Geçmişte 2 varta atlatabilmiştik.. bugün Afrin’de bu zor gibi..

14

Şu günlerde yatıp kalkıp ‘‘Allah devleti yönetenlere yardım etsin’’ diye dua etsek yeridir.

Belki de yakın tarihimizin dış politika açısından en muhataralı döneminden geçiyoruz; bunu da sakin sakin, sanki en olağan halimizdeymiş gibi yaşıyoruz.

AK Parti’nin ve hükümetin itibar ettiği kalem ve yorum erbabının hemen hemen hepsi tek ağızdan askeri müdahaleyi savunuyorlar.

Oysa geçmişte benzer süreçlerde vartayı atlatabilmiştik

Benzer süreçleri, son 30 yıl içerisinde, tam iki kez, şimdi olduğu gibi yine ABD ile yaşamıştı ülkemiz; her ikisinde de, siyasi tercihlerle kanaat önderlerinin görüşleri arasında yarılma yaşanmış ve sonunda sağduyu hakim gelebilmişti.

İlki, Kuveyt’i işgal eden Saddam Hüseyin’in Irak’ına ABD’nin askerleriyle müdahale ettiği 1990-1991 döneminde yaşandı. ABD, kendisini temsil eden en yetkili ağızların ‘‘İşgaline ses çıkartmayız’’ anlamına gelen mesajlarıyla tahrik ettiği Saddam’ın Kuveyt’i işgale kalkışmasına bölgeye asker göndererek müdahale etmişti.

Konuyu dün burada uzun uzadıya anlattım.

Turgut Özal cumhurbaşkanıydı ve ABD ile birlikte hareket etmekten yanaydı. ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın Irak’tan petrol taşıyan Yumurtalık boru hattını kapatmamızı isteyeceğini öngörerek, Baker’ın uçağı henüz Ankara/Esanboğa’ya iniş yapmadan hattı kapatma kararını açıklamış, ABD Başkanı George Bush’u Ankara’da ağırladığında Irak’a karşı her türlü yardımın ABD’ye yapılacağı vaadinde de bulunmuştu.

Medya büyük çapta ABD’nin ve dolayısıyla Özal’ın arkasındaydı.

Medyada bir azınlık olarak Özal’ın ABD ile birlikte Irak’ın işgaline katılma planına karşı çıktık.

Yıldırım Akbulut başbakandı ve hükümetinde yer alan muhafazakâr kimlikli kimi bakanlarla birlikte Türkiye’yi komşusu ile düşman hale getirecek planı işlevsiz bırakmaktan yanaydı. Başbaşa görüşmemizde hala tereddüt geçirdiğini görmüştüm, ancak ikna edilmesi zor olmadı.

Asker de müdahaleye karşıydı. Genelkurmay Başkanı Org. Necip Torumtay yerinde kalarak önleyemeyeceğini anlayınca protesto anlamı taşıyan bir harekete başvurdu: Görevinden istifa etti.

Sonucu söyleyeyim: ABD’nin bütün baskılarına, Cumhurbaşkanı Özal’ın her yola başvurmasına rağmen, Türkiye ilk Körfez Savaşı’nda savaşın bir parçası olmadı.

İkinci olay hafızalarda daha canlıdır; AK Parti iktidarının hemen başlarında (2003 yılında) yaşandığı için…

ABD (Bu defa başkan yine Bush soyadlı biriydi; ilk Körfez Savaşı’nı yürütenin oğlu George W. Bush) yalan-dolanla Irak’ı işgale kalkışmış, o da illa Türkiye’yi yanına alma sevdasına düşmüştü.

Rüşvetle (iştah kabartıcı 20 milyar dolarlık bir yardım paketinden söz ediliyordu), o işe yaramadığında tehditle (ABD’nin yetkili ağızları telefonla aradığında Ankara’nın Beyaz Saray’a ulaşamayacağını gazete manşetlerine yerleştirmeyi başarmıştı) Türkiye’yi yanına çekmeye çalışıyordu ABD ve bizim medyadan aldığı destekle de istediği sonucu elde edebileceği izlenimini veriyordu.

