İYİ Parti’yi terke hazırlanan Akşener vaktiyle DYP’yi, MHP’yi ve AK Parti’yi de terk etmişti…

40

Türk siyaseti biraz da ‘deja vu’ duygusunu yaşatan bir ortamdır.

Hani, bazı olaylar gelişirken “Ben bu olayı galiba daha önce de yaşamıştım” hissi uyanır ya insanda, siyasi hayat içerisinde bulunanlar o hissi en güçlü şekilde en az birkaç kez hissetmiş, benim gibi siyaseti yakından izlemeye çalışanlar da “Böyle mi olmalıydı?” diye sıkça hayıflanmışlardır.

Meral Akşener‘in eliyle kurduğu partide yaşadıkları bunun son örneği…

Yaşanan olayı Abdülkadir Selvi (Hürriyet) şöyle anlatıyor:

“Afyon’daki kampta kürsüye çıkanların seçimlerdeki başarısızlığın faturasını Akşener’e keserken parti yönetiminin sessiz kalması üzerine salonu terk etmesinin altında yatan duygu da bu. Akşener, eleştirilerin yoğunlaşması üzerine hızla salonu terk ederken partililer durdurmak için çaba gösteriyorlar. ‘Kötü oldum, çekilindiye sesini yükseltmesi üzerine geri çekiliyor, çıkmasına engel olamıyorlar. Ama Akşenerin makam aracına binip Ankara’ya dönmek istediği anlaşılınca aracının önüne geçiyorlar. Parti yöneticisi kadınlardan fenalaşanlar oluyor. Bir parti yöneticisinin ayağı ezilmekten son anda kurtuluyor. Akşenerin Afyon’u terk etmesi bu şekilde engelliyorlar. Bu kez Akşener salona giriyor, olağanüstü kongre kararını açıklıyor ama daha sonra Twitter hesabından genel başkanlığa aday olmayacağını duyuruyor.”

Biri de, aynı gün, “Madam, sen seçim kaybetmedin, sana olan inanma duygusunu yok ettin” diye tweet atmış, Akşener de, buna, “Kültürümüzde ‘madam’ diye kime denir herkes bilir; genelev patronuna denir. Siz beni yalnız bıraktınız, bana bu hadsizliği yapana haddini bildirmediniz” diye öfkelenmiş…

O birinin, İYİ Parti’yi başından itibaren destekleyen bir gazetede (Yeniçağ) yazan Ülkücü camianın iyi bilinen ‘ağabey’ isimlerinden Adnan İslamoğulları olması öfkeyi büyütmüştür.

İYİ Parti Meral Akşener‘in ilk yeni parti denemesi değildi

Siyasi hayata DYP saflarında Tansu Çiller‘le başlamış, son yıllarda MHP içerisinde bulunmuş Akşener, AK Parti’nin kuruluşu döneminde, Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül‘ün bir adım gerisinde bulunan birkaç isimden biri olmuştu.

Milli Selamet, Refah, Fazilet çizgisinden gelen, ancak yeni partinin daha geniş bir yelpazeye sahip olmasına çabalayan AK Parti kurucuları, DYP’li bilinen isimlerin kazanılması girişimlerinde araya Meral Akşener‘i koymaktaydılar.

Faik İçmeli ile birlikte.

 İçmeli de, DYP’de bulunduğu sırada ‘Asena’ sıfatıyla da anılan Akşener gibi Ülkücü kökenli bir siyasetçiydi. Sonradan DYP İstanbul il başkanlığı da yaptı. ‘Kırık Kurşun – Mamak Askeri Cezaevinden Bosna’ya Fırtınalı Yıllar’ adıyla anılarını yayınladı. Susurluk olayının önemli ismi Abdullah Çatlı‘yla en son görüşenlerden biri olduğu da anılarından öğreniliyor. Yalnız değilmiş. Fenerbahçe-Juventus maçının oynandığı akşam VIP salonunda karşılaşmışlar, orada bulunan eski-yeni bakanlar, valiler, emniyet müdürleri ve işadamlarıyla birlikte maçı izlemişler…

Abdullah Çatlı VİP’te ağırlanmaktaymış sizin anlayacağınız…

Susurluk olayından sadece 1,5 ay önce…

Neyse.

Ak Parti kurucuları, DYP’de siyaset yapmış Ülkücü kökenli iki ismi –Meral Akşener ile Faik İçmeli‘yi- aralarında görmek istedikleri DYP’lileri partilerine kazanmak için görevlendiriyor…

Onlardan biri de Diyanet İşleri Başkanlığı da yapmış, DYP milletvekili Tayyar Altıkulaç

Tayyar Altıkulaç, ‘Zorlukları Aşarken’ adını verdiği anılarının üçüncü cildinde o dönemi de anlatıyor.

“Daha önce DYP saflarında birlikte bulunduğumuz Meral Akşener İSAM’daki odamda ziyaretime geldi. Beraberinde Faik İçmeli de vardı. Konu siyasetti. Meral Hanım Tayyip Bey’in hareketine katılıp katılmama konusunda benim ne düşündüğümü öğrenmek istiyor, birlikte bu hareketin içinde yer alabileceğimizi söylüyordu.” (s. 1061).

Görüşmeler gitme-gelme biçiminde hayli sürmüş. Meral Akşener‘in yanında Faik İçmeli de hep varmış. “Dördüncü görüşme için” Meral Akşener‘in, kendisine, “Hocam artık bu konuları Tayyip Bey’le birlikte konuşma zamanı geldi, ben sizi evimde çaya davet ediyorum, Tayyip Bey’ide çağıracağım” dediğini aktarıyor Altıkulaç. Tayyip Bey, “O benim hocamdır, ben onun ayağına giderim” diyerek buluşma yerini Tayyar Bey‘in çalışma mekanı İSAM olarak belirlemiş…

İncelik.

‘Meral Hanım Vakası’

AK Parti’nin Uludağ’da sürdürdüğü tüzük ve program çalışmaları sırasında da Meral Hanım kurucu sıfatıyla yer almış, ama kuruluş belgelerinin paylaşıldığı, kurucular kurulunun oluşturulduğu son Afyon toplantısına katılmamış Meral Akşener

‘Meral Hanım Vakası’ adını verdiği olayı yine Tayyar Altıkulaç‘ın kaleminden okuyalım:

“Beni bu harekete ikna için uğraşan Meral Akşener Afyon’a gelmediği gibi bu hareketten ayrılacağına dair haberler de o günkü basında yer almıştı. Tayyip Bey’in bu yüzden canı sıkıntılı idi.”

