Kişiye göre sistemin sıkıntıları konusunda bir uyarım olacak

69
AK Partili dostlara kimsenin artık sormaya cesaret edemediği bir sorum var: Olmaz ya, hani seçim sandığı iki ay sonra rakip partilerden birini cumhurbaşkanı çıkarırsa, Tayyip Erdoğan için düşünülmüş olağanüstü geniş yetkilerin onun tarafından kullanılacak olmasını ister misiniz?
İşine geldiğinde Meclis’i fesh edebilen, yasa çıkarma zahmetine katlanması gerekmeyen ve kararnamelerle ülkeyi yönetebilen, Meclis dahil devlet kurumlarının denetimine tabi olmayan bir cumhurbaşkanı ve onun seçtiği hükümetle yönetilen bir Türkiye…
Cumhurbaşkanı olarak Tayyip Erdoğan’a yakıştırabildiğiniz yetkilerin ondan çok farklı eğilimden biri tarafından kullanılması sizleri rahatsız etmez mi?
Trump’ı düşünelim
Bir yıl önce yapılan referandumda halkın yarısının tasvip etmediği ortaya çıkan ‘başkanlık sistemi’ devleti yönetecek kişiye olağanüstü yetkiler veriyor.
İyi niyetli olmayan biri tarafından kötü amaçlarla da kullanılabilecek yetkiler…
ABD’de denge ve denetleme mekanizmaları fazlasıyla yerinde, kuvvetler ayrılığı ilkesine en aşırı biçimde riayet edilen bir ‘başkanlık sistemi’ var ve işte görüyoruz, o sistemin sağladığı elindeki sınırlı yetkilerle bile Donald Trump dünyayı arzu edilmeyen yönlere doğru götürebileceği izlenimi veriyor.
Hep unutuluyor, ama akılda kalmasında yarar olan olayı hatırlatayım: 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimde AK Parti’nin oyu tek başına iktidar olamayacağı bir orana gerilemişti; demokrasilerde sandığın azizliğiyle her zaman karşılaşılabiliyor.
Güçlü iktidarları güçsüz de bırakabiliyor sandık.

Bu sebeple de, sistemlerin kişiye özel düşünülmemesi, yetkilerin en kötü niyetli birinin kullanabileceği de hesaba katılarak belirlenmesi gerekir.

Cumhuriyet’i kuran kadro, işte bu hesapla, kolayca cumhurbaşkanına her türlü yetkinin bağışlanmasının her bakımdan mümkün olduğu bir dönemde, bu yolda baskıya maruz kalsa da, ‘kuvvetler birliği’ yerine ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesini merkeze alan parlamenter sistemi tercih etmişti.
İki ay sonra yapılacak seçimle birlikte vazgeçilecek sistemi…
Sandığın cumhurbaşkanı olarak belirleyeceği kişi daha önce hiçbir cumhurbaşkanının sahip olmadığı yetkilerle donatılacak.
Cumhurbaşkanı ile Meclis, ters tarafta…
Gelin şöyle bir senaryo üzerinde kafa yoralım:
Madem hazır 7 Haziran azizliğini hatırladık, aklımızda o olduğu halde, 24 Haziran’da gidilecek sandıktan birbirinden farklı iki sonucun çıkması ihtimalini düşünelim.
AK Parti adayı cumhurbaşkanı seçilsin, buna karşılık Meclis’te muhalefet partileri milletvekilleri çoğunluğu teşkil etsin.. veya bunun tersi olarak, muhalefetin aday gösterdiklerinden birinin cumhurbaşkanı seçildiği, buna karşılık çoğunluğu AK Partili milletvekillerinden oluşmuş olsun Meclis…
Olmaz demeyin, siyaset sürprizlere her zaman açıktır.
Bunu da en iyi AK Parti yönetimi bilir. Bildiği içindir ki, en ufak hedef şaşmasına bile izin vermeden her şeyi kontrolü altında tutma yolunu benimsiyor AK Parti yönetimi…
Ancak işte 7 Haziran 2015’te yaşandığı gibi, sandık yine de hesapları şaşırtabiliyor.
O zaman bulunmuş seçimi yenileme çaresi, ileride tablo yeniden kendini tekrar ettiğinde, aynen uygulanabilecek midir?
Ya uygulanamazsa?
Veya, aynı yönteme başvuruldu ve kısa süre sonra yeniden sandığa gidilmesi sağlandı diyelim; sandık 1 Kasım 2015’te olduğu gibi yeniden iktidar partisinin yüzüne gülmek zorunda mı? Ya şartlar değiştiği için, seçmen, inandında ısrarcı olur ve iktidarı cezalandırmakta kararını sürdürürse ne olacak?
Cumhurbaşkanı her seferinde Meclis’i fesh etme yetkisini kullanır ve sonrasında yapılan seçimlerde hep aynı -iktidar aleyhine- sonuç alınırsa?
AK Partili dostlara sorum bu.
Neden şimdi böyle bir soruyu gündeme getirdiğimi merak eden çıkarsa, bu soru üzerinde de ayrıca düşünebilir.

Düşünmeli.

ΩΩΩΩ

69 YORUMLAR

  1. Allah diyor: Onlara danış! kul diyor: tek kafa bize yeter. Ve o Ayet: ‘İman edenler, Rablerinin davetini kabul edenler, namazı âdâbına riâyet ederek aksatmadan âşikâre kılanlar, işlerini, kurulu düzenlerini, devletlerini, ekonomilerini, savunmalarını, sosyal hayatlarını aralarında, meclislerinde istişâre ile karar vererek yürütenler, kararlarını istişâre ile alanlar, yönetime katılanlar, kendilerine verdiğimiz rızık ve servetten, Allah yolunda karşılık beklemeden, gönüllü harcayanlar, insanların ihtiyaçlarını görenlerdir.’ (ŞURA-38)

    • Allah’ın ayetlerini kendi dar siyasi görüşüne alet ettiğin için yorumunu kınıyorum. Senin karşıt olduğun görüş içerisinde senin hayal bile edemiyeciğin geniş bir istişare var. Hemde istişareyi hak eden kimselerle. Boş iddialar fayda vermez. Proje tutmadı. Şapka düştü kel göründü.

      • O var olan; benim istişare ile seçtiğim belediyelerden, papatya koparırcasına başlayarak mı? yoksa yeni adaletle, AYM’ nin memuruna boğdurulması mı? yoksa yoksa, TEOG’mu? Yrd. Doç.’lik mi? A benim güzel kardeşim; şu at gözlüğünü birkaç dakikalığına da olsun atın be! bak yine Rab Teala ne diyor: ‘Ey inananlar! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. …(Maide) Selam ve muhabbetle!

  2. Sayin yazar bu siztem darbe ekonomik kriz irtica uredmedimi o kadar zulum yapmadimi eeee hangi kuvvetler ayriligi engelleye bildi dunyanin en gelismis ulkeleri baskanlikla yonetiliyor koolisyon kavga kriz demek birakta birde boyle yonetilelim

    • Darbelerin ve krizlerin sebebi sistem değildir sayin şahin. Osmanlida da başkanliğa benzer padişahlik vardi tam olmasada. kaç padişah öldürüldü? Çok sevdiğim padişahlardan biri olan Yavuz Sultan Selim Han’da babasını hapse atıp tahta geçti. Getirilen sistemde hiç birşeyi engellemez.

      Devlet deneme tahtası değildir o olmadı biraz bu olsun, bu olmadı biraz şu olsun denmez. Sistem değişebilirmi değişir. insanın kurduğu sistemlerde hatada vardır düzeltilebilir. Lakin birşeyler değişirken akılla mantıkla ve bilimle yapılır. Yoksa teog u kaldirdik dersiniz 1 günde gelecek bi nesli yok edersiniz yerine sacma sapan bişey getirirsin. Benzer örnekleri çoğaltabilirsiniz…

  3. O yetkiler mi? soru baştan yanlış; garantili ve kişiye özel! hem başkasının gelme şansı yok! şartlardan belli değil mi? zaman ayarlı; sıfır hata!

  4. Sözlerimi anlıyamıyanlara örnekli birkaç hatırlatma ve açıklama :
    – Bir zamanlar dürüst Ecevit, Bakanlık koltuklarını, hırs uğruna, makamları para (rüşvet) ile satanlarateslim etmişti. Yine, topu topu, sadece, ÜÇ AY eğitim ! gören kişileri öğretmen yapmıştı. Bugün adalet adalet diye yırtınanların bir Bakanı, bizden olmıyanları değil de kimleri YARGIÇ atayaçaktık, demiş ve mülakat dahil, tüm imtihanları kazanıp, Adli göreve başlamak üzere, evrakını teslim ve belgesini almıya gelen ve fakat, kendilerinden olmadığını – O ESNADA – tesbit ettikleri kişi-leri tekme-tokat Bakanlıktan kovmuşlardı.

    – Zaman, Muhafazakar kişileri iktidara ve Belediyelere kazandırdı ! Bir Belediyede yapılan icraatlardan biri, tüm Belediye Meclis üyelerini Millet parası ile – İBADETE !- Ümreye yolladılar. Unutmıyalım; bu gibi işlem; zavallı, masum esnaf ve tüccardan Kanun zoru ile külliyetli miktarda para toplıyan Sanayi ve Ticaret Odalarının sık-sık başvurduğu – HALK YARARINA ! – işlemlerdendir.
    – En son örnek, üstüne aylarca toprak serpilen – fakat daha geçen hafta dillendirilen bedelli askerlik İSTİSMARI ile – af af – diye Kanun çıkarılan İMAR AFFI’dır. Bu suretle, İstanbul ANADOLU yakasındaki pekçok kaçak ve keyfi ! olarak ÇOK KAT izni verilmiş binalar ile Bir zamanların AKP’li Bakanını Bakanlıktan eden KAÇAK ORMAN VİLLALARI ve muhtemelen CNN ve Kanal D gibi kanalları satın aldığı söylenen FUTBOL Federasyonu Başkanı’nın Kanunsuz Gayrimenkulleri, turistik tesisleri “af af” diye af edilmiş olabilmektedir.
    İster “oy oy” de, istersen de ” adaletin bu mu dünya” diye, dön dolaş. Böylece, ister istemez, Karagülle’nin sık sık tekrarladığı, hoükumetleri de teslim alan ” SERMAYE ” hatıra geliyor. Karagülle’nin kasdettiği sermaye, belki de bunlar değil, AHTAPOT gibi bir şey. Netice, yaşasın demokrasi. Yaşasın, “Alavere-dalavere Suriyede, Kuzey Irak’ta…kürt (TÜRK) Mehmet nöbete”. Ya, vahşi sermaye, Meclis’ten içeri. Gerçekten, demokrasi, “yonca tarlası”ndan ibaret bir şey midir, acaba ?
    Demokratik bir Ülkede yaşadığımız için örnekler çoğaltılabilir. Hal bu-ki, T.C. Ananayasası AİLEnin, gençliğin ve genel AHLAKIN Korunmasını Cumhurbaşkanına ve hükumetlere “GÖREV” olarak verdiğini “Yazılı
    METİN” olarak bildiriyor. Böylesi gayrıadil, vicdansız-merhametsiz bir Memlekette, bir demokraside Aile, gençlik ve din ne derece korunabilir, din ne yapabilir ? Ben sormıyayım. DEVLETİN, YÖK’ün bir profesörü soruyor, söylüyor : ” tüm üniversitelerde fuhuş yapılıyor “. Belki de, refah seviyesi yükseldikçe ve bilhassa BATILILAŞTIKÇA bu gibi şeyleri hoş karşılamak gerekiyor ama insan ZİYA Paşa’nin şu beytini de hatırlamadan edemiyor :
    LANET OLSUN O(L) MALE (A) ki, tahsiline (kazanılmasına) ANIN (onun),
    Ya DİN ola, ya IRZ ola, ya da VİCDAN ola, ALET (kaynak-neden)

    TÜM Partilere (parçalara), Başkan adaylarına teklifimi tekrarlıyorum :
    “RÜŞVET ve YOLSUZLUKLA MÜCADELE BAKANLIĞI” kurulmasını teklif edebilecek misiniz. Her ne kadar, ” Etiket Değiştirmekle Malın vasfının değişmiyeceği”ni bilsem de. ” Sanma ki, dünya düzele…” dediklerinizi duyar gibi oluyorum. Gene de ümit fakirin ekmeği…

  5. Veee..Abdullah Gül ; “Toplumun büyük bir kesiminden böyle bir talep olursa gerekeni yaparım.’ demiştim. Temel Bey’in çabalarını takdirle karşılıyorum. Temel Bey’in çabaları sonrası geniş bir mutabakat ortaya çıkmamıştır. Bu nedenle adaylığım söz konusu değildir.” ifadelerini kullanarak aday olmadığını açıklamıştır. Artık yorumlar bir süre bunun üzerine bina edilir.

    Ben, Gül’ün; ”Toplumun büyük bir kesiminden böyle bir talep olursa gerekeni yaparım” sözünü önemsiyor ve ilk yorumumu bunun üzerine yapıyorum.

    Gül’ün ”toplum” dediği herhalde öncelikle muhalefet partileridir ve muhalefet partileri, hesabı içerisinde oldukları bu fırsatı, hem de ayakları ile tepmişlerdir.
    Fırsatın ne olduğu, seçim sonrası, belkide ona kalmadan, ortalık aydınlandığında bütün berraklığı ile gün yüzüne çıkacaktır. Bu süreçte, muhalefetin yetkili ve etkili kişileri günah keçisi arayacaklar ve aynada kendilerini göreceklerdir.

    Şimdi muhalefet, seçim ittifakı kurmakla mesai harcamaya başlayacak..emin olabiliriz ki, bunu da yüzünün akıyla beceremeyecekler..becerebilseler bile meclis çoğunluğunu elde edebilecek bir sinerji ortaya koymayacaklardır.

    Tartışma ve ayrışma öncelikle CHP’den başlayacak, bölünme aşamasına gelinecek, Akşener, ”inadım inat” demenin bedelini siyasi hayatının bitmesiyle ödeyecektir.

    Sonra?
    Sonra olacak olan nedir?
    Olan olmuştur. Sonucu şimdiden belli olan bir seçime doğru yol alıyoruz.
    Kabineyi oluşturma ve başkan yardımcılarını belirleme çalışmaları başlamıştır.
    Bahçeli başkan yardımcısı olmayacaktır, ki buna gerek yoktur. Olması, süreci başından beri yürüten bir şahsiyet için ”tenzili rütbe” anlamına gelir. O, MHP’yi küllerinden yeniden doğurmayı başaran bir lider olarak, yeni dönemde ülkemizde var olan muhalefet boşluğunu dolduracak çalışmalar içerisine girebilir!

    Renksiz ve heyecan dolu olmayan, malumun ilanı olacak bu seçim, sonuçları itibariyle, ülkemize, milletimize hayırlı olsun.

    • Hasan bey,bence Abdullah bey çatı adayı olsaidi ve partı liderleri desdek verseler dahi seçmeni ikna etmeleri múmkün olacağıňa inanmak biraz fazlaca iyimserlik olurdu.
      Fakat SP den veya bağımsız aday olsidi o zaman diğer parti liderlerinin seçmenlerini Gúle oy vermeleri için ikna etmeleri daha kolay olurdu.
      İkinci bir konu, OHAL ortamında Gúl de dahıl kim olursa olsun sandığa halkın iradesi yansimasi çok zor onun yerine trafoya giren kediler,YSK ve AKP trollerinin oyunlari yansir, bu tip hillere 2014 ten beri hepimiz şahid olduk.
      Bunlara bir de yurt içinde ve yurt dışındaki hayali TC vatandaşları ile dirilen meftaları eklendik mi onlar seçimleri altın tepside kazanacaklarının garantisini almıslar..
      Bir de benim tanimadíğm Anam ölmeden iki sene önce babamdan boşanmış ölduğu gún benim küçuk oz kardeşimi doğurmuş.
      Şu anda başka bir köyde yaşiyormüş.
      Benim Anam da reise oy verecek.
      Sizin dediğiniz dögru.
      Anamı gõre bilsek engellerız fakat Benim Anami sadece AKP liler görebiliyor.
      Bu AKP liler arasında olan iki ablamin diğer AKPliler kadar Analarıni görme şansları yok çünkü OHAL kanununa göre dirilen ölüleri aile fertlerile görüştürmek yasak olduğu için zavallı Anam bizlere ulaşamiyor.😞 Ulaşsa onu da Retocu ilan edip hapise atmalıríndan kortuğundan dolayi olsa gerek.
      Esenlikle kalın.

  6. Fehmi Koru’nun be sayfasındaki tüm yazıları ve yazılara getirilen çoğu şakşakçı destek niteliğindeki yorumların ANA TEMASI yakın tarihin en başarılı ve görkemli lideri sayın Tayyib Erdoğan’a eleştirişyi aşan düşmanlık düzeyinde stratejiler geliştirme üzerinde temellenmektedir. Türlü libaslar giyinmiş büyük ölçüde küreselci sermayenin sözcülüğünü yapanlara yakın duran bu gürüh, sözde Türkiye’nin kötü gidişatına dur diyebilecek manevra ve stratejilerini ortaya koymak üzere, tüm muhalefeti Abdullah Gül üzerinden birleştirmeye çalıştılar. Bunu gerçekleştirmek adına yoğun bir çalışma ve çaba içerisine girdiler ama sonuçta bu güruha göre milletin beklediği müjdeler ne yazık ki gerçekleşemedi hatta bozguna uğradı.
    Aslında bu ilk strateji ve müdahele değildi. Radikal anlamda müdaheleleri saymazsak (15 Temmuz darbesi) ilk müdahale değildir. 7 Haziran seçimlerinin ardından Küreselci güçlerin ki, buna Fehmi Koru ve Gül ekibide dahil olmak üzere yoğun bir koalisyon propagandasına girişmişlerdi sonuç beklenmedik büyük bir yenilgi… Tüm bunları niye anlatıyorum artık bu ülkede istikrara ve yerli kalmaya önem veren yeteri kadar bir seçmen mevcuttur.

  7. Oncelikle bir bilgi yanlisini duzeltelim.Zira saglikli bir bilgiye sahip olmadan saglikli fikir sahibi olunamaz.
    Anayasaya gore bir kisi 2 degil 4 defa c.baskani secilebilir.Anayasa 106 ve 116.maddelerde bu durum duzenlenmistir.
    Savundugunuz seyi bilerek savunma yapmalisiniz.
    AY.md.116 ya gor c.baskaninin ikinci doneminde secimler meclisce yenilenirse c.baskani tekrar aday olup secilebilir.
    Ay. madde 106 ya gore de,yani c.baskani makaminin herhangi bir nedenle bosalmasi sebebi secimin yenilenmesi sebebiyle secilen c.baskaninin suresi de c.baskanligi doneminden sayilmayacagi icin bir kisinin 4 defa c.baskanligi secilebilme ve c.baskanligini kullanma yetkisine sahip olacagi gorulur.

    Anayasa
    md.116.

    Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı [bir defa daha aday olabilir.]

    Anaya md.106.
    Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. [Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. ]

  8. Sayın Koru, herkes kendi kaderini yaşayacak ve yaptıklarıyla başbaşa kalacaktır. En büyük imtihanlarımızdan biri sorumlu olduğumuz ailelerimizdir. Kesin haklı olduğumuz bir konu hakkında her yapacağımız doğru mudur? Her insan kendi yaptığını doğru kabul ettiği için yapacaklarında ısrar eder. Bir şeye, bir yere, bir kişiye sırtımızı dönmeden önce yüzümüzü döneceğimiz şeyi, yeri, kişiyi benimsemiş ve diğerinden daha iyi olduğunu şartsız kabul etmemiz gerekli değil midir? Bu; eşimiz, işimiz, dostlarımız, ideallerimiz, inancımız, partimiz, sistem vs. olsada fark ederim? Kendi adıma bir yeni N.F. Kısakürek’i birde eski F. Koru’yu (Yeni Taha Kıvanç’ı bilmiyorum!) benimseyerek okuyorum. Çünkü onlar ufkuma sınır koymadan, ufkundakilerini anlatıyorlar.

  9. Erdoğan cumhurbaşkanlığını, MHP barajı garantiledi. Ortak liste bu imkanı iktidara sağladı. Eğer CHP, SP ve HDP de ortak liste ile seçime girerse baraj diye bir şey kalmaz, Meclis tamamen halkı temsil eder hale gelir. Eğer muhalifler ortak liste ile girmezlerse iktidar grubu meclise kahir ekseriyetle gelir.
    Burada çok önemli husus, AK Parti milletvekili adaylarıdır. Sermaye koyu AK Partili ajanlarını milletvekili yapabilir. Meclisteki gerilimlerle Cumhurbaşkanı herhangi bir suçtan Yüce Divan’a gönderilir. İşte o zaman Türkiye’nin dengesi bozulur. Karanlıklara gidilir.
    Benim Erdoğan’a, geçmişte birlikte yürüdüğü yol arkadaşı olarak, tarafsız arkadaşı olarak, kendisinden hem yaşlı hem de kıdemli olarak bazı önerilerim olacak.
    Kendini, ülkeni kurtarmak istiyor musun? O zaman AK Parti iki aday göstersin. 20 milletvekilini Saadet Partisi’ne versin ve size rakip bir orgenerali de aday olarak koysun. Bakalım Türk Milleti asker cumhurbaşkanını ne kadar benimsiyor. Eğer size oy verirse Parti başkanlığını bırakın, devleti tarafsız bir başkan olarak yönetin. Askeri tercih ederse o sizin arkanızdaki güç olsun. Siz meclise hakim olun ve Kuran düzeni yasalarını çıkarın.Ya cumhurbaşkanlığını ya da parti başkanlığını bırakmanız gerekir.
    İkincisi de seçimi beklemeden hemen OHAL’i parti olarak kaldırın. Ülkede gerginlik durumu kalmasın. Bunları yapmadığınız takdirde siz cumhurbaşkanı olacaksınız ama partiniz ekseriyeti alamayacak. Alsa bile birçok milletvekili grup halinde partinizden ayrılacak ve size cephe alacak. Siz şimdi Akevler kadrosuyla görüşüyor onların desteğini alıyorsunuz. Onlar sizin görüşmenize gerek kalmadan yine size karşı olmazlar ama siz oy aldıktan sonra onları unutursunuz. Ondan sonra size birden ihanet edeceklerle bir olursunuz.
    Asıl hedef siz değilsiniz, asıl hedef Kur’an ehlidir, Kur’an düzenini getirmek isteyenlerdir. Bunun için bu yazıyı yazıyorum.

  10. Baskanlik sistemi kisiye ozel degil farkli farkli kisilere ozeldir! Milletin gonlune girebilen secilir, herkes de sonucuna saygi duyar. Baskan meclisi feshederse kendi de duser, gidip milletten tekrar oy isterler! Millet meclisini fesheden baskana da meclise de yine oy verir ya da vermez. Ayni baskan ya da baskasi secilir ve luzum gorulurse gene meclisi fesheder gene secime giderler… Gene giderler gene secer!!! Ne var da bun sakincali olan? 3-5 tane koylu memur parcasinin bi ataya gelip karar verdigi yillarda kimsecikler bu kadar hassas degildi demokrasimiz konusunda? Milletin adami devlet baskani olacak deyince basliyor bir vesayet turkusu: Kuwetler ayriligi da kuwetler ayriligi! Bil yenden kol, bir yakadan bas cikaralim! Birlikten kuwet dogarmis???

  11. GÜL’ÜN KARŞILIĞI

    Son aylarda Abdullah Gül ismi etrafında kopan fırtına bugün dinecek mi yoksa devam mı edecek? Bu sorunun cevabını bugün yapacağı basın toplantısında alacağız.

    Sadece aday olup olmadığını değil; Gül’ün halk, seçmen nezdinde karşılığı olup olmadığına da hüküm vereceğiz!

    Eğer Gül aday olmadığını beyan ederse, gerekçesini nasıl ifade ederse etsin bunun tek gerçek gerekçesi “Halk ve seçmen nezdinde karşılığımın olduğuna ben bile inanmıyorum” dur. Gerisi eveleme, gevelemedir!

    • Herşey değişiyor. Değişmeyen tek şey değişim. Demirel güzel özetledi bunu. Dün dündür bugün bugün. 24 saatte çok şeyler olur. Gül değil ama eşi cesaretli bir siyasetçi olabilirdi. İntifada başlatacağız demişti Çankaya’dan inerken 🙂

  12. Anlamakta zorlandığım şu yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi nin hiçmi iyi tarafları yok hep olumsuz taraflarını gündeme getirir durursunuz .

    Ozaman bende sizlere soruyorum ve cevap bekliyorum savunduğunuz parlementer sistemin zaflarını sayayım size vezirde cevaplayın bunlar yoksa parlementer sistemde ve bundan sonra olmayacaksa bende yeni sisteme hayır diyorum
    Biri hali hazırda yürürlükte diyeri yururlukte deyil karar sizin beni ve benim gibi düşünenleri ikna edin
    1)Her 10 yılda bir bu milletin kafasına dipçik vuran kim ve hangi sistem?
    2)Cumhurbaşkanı başka zihniyetten olunca hükümeti etkisiz hale getiren örnek Sezer. ve başkaları bu hangi sistemde uygulandı?
    3)Üniversitelerin istendiği anda öğrencileri sokağa dökme 80 lerde ve başka yıllarda olduğu gibi bu hangi sistemde?
    4) Sivil örgütler ve denekler yönetimle aynı zihniyeti paylasmadikli bir yönetimi alaşağı etmek için gırev kozunu kullanan gurupların uyguladığı çıkarcı haraketler hangi sistemde oluyordu?
    5) Cumhurbaşkanını seçmek için ve hükümeti kurmak için yapılan dala vereler ayak oyunlar satılağa çıkarılan m vekilleri askerlerin emriye hareket eden parti başkanları ve yazarlar çizerler hangi sistemdeydi?
    6)Ve en yakın 28 şubat gibi bir ahlaksız ve okadar çirkin hadiseyi hangi sistemde yaşadık?
    7)Cumhurbaşkanı hükümet kurulamadığı zaman ve ülkenin selameti için seçim kararı alma yetkisini ve seçimden 2 veya 3 cü çıkan partinin başkanına hükümeti verme yetkisini hangi sistemde kullanıyordu?
    8)Bu ülkede ölmüş birini bu milletin insanlarına baskı aracı olararak kullanılmasını seviyorsun sevmiyorsun yani layıksın layık değilsin diye çok canlar yanmadımı bu yolda bu hangi sistemde oldu?

    Bencil olmamak lazım her iki sisteminde avantaj dez avantajları vardır eğer biz ve sizler sevdiğimiz veya sevmediğimiz kişilere göre değerlendirirsek bu adalet olmaz bu düpedüz tarafgirlik olur veya kini duygulardan kaynaklı bir yaklaşım olur oda gerçek akilcil düşünen insanlara yakışmaz herzaman adaletli olmak gerek

    Allah cc adaletten ayırmasın cümlemizi

    • Parlementer sistemin zaafı koalisyon olarak gösteriliyordu. Daha ilk günden görüldü ki yeni sistem koalisyonsuz hiç olmuyor. Hani nerde?

      • Nadir bey koaliyon ile ittifakı karıştırmamak gerekir.
        İttifak seçimden önce yapılır, amacı, kapsamı içeriği bellidir, açık ve şeffaftır. Millet kimin, kiminle ne için, ne amaçla ittifak yaptığını bilir ve oyunu ona göre kullanır. İnisiyatif yani söz hakkı vatandaşa aittir.
        Koalisyon ise seçimden sonra yapılır, milletin onayı olup olmadığı belli değildir hatta milletin istemediği koalisyonlar bile olabilir. Tamamen seçim sonuçlarına göre matematiksel bir birlikteliktir, ilke ve amaç birliği için değil, genellikle güç ve iktidar imkanlarını kullanmak ve daha açıkçası paylaşmak için yapılır. Hangi bakanlık, hangi genel müdürlük hangi devlet organlarında kimin hangi partinin egemenliği olacak pazarlıkları kapalı kapılar ardında yapılır ve inisiyatif ve söz hakkı vatandaşta değil sadece birkaç parti yöneticisindedir ve onların çıkarına göre işler.
        Yaşınız belli bir eşiğin üstündeyse bu konularda sanırım hafızanızda pek çok örnek mevcuttur.

  13. Ne biçim soru ki bu anlamadım! ”Ya şartlar değiştiği için, seçmen, inandında ısrarcı olur ve iktidarı cezalandırmakta kararını sürdürürse ne olacak?” Fehmi Korunun bunu ısrarla sormaktaki amacı nedir acaba? Normalde seçim sonucu demek milli irade demektir ve Akp li seçmenin en önem verdiği konu budur. Sandık sonucu ne çıkarsa çıksın bunu kabullenmek milli iradeye saygının gereğidir zaten. Ama nedense şöyle bir senaryo yazılıp Akp li seçmen birşeylere karşı korkutulmak isteniyor yazar tarafından; Başkan olarak Erdoğanı seçeceksin ama meclisde muhalefet çoğunluğu alacak, bunun üzerine Erdoğan meclisi feshedecek, dolayısıyla başkan ve meclis yeniden seçime gidecek. Yine hem Erdoğan başkan olacak hem de meclis karşıt partilerden seçilecek. Fehmi bey ya her seferinde böyle olursa diye sanki sonsuz kere böyle bir döngü olma ihtimali varmış gibi sunuyor ama böyle bir durum olamaz. Erdoğan veya başka biri kim başkan olursa olsun farketmez aynı başkan en fazla 2 kere bu şekilde meclisi feshedebilir ve zaten 3. kere aday olamayacağı için artık 2. seçimin sonunda başka bir başkan vardır yönetimde. Zaten eğer başkan veya meclis kendini ve karşıdakini yeniden seçime götürme kararı alırsa, ülkede önemli bir sorun var demektir ve vatandaş sonraki seçimde bu sorunu kimin veya kimlerin oluşturduğu konusunda bir değerlendirme yapar ve ona göre oy kullanır. Ya başkanı başka partiden seçer ya meclisdeki dağılımı değiştirir ve uyumsuzluk sorununu bir şekilde çözer. Aynı oy dağılımı ortadaki sorun ve uyumsuzluğa rağmen defalarca aynı devam etmez, edemez. Parlamenter sisteme göre başkanlık sisteminin esas sorun çözücü yanı buradadır zaten. Bir sorun ve başkan-meclis uyumsuzluğu olduğunda ben bu durumun vatandaş tarafından ilk seçimde düzeltileceğini, ikinci karşılıklı feshetmeye ve seçime bile gerek kalmayacağını düşünüyorum. Ama sanırım bu millete ve onun oyunun gücüne inanıp güvenmeyenlerin arasına Fehmi bey de katılacak gibi. Gerçekten böyle olur ise üzülürüm buna.

    • Necip bey,
      Savundugunuz seyi bilerek savunma yapmalisiniz.
      Onemli gorebilir ya da gormeyebilirsiniz,ancak anayasaya gore,bir kisi, 2 donem degil,3 donem c.baskani [secilebilme] imkanina sahiptir.
      Hatta, Ay. madde 106 da sayilan durum da,yani c.baskani makaminin herhangi bir nedenle bosalmasi sebebi secimin yenilenmesi sebebiyle secilen c.baskaninin suresi de c.baskanligi doneminden sayilmayacagi duzenlemesi de dikkate alindiginda, bir kisinin 4 defa c.baskanligi secimlerine katilabilme ve c.baskanligini kullanma yetkisine sahip olacagi gorulur.

      Anayasa
      md.116.

      Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı [bir defa daha aday olabilir.]

      Anaya md.106.
      Genel seçime bir yıldan fazla kalmışsa seçilen Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisi seçim tarihine kadar görevine devam eder. [Kalan süreyi tamamlayan Cumhurbaşkanı açısından bu süre dönemden sayılmaz. ]

      • Ali bey ben normal durumlardan bahsediyorum. Sizin bahsettiğiniz maddeler hep belli şartlar altında uygulanacak istisna maddelerdir. Ayrıca Fehmi bey yazısında hep başkanın keyfine göre meclisi feshetmesinden bahsettiği için ben de başkanın meclisi ve kendini yeniden seçilme durumuna göre cevap verdim. Siz meclisin seçimleri yenilemesinden ve başkanın ölmesi ve benzeri başkasının seçilmesi durumlarından bahsediyorsunuz. Bunlar çok fazla şarta şurta bağlı çok istisna kurallar ve bu tür durumlarda bir boşluk olmasın diye düşünülen maddeler. Her cumhurbaşkanında bunlar mı uygulanacak sanıyorsunuz anlamadım.

  14. Yeni yönetim sistemi oylanacağı zaman söylenen; meclisin pasif hale getirilip bütün yetkinin Cumhurbaşkanına verildiği yönündeydi. Demek ki öyle değilmiş. Fehmi Bey’in dediği senaryo olması durumunda meclis daha etkin olur, kimsenin bundan rahatsız olmaması gerekir.

    • tabii tabii. bu ülkeyi batıranlar sıraya giriyorlar kurtarmak için. ülke batmış. dolar 4 lirayı geçmiş. ali babacan bu sürede uzaydamıydı? ülkenin batmasında onun da payı vardı. artık vazgeçin boş “iyi adam” algılarından. iyi adam olsalar ülkenin bu duruma gelmesine sesleri çıkardı. Aynı şey, mehmet şimşek için de, arınç için de, davutoğlu için de geçerli. 750 milyar dolar civarı gsyih. 500 milyar dolar borç. kriz döneminde ekonominin değeri 500 milyar dolara inecek. öyle olunca, tuvalete bile gitmeden 1 sene çalışırsak borcumuzu ödeyebiliriz. Bunlar olurken, ali babacan koltuğunda epey rahattı. Hastalık oranlarındaki artışa bir bakın. ölümcül hastalıklardaki artışa bir bakın. kanser vakalarındaki artışa bir bakın. şimdi de nbş ile bu artışların kaça katlanacağını bir hesap edin. bunlar olurken ali babacan izinli miydi?

      • 👍Hamza bey, yazílarınızla bizlere zihin jimnastiği yapmak firsati verdiğiniz için teşekkürler.
        Sizin yorumlarınızı okumak çok zevkli
        Elinize sağlík
        Esenlikle kalın.

  15. Bende şimdi bu soruya cevap verecek olanları merak etmeye başladım! Ama Trollerin verecekleri cevaplar aşağ yukarí
    belli. onu için onların cevapları hakkında bir kaç tahminde bulunmak istiyorum.
    CHP/HDP/İP/SP/ Bunların liderlerini ve bu partilere oy verecek seçmenlere söyliyecekleri lafları şimdiden yazayım barı millet boşuna onları okuyup yorulmasın.”Bunların hepsi satılmíş vatan hayınleri RETOCULAR mi reisi yenecekler”? (ben onların uydurdukları ve her kesi tehdit edikleri vede kendilerine kalkan olarak kullandıklari iftira ve hayeli teröristlerin yazılışını kullanmamaya kara verdiğim için baş harfını değiştırerek yazdím)” Onlar kimki? satılmışl ecnebi uşaklarí 16 Temmuzda reisimiz ve bizim başımıza Allahin Lütfünú yağdırdılar.
    Biz Osmanlı torunlaríyız.Reise itaat etmiyen partilerin başını çeken en ilk önce reiste sonra milletten Osmanli tokati yiyecekler HDP/CHP/SP/İP dir”
    Birde bunlara akp den tekra aday olamiyan kúskunlerde”satílmışlar kardeşlik hukunu ayaklar altına aldílar,yazıklar olsun.”
    Fehmi beyin bugün kü sorusundan dolayı nasibine ne dúşecek. onuda zaten herkes tahmin ettiği için yazmaya gerek yok.

  16. başkanlık sistemine karşı bugüne kadar kullanıla gelen en güçlü argüman kişiye özel tasarlanmış model suçlaması oldu. oysa bunun hiç te öyle olmadığı günlerde değil miyiz?
    partiler iki seçmenden birinin oyunu almak zorunda olan aday için kıvranıyorlar, chp hala belirleyebilmiş değil, saadetin adayı ise kararsız.
    partiler şimdi kötü niyetli bir aday seçecekler ve üstelik o aday da iki kişiden birinin oyunu alacak gibi bir ihtimal kurgulamaya çalışıyoruz bu arada derede öyle mi???
    3.sınıf gerilim romanı tadında.

    abd de sistem çok üstün-de halkın karşısına koydukları adaylar kimdi?
    sistem kimi çıkardı Amerikan halkının karşısına.
    d. trump ve h. Clinton
    kırk katır mı kırk satır mı???
    sistemler elbette önemlidir ama , sistemlerden bizim ne anladığımız ve nasıl konumlandırdığımız asıldır.

    İşine geldiğinde Meclis’i fesh edebilen, diyor sayın koru
    ”’işine geldiğinde”’ kısmı önemli bence. yasada yok tabii, fehmi beyde var.
    2. meşrutiyet döneminde ittihat ve terakki partisi meclisi sık seçime götürünce 1924 anayasasında CB nına meclisi fes etme yetkisi tanınmadı, 1961 anayasası ise işi son derece zor koşullara bağladı. 1970 ler boyunca ağır hükümet krizlerinde halka gitmek hiç te kolay olmadı. 12 eylül darbesi geldi. bu nedenle 1982 anayasası CB nına seçimleri yenilemede kolaylık sağlamıştır.
    başkanlık sistemini hazırlayanlar belki cumhuriyet tarihine bi bakmışlardır. çünkü bakmak gerekir. çünkü anlamak için özellikle doğru anlamak için faydası olur.
    mevcut sistemde CB seçimleri yenileme kararı aldığında tek taraflı bir karar alamayıp kendisi de eş zamanlı olarak seçimlere gitmek zorunda kalıyor, ve sonuçta bir dönemi yanıyor, işine geldiğinde kullanabileceği bir şey mi bu??? yasama ve yürütme arasında çıkabilecek ağır krizlerde aşılamayacak sorunlarda tercih edilebilecek bir çare olabilir ancak…işine geldiğinde seçimlere giden bir CB nının yeniden seçilme şansı ne olabilir, bayram değil seyran değil bizi seçime ne götürdün demezler mi sayın cumhurbaşkanına…
    sandık şaşırtabiliyorsa herkes adımını ona göre atsın değil mi???
    hesap yeri belli çünkü…

    neysem konu şimdi neden gündeme geldi diye düşünecektim ama önce Abdullah gülün bugünkü açıklamasını bi dinleyeyim…belki ilişkisi vardır…

    • Bekir beyin de aynı konu olarak değindiği, Didem hanımın da ”mevcut sistemde, CB seçimleri yenileme kararı aldığında tek taraflı bir karar alamayıp kendisi de eş zamanlı olarak seçimlere gitmek zorunda kalıyor, ve sonuçta bir dönemi yanıyor, işine geldiğinde kullanabileceği bir şey mi bu???” sorusunu, ‘seçimlerin normal vaktine bir buçuk yıl zaman olduğu halde, ”erken seçim olmayacak, vaktinde yapılacak” söylemleriyle beraber, Bahçeli’nin 26 Ağustos olarak ilan ettiği, Erdoğan’ın da 24 Haziran olarak karar kıldığı ve iki tarih arasında sadece iki ay gibi bir zaman farkı bulunduğu halde baskın seçime karar vermeleri ”işine geldiği gibi kullanılan” bir şey değil midir, değilse nedir? karşı sorusuyla yeniden gözden geçirmelerinde fayda mülahaza ediyorum.’

      • Aynı zamanda Erdoğan ve Bahçeli’nin kendi başlarına erken seçim kararı alarak ilan etmeleri, sonrasında da TBMM’nin yetkisini kullanarak -erken seçim kararı TBMM’ne bir öneri olarak sunulur, görüşmeler sonrası meclis aritmetiğine göre, öneriye ya karar kılınır veya red edilir, bu şimdiki meclisin yetkisidir- meclisi bir onay mercii gibi görmeleri mevcut parlamenter sistemde gerçekleşebiliyorsa, başkanlık sisteminde bu haydi haydi gerçekleşir.. gerçekleşmez diyebilmenin gerekçeleri neler olabilir?

        • hasan bey,
          önce şunu kabul edelim ki erken seçim denen durumun startı referandumla birlikte verilmişti. belki sonuç daha yüksek olsaydı daha meşru zeminde hareket etme şansı olurdu iktidarın ve seçimleri zamanında yapma şansı da ama aradaki az fark muhalefeti harekete geçirdi ve nisandan itibaren seçim çağrıları yaptılar. bu çağrılar hatırlarsanız geçtiğimiz eylül ekim aylarında hayli yüksek tonlarda idi.

          28 EKİM 2017: “BUYRUN SEÇİM YAPALIM”
          Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES) tarafından eski Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün anısına “Prof. Dr. Erdal İnönü’nün İzinde Siyasette Uzlaşma Kültürü” başlıklı anma toplantısı düzenlendi.
          .Toplantıda konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, erken seçim çağrısında bulundu. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, erken seçim çağrısını yineleyerek, “Demokrasiyi öneriyoruz. Buyurun seçim yapalım. Kazanan kim olur, hepimiz oluruz. Korkuyorlar. Çünkü onlar demokrasiye inanmıyorlar” dedi.
          .31 EKİM 2017: “HODRİ MEYDAN”
          CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenerek, “Sana açıkça milletin önünde ‘hodri meydan’ diyorum” dedi.
          seçimleri zamanında yapmak isteyen iktidara ” yüreğin yetiyorsa gel gel…”’çağrıları baskınca yapıldı ise iktidar korkak olmakla suçlandı ise 24 haziran 2018 gibi aylar sonrasına alınan kararın adı o kadar da baskın seçim olmaz bence…
          baskın seçim hazırlıksız olan içindir hazırlığı olana baskın yapılabilir mi?
          bütün muhalefet partilerinin seçim istediği bir ortamda aylar içinde alınmış kararın ”işine geldiği gibi” kullanıldığını düşünebiliriz tabii. buna bir itirazım yok.

          ikinci yorumunuza gelirsek
          AKP ve MHP grupları meclis çoğunluğu oluyor zaten.

          • Didem hanım, saygılar.
            Ben CHP’li değilim ki, bana sorularımın cevabı olmayan, o parti liderinin söyledikleriyle cevap veriyorsunuz. hatta bazı yorumlarımda CHP’yi AK Partiye ”zımni” ortak diye nitelemişliğim var. Şimdiyse yeni ”zımni” bir ortak olarak Akşener’i görüyorum. Çünkü; Gül’ün adaylığına, seçimlerin yüksek demokratik standartlarda gerçekleşmesi açısından hem ülkenin, hem de muhalefetin ihtiyacı vardı.. Bunu, başta Akşener, CHP içerisindeki ulusalcı grup ve HDP’nin şahinleri heder ettiler.
            Şimdi sonucu önceden belli olan bir seçim yaşayacağız. Olumladığınız başkanlık sistemi, en başta iki güçlü blokun yarışmasını gerektirir, gelişmiş demokrasilerde bu böyledir..aksi, Rusya, Azerbaycan v.b. örnekleriyle meşhurdur.
            Şimdi demokrasi ligindeki sıralamamıza bakabiliriz

            .”AKP ve MHP grupları meclis çoğunluğu onlarda ” oluyor olması onları TBMM yapmaz ki..demokratik terbiye önce önergelerin meclise sunulmasını gerektirir, sonrasında karar, meclis başkanlığınca açıklanır ..demokrasilerde…Değil mi?

          • Hem, CHP’nin farkında olarak veya değil, iktidara ”hodri meydan” tarzı erken seçim kışkırtmalarına, iktidarın: ‘he yav, muhalefetin haklı isteğine milli menfaatlerimiz! gereği, demokratik bir ihtiyaca cevap kabilinden ve muhalefete verdiğimiz değer açısından baskın (!) seçim kararı alalım’ yollu harekat tarzına, ana muhalefetin bir kıyağı (zımni ortaklık örneği) olarak bakmak daha eğlenceli…

    • Didem hanım, ben sizi anlamaya çalışıyorum ama gerçekten çok zorlanıyorum. Yani şimdi siz bu sistemin erdoğan için getirilmediğini mi iddia ediyorsunuz? Yoğurdun beyaz mı yoksa siyah mı olduğuna ilişkin müsamerelerin olduğunu ve birilerinin yoğurdun siyah olduğuna dinleyicileri inandırdığını duymuştum. yoğurdun siyah olduğuna belki insanlar inandırılabilir ama bu sistemin erdoğan için getirilmediğini iddia etmek ve buna da insanları inandırmaya çalışmak gