İlk Meclis 1877’de faaliyete geçti… 2016 Meclis’imiz ‘sistemi’ değiştiriyor…

18

 

Garip olan, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin AK Parti tarafından kaç yıldır arzulandığı bilinen ‘başkanlık sistemi’ konusunda yumuşaması ve “Getirin anayasa değişikliği teklifinizi, Meclis’te oylayalım, millet de destek verirse, biz MHP olarak milletin vereceği her karara saygılıyız” demesi değildir…

Esas garip olan, bu açıklamanın neden konu ilk gündeme geldiğinde yapılmadığıdır…

Özellikle de, MHP ile AK Parti arasındaki farklılıkların ortadan kaybolduğu 1 Haziran 2015’te yapılan seçimin ardından…

1 Kasım 2015’ten sonra her an bu açıklama yapılabilirdi.

AK Parti’nin bu çıkışa verdiği tepki beklendiği gibi: Daha önce CHP’nin de katılımıyla üç partinin üzerinde uzlaştığı maddeler ile AK Parti ve MHP’nin üzerinde birleşebileceği ortaya çıkan ‘başkanlık sistemi’ne dair olanlar, en kısa sürede Meclis’e taşınacak…

Daha önce üç partinin üzerinde anlaştığı 60 madde içerisinde MHP’nin ‘kırmızı çizgi’ ilân ettiği maddeler bulunmadığı için sürecin işlemesi zor değil. İki partinin Meclis’teki üye sayısı halkoylamalı bir anayasa değişikliği için yeterli. AKP’nin 316 parmağına MHP’den 14 parmak katılırsa 330 rakamına ulaşılıyor…

Zaten AK Parti yöneticileri, Meclis’teki oylamadan 367 veya üzeri oy çıksa bile konuyu halkoylamasına götürmek niyetinde olduklarını açıkladılar.

Bu durumda 60 küsur maddelik değişiklik paketinin Meclis’ten geçmesine ‘oldu’ gözüyle bakabiliriz.

Sevinelim mi?

Osmanlı Meclis-i Mebusanı, 1877
Osmanlı Meclis-i Mebusanı toplantı halinde
Türkiye’de sistem Cumhuriyet’le başlamadı

Kararı vermenize yardımcı olmak üzere tarihi arka-planı sunayım.

Türkiye Cumhuriyeti ‘parlamenter sistem’ olarak kuruldu. Cumhuriyeti kuran, o noktaya varmayı sağladığı için ‘Gazi’ sıfatıyla onurlandırılmış Büyük Millet Meclisi’dir zaten…

Sonradan önüne ‘Türkiye’ sözcüğü de eklenecek ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) adını alacak Meclis, işgal altındaki İstanbul yerine toplantı yeri olarak belirlenen Ankara’ya geçmeyi ve oradan İstiklâl Savaşı’nı yönetmeyi tercih etmiş Meclis-i Mebusan üyeleri ile, savaş şartlarında seçimle varlık bulmuş Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyelerinin katılımıyla oluşmuştu.

‘Parlamenter sistem’ ülkemize ilk kez Cumhuriyet ile gelmedi. 1876 yılında ilân edilen ilk anayasa olan Kanun-u Esasi ile birlikte kabul edilen ‘Meşrutiyet’ (parlamentolu saltanat) yönetiminin bir gereği olarak kısa sürede yapılan seçimler sonucu 19 Mart 1877 tarihinde İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda çalışmalarına başladı.

Meclis-i Mebusan yanında, bir tür Senato görevi görmek üzere, üyeleri Padişah tarafından atanan bir de Ayan Meclisi öngörülmüştü.

Ömrü bir yıl sürse de, parlamentolu sistem, 1908 yılında ( II. Meşrutiyet) yapılan seçimlerle yeniden canlandırıldı.

Parlamentolu sistemi Sultan’ın yetkilerini kısıtlama çabası getirdi

Tahmin etmişsinizdir, ama ben yine de yazayım: Mutlak yetki sahibi iktidarı elinde tutan kişilerde hep görüldüğü üzere, Osmanlı döneminde de, sultanların yetkilerini başkalarıyla (parlamento ile) paylaşmaya yanaşması kendiliğinden olmadı.

Birkaç nesil aydın, imparatorluğu adım adım bu noktaya götürecek ciddi bir çaba gösterdi.