Tayyar Hoca, kurucu olsunlar diye Afyon toplantısına davet edilmiş isimlerin büyük çoğunluğunun Erdoğan-Gül ikilisinin eski partileri çizgisinde olmasını ve Meclis’e kapatılan Fazilet Partisi’nden seçilmiş milletvekillerinin kurucu olarak kadroda yer almasını mahzurlu bulduğu için toplantıyı terk etme noktasına kadar gelmiş… Kendisini son anda Erdoğan-Gül ikilisiyle yaptığı görüşme ve aldığı teminat fikrinden caydırmış…

“Gerçekten kurucular kuruluna kapatılan Fazilet Partisi’nden hiçbir milletvekili alınmadığı gibi listede siyasi kimliği ve geçmişi olan sadece iki kişi vardı: Bunlardan biri bendim, diğeri Konya eski Belediye Başkanı Halil Ürün’dü” diye anlatıyor (s. 1067) tepkisinin sonucunu Altıkulaç.

Aynı sebepten tepkili Meral Akşener ise, Afyon’a kadar gelmeye zahmet etmediği için, AK Parti’den kopmuş…

Kopuş o kopuş…

Şimdi de kendisinin liderliğinde kurulmuş öbeğinde eski MHP’lilerin yer aldığı İYİ Parti’den kopma noktasına geldi Meral Akşener.

Siz de, “Biz bu filmi daha önce görmüştük” hissine kapılmıyor musunuz?

Ben kapılıyorum da.

ΩΩΩΩ

40 YORUMLAR

  1. Bu sadece bana mı oluyor yoksa herkes böyle mi hissediyor bilmiyorum. Fehmi bey’in yazılarından daha çok alttaki yorumlar bana heyecan veriyor ve eğlendiriyor.:)

  2. Muhterem Fehmi bey kardeşim,
    Zorlukları Aşarken adlı kitabımı ilk baskısından okuduğunuz anlaşılıyor (Kapak resmi onu gösteriyor). Diyanet Vakfı tarafından kitabın üçüncü baskısı yapıldı. Bazı güncellemeler yapıldı. Cemaatler konusu 17-25 Aralık’tan sonra (15 Temmuz’dan önce) yeniden ele alındı. Posta kutusu dışında adres bildirirseniz size bir nüsha gönderilmesini sağlayabilirim. Selamlar.

  3. Türkiye’nin, her ne yaparlarsa yapsınlar, hangi liderle yola devam ederlerse etsinler, verili siyaset tablosunu değştiremeyen ve değiştiremeyecek olan CHP ve İyi Parti’yi gündemden çıkarıp yeni bir siyaset tarızını düşünmesi, bunun üzerine fikirler geliştirmesi gerekiyor.

    Hem Akşener hem de İnce, miting kürsülerine çıktılar. “Ben yaparım!” dediler, Erdoğan ve AK Parti’yi sarsmanın yolunun “karizmatik bir lider”den geçtiğini düşündüler. Elbette ki yanıldılar ve kaybettiler. Seçim gününe kadar “Türkiye bunların getirdiği tek-adam sistemiyle sorunları çözemez, ancak daha da kötüleştirir'” diye bağırdılar, seçim geldiğinde “Ben! Ben! Ben!” diyerek, toplumun önüne hiçbir vizyon koymayarak, halkın teveccüjünü kazanacaklarını sandılar. M. Akşner ve İnce’nin bütün o haftalar süren kampanyalarından aklımızda ne kaldı? Ben, Akşener’in “İneceksiniz o arabalardan! Yok öyle bakan hanımlarını akrabalarını lüks araçlarda dolaştırmak! Para nerde diyorsunuz. Aha para burada!” ifadelerini hatırlıyorum. Bir de, “Kredi borçlarını ödeyemeyen vatandaşların borçlarını bir kereliğine ödeyeceğiz” lafını. İyi de vizyon bunun neresinde? Aynı şey, bunun “O sarayı üniversite yapacağım” versiyonunu üretmiş M. İnce için de geçerli. Yani, tek-adam sistemine karşıyız dediler, tek-adam olarak sorunları çözebileceklerini vaad ettiler. Ne bir ekip vardı ortada, ne de bir vizyon. Boylarının ölçüsünü aldılar.

    AK Parti, halk yığınları tarafından anlaşılır, onlarda karşılığı olan bir vizyonla iktidara geldi: “Vesayet rejimine son vereceğiz.”, “Yolsuzluğu biz bitireceğiz.”, “Herkes özgürce konuşacak.”, “Devlet artık her şeye karışmayacak. Devleti küçülteceğiz.”, “Belediyelerde kendisini kanıtlamış, yönetme deneyimi olan bir ekibiz biz. Bu yönetim bilgisine ve deneyimine yaslanarak ülkeyi iyi yönetecek, insanlarımızı zenginleştireceğiz.”, “Biz, statükoya meydan okuyan yegane partiyiz. Diğerleri tümden statüko partisi, hepsi onyıllardır tanıdığınız insanlar tarafıdan yönetiliyor. Biz, değişimin partisiyiz.” Aradan 16 yıl geçmesine rağmen hatırlıyoruz o köklü değişim ima eden söylemi. Aradan bir ay geçti: Akşener’den ve İnce’den aklımızda kalan ne var?

    Hayli yakın bir gelecekte, halkın hem siyaset tarızında, hem de ülke yönetiminde köklü bir değişim talep edeceği günler yaşayabiliriz. Bu yaşanırsa eğer, bu talebi tiyatrocu çakma liderlerle karşılamak mümkün olmayacak. Temel toplumsal sorunlarımızda ne önerdiği halk yığınları tarafından algılanan ve anlaşılan bir ekip partisine ihtiyacımız var.

    Bunu yaparken, Erdoğan’ın “Bakın bunlar bölücülerin siyasal parti HDP’yi meşru sayıyorlar!”, “Bakın bunlar geçenlerde alnı secde görmemiş bir ekonomistle görüşmüşler!, “Bakın bunlar bizim FETÖ mücadelemizde bize destek vermemiş. . .” gibi onlarca “Bakın bunlar. . .”la başlayan hamlelerinden korkup sinmeyen bir parti olmalı bu. Adalet talebini öne çıkarmakla yetinmeyecek, yargı kurumunu tüm siyasi geleneklerle uzlaşma içinde tesis edeceğini, yargı alanını bir siyasal geleneğe veya partiye teslim etmeyeceğini ilan eden bir parti olmalı bu. OHAL dönemi boyunca işinden gücünden olmuş, darbe ve darbecilerle eylemsel bir ilintisi olmadığı halde terör örgütü ithamıyla tutuklu veya makhum olarak içeride bulunan herkesin adil ve süratle çalışan mahkemelerde yeniden yargılanacaklarını söylemeli. Salt köşe yazıları, televizyonlardaki tartışma programlarında dile getirdikleri düşünceleri nedeniyle FETÖcü ilan edilip hapse mahkum edilen tüm yazarlar ve gazetecileri hemen serbest bırakacağını ilan etmeli.

