır.
    bir sonraki bölümde kısaca sorunları tanımlayıp çözüm önerilerini derleyeceğim…

    • Her ne kadar bugünkü köşeyazısının altında penguen belgeseli gibi dursa da paylaşımınız için çok teşekürler:) sonuçta memur zihniyetiyle veya kuyrukçu/eyyamcı bürokratik oligarşiyle ne kadar yol alınabilirse işte o kadar yol gidebiliyoruz. Bi çocuk bio-hoşaf üretti diye başına gelmeyen kalmamıştı, o yüzden çözüm önerilerinize gelebilecek tepkilere de şimdiden hazır olun derim:)

  9. Gazeteleri öldüren internet ve digital teknoloji değildir.
    Gazeteleri öldüren yönetim şeklidir.
    Hayır gazetenin değil ülkenin yönetim şeklidir.
    Rusya komünist bir idktatörlük iken ülkede basın mı vardı.
    Sadece Pravda vardı.
    Mısırda yarı resmi El-Ahram…
    Şimdi nedir Mısır da durum bilmiyorum.
    Ama bizden pek farklı olduğunu sanmıyorum.
    Gazeteler tek sesli olmaya başladığında o ülkede gazetecilik ölür.
    Peki gazeteler neden tek sesli olur?
    Azıcık kafanızı zorlayın cevabı bulacaksınız.

    • Sadeli vatandaş aşağıda belirttim aslında gastelerin sesinin neden kısıldığını ya da saman gibi teksesli olduklarını ama bi kere daha hatırlatiim: eskisi gibi söğüşlenebilecek kamu bankası bulamadıkları için dükkanı kapatıyorlar! Şimdi anladın mı?

  10. Mademki gazeteciler işlerini doğru dürüst yapmıyorlar ve bu yüzden kepenk indiriyorlar, neden işsiz kalıyorlarmış diye yanıp yakılalım ki? Gazete diye bi yığın tezeğin üzerine oturup “ne zaman adam oluruz?” diye millete adamlık öğreteceklerine kendi işlerini adam gibi yapsalarmış ya! Beter olsunlar inşallah:) Darısı sanal versiyonunun da başınına!Önce gastecilik ölmüş de sonra varakpareleri de kapanıyomuş da estek köstek… Var mıydı ki gastecilik ölmüş olsun? Tanzimattan bugüne tercüme dairesiyle başlamış olan ‘memurlar saltanatı’ çatır çatır çöküyor ve yeni türkiyenin önünden çekiliyor. Rabbimize hamdolsun bize bugünleri gösterdiği için. Türkiyedeki yazılı ve görsel basının üzerinde konuşulabilecek tek özelliği akraba evliliklerinden doğmuş bir insan kaynakları havuzuna sahip oluşudur. Doğal olarak yapılan iş de çalışanları gibi sakat doğuyordu! Eh, eskisi gibi kamu bankalarını söğüşleme imkanı da kalmayınca yükte pahada ağır ne varsa satıp savıp rusyaya otelcilik(!) yapmaya gidiyorlar. Aman bu ülkeye bi kuruş vergi ödemeyin! Kargaya şeyin ilaç demişler, gidip denizin ortasına yapmış…

  11. (Ahmet Hamdi 2 Temmuz 2018 at 21:11 –> Abdurrahman Serdar 2 Temmuz 2018 at 16:33). Bu arada, Bakara 30. ayete merak edip baktım. Evet, ifade direkt olarak Allah’ın halifesi şeklinde geçmiyor (Eşi-benzeri yok. Dolayısıyla O’nun yerine geçmek hiçbir varlık için mevzubahis olamaz, mantıken!). Orada aktarılan önemli olay pratikte şudur: İnsanın yaratık olarak sahneye sürülüşü, daha önceki yaratılmışlara (yani, meleklere) takdim edilişi ve belli niteliklerle donatılmış olmasının belirtilmiş olması….