İmparatorluğa, Padişah’a hizmet görevini üstlenmiş siyasi mevkide yer alan kişiler ve bazı bürokratlarla birlikte…

İbrahim Şinasi: Bürokrat, şair, gazeteci...
İbrahim Şinasi: Bürokrat, şair, gazeteci…

Mustafa Reşid Paşa o siyasilerin, bürokrasi içinde bulunduğu halde gazetecilik de yapan ‘Şair Evlenmesi’ adlı tiyatro eserinin de yazarı şair Şinasi de dönem aydınların temsilcisi sayılabilir.

Şinasi 1857 tarihli ‘Mustafa Reşid Paşa İçin Kaside’ başlıklı şiirinin bir yerine, herhangi bir dönemde yazanın başına iş açması mukadder şu mısraları da yerleştirir:

‘Bir ıtıknâmedir insana senin kânunun / Bildirir haddini Sultan’a senin kânunun…”

[‘Itıknâme’ kölelere ‘artık özgürsün, azad edildin’ anlamına gelmek üzere verilen resmi belgenin adıdır. Şinasi’nin ‘kânun’ dediği de, Reşid Paşa’nın zoruyla ilân edilen Tanzimat’tır…]

Ağır sözler değil mi?

İlk Meclis’in açılmasına giden yolda da zahmetli gayretler yol oynamıştır; ilk Meclis kapandıktan sonra (1878) yeniden açılana (1908) kadar da aynı zahmetli çabalar gösterilmeye devam edilmiştir.

Tanzimat’ı onaylarsınız veya onaylamazsınız, Meşrutiyet döneminin getirdiği ek dertleri önemser veya doğru bulursunuz, fark etmez; sonuçta bu ülke, iktidarın tek elde toplandığı yapıyı dengelemek için insanlarının bayağı bir mücadele verdiği ve sonuç da aldığı bir ülkedir.

Cumhuriyet kurulduktan sonra da devam eden ve bugünlere kadar devam eden bir mücadele…

Şimdi değişim zamanı…

O mücadeleyi şimdilerde sürdürenler ‘parlamenter sistem’ yerine bir başkasının daha doğru olacağı kanaati içerisindeler ve bunun için arayarak buldukları da ‘başkanlık sistemi’dir…

‘Başkanlık sistemi’nin de, öteki yönetim biçimleri gibi, olumlu-olumsuz yönleri vardır…

Dahası, dünyada ölçü alınabilecek tek bir ‘başkanlık sistemi’ de bulunmuyor.

ABD başkanlık sistemiyle yönetildiği gibi, Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Brezilya, Meksika, Filipinler, Sudan ve Zambiya da ‘başkanlık sistemi’ne sahip…

Hepsi farklı farklı yönetilen ülkeler bunlar.

Galiba bizde de hepsinden farklı bir hal alacak ‘başkanlık sistemi’

Yukarıda sıraladığım ülkelerin ve diğerlerinin çoğu ‘üniter’ olmayan yapılara sahip; bizde ise vazgeçilmez konuların başında ‘üniter yapımız’ geliyor.

Amerika’da ‘kuvvetler ayrılığı’ sistemi yasama ile yürütme ve bunların hepsiyle yargının arasına kalın birer duvar çekiyor; bizde ise beklentilere tam tersi bir eğilim hâkim…

En fazla işitilen, “Bizde şu anda fiili olarak başkanlık sistemi var, zaten Atatürk ve İnönü dönemleri de adı konmamış birer başkanlık sistemi örneğiydi; cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir ülke için zorunlu olan sistemdir başkanlık sistemi” argümanlarıdır…

Doğru söze ne denir?

Söz doğru, ama kendi içerisinde sorunları da barındırıyor.

[Bir de “İktidar partisi ile cumhurbaşkanı aynı partiden olunca bu bir zorunluluk deniliyor argüman olarak; iyi de bu ikisi ya farklı partilerden olursa?]

‘Bize özgü’ olacak

Görünen o ki, ülkemiz, 1877’den bu yana –Osmanlı döneminde bir kez, Cumhuriyet’te ise iki kez (1960 ve 1980’de) kazaya uğramış olsa da– sürekli denediği ‘parlamenter sistemi’, şimdilerde değiştirme ihtiyacı duyuyor.