    Ekonomi konusunda yalan vaadlerde bulunmamalı. Neyse ekonomik açmazlarımız, dürüstçe ve tek tek halka anlatmalı. Ne kadar süreyle sıkıntı çekeceğimizi, hangi süre zarfında sıkıntıları hangi ekonomik araçarla ve politikalarla aşabileceğimizi yalana, boş umutlar yaratma ahlaksızlığına düşmeden söylemeli.

    Seküler-dindar, Türk-Kürt çatışmasına hemen son vermek, toplumsal barışı yeniden inşa etmek için harekete geçeceğini ilan etmeli. Bu tür kutuplaştırmaların neden hepimize birden kaybettirdiğini basit, anlaşılır, ikna edici bir şekilde dile getirmeli.

    Eğitimi, tıpkı Merkez Bankası gibi siyasal iktidardan özerk bir alan olarak ilan edeceğini, tüm siyasal partilerin önerileriyle oluşacak deneyimli, profesyonel bir kadronun eğitimin anayasası gibi bir program üreteceğini, bunun da bir iktidardan diğerine değişmeden kalacak güvencelere kavuşturulacağını söylemeli.

    Kapitalist dünya düzeninde kapitalizm okyanusundan uzak, kendi başına bir ülke olarak yaşamamızın bir hayal olduğunu, ama, kapitalizmin illa bir avuç zengin, koskoca bir yoksullar denizi olarak yaşanmasının da bir yazgı olmadığını anlatmalı. Akla ve üretime dayalı bir programla durumumuzu çok daha iyi bir hale getirmenin, kısmen adil bir paylaşımın pekala mümkün olabileceğini söylemeli, bu konuda inandırıcı olacak bir program sunmalı.

    Böyle bir partinin lideri T. Karamollaoğlu olsa iyi olur, ama başka bir ismin olması da çok fark etmez 🙂

    • Hocam yazı son paragrafa kadar bir Türkiye’nin Kurtuluşu Manifestosu gibi gelmiş ama , son paragrafta , zaten gülme emojisindwn de belli olduğuna göre (Siz de bence buna pek inanmıyorsunuz ) artık yaşı 80 dayanmış , vizyon olarak diğerlerinden hiç bir artısı olmayan , oluşturduğu sanal dip dalganın , Demirtaş dalgakıranından dönmesi ile sıfır barajda sıfır vekil çıkarmayı başaran tek lider Sn. Karamollaoğlu değişimin lideri bence olamaz .Dilerseniz birlikte Sn.Karamollaoğlu’na hayrına bedava danışmanlık yapalım diyecem ama ömrü vefa eder mi ? Bilemem hocam 😀 Selamlar , saygılar

      • Görüyorum ki bana yönelik haklı uyarıda dile getirdiğiniz skunet dili, konu Saadet Partisi lideri olduğunda kolayca unutuluyor, birileri sayesinde aşina olduğumuz alaycı ifadeler havada uçuşuyor Musa Bey. “Demirtaş dalgakranı”, “sanal dip dalga”, “hayrına bedava danışmanlık”, “yaşı 80’e dayanmış”. . .

        Vizyonun yaşla bir ilgisisi olmadığını söyleyerek başlayalım; kimin ömrünün neye vefa edeceğine ilişkin sıradan spekülasyonları bir kenara bırakalım, bu konuda yaratılmış olanlara hiçbir söz düşmeyeceğini hatırlayalım derim.

        Benim uzun metnimi bir gülümseme ile bitirmiş olmam, bir inançsızlık iması değil, Saadet Partisi’nin görmek istediğim o parti tanımına en yakın parti olduğunu ima eden, siyasal tercihime işaret eden mütevazi bir kapanış cümlesiydi.

        Bir siyasal partinin değerinin tek ölçüsü, verili bir andaki siyasal konjonktürde, yapılan bir genel seçimde aldığı oy değildir. Toplumsal-siyasal süreçler, sürekli değişen dinamik süreçlerdir. Zaten böyle olduğu için, bir bakmışsınız bir siyasal parti lideri ve onun başbakanı duygu yüklü bir ses tonu, ağlamaklı yüz mimikleriyle okyanus ötesine “dön artık” diye sesleniyordur, bir de bakmışsınız. . . Bir bakmışsınız Kandil dağlarında birileriyle el sıkışılıyordur, bir de bakmışsınız. . . Bir bakmışsınız bedelli askerlik şehitlerin anısını, onların acılı ailelerini inciten bir lakırdıdır, bir de bakmışsınız. . . Anlatabiliyorum herhalde meramımı.

        Yönetmekte zorlanan, sorun çözemeyip sorun biriktiren bir iktidar var. Seçmen kitleler böyle düşünmüyor. Geniş halk yığınları, sorunların hala mevcut iktidar tarafından çözülebileceğine inanıyor. Bu nedenle, iktidar partisi, son seçimlerde iktidarı yitirmesine yol açacak bir oy kaybı yaşamadı. Liderinin dile getirdiği üzere, tıpkı Haziran 2015’de olduğu gibi, iktidara yeni bir uyarıda bulunmakla yetindi. Bu siyasal konjonktürde Saddet Partisi’ne teveccüh etmeyeceğinin güçlü ve açık mesajını verdi.

        Her siyasal iktidar, yönetemez ve sorun çözemez hale geldiğinde, toplum da bu çıkarsamaya ulşatığında, iktidarını yitirir ve gider. Erdoğan ve AK Parti, artık bahane üretemeyeceği yeni bir beş yıllık iktidar dönemi için toplumdan vize almıştır, yeniden ve arzu ettiği başkanlık sistemi içinde iktidardır. Başta üretime değil ithalat ve tüketime dayalı büyüme stratejisi gelmek üzere, iktidarın ısrarla devam ettirdiği ekonomi politikasından eğitim ve yargı meselelerine varıncaya kadar, pek çok konuda iktidarla hemfikir olmayan insanlar da var. Ben bunlardan birisiyim. Saadet Partisi’nin eleştirilerinin doğruluğuna inanıyorum. Ülkeyi, toplumsal-siyasal alandanda yeni, hayli farklı bir konjontürün beklediği kanısındayım. Bu ne mutlak bir kaçınılmazlık, ne de bu iktidarın her ne yaparsa yapsın daimi olarak iktidarda kalacağını düşünmek veya iddia etmek akla yakın.

        Seçmen dediğimiz yığınlar, aş iş ekmek ve adalet sorunlarını çözen partiler isterler. Yani, temel mesele, H. Gayret’in iddia ettiğinin tam aksine, ekonomi ve adalettir. O yığınlar, esas olarak bu iki kriter üzerinden siyasal iktidarları değerlendirirler. Yakın gelecekte iktidar partisinin seçim kaybedeceğini düşünüyorum. Bundan CHP ya da İyi Parti gibi merkez-sağa yerleşmeye çalışan partilere pek bir şey düşmeyeceği kanısındayım. Saadet Partisi’nin gelecekteki yazgısını belirleyecek olan ne benim kişisel kanaatim, ne de sizin hiç doğru bulmadığım alaycı dille ifade ettiğiniz kişisel yargınız. Seçmen yığınları belirleyecek partinin gelecekteki yazgısını. . .