    Bu ayette insanın “bir halife” olarak geçtiği gerçeği var. Bunun ima ettiği noktalar “Alimler” tarafından tartışılmış/tartışılmakta. Din alimi değilim, ancak bu konu bir sonuca varmak için alim olmayı da gerektirmiyor. Bilgiye ulaşma konusunda ufak bir gezinti yeter, gerisi muhakeme. Şöyle ki:

    Anlam olarak “Halife” üç anlam ile ilişkili. 1) Halef, 2) Vekil-temsilci, 3) Hizmet sunan kişi. Bu ayette 1. anlama göre bir yere gidilemez (yani “halef”ten “halife”ye geçmeğe çalışmak mümkün değil. Çıkmaz sokak!). 2. Anlama göre sembolik bir temsilcilik var. Çünkü o ilk anlar kaprisli şeytanın insan üzerindeki etkisinin henüz olmadığı anlar. Yani, insan o an Allahın halifesidir. Bu demek değil ki o temsiliyetle insan Allah’ın nitelikleriyle ve yetkileriyle donanmıştır. Diğer açıdan, insanın sahne alış zamanında insanları bir temsiliyeti de yok, sadece aday/namzet (çünkü kendisi ilk insan!). 3. Anlam aradaki anlaşmazlığı ortadan kaldıracak nitelikte. İnsan, yeryüzünde hizmet sunan bir yaratık-Allah’ın bahşettiği donanım, temsiliyet ve beklentiyle (işte bu da AKIL-İMAN SENTEZİ ve bu donanımla şeytana uymama beklentisi oluyor).

    Şimdi soralım, insanlık tarihinde sonraki süreçte (misal bugün) “Halife”lik müessesesi ki islam tarihinde yeraldığı da kesin, geçerli bir müessese değil mi? Bugünkü görünüşte, İslam alemi çok kopuk/dağınık ve merkezi bir temsiliyete/otoriteye haiz değil. Bu bir boşluk oluşturuyorken İslam aleminin sorunları – geri kalmışlıkla artarak devam ediyor. Dolayısıyla bir temsilciye (Halifeye) ihtiyaç var olmalı şeklinde düşünmek lazım. Bu kişinin DiN (İslam) uzmanı olmasının yanısıra bu devirde tabiat bilgilerinde (Bilim konusu olan kategorisinde) de uzman olması gerekir. İslam aleminin temsiliyeti işinin sağlıklı olarak yapılması ancak bu şekilde mümkün olabilir. Öyle biri olacak ki dünya meselelerinde konuştuğunda Papa da dikkatle kulak verecek ve birçok konuda “evet, doğru” diyebilecek… Sn Hamdi & Sn Serdar, ne dersiniz beyler?

    • “İnsanın; Allah’ın yeryüzündeki halifesi” olup olmadığı; ayetle sabit tartışılmaz bir gerçek değildir.
      Bu yüzden de tartışma konusudur.
      Olduğunu söyleyenlerin elinde tartışılmaz sağlam deliller olmadığı gibi -olsaydı zaten tartışma konusu olmazdı-
      aksini söyleyenlerin ileri sürdüğü mantıki deliller ise çok daha ikna edici görünmekdir.
      Bununla birlikte yine de tartışma konusudur.
      Kahvehane-kıraathane türü yerler ise…
      bu ve benzeri konuların derinlemesine tartışılacağı yerler değildir.

      Burası da; sanal bir kahvehane-kıraathane ortamı olarak;
      her konuda desteksiz atmak için uygun olsa da;
      konunun ciddi şekilde tartışılması için uygun bir yer değildir; Çünki…
      bu ortamda gerçeklerden çok;
      kişilerin kendi nefis/egolarında yarattıkları hayaller dillendirilir ve beşer-şaşar olarak;
      kimsenin kimseyi tanımadığı bu tür ortamlar…
      “karşımdaki kişi zaten zır cahilin teki… uyanmaz…
      hem uyansa bile zaten beni tanımıyor” türü düşüncelerle…
      âdâp-usûl gözetmeden;
      doğru saydığımız varsayımlarımızı desteklemekyerlerdir..