Ülkeyi savaşa sokma ve gerektiğinde Meclis’i seçime götürme kararlarının daha çabuk alınabileceği yeni bir sistemle…

Bunun adının ‘başkanlık sistemi’ olması ‘parlamenter sistem’den vazgeçileceği için…

Yoksa, AK Parti ile MHP’nin halkın önüne götüreceği anayasa değişikliği paketi içerisine girmesi beklenen konuyla ilgili maddelerin amaçladığı, büyük çapta, ‘bize özgü’ bir sistem olacak…

Hayırlı olsun, ne diyelim…

ΩΩΩΩ

18 YORUMLAR

  1. Demokrasi dedikleri algı operasyonlarıyla istedikleri kişilere veya partilere memleket idare ettirmekten başka bir şey değil. Misal olarak bu günkü ABD seçimleri ve orada yapılan ayak oyunları.

  2. 1) Başkanlık sisteminde koalisyon olmaz deniyor. Ancak seçilen Başkan’ın siyasi partisinin Meclis’te azınlıkta kalması ihtimali vardır. Buna da çare bulunur deniyorsa somut örnekleri konuşmanın zamanıdır. Koalisyonlar olmayacak, istikrar olacak demek kolay !
    2) Kararlar daha hızlı alınacak deniyor. Bir kere devlet işleri aceleye gelmez, sürat felaket getirebilir. Ayrıca Kanun tasarıları önceden Milletvekillerine verilerek Meclis’te kısa ve öz konuşmalar yapılması yoluyla süreçler hızlandırılabilir.
    3) Cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir ülke için zorunlu olan sistemdir başkanlık sistemi … deniyor. Yahu böyle gerekçe mi olur, o zaman Anayasa’da değişiklik yapıp eski sisteme dönelim. Cumhurbaşkanı’nı yine Meclis seçsin.

    Parlamenter sistemden Başkanlık sistemine geçiş yönetimsel olarak bir ‘REJİM DEĞİŞİKLİĞİ’ dir. Bu nedenle :
    a) Başkanlık sistemini de içeren Anayasa değişikliği alelacele referanduma götürülür de örneğin %55 – %45 ile kabul edilirse, zaten kutuplaşmış olan toplumumuz hıyar gibi ikiye bölünmüş olur. Referandumdan önce en az %70 oranında bir mutabakat sağlanmalıdır.
    b) Sn.Erdoğan Başkanlığa aday olmamalıdır, zira ;
    – Geçmişte muhalefet ve toplum kesimleri ile öylesine dalaşmıştır ki ‘Milli Birliği sağlayan bir Başkan’ olamayacağı çok açıktır.
    – Yürürlükte olan Anayasa’ya uymamış ve taraflı Cumhurbaşkanı olmuştur. Bu durumda Başkanlık sistemi içeren Yeni Anayasa’ya da uymayabileceği açıktır.

    Başkanlık sistemi olabilir, ancak en az 2-3 yıl tartışılarak her önemli mevzunun iyice anlaşılması ve %70 civarında mutabakat sağlanması kaydıyla. Aksi takdirde zaten kutuplaşmış olan ülkemiz iç çatışmalara doğru sürüklenebilir. (Maazallah)

  3. Parlamenter Sistem Koalisyon üreten bir sitemdir o da bize uymaz, peki neden? Avrupa’da oluyor da bizde neden olmuyor derseniz? Din farklılığı var derim; Avrupa’da egemen olmuş din(ler) çok tanrılı veya teslis inancı gibi tanrısal gücün paylaşıldığı dinlerdir. Bizde öyle mi? Değil! Bizde tek-tanrılı dinler yaşanmış ve insanlar başlarındaki liderin tek kişi olmasını isterler. Dolayısıyla koalisyon üretmeyecek herhangi bir yönetim modeli bizde iyi gider, tersi durum ise Avrupa’da iyi gider.

  4. Garip olan, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin AK Parti tarafından kaç yıldır arzulandığı bilinen ‘başkanlık sistemi’ konusunda yumuşaması ve “Getirin anayasa değişikliği teklifinizi, Meclis’te oylayalım, millet de destek verirse, biz MHP olarak milletin vereceği her karara saygılıyız” demesi değildir…
    Esas garip olan, bu açıklamanın neden konu ilk gündeme geldiğinde yapılmadığıdır…
    Bu sorunun cevabını herhalde başkanlık sistemi geldiğinde Bahçeli ve MHP’nin nasıl bir konumda olduğunu gördüğümüzde anlayacağız..