        • Sn.bernar, malezyada seçimi kazanan adam kimdi, 90küsur yaşında biriydi değil mi? Şeriat dedemiz maşallah onun yanında sütkuzusu sayılır:) musanın kusuruna bakma sen…

      • Musabey şimdi sizin çift taraflı kesen yorumlarınıza bakınca bernarın gayet de ayağı yere basan görüşleri var. Ayrıca hatırlatmak isterim sizin kullandığınız gibi ‘içinden usturalı’ tabir edilen traş aletlerinden bernarın cebinden 9 tanesi çıkar! Hatta üstüne koca bir laser epilasyon seti de çıkartırsa şaşırmam yani:)))

        • ABD Başkanı Trump, savcının FETÖ ve PKK adına suç işlediği iddiasıyla 15, devletin gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacıyla temin etmek” suçlamasından 20 yıla kadar hapis cezası talep ettiği papaz Brunson için bir hafta önce aşağıdaki Twiti attı:

          “Türkiye’nin saygın bir Amerikalı papaz Andrew Brunson’u serbest bırakmaması tam bir utanç. Çok uzun süre tutuklu kaldı. Erdogan, bu harika Hristiyan koca ve babayı serbest bırakmak için bir şeyler yapmalı.”

          H. Gayret Bey, sizin hafızanız güçlü görünüyor. Konuyla hiç alakası yok, ama Tansu Çiller için “O TAK emrederiyor, biz de ŞAK diye yapıyoruz” diyen değerli paşamızın adını hatırlıyor musunuz?

          • Eh, pensilvanyadaki papaz da inzivada yani bi tür evhapsinde değil mi zaten, muadili bi karar sayılır:) ne demiştik: ver papazı, al papazı!

          • H. Gayret Bey, Papaz Brunson yorumunuzdaki sıradışı nüktedanlık beni de heyecanlandırdı. Günlük espiri kotanız dolmadıysa, bir de şu ‘ayrıntı’ bilgiye bir açıklık getiriverseniz diyorum:

            Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun koruması polis Ö. Uygun, Adnan Oktar Operasyonu kapsamında dün tutuklanmış. Başsavcımızın bugünkü ilk işi de gidip emeklilik dilekçesini verip emekliye ayrılmak olmuş.

            Bu durumda devletin mi, yoksa yargının çivisinin çıktığını mı düşünmeliyiz? Yoksa, “Bu savcımız ile polisimiz arasında bir meseledir, karışmak münasip olmaz” mı demeliyiz? Kızacağınızdan korksam da, çabucak bir sorucuk daha iliştireyim kaşla göz arasında: Koruma polisi yamuk çıkmayan devlet yöneticisi var mıdır bu global ölçekte oyun kurucu olan ülkemizde?

          • Sn.bernar arkadaş, daha önceleri de belitmişimdir; kimsenin borazanı ya da avukatı değiliz! Hele memleket güllük gülistanlık hiç demedik. Eleştirmeyi bilene, nice yamukluklar zaten orta yerde duruyor. Memleket gemisinin mürettebatı elbette nuhun gemisindekinden farklı olamaz:) lakin muhalif zümrenin hali daha da beter. Vur abalıya ya da çamurat izi kalsın kafasıyla geçen 15yılın sonucunu hep birlikte gördük. Şahsen akp öncesine baktığımda bu günler daha iyi, gelecekten de umutvarız. İnşallah yeni türkiyenin yeni döneminde biçok soruna da yeni çözümler üretilecektir. Kurultay takvimlerine bakılırsa ilk çözümler de galiba muhalefet partilerine gelecek gibi:) Bal yapmaz arı gibi mızırdanıp durmaktan öte gidemeyen muhalefetin en iyi bildiği şey dün tape yayıncılığı idi bu gün de kıytırık medyanın 3.sayfa haberlerinden link ve video paylaşmak:) Düşünce üretimi kıt bir muhalefetin kendine bile hayrı olmuyor!

    • senin bu söylediklerini dışarıdaki orta düzeyde ki insanlarda dile getiriyor.önemli olan bunları nasıl yapacağın.ikincisi aşağı yukarı chp bunları seçim vaatlerinde de yer verdi.hatta daha fazlası bile var…

  4. Erbakan ve AK Parti

    Erbakan Akevlerle bir olup bağımsız adaylığını koydu.  Akevler ile bir olup  CHP ile koalisyon yaptı. Akevler ile bir olup CHP ile seçim ittifakı yaptı. Erdoğan hep bizimle beraberdi. Erbakan Akevler ile beraber olup Adil Düzen’i dünyaya ilan etti ve konferanslarla tanıttı.

    Sermaye bundan son derece rahatsız oldu. Gerçek yobazları temsil eden insanlık düşmanı birisiyle organize ediyor. Onları terör olarak örgütlüyor. Sonra devletlere onları ezdiriyor. Böylece bir taşla iki kuş vuruyordu. Devletleri de emrine alıyor. Müslümanları da sindiriyor.

    Sermaye’nin ana siyaseti Erbakan’ı Adil düzenden yani Kur’an düzeninden vazgeçirmekti. Erbakan Sermaye’nin şartlandırdığı geçici cemaatlerden oy alıyordu. Hamleleri ise Akevler’den alıyordu.  Erbakan Adil Düzen’e bir ara verdi ama hiçbir zaman vazgeçmedi. Cemaatler de çoğu Akevler’in ortağı olan AK Parti kurucuları ile Sermaye ile Sermaye’nin kadrosu arasında kuruluş esnasında çatışma başlamıştır. AK Parti kurucu listesinde Akevler’den kimse olmadığı gibi Erdoğan da yoktur. Son anda bilemediğim bir yerin etkisi ile Erdoğan sıradışı listeye eklenmiştir.(Liste alfabetikti, Erdoğan son sırada)
    İşte bu çatışma devam ediyor. Akevler Milli Görüş geleneği  yani Adil Düzen’le tutucu islam anlayışı arasındaki çatışma sürüp gitmektedir. Adil Düzenciler mağlup olmuş durumda görünürler. Ancak, Ordu uzaktan takip ettiği Adil Düzen’e hiç bir zaman karşı olmamıştır. Erbakan’ın cenazesine ordu komutanı bile katılmış, Erdoğan’ı da Adil Düzen’den gelme olduğu için desteklemektedir.