      Konuyla ciddi olarak ilgilenenler internet ortamında
      “İnsan Allah’ın halifesi mi?” yazarak binlerce kaynağa erişebilir.
      Yine de “armut pişsin ağzıma düşsün” diyenler -mesela-
      http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/728/9231.pdf adresinde; bu konudaki kapsamlı bir bilimsel yayını okuyabilirler. İçeriğine kefil değilim. Sadece hazırcılar için bir hizmet olarak yazdım.

      Ve ayrıca; bu konunun Müslümanların (idari) Önderi anlamında kullandığımız “Halifelik Makamı” ile ise doğrudan hiç bir ilişkisi yoktur.
      Dolayısıyla; kimimiz ağırbaşlı yorumlarla, kimimiz ise
      sınırsız sallamalarla; isteyen istediği gibi; tartışabilir.

      • Kahvehanelerde keşke böyle şeyler konuşulsa (pişpirik oynarlar!).

        Bakara (30) da, .. “bir halife” yaratacağını belirtmiş mi Allah. Bütün yaratılmışlar Allahın eseridir. O zaman uzatmanın ne alemi var (akıl-iman sentezi!), Hamdi Bey?. Siz karşılıklı bağcılar biribirinizi dövmeğe kalkarken ben araya girdim “durun ya, gelin beraber üzüm yiyelim” dedim (konsensus!). Ve size 3 aynı anlam aktardım (sözlükte geçen en yaygın anlamlar bunlar). 3. numaralı anlam bir köprü teşkil etmiyor mu?

        “Halifelik Makamı” ile ise doğrudan ilişkisi yoktur. Halife diyeceksin ki sorumlulukları-fonksiyonları belli. Sonra da ilişkisi yok diyeceksin, ilginç! Pratik olmak lazım. Halifelik müessesesi-yani ümmetin sesi. Bence gerekli. Bana onu şikayet etmeyim. Gerekli değil mi diyorsunuz?

        Bu arada, verdiğiniz linke baktım (meraklıyım ya!). Orada benim ifadelerime ve hatta Sn. Hamdi ve Sn. Serdar’ın ifadelerine ters bir şey göremedim. Sonuçta Kur’an’da halifetullah ifadesi geçmediğine göre, İnsanın Allah’ın halifesi kabul edilmesi tefsire kalmış bir şeydir deniyor.

        Kuran’da “.. insanın ençok yaptığı şey tartışmadır..” denir bir ayette. Ve bunda sitem vardır. Bırakın tartışmayı, atışmayı da “evet, mevcut şartlarda Halifelik müessesine ihtiyaç vardır” noktasına gelin, gelebilirseniz…

  12. Basın sömürüsü
    Basın Sermaye’nin sömürü aracıdır. Sermaye’nin bir rüşvet mafyası vardır. Görevlilere rüşvet vererek onlara istediğini yaptırır. Rüşvet alıp işini yapmayan görevliyi de iftira mafyası ile yola getirir. İşte bu iftira kampanyasını kullanabilmesi için basına ihtiyacı vardır. Bu iftira kampanyasına katılmayan yazarlar yazar olmaktan çıkar, gazete de gazete sayılmaz.
    Hürriyet Gazetesi kurulduğundan bu yana hep bu görevi görür. Türkiye’yi yönetenlere araç oluyordu. Bugün bu görevi tam olarak basın yapamıyor. Bunun iki sebebi vardır. İnsanlar artık uyandı. İftira kampanyalarına kulak vermiyor. İkincisi artık dijital basın ucuzlamış bulunmaktadır. Ocakmedya bile devreye girebiliyor. Yarın yayın Sermaye’nin değil yazarların olacaktır. Yazarlar özgürlük kazanacaktır.
    Daha basın sömürüsü sistemi bitmemiştir. Dijital yayın merkezleri hala onun elindedir. İstediği zaman Ocakmedya’nın çalışmasını sabote edebilir. Tek kurtuluş yazarların örgütlenmesidir. Kooperatifler kurulacak ve basın yayına yazarlar sahip olacaktır. Ne siyaset ne de Sermaye artık basın ve yayını kullanabilecektir. Henüz yazarlarımız Koru dahil, bu çağrılarımızı duymadı ama yakında duyacaklar.
    Basın yayın kooperatifleri oluşacak ve okuyucular ortak, yazarlar ve yayıncılar ise yönetici olacaktır.

  13. Şüphesiz bilgiye/habere ulaşma konusunda dünya küresel köy haline gelmiş ve bir devrimi yaşamaktadır. Teknolojinin etkisiyle, basılı yayınlar dahil “klasik” kategoride bir çok şey adaptasyonla verimliğini koruyamazsa tek tek tarihe karışacaktır. Bu, Türkiyenin eğitim hamlesi için de geri kalmaması gereken bir fırsattır.

  14. Habertürk’te okunacak bir şey yok. Dijitalde de ömrü uzun olmaz. Önemli olan muhalif gazete çıkarmak. Kendilerine “Cumhuriyetçi, Atatürkçü” diyen iş adamları kendilerine dernek kurmuşlardı. Bu iş adamları basın sektörüne neden girmez? Çünkü korkarlar. Malımız, mülkümüz gider, Aydın Doğan’dan beter oluruz diye endişe ederler… Bu iş adamları kendilerine “Atatürkçü, vatansever” diyen köşe yazarlarına benzerler. Bu köşe yazarları “Gerekirse hepimiz savaşırız” filan derler ama asla savaşmazlar. Şehit olmuş tek bir köşe yazarı yoktur. Bir Lord Byron yoktur içlerinde. Vatansever köşe yazarları vatan toprağı Şırnak’ta yaşamayı da asla kabul etmezler… Neyse… İnternet gazeteciliği, basılı nüshanın yerini asla tutamaz. Basılı nüshanın keyfini veremez… Aylık dergiler yükselişte son zamanlarda. Mesela ben Tuhaf alıyorum. Selahattin Duman haftalık çıkacak bir dergi / gazetede yazsa mutlaka alırım. Tuhaf gibi aylık dergilere, Ocak Medya ve T24 gibi internet sitelerine tavsiyem haftalık ve basılı olarak çıkmalarıdır. Yandaş değilsen, okunacak yazarın varsa gazeten, dergin satar.

    • en başta hasan tahsin var. uğur mumcu var, abdi ipekçi var. ilk akla gelen öldürülen gazeteciler. bir tanesi kurtuluş savaşının başlangıcının simgesi. daha da aklıma gelmeyen epey kişi var.

      • Evet Hamza bey merhaba, O Rahmetli gazeteciler gerçek gazetecilik yapiyorlardı ve Uğur Mumcu PKK olayına el atmíştı onuda hayatı ile ödedi.
        Ne dersiniz? O zaman Uğur Mumcu susturulmasaidi şimdi PKK diğe bir örgüt olurmuydu? Tabiki olmazdı. PKK gerçeğı ortaya çıksaidi şimdi Arfini konuşan olurmuydu? ve rejim değişikliği ne Diktatörlerlük temelleri atılrmıyıdı? bunu üzerine bir analiz yapmak lazım.
        Buna Rahmetli Özal’ın da ölümünü eklrsek daha anlaşılır hale gelir çünkü oda PKK olayını ciddi ciddi çözecekti.
        Esenlikle kalın.

        • U.mumcu hayatını başörtüsüyle mücadeleye adamış bir halk düşmanıydı. Büyük ihtimal kendisine o görevi yükleyenler, bi noktadan sonra da bombalı saldırıyla teşekür etmişlerdi. Dost ateşi nedir sayın koru iyi bilir. Mumcu öldükten sonra eşi yıllarca chpde mebusluk yaptı bi kere bile eşimi kim öldürdü diye sorduğunu duymadık? Halbuki ağarın, akşenerin anlatacağı şeyler mutlaka vardır o döneme ait. Hrantın öldürülmesiyle ilgili de dönemin istihbarat şefi fetöcü ramazan akyürek de mapusta şimdi… Eski türkiyenin karanlık odalarını açmaya maçası yetmeyenler, yeni türkiyenin seçim sandıklarının içinden diktatör çıkarmaya çalıyorlar:)

        • Nurdan hanım merhaba. Gazetecilik ve siyaset, mesleklerinin niteliği gereği, toplum sorunlarına en duyarlı olan, olması gereken kesimler. Kuşkusuz bir öğretmen de toplumun sorunu ile ilgilenebilir. Ancak siyasilerin ve gazetecilerin mesleklerini bunu zorunlu yapıyor. yani toplumların sorunları ile ilgilenmek gazeteci ve siyasilerin profesyonel uğraşları. yani işleri bu. bu nedenle de, özellikle siyasilerin ve gazetecilerin özgür olması toplum açısından çok önemli. Türkiyede iyi birşeyler olmasını isteyenler, herşeyden önce basın özgürlüğü ve siyasetin birkaç kişinin tekelinden çıkması için adım atmalı.
          Gazeteci ve siyasilerin özgürlüğünün topluma katkısı, diğer mesleklerden herhangi birisinin topluma katkısından fazla olur. bu nedenle de özellikle bu iki kesim üzerinde büyük baskı vardır.
          Uğur mumcu ve abdi ipekçi öldürülmeseydi pkk olurmuydu bilemem. ancak topluma çok büyük katkıları olacağından eminim.
          Zaten bu nedenle de basın 4. güç olarak kabul edilir. zaten bu nedenle de atatürk, özgürlüğün anlamının bile bilinmediği bir zaman ve şartlarda, “basın özgürlüğünden doğabilecek sakıncaları gidermenin yolu yine basın özgürlüğüdür” diye durumun önemini göstermiş. bu nedenle basınımıza hakettiği değeri vermemiz gerekiyor.
          O küfredilen doğan medyasının bile aslında ülke için ne kadar önemli olduğunu şimdi daha iyi anlıyoruz.
          – tabii ki gidenlere ağlamak işimizi çözmüyor. yapılabilecek ve yapmamız gerekenler var.
          – fehmikoru.com sitesi, yeni formatı ile (okurlara düşüncelerini ifade özgürlüğü sağlamasından bahsediyorum) çok önemli bir görev üstleniyor. fehmi beye bu nedenle özel olarak da teşekkür ediyorum.

          • Hamza bey tekrar merhaba, fikirlerinizi ve yazılarınızdan dolayi size teşekkür ediyorum ayrıcada taktir ediyorum.
            Bir kelime yaziyorsunz o kelime insana sayfalar dolusu bilgi veriyor.
            Rahmetli Abdi ipekçininde öldürülme nedenini biliyordum fakat kesin hatırlıyamadım onun için sadece Rahmetli Uğurt Mumcuyu hatırladım.
            Korumali bir sitede arabasına bomba yerleştırılıyor, kimse görmiyor.
            Kendiside zaten tahmin ediyormüş onun için her zaman arabasını ailesi arabaya binmeden önce çalıştırıyormuş.
            Dileklerimiz sayın Koru gibi gazeteciler bilgi ve düşüncelerini rahatlıkla okurları ile psylaşabilecek günlerin yakın olması.
            En güzel günler ve yarınların yakın olması dileklerimle sağlıcakla kalın.

  15. internetin hayatımıza getirdiği değişim kimsenin önünde duramayacağı kadar güçlü bir akışta kabul etmek gerekir. sadece haberin değil ,iletişim dünyamızın tüm boyutlarını değiştiriyor. teknoloji baskın bir karakter sonuçta. bilgiye ulaşma, yayma, hız alanında getirdiği kolaylıkların yanı sıra pahalı yatırımlarına gerek duymayan, diğer habercilik sektörlerine göre son derece küçük maliyetlerle, hem yazılı basının hem de görsel medyanın fonksiyonlarını içeren yapısıyla internet gazeteciliği, kitle iletişim alanında tartışmasız üstün bir yere konumlandı diyebiliriz. haberlere eklenen video haberleri de haber tüketiminin vazgeçilmezleri oldu, haber gelirlerinin de. 1000 tık üstü ayrı bir fiyatlandırmaya giriyor diye biliyorum yanlış değilse.
    Kaan Kayabalı ve arkadaşları tarafından Ağustos 2012’de içerik amaçlı sosyal ağ olma hedefi ile yola koyulan Onedio aradan 1 buçuk yıl geçmeden 120 binden fazla kayıtlı üyeye, günde 600 binden, ayda ise 8 milyondan fazla tekil ziyaretçiye ulaşmış, bunun önünde kim durabilir???
    İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden The Independent, 2016 da baskıyı durdurdu.
    Son başyazıda “internet medyasına bu cesur geçişi tarih yargılayacak ve dünya genelindeki diğer gazeteler de bu örneği izleyecek” dendi. ekleme şöyle,
    “Bugün baskılar durdu, mürekkep kurudu ve yakında kağıt da kırışmayacak. Fakat bir dönem kapanırken bir diğeri açılır ve The Independent’ın ruhu ilerlemeye devam edecek.”
    NYT ler sadece zaman kazanma derdinde. bana kalırsa bu iş bitti, uzatmalar oynanıyor…

    ülkemizde Gazetelerden önce gazetecilik sizlere rahmet olduğu için içeriği zenginleştirmek de mümkün görünmüyor üzerine o kadar çok yorum yaptık ki her kes kendi tuğlasını nereye koyduğuna baksın demekle yetineyim.

  16. Gazeteleri tarafsızlıklarí ve ilkeleri ayakta tutar, ismarlama yalan haberleri değil. İlkeli gazetelerın muhabirleride otel odalarından değil halkın içinde haber yapar.
    Bugün kiz kardeşimle konuşuyordum, bana “abla senin memleketlilerin geçiyor” deyince bende ister istemez sordum hangi memleketlim? Diye ABD li 3 siyah bayan kardeşimle ayni mahallede oturuyorlar geçenler onlarimiş.
    Bayanlar Türkiyeye gideli birkaç ay olmuş, Türkçe bilmiyorlar kardeşimde İngilizce bilmiyor.
    Onlar kardeşimin yanina geldiler görüntülü konuştuğumuz için kızlarada merhaba dedim çok sevindiler çünkü enişteme baba diyiyorlar ve ikisinide çok seviyorla fakat konuşamadıkları için kendilerini ifade edemiyorlar.
    Ben biraz tercümanlık yaptim, o arada Türkiyeye ne için gitliklerini sorunca dil öğrenmeye gittiklerini söylediler.
    Burada bir basin ve yayın gurubuna gazete ve televiziyoncu olarak işe girmişler onlar Türkçe ve Arapça öğrenmeleri için Midil Este göndermişler Arapçayı öğrenmişler şimdide Türkçeyi öğreniyorlar.
    Tabii dilin yanısıra o ülkelerin kültürlerinide öğreniyorlar.
    Halkın arasında ve oranin halkı gibiler.
    Gazeteci dediğin emirle değil mesleği ne gerektırıyorsa onun hakkını vererek işini yapar eğer gerçek gazetecilik yaparsa o zaman gazeteler kendi ayakları üstünde dururlar.
    Ne oldu F Koruya paranı verelim yazi yazma F Altaylıya senelerce sipor yazarlığı yaptıran bir gazetenin tabiki işi kalmaz. Millet dijital ortamdada olsa içi boş yazılardan bir gün bıkar.
    Türkiyede zaten meslek sahipleri birbirlerine hiç arka çıkmiyorlar.
    Bir gazeteci hapise atılıyor o gazeteciye en önce kendi meslektaşları linç kampanyası başlatiyorlar. Gün yok ki bir gazeteci hapise girmesin.
    Genede rızkı veren Allah’tır.
    İnşAllah herkes geçimini kendi mesleğinı icra ederek sağlar. Gönül isterki hiç kimse işsiz kalmasın.
    Her nekadar okuduğum bir gazete olmasa dahi genede üzüldüm.
    Allah herkesin yardımcısı olsun.

  17. Sayın Koru, bugünkü makalenizin girişini, olumlu bir üslup ile Ertuğrul Özkök’e ayırmışsınız. Zaman zaman didişdiğiniz “pop sosyolog”, bakalım bu zeytin dalına nasıl karşılık verecek?

    • ben zeytin dalı olarak anlamadım. ertuğrul özkök’ün de iyi yanları olduğunu anladım. bizim kendimizi melek, başkalarını ise şeytan olarak görmemizin yanlışlığına birkez daha iman ettim.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here