  5. Fehmi Bey bugünkü yazısında parlamenter sistemin Türkiye’deki geçmişini irdelemiş. Kendisi usta bir yazar olduğu için vermek istediği bazı mesajları yazının içine yerleştirmeyi çok iyi bilir.Örneğin yazı içerisinde başkanlıkla SULTANLIK arasında bir ilgi kurulmak istenmiş gibi geldi bana. Başkanlıkla yönetilen ülkelere verdiği örnekler de bu kanaatimi destekliyor: “…Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Brezilya, Meksika, Filipinler, Sudan ve Zambiya da ‘başkanlık sistemi’ne sahip…”

    Yani başkanlık pek matah bir şey değil demek istiyor özet olarak.

    Halbuki Fransa gibi yarı başkanlıkla yönetilen ülkeler de var. İngiltere’de sembolik de olsa kraliçe var. Japonya’da gene sembolik de olsa imparator var. Ha keza bazı Avrupa ülkelerinde sembolik krallıklar var. Örneğin Hollanda. Yazıda Afganistan zikredildiği gibi bu ülkeler de anılabilirdi.

    Öte yandan devletin bir başının olması Türk devlet geleneğine uymayan bir durum da değildir.

    Başkanlık sisteminde yasaları yapacak olan meclistir. Dolayısı ile başkan meclisin çıkaracağı yasalarla bağlıdır, başına buyruk
    değildir. Ayrıca başkanlıkta koalisyon diye bir ihtimal kalmıyor. Kim başkan seçilmişse hükümeti kurup ülkeyi yönetiyor.

    Şahsen illa da başkanlık sistemi olsun görüşünde değilim.

    Sonuçta başkanlık sistemini kabul edecek veya etmeyecek olan halktır. Bize de halkın vereceği karara saygı duymak düşer.

    • Sembolik başkanlık adı üstünde, işlevsizdir, süstür. Türkiyenin şartları ve şahısları düşünüldüğünde başkanlık sisteminin post modern diktatörlük olacağı kuvvetle muhtemeldir. Perşembenin gelişi Çarşambadan belli olmaz mı?

    • bekir bey. en önemli husus olan anayasa hiç tartışılmıyor. burda esas nokta başkanlık sisteminin gelmesi veya gelmemesi değil başkanlık sisteminin hangi temeller üzerine kurulacağıdır. Önce anayasayla başkanlık sisteminin veya başkanın yetkilerini bir görelim. önümüzde yargı,yasama ve yürütmeyi uyum içinde götürmek isteği kısaca kuvvetler birliği hedefi açıkça belirmiş durumdayken saf saf başkanlık iyiydi kötüydü tartışması yapmak pek akıllıca gelmiyor.
      örneğin Beşşar esed başkan ve %98 oy alıyor. meşru mu yani? ayrıca beşşar esad suç işlese yargılanabilirmi ?
      işte fehmi bey’in saydığı ülkeler ve başkanlık sistemlerinin anlamı bu.

  6. AKP iktidar partisi, işlerine gelen konularda gösterdikleri teorisyenliği, planlama ve adım adım başarıyla uygulama yeteneğini, ülke ve millet adına hayırlı olacak işlerde de kullansa ne kadar iyi olur. Emsal gösterme taktiği en etkili silahları: “OHAL uygulaması Fransada da var, başkanlık sistemini ABD. baba baba kullanıyor” gibi demagojiler.. İsim benzerliğinden başka hiçbir ortak noktası olmayan örneklerle, Türkiye modelinin analizini takibedenler bu gerçeği teslim eder. Asıl vurgulamak istediğim, arka bahçeli”nin-ön bahçeli olma aşkına yaptıklarıdır. Polemiğe ne gerek, MHP.yi nereden nereye sürüklediği matematik gerçeği “somut”belge: 80 – 40 = 40!.. Liderin bir partiyi nicelik ve nitelik bakımından ne hale getireceğinin denklemidir. Son söz, “HER BOYAYI BOYADIK TA,FISTIKİ YEŞİLİ Mİ KALDI?”.

    • Orhan bey, yorumunuza harfi harfine katiliyorum. Birde rahmetli Türkesin ogullari ve diyerleri neden bu kadar AKP oyunçagi olduklarini millete anlatabilseler iyi olacak. Koltuk askinami?baska ne olabilirki?Buda politikanin veya bazi politikacilarin millete ve devlete ne kadar deyer verdiklerinin açiklamasi demektir bunuda görmemek için kör duymamak içinde sagir olmak gerek. Zaten sizinde yoruminizda 80-40=40 birdahki seçimlerde meclise veda edeçeklerine göre( büyük bir ihtimal) parti olarak birey olarak deyil birey olarak meclise devam ederler AKP kadrolarinda.