    Türk Halkı da Erdoğan’a oy vermiştir. Erdoğan Milli Görüş’ten ve Adil Düzen’den hiç bir zaman kopmamaştır.   Meral Akşener, Tayyar Altıkulaç, Ekmeleddin İhsanoğlu, Sermaye’nin gerçek Islamiyeti görünmez hale getirmekle görevlendirdiği kimselerdir. Bunlar bunun farkında bile olmayabilirler. Erdoağan’ı millet Milli Görüşçüdür diye destekliyordu. Ordu da Milli Görüşçüdür diye destekliyordu. Sermaye Gül ile arasını açıp Erdoğansız bir AK Parti oluşturmayı istemekteydi ama aralarını açamadı. Sıkıntısı buradan.

    Bir gün Ordu resmen Adil Düzen’i benimseyebilir. Erdoğan siyasete tam hakim olabilir. Akevler ile iş birliği yaparak Adil Düzen’e, Kur’an düzenine, ortaklık sistemine geçilmiş olabilir. Duamız budur. Böyle olmazsa Türkiye ikinci defa İstiklal Savaşı’nı yapmak zorunda kalır.

    Ordu Adil Düzen’i öğrenmek zorundadır. AK Parti de uygulamada Akevler’den yararlanmak zorundadır. Türkiye ordunun desteklemediği bir harekette başarılı olamaz.  Ortaklık düzeni tarihi geleceğin sonucudur. Kimse durduramaz.

  5. sayın yorumcu arkadaşlar sayın ERDOĞAN neden şiir okuduğu için hapse atıldı siyasi yasak getirildi ne den muhtar bile olamayacak diye manşetler atıldı zil çalıp oynandı. suçlu olduğu için mi hayır tek nedeni vardı siyaseten önünün kesilmesinin o da sayın ERDOĞAN siyaset sahnesine çıkarsa kendilerinin silinip siyaseten yok olacaklarını en iyi o gün ki siyasetçilerimiz biliyordu. (bu nedenle siyasi yasakları kaldırmadılar) öylede oldu korktukları başlarına geldi sayın ERDOĞAN’ ın kurduğu parti girdiği ilk seçimde % 34 oy alarak meclisin 2/3 sini oluşturdu. Ak parti iktidarı başladı 16 yıldır devam ediyor inşe Allah devam da edecek millet kendisine hizmet edenleri bırakmaz bırakmıyor da bir gün bu millet Ak partinin hizmet etmediğini edemediğini düşünürse görürse o zaman değiştirir iktidarı ama sadece kendisi o kanaate varırsa yoksa başkalarının telkinleri ile iktidarı değiştirmez.hakkını teslim etmek gerek yiğidi öldür hakkını yeme derler sayın ERDOĞAN ve partisi hizmet olarak hakkını veriyor görevini yapıyor dersine iyi çalışıyor işini takip ediyor % 53 oy aldım alıyorum diyerek ipe un sermiyor Allah da karşılığını milletin oyu olarak veriyor inşe Allah ibadet niyeti ile çalışır da uhrevi ecrini de Allah dan alır

  6. İDOLOJİLER ve MENFAATLAR

    Kendi menfaatlarını dúşúnenler için en uygun meslek(siyaset)devleti yõnetme mesleği.

    Devleti yönete bilmek için önemli olan bilgi beceri değil, hatta buna hiç gerek yok.
    Bu iş için yalanı kusursuz konuşmak yeterli.
    Maksadıníz milleti kandırmak olduğu için bu konuda kendinize sahte bir proje çizmeniz teterlidir.

    Oda İdoloji projesi, bu tip projeler zamanin ruhuna görede değişmesi kaçınılmaz, zaten buda bu tip kişilikler için peynir ekmek gibi kolay lokma..

    Örnek bir terör örgütü kurarsınız ve el altindan onun kurbanlarını toplarken karşı görüşte birde parti kurdunuzmu bu iş bitmiştir.
    Bu tip işlerde malzeme sıkıntísda çekmessiniz, nasıl olsa proje gereğı idolojin! vatan sever ve vatan severlik uğruna fakir fukara ANALAR onlar için seve seve kurban yetiştiriyorlar ve onlarada toz kondurmiyorlar bundan dolayıda , çakma dindarlık, milliyetçilik, ırkçılık ve diğer projeleri hayata geçirmek bayağı kolaylaşiyor.

    Bu tip işler bizde daha kolay oluyor.
    Meral Akşener D Bahçeli, yıllardır beraberler ve Milliyetçiik rollerini beraberce uyum içinde devam ettirilerken AKP kan kayıbına başlar başlamaz Erdoğanın hayelindeki taht sallanmaya başlayınca bu sefer Erdoğan idoloji rotasını değıştirip bunların arasına balıklamasına girdi ve bunlari aralarında birbiri ile savaşa zorladı.
    Aslında bu tip olaylara bizde danışıklı dövüş derler.
    Şu an yaşanan seneryolar danışıklı dövüşün sahnelerinden sadece birtanesi gibi.
    Bu tip yollara baş vurmasa idiler bu seçimlerde AKP MHP ve yeni doğmuş bebekleri İyi Parti bu kadar millet vekili çıkarabilirmiyidiler?

    Meclis úyelerine baktığımız zaman herşey ap açık ortada gözüküyor.
    Daha başlamadan milketin vekilleri gene milketin vekillrine saldırıyorlar
    Biz biraz daha uyuyalim.

    Son olarak benimde kafama takılan bir sorum olacak.
    MHP den ihraç edildikten sonra partisine geri dönmek için halen daha mahkemeler ile uğraşan Sinan Oğan neden A Şener ve ekibine katılmadı? .

    Uzaktanda olsa S Oğanii biraz tanırım.
    Kendisi Irkcı değil fakat gerçek bir milliyetcidır.
    Yalancıda değil! umarım yakınlarda çakma hakim olmaya gerçek bir hakim onun partiye geri dönmesinie karar verır.
    .
    Meral hanım medem bu kadar alıngan ve hassas birisi ise neden senelerdır siyasetin içinde hemde aktiv pozusuyonda yer aliyor?
    Keşke birazcık göründü gibi olsa ve becerisini birilerinin menfaatlar için değilde milketin menfaatları için kullansa daha iyi olur.
    Nerede vb o günler.

    Her zamsn Çakıcı ziyaretinde olduğu gibi bu tip kandirmacalar başarılı olmiya bilir.
    İnşAllahda olmaz.

    Bakalım sira hangi cemaatte…..

  7. Erkek ! Meral’ı balonların arasında DEV aynasında görenler vardı. Kendini bitirdiği yetmediği gibi, Partinin son ümidini de bitirdi, daha Partileşmeden. Derleme – taşıma suyla – mefkure ve isbat olmadan değirmen dönmez Mahalli seçimler yaklaştıkça, Partide kaynama artacaktır.Eskiden beri, hadiseler kadından Lider olmıyacağını da gösteriyor.

  8. Durduk yere kendi partisinin mensuplarına “genelevi çalışanı” muamelesi yapması da nerden icabetmiş ki? Övünmek gibi olmasın, şunca yılın ırkçısıyım, bizim kültürümüzde madam diye kime denirmiş yeni öğrendim! Halbuki gece hayatının en adi en pis işleriyle uğraşmış nice tanıdığım/ahbabım olmuştur, böyle bir kullanım duymadım? (Ki ‘hacıana’ diyene bile rastlamışımdır:) benim bildiğim, bizim kültürümüzde madam diye; istanbul hanımefendisi gün görmüş/umur görmüş, her haliyle asalet sahibi kadınlara denir. Bir bayanın madam hitabını böylesi aşağılayıcı bir anlamda kullanmış olması ancak ‘azınlık düşmanlığıyla’ açıklanabilir. Nihayet kendileri gibi balkan göçmeni bi tatar ya da çerkez değilseniz; çoğunluk bile olsanız nazarlarında (beyaz türklerin) hayvandan pek bir farkınız yoktur! Vakti zamanında istanbul umumhaneleri sahibesi matild manukyan kaç kez istanbul vergi rekortmeni olmuştur ama kendisi ödül törenine bile davet edilmemiştir. Aynı şehirde koç ve sabancı gibi büyük vergi mükellefleri de bulunduğu halde vergi şampiyonluğunu onlara bırakmazdı:) evet, onlar muteber holding patronlarıydı diğeri “madam”…

    • utanmadan bir de ırkçıyım diyorsun….. Irkçılık yapan bizden değildir diyen efendimizin ümmetindeniz elhamdüllilah…. artık sen düşün….

  9. Meral hanım büyük yanlış yaptı.
    Oturup belediye seçimlerine hazırlık konuşulmalıydı.
    Bu tavrı kendisiyle yola çıkılamayacağını gösterdi
    Halkta rağbet etmemişti.
    Böyle durumda istifa etmeliydi, şimdi etti.
    Bence partililer ısrar etmemeli.
    Yaptığı hizmetlere teşakkür edilip, yola devam etmeliler
    Bunun içinve partinin başarılı olması için çıkar yol, Ankettir
    Teşkilatlar ne diyor
    Halk ne düşünüyor
    Öne çıkan isimle devam edilmeli
    Yok M.hanımla veya göstereceği isimle veya ayak oyunlarıyla gelenle bu iş olmaz
    Olur. Partinin tükenişini hızlanır

  10. LİDER ODAKLI DÜŞÜNEN HALKIMIZ.
    Daha önce defalarca anlattik.
    Geri kalmiş halkların en bariz özelliği her şeyi liderden bekleme kolaycılığıdır.
    Adeta beğendiği lidere tapınır.
    Lideri kabul ettiği kişiye tanrısal bir güç vehmeder.
    Böyle olunca;Hani şeyh uçamaz,müritleri uçurur,derler.
    Onun içindir ki; Bir şekiLde herhangi bir yerin başına geçen kişi veya lider ne şartla olursa olsun makamını bırakamaz.
    Taraftarları da onu ölümüne desteklemeye devam ederler.
    Lider le çevresi arasinda her zaman bir kader birliği vardır.
    Bu geri toplumlarda çoğu zaman bir ideal birliği değil ,menfaat birliğidir.
    Meral hanim a gelince geçmişte çok partı değiştirmesi ve bugünlerde yaptığı fevri hareketler liderlik
    vasfının eksik tarafını gösteriyor.
    Tarihte bahsedilir ,Büyük liderler her konuda zafer lerle başlamişlardır.
    Büyük petro yenile yenile yenmesini öğreneceğim dermiş.
    Cengiz han kaybettiği yüzlerce savaştan sonra bunlardan ders alarak daha kaybetmemeyi öğrenmiş.
    Lider krizleri yönetme becerisi dir denir, coğu yerde.
    Bir olumsuz durumda,bir başarisizlikta,bir arkadaşlarının vefasizlik yaptığına inandığın da hemen pes etmez.
    Gerçek demokratik ülkelerde liderden olağan üstü beklentiler yoktur.
    Lider olan sadece normal yöneticilerin hepsinde görünen vasıfllardan biraz daha artılarının olduğuna ınanilan kişilerdir.
    İleri ülkelerde ,ülkeyi düzgün bir şekilde yöneteçeğine inanilan binlerce aday ların var olduğuna inanilir.
    Dolayısıyla liderin seçim kaybetmesi dünyanin sonu olmaz.
    İleri ülkenin özelliği kaybeden lider kolay kolay bir daha aday olmaz.
    İleri ülkelerde önemli olan kurumlardır.
    Liderler fanı, kurumlar kalıcıdır.
    Az gelişmiş ülkeleri incelediğimizde bu tip ülkeler her nasılsa bir kurtarıcı tarafından düşmandan kurtarılmiş veya kurulmuştur.
    Sadece bu kişinin tanrısal özelliklerinden bahsedilİr. Ülkede bir ve diğerleri vardir adeta.
    Her vatandaş onun sayesinde veya önderliğinde kurtulmuştur.O olmasaymiş ondan sonra kimse olmayacaktı fikrine inanılır.Başka kimsedede bu öncülüğü yapacak yeteneğin yok olduğuna inanilir.
    Az gelişmiş ülkenin karakteri genelde liderden herşeyi bekleme üzerine kurulur.
    Bir müddet sonra lider artık ölümsüz hale getirilir.
    Lider yenilgilerinde istifa etmezse koltuğunda o kadar kalıcı hale gelmeye başlar.
    Bir müddet sonra sembolleşir.Lidere bağli bir kast sistemi oluştuğun dada artık ölümsüzlük kesindir.
    Meral hanıma tavsiyem sabirli olursa, biraz daha dayanırsa o nunda liderliği ölümsüzleşebilir.
    ÜLKEMİZDE LİDERLER DEMOKRASİSİ SONA ERMEYE BAŞLADIĞINDA BİR ÜST LİGE ÇIKACAĞIZ DEMEKTİR.

  11. Yakın siyasi tarihimizde hep aynı isimlerin yer alması, bu toprakların çoraklaştığını, yeni yüzlerin ortaya çıkmadığını düşündürüyor insana.
    Bu tespitten hareketle ülkemizin geleceğinin geçmişten çokta farklı olmayacağını düşünmek çokta karamsarlık olmasa gerek.
    Ayrıca politikayı ve politikacıları kurtarıcı görmekten vazgeçmeli bu toplum.
    Kendimizi değiştirelimki gelecek te değişsin.

    • Politikayı ve politikacıları değil tarikat şeyhlerini mi kurtarıcı belleyelim! Seçimlerden önce bu sayfada akşeneri yeniyüz diye pazarlamaya çalışan elemanlar vardı:) nerden bakarsan bak en eski siyasetçilerden biriyken hem de.

  12. fehmi bey iki gün üstüste meral akşeneri yazıyor. Daha önce böyle bir durum hatırlamıyorum. herhalde birşeyler anlatmaya çalışıyor. fakat ne?

      • muhtemelen “oh olsun” modu da vardır. ancak onun dışında gözüme çarpan, fehmi bey, meral akşenerin güvenilirliğini masaya yatırdı. En azından ona güvenip yola çıkılamayacağını anlatmaya çalışıyor diye düşünüyorum.
        – Benim olaya bakışım ise epey farklı. İşin doğrusu ben “oh ne güzel” modundayım. Fehmi beyin ruh halinden ve düşünce dünyasından epey farklı olan bir mod. Onunki “oh olsun” benim modum ise; “oh ne güzel”.
        – İkisinin arasında şöyle bir ayrım var (yani “oh olsun” ile “oh ne güzel” arasında): “oh olsun”, kişinin ya da partinin düştüğü kötü duruma sevinilmesidir.
        – “oh ne güzel” ise; yaşanan gelişmelerin iyi yönleri olduğunu ifade eder.
        – Ben hem chpdeki hem de iyi partideki gelişmelerin iyi gelişmeler olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz bu gelişmeler muhalefetin yerel seçimlerde de hüsrana uğramasına neden olabilir (olabilir diyorum. illaki böyle bir sonucu olur anlamında söylemiyorum) .
        – İyi olan şey, demokrasiyi getirecek olan şey, daha iyi bir ekonomi, daha iyi bir yaşama temel olacak şey, A ya da B partisinin yerel seçimleri ya da genel seçimleri almasından daha ziyade demokrasi kültürünün, demokratik ilişkilerin, çağdaş değer yargılarının, çağdaş düşüncenin toplumda yer etmesidir.
        -Bu doğrultudaki gelişmeler A ya da B partisinin iktidara gelmesinden, hatta ve hatta erdoğanın ve akpnin iktidarı kaybetmesinden çok çok daha önemlidir (ben A ya da B partisinin iktidara gelmesi için değil, akpnin ve tayyip erdoğanın iktidardan düşmesi için oy kullandım. bu iki durum arasındaki farkı açıklamak için bunu yazıyorum).
        – işte iyi partideki ve chpdeki gelişmeler, yerel seçimleri de kaybettirebilir ancak daha çağdaş duygu ve düşüncelerin toplumda daha fazla yer bulmasını sağlayacaktır.
        – Herşeyden önce bir arayış içerdiği için.
        – İkincisi de kişilerin, grupların, partilerin kimseyi kurtaramayacağının, kişilerden, partilerden, gruplardan medet ummanın, bunlara bel bağlamanın yanlışlığı ortaya çıkacağı için.
        – Kuşkusuz yukardaki iki durum da çağdaş değerlerin, çağdaş düşüncenin, çağdaş duyguların oluşmasını otomatik sağlamayacaktır. ancak kurtarıcı arayan bir duygu halinde çağdaş değerler gelişemeyeceği için, çağdaş değerlerin gelişebileceği zemini oluşturması anlamında önemlidir, değerlidir.
        – “Muhalefetin, muhalefet partilerinin bölünüp parçalanmasının, “kısır çekişmeler” yaşamasının keyfine varalım” derim.
        – çünkü iyiye gidiş burdan başlıyor.
        – daha önceden de yazdım, mazlum düzelmeden zalim düzelmez, hak edilmeden hak aranmaz, muhalefet değişmezen, iktidar değişmez.

  13. A.Gül ün C.B. adaylığına destek vermedi Meral Hanım ya..
    Fehmi Bey in Meral Hanıma duyduğu öfke devam ediyor.
    Kolay kolay da bitmez.
    Ama görmediği bir şey var.
    Meral Hanım destek verseydi bile A: Gül C.B. adayı olmazdı olamazdı.
    Çünkü aday olmayacağı aşağı yukarı belliyken bile evinin bahçesine helikopterle inildi.
    Ya bir de aday olsaydı?
    Herhal de evinin bahçesine F16 larla inilirdi.
    Zaten A.Gül de korkar ve aday olmaktan vazgeçerdi.
    Meral Hanım a bu ilgi ve alakanın %1 i bile sayın medyamız tarafından seçimlerde gösterilmedi.
    Ama bugünlerde nedense yandaş medyada herkes yatıp kalkıp Meral Hanımı konuşuyor.
    Erdoğan neredeyse 1 haftadır ortalarda yok.
    Oysa seçimlerden önce her fırsatta ekranlarda boy gösteren bir Erdoğan vardı.
    Size de ilginç gelmiyor mu?

  14. Anlaşıldı ki ”siyaset kurucu” olarak mevcut siyasilerden medet beklememeli..aslında Erdoğan’dan bile…

    Akşener’in çiçeği burnundaki partisinden Cumhurbaşkanı çıkar çıkarımını yapmak külliyen hata idi. Onu buna inandırdılar.. inandırmış olmakla da zatına tevdi biçilen misyonunu da yaptırtarak; şimdi de, erken vakitte siyasetten el çektirecek atraksiyonları, parti içerisindeki halis muhlis MHP’ lilerin eliyle gerçekleştiriyor siyaset kuramcıları.

    Bahçeli ise, olanları, kahvesini keyifle yudumlayarak, kıs kıs gülümsemesini de eksik etmeden izliyordur her halde.

    Akşener ile vücut bulmuş İYİ Patinin, onun genel başkanlığı olmadan partisinin dağılacağını, serbest kalan İYİ Partili milletvekillerinin çoğunlukla hangi partiye döneceğini tahmin etmek güç olmasa gerek. Bunun gerçekleştiğini düşünmek Bahçeli’nin keyfini katmerlese de asıl buna sevinen Erdoğan olur sanırım.

    Sevinmelerinin nedeni, bu tabloyu onların önüne seren devletteki ”siyaset kuramcılarının” varlığı.

    Hoş kendileri de bunda pay sahibi olmakla beraber, asıl ”Millet İttifakı”nın oluşumunu engelleyen Akşener’in çıkışını ona yaptırtmaları yanında, buna rağmen Gül’ün aday olma isteğini kırmaya yönelik onun bahçesine üst düzey yetkilileri indirenlerin, Erdoğan ve Bahçeli’den ibaret olduğunu sanmak fazlaca naiflik olur değil mi?

    İşte, Akşener’e millet ittifakını engelleme seansları uygulayan ”o siyaset kuramcıları” acaba, Akşener’e neyin vaadinde bulunmuşlardı yada onu buna nasıl ikna etmişlerdi?

    Akşener’e istediklerini yaptırdıktan sonra ona ”dirsek gösterdiler” zahir.

    Belki de her ülkede olduğu gibi devlet, siyaseti sadece siyasilere bırakmıyor, kendi öz siyaset kuramcıları eliyle ülke siyasetine yön veriyor.

    Yaşananlara bir de bu gözle bakmak lazım gelmez mi?..demokrasi tarifi yaparken…

    Yereldeki duayen bir siyaset erbabı (esnafı !) -başlarken, Rıza-i İlahi, İ’lay-ı Kelimetullah amacımızdır diyen- şunu demişti: ”Siyaset yapmak istiyorsan, yalan söyleyecek, entrika ve ayak oyunlarını bileceksin”.
    Dindar, muhafazakar-sağ cenahtan bir yerel siyasetçi idi bunu söyleyen..seçim zamanlarında da bolca dini söylemleri başımıza boca etmekten geri durmazdı.

    Siyaset bu işte: Görünürde, ilkeler üzerinde durduğu gibi gerçekleşmiyor..
    …şişede durmadığı gibi, siyaset te baş döndürücü, ayakları sarmaş dolaş eden etkisini zamanla gösteriyor işte.

  15. Bence Meral hanımı Afyona birdaha hiç cagirmasinlar. onda afyona karşı bir duygu var herhalde toplantılarını başka bir yerde yapsınlar.

    Türkiye siyasetinde bir iki şak-şak gördülermi hemen parti kurmaya gidiyorlar onlar şişirilmiş balonlardır.

    Esas tuaf olan otür partilere destek veren zengin işadamları gerçekten inandıkları içinmi destekliyorlar yoksa para harcayacak yer bulamadıkları icinmi.

  16. Fehmi bey’in yazısında Sn.Meral Akşener için belirttiği ” Ülkücü kökenli ” tanımlamasına katılmıyorum . Sn.Meral hanım sadece MHP içinde bir dönem milletvekili olarak bulundu. Bunun dışında asıl siyaset yaptığı yer DYP idi. Sn.Meral Akşener’in ağabeyinin ” Ülkücü Kökenli ” olduğu hep dile getirilir. Ancak , MHP siyaset sahnesindeyden Sn.Akşener DYP deydi Sn.Çiller ile birlikte. Eğer ülkücüysen siyaset yapacağın tek mecra var MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ. Konu dışı olacak belki ama , Sn. Devlet Bahçeli’nin bedelli askerlik konusunda ilkönce 28 güne itiraz edip , bedelini verenin böyle bir askerlik yapmasının anlamsız olduğunu belirtip , daha sonra 21 gün olarak AKP ile birlikte bunu karara bağlayıp kanunlaştırmaları çok ilginç. CHP li idareciler haklı olarak soruyor ” Daha düne kadar 28 günü kabul etmiyordunuz ? ” diye. MHP den cevap gecikmedi : ” Milli Savunma Bakanlığı ile görüştük böyle olması daha müsasip imiş ” babında bir açıklama geldi. Ya arkadaş , siz AKP ile koalisyon ortağı değil misiniz? Sn.Hulusi Akar bu konularda en yetkili kişi , O ‘ nun fikrini almadan uzmanı olmadığın konularda konuşup , niçin niçin böyle bir U dönüşü yaparsınız ki ?

  17. … Bu ülkeye ne Zaman Dogru-dürüst, demokratik teammüllere uyan bir muhalefet partisi gelecek?

    40 senedir Almanya da yasiyorum. Buradaki muhalefet partileri ile Ülkemizde muhalefet partileri arasinda daglar Kadar fark var.

    … yine anlasildi saniyorum. Her seyin basi temel egitim. Millet olarak henüz kendimizi egitmis sayilmayiz.

    • Demek Almanya dan bakınca iktidar partisi demokratik teamüllere uyan ama muhalefeti uymayan bir Türkiye görünüyor.
      Uzaktan davulun sesi hoş gelir derler…
      Biz de mi Almanya ya gitsek ne yapsak?

    • Bizim muhalefet eğitim düzeyi yüksek kesimlerden oy almakla övünüyor ama sen neyini beğenemedin anlamadım? Eğitimse eğitim yani, ha muhalefete oy verenlerin aldığı eğitimin kalitesini beğenmiyorsan o başka…

  18. Fehmi bey yazıdaki bazı yanlışları size faydalı olur diye düzeltmek istedim.
    1-meral hanım ilk siyasi faliyetlerine İzmit’te ANAP bünyesinde başladı.Eski MHP liler Anap’ta etkiliydi.Amacı 1994 seçimlerinde İzmit bş bld Başkan adayı olmaktı.Anapta mesafe alamayınca teklif getiren dyp ye geçti önce aday olup kaybetti sonra danışman sonra mv oldu
    2-meral hanım Afyon’a katıldı ve toplantılar devam ederken ayrıldı.Bu medyaya tüzük vb sebeblerden gibi yansıtıldı ama doğru değil.meral hanım kurucu olmaları için bir liste verdi o kabul görmedi Faik beyin İstanbul il başkanlığını istedi oda kabul görmedi.Bu durum bu partide etkisiz olacağız kanaatini doğurdu.O nedenle ani bir kararla Afyon’u terketti ikna edilmeyi bekledi ama arayan soran olmadı.
    3-Meral hanım çok hırslı bir siyasetçidir.cb adaylığında ısrarı bundan.hırsı onu motive etti çevresi ve gördüğü ilgi yanılttı.
    4-Şuan fevri ve hesapsız davrandığını düşünmüyorum.8 ay sonra yerel seçimler var ve ne yapılırsa yapılsın büyük oy kaybı mukadder.Yerel seçimlerde halk küçük yerler dışında büyük 2 partiye yöneliyor.Farkın az olduğu şehirlerde 3. Parti yarışa ortak oluyor.İyiparti genelde çok yerde 5. Parti oldu hiçbir yerde ilk 2.ye giremedi 3. Olduğu çok az yer var.meral hanım gb iken yerel seçimlere gidilir ve parti % 3 alırsa siyasetten silinir.Ama gb olmassa seçimden sonra şartlar uygunsa kurtarıcı olarak geri döner.dönmese dahi iyipartinin kaybettiği oy onu sevenlerin oyu olarak değerlendirilir.

    • Fatih beyin yorumuyla Meral Akşener in çok hırslı bir siyasetçi olduğunu iyice öğrenmiş olduk. Kişisel siyasi hirslarin da Türkiye’ye fayda getirmediğini seçimlerde iyice görmüş olduk. Herkese iyi hesaplamalar dileriz.

  19. Su akar yolunu bulur. Fehmi bey keşke iki gündür yazdıklarını çok daha önce yazsaymış. Meral Akşener’i projeye dahil edenler ya da İp yi umut olarak düşünenler belki daha baştan bu bilgilere göre davranırlardı.
    Fehmi beyin anlattıkları bende Meral hanımın kendine yapılan geri dön teklifini kabul etmeyeceği fikrini uyandırdı. Bakalım önümüzdeki süreçte zaman ne gösterecek ama eğer su akıp gerçekten yolunu buluyorsa İp lilerde zamanla kendi yollarını bulacaklardır.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here