TBMM yanlışa düşmedi. Basından küçük sayılabilecek bir grubun çabalarıyla oluşan savaş-karşıtı iklim sayesinde, AK Parti’den 100 kadar milletvekili grup halinde karşı çıkan Deniz Baykal’ın CHP’siyle birlikte hareket ederek savaş tezkeresini geri çevirdi.

Her iki olayda kendini ‘merkez’ olarak gören medya organlarının bastırmasına karşı, sayıca az fakat etkili kalemler ile yorumcuların çabaları ülkeyi savaştan uzak tutmada başarıya ulaşabilmişti.

Artık merkez değişti, farklı tablo var

Şimdi durum değişik.

İki dönemde de sağduyu çağrısında bulunan yazarların neredeyse bütünü medya-dışı bugün. Merkez medyada yer aldığı halde savaşa karşı çıkmış Derya Sazak, Ruşen Çakır ve Umur Talu’yu hatırlıyorum sözgelimi; muhafazakar kesimden de Ahmet Taşgetiren’i…

Bu tabloya beni de iliştirebilirsiniz.

Dahası, AK Parti’den tezkereye ‘Hayır’ oyu kullandığı sanılan isimlerin neredeyse bütünü ilk seçimde kendilerini Meclis dışı buldular.

Tesadüftür herhalde.

Artık medyada ‘merkez’ değişti ve eski-yeni merkez medya yeni hedef Suriye’ye askeri müdahale konusunda birlikte teşvik edici yayın yapıyorlar.

Etrafa bakıyorum, ‘‘Sakın ha’’ uyarısı yapan pek yok.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bile ‘beka’ sözcüğü eşliğinde askeri müdahaleye kapı aralayıcı açıklamalar yapıyor.

Tek uyarısı şu: ‘‘Hava desteği almadan girilecek bir Afrin büyük maliyetlere yol açar.’’

Demek ki, Rusya, uçaklarımıza kapattığı hava sahasını açsa CHP için sorun bitecek.

Adım adım Suriye’ye askeri müdahaleye yaklaşıyoruz.

Oraya girince karşılacağımız insanların Fırat Kalkanı’nda karşısında mücadele verilen bölge-dışı güçlerden oluşmuş IŞİD/DAEŞ’ten farklı olarak yerli ve yerleşik halk olduğunu akla getiren bile yok.

Rusya veya ABD’nin veya her ikisinin birden Türkiye’yi başına dert açacağı büyük bir oyuna sürükleyebilecekleri uyarısını yapan da…

Her şey ne kadar değişti, hayret.

İşte bunun için duası makbul olanların ‘‘Allah devleti yönetenlere yardım etsin’’ virdini ağızlarından eksik etmemeleri şart.

ΩΩΩΩ

14 YORUMLAR

  1. abd 4000 tır silahi vermeden once yapılsaydı bu afrin harekatı. Yine kazık yedik galiba. Herhalde tam istedikleri gibi oldu ama durmak yok, zararın neresinden dönersen kardır. Ölürsek sehit, kalırsak gazi, Allah’ın dediği olur. Yine yazılı düşündüm…

  2. Bazıları hala 2003 de Erdoğan’ı yenmiştik biz kuruntularıyla avunuyorlar…

    Sanki o günlerde Erdoğan o tezkerenin geçmesini gerçekten istemiş de başarmamış havası vererek kendi kendini tatmindeler.

    NEREDEEEEN NEREYE…!

    Ne kadar da çok şey değiştirilmiş Türkiye’de…

    • 2003 te tezkere meclise geldiğinde başbakan Abdullah GÜL du sayın ERDOGAN siyasi yasaklı ydı. Sayın GÜL tezkere konusunda ak parti gurubunda herhangi bir bağlayıcı karar aldırmayarak tezkerenin veto edilmesine zemin hazırlamıştır.

  3. !……………………….” Her şey ne kadar değişti, hayret.” demişsiniz yaa…

    Gerçekten de öyle… ESKİ camlar BARDAK OLDU…
    Köprülerin altından aktı gitti O SULAR…

    Eski KOMÜNİSLER kapitalist…
    Eski SOLCULAR liberal…
    Eski LİBERALLER darbe çığırtkanı…
    Eski ANTİ-EMPERYALİST yazarlar da AMERİKAN BORAZANI olarak çıkıverdiler karşımıza…

    Sebepsiz değil tabii bütün bunlar…

  4. Türkiye, Afrin’de operasyonu barış ile bitirebilir. Bir hava harekatına gerek yoktur. Rusya ve ABD de büyük ihtimal müdahale etmezler. Ancak bu durum sorunları çözmez. Türkiye Ortadoğu’da denge kurmaya karar vermişse Türkiye ve İran birlikte Ortadoğu statüsünü hazırlamalıdırlar. Bu, şeriata uygundur. Önce buralar dünyaya açık olmalı. Buralara gelip herkes iş yapabilmeli, devlete vergi verdikten sonra ürünler hiçbir engele uğramadan dış ülkelere gidebilmeli. Eskiden yatırım yapanların müktesep hakları korunmalıdır.
    Türkiye etkili güçler arasında tarafsız olmalıdır. Hiçbir saldırı askeri harekatla karşılanmamalıdır. Savunma ordularını oluşturmalıdır. Yani şeriatın uluslararası ilişki hükümleri uygulanmalıdır.
    Bunun dışında Ortadoğu ülkeleri iç düzenlemeyi şeriata göre yapmalıdırlar. Yerinden yönetim, hakemlik sistemi, karşılıklı para ve ortaklık sistemine geçilmelidir.

  5. Ülkede, Kürtleri kültür, ekonomik ve politik bakımdan yüzde yüz eşit vatandaş durumuna getirmeden yurt dışındaki kürtlere yapılan her müdahele bir çıkmaz sokak gibi. Bu müdahaleyi Avrupa’da hiç bir demokratik insana anlatmak mümkün değil. Önce kendi içinizdeki sorunu çözün diyorlar. Içinde PKK sorunu olmayan bir Türkiye bugün bu duruma düşer miydi?

  6. Kıyas yapabilmek de ayrı bir kabiliyet ve bilgi ister, birbirine benziyenler ile benzemiyenleri iyi ayırd etmek gerekir. Nitekim, Demirel’in de meşhur bir sözü var : ” NEYİN OLABİLECEĞİNİ GÖRMEK İÇİN nelerin olamıyacağını görmek lazım”, derdi ; hatırladığım kadarıyla.
    1991 de Irak’a çıkmak için şartlar bugüne göre, çok çok lehimize idi. ABD ile T.C. arasında bugünkü gibi politik zıtlık yoktu. Baba Bush daha makul ve daha samimi bir müttefik idi. Irak’a ben gireyim, siz destekleyin, demiyordu. Sadece siz girin diyordu, yani petrol kuyularını siz sahiblenin ! diyordu. Sizi desteklerim demeyi de ihmal etmiyordu. Büyük menfaat ve polika zıtlığı yoktu. Orada Rusya yoktu, İran ise, göz açacak durumda değildi.
    T.Özal ise, geri zekalı ve ABD’yi tanımıyan biri değildi. Bu şartlarda – başkaları gireceğine, Özal biz girelim, dedi. Bu teknik ve zeki bir tüccar olan Özal kafası idi, yabana atılır yönü yoktu. Fakat, o hödük ve Amerikan yanlısı Torümtayın yapacağı iş değildi. Semih Sancar veya Faruk Gürler Paşalar olsa idi, ertesi gün Bağdatta olürlardı, Kıbrıs’ta olduğu gibi.
    Fakat, şartlar, bugün hiç BENZERLİK göstermiyor. ABD ile menfaat ve politika zıtlığı, görüş ayrılığı ziyade. Kuyruk acısı hayli… Rusya ve İran’ın ne yapacağı meçhul. Suriye Devleti diş biliyor. Deaş’ın, YPG’nin milis güçleri, ABD’nin – ne idüğü belirsiz – silahları yığınla. TEK(leyen) ! güvencemiz NATO ve AB. Bu şartlarda GEL de coşma !
    Kılıçdaroğlü’nun da sureta “yürtseverliği” tütüp, hükumeti süyük (yüksek keskin duvar) den itmiş olabilir, görelim hal-i perişanını dercesine, hem de yiğitlik satarak.
    Muhaliflerin ve Türkiye’nin Suriyeye girmekte ne yararı olabilir. Obüsler ve füzeler zaten çok uzuktan vurabiliyor. Yakın şahsi geçitler için zaten demir halatlar (duvar) ördük. Batının silahlarına verilecek parayı MADUR mültecilere harcıyalim, daha hayırlı olmaz mı ?

  7. Ne kadar kavga seven bir milletiz.
    Biri bizdeki muhalefet de dahil bütün politikacıların kulaklarına şunu fisildasa iyi olur”siz Süriyeye savaş için girmeden önce 35 senedır savaştığınız PKK’yı halledin,dah sonra 35 senedır kayip ettikkerinize ve kazandıklarınıza bir bakın,sonra Süriye bataklığına balıklamasına dalın. Savaş karşıtları olarak bizlerde diyiyoruzki insan olmaktan vazgeçtik , balık olsanız dahi o bataklık sizin oksijeninzi keser ve sadece kendinizi değil ülkeyı de birlikte orada batırırsınız. Heleki İran gibi bir komşunuz varken Allah İran gibi bir ülkeyı değil dost düşmana dahi komşu etmesin.Sahi biz ne için bu savaşa bu kadar hevesliyiz. Sakın ha demiyesiniz onlar pkk nin kolu olan ne zikkimsa onu silahlandıriyorlar. Biz onların terör lisdesindeki pkk ile senelerdir savaşiyoruz bu uğurda şehitler verdik maddi zarara uğradık buda hiz kesmeden devam ederken birde bunların dostu olanlar la savaşa (Allah korusun) girersek bu ülke senelerce geri gider.
    Bizim vatan için şehit olmak istiyenlerede bir çift sözüm var bu vatani ve namusunu ölüler değıl diriler korur. Şehitlik yüce bir mertebedir bu mertebeye kendi vatanını savunurken şehit olursan. Göz göre göre birilerinin kurdukları tuzağa düşerek değil.
    Tabii bu emir komuta gibi olaylar hariç,örnek: boğaz köprúsündeki linç edilen emir kulu askerler gibi olanlar.

    • Afrin harekatı çok geç bile kaldı, 2 yıl önce yapılmalıydı.Türkiye bu harekatı yapmadığı takdirde bu gün öngördüğünüzden daha ağır bedel ödeyecek.Devletin sivil ve asker bürokrasisi sahayı ve diplomasi sınırlarını biliyor.Türkiye’nin bu harekatı başarıyla yürütecek yeteneği var.Devletinize güvenin lütfen.

      • Devletler savaşarak değil, siyasetle yönetilir ve gelecek olan zararları en ucuz bir şekilde atlatacak çözümler bularak. Devletlerin büyüklüğü meydan okumakla, esip, gürlemekle ve bağırıp çağırmakla değil, barışçı çözümler bularak, bunun yanısıra da dışa bağımlılıktan kurtarmakla belli olur.
        Yoksa bir hafta sonra cuma namazı için hazırlanıp, ülkeyi bu günlere getirenler devleti yönetiyor olmaları devletimize güvenimizi sarsmıyor fakat úlkenin apaçık yıllarca geriye gidecek olmasinın yanısıra anaların bağrını yakacak kayıplara da yol açacak olmasından ve diğer olumsuzluklar da cabası.
        İsrail senelerdir savaşıyor, halkı huzurlu ve mutlu mu?

    • size gülmek bile, birçok kası gereksiz çalıştıracağı için israf olur.
      Bu ülkede kumpas, tuzak, iftira, kaset, montaj devirleri, faillerin yurt dışına kaçmasıyla çoktan bitti, kalan piyonlar da içerde. Boğaz köprüsünde linç edildiğini iddia ettiğiniz “emir kulu askerler” konusundaki hassasiyetinizi; sadece ALLAH’a (CC) kul olan, kendi vergisiyle alınmış silahlarla alçakça, kalleşçe yine aynı köprüde şehid edilen çocuk, genç, yaşlı, kadın erkek, sivil vatan evlatları için niye göstermiyosunuz?
      Barış he?…

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here