  7. Merhaba,Mehmet bey ve Vatan Sever bey benin dünkü yorumumu beyendiginiz için ikinizede tesekükr ederim.Bu site ne kadar kaliteli bir site deyilmi? Vatan sever bey ayricada ayrintili uzunca birde açiklama yapmissiniz güzel bir açiklama. Bizler A görüsünde veya B görüsünde olabiliruz baskalari için dogru olan bizler için yalnis olabilir bunuda hos görüsle karsilaip elestirlerimizi buna göre insanlarin deyer verdiklerine hakaret etmeden yaparsak inanin kazanan taraf dogrular olur.Bizler sansliyiz Fehmi beyin okurlari olarak görüslerimizi yaziyoruz bazen sakincali olanlar yayinlanmasa dahi inanin o yazilarda bir yazar için önemlidir.A llaha emanet olun.

      • Tesekükrler Safa bey, beninim telefonumda ve klavyemde Türkçe karekterler yok (g)(s) diyer karekteri yok onun için (y) kullaniyorum.Bir kaç kez Türkçe karekterleri indirdim bu seferde ingilizece yazamadim.Malum thecnology ile 50 yasindan sonra tanisirsam bir çok seyi becerememk var isin içinde.😊

  8. Merhaba Fehmi bey,ben dündkü yorumumdada yazmistim sizin her yaziniz bana bir çagrisim yapiyor bu yazinizda bana Taha Kivancin bir yazi dizisini hatirlatti onun için yorum yapmak yerine sizin e-mail adresinize gonderdigim Taha Kivanç 1/2/3/4 Kasim 1994 Istiklal Mahkemeleri yazisi benim yorumum.izniniz olursa bu konuda birde anImI paylasmak istiyorum 1998 Hazirani Kanadanin Vancouver havaalani, ilkdefa geldigim için valizlerim aranmasi gerekiyormus iki valizim var ilkini açtilar Fehmi Koru ve Taha Kivancin köse yazilari kesilip itina ile dosyalanmis diyer kitaplarla birlikte (ben ingilizcenin i sini dahi bilmiyorum) bir kaç memur vardi diyer valizimi açmadilar ve gülerk birseyler söylediler parmaklarima bakip kitamlari özelikle sizin yazilariniz olan gazete küpürlerini gösterip gulerek birseyler söylediler sadece bir kelime aklimda kaldi “jewelery” sonradan öyrendigimde belliki bunlar senin mücevherlerin demisler.Üzülerek belirtmek isterim ki bu mücevherlerim çok eskidi koriyamadim biliyorsunuz gazete kagidi oldugu için parçalandilar geçen gün recycle gitti.Fehmi bey ben Zamangazetisine tarih olarak ne zaman abone oldugymu hatirlamiyorum.ondan önce Türkiye ve Milliyet gazetelerine abone idim sag ve sol görüslü gazeteleri okumayi severdim böylece gerçekleri daha iyi anlamis olduguma inaniyordum,bir komsumda Zaman gazetisine abonidi bir kaçkez onuda okudum sizin yazilarinizi okuyunca hemen Zamana abone olup ikisinide biraktim bana göre sizin gazeteniz çok kaliteli bir gazetidi 1998 e kadar zevkle okudugum gazetenizden ve sizin yazilarinizdan çok bilgi edindim Simdi Amerikadayim ve sizin köse yazilarinizin küpürleri nereye gidersem gideyim hep yanimdalar.iyki varsiniz sayin Koru.H osca kalin.

  9. Demokrasi bir evrim sürecinde gelişir. Demokrasiler de geçmiş kendi dönemi ile kıyaslanarak ve bir evrim sürecinin parçası olduğu düşünülerek kabul edilir. Yani ataturk ve inonu dönemi evrimin başlangıcı gözüyle bakıldığında makuldur ve kendi dönemlerinde diger avrupa ülkelerine de paralel bir tarzda hareket etmişlerdir. Ama şuan o döneme dönülme özlenimi varsa bunu demokrasiyle açıklayamazsiniz bu evrimde geriye gitmektir.

  10. Gürbüz çocuklar iyi oyun çıkarıyor doğrusu hemde bizim kılığımıza girerek on yıllar sonra bile… Umarım söylenildiği gibi bin yıllık bir devlet geleneğimiz vardır yoksa Anadolu topraklarında Osmanlı bakiyesi komşu iki devlet daha haritalara eklenecek…..

YORUM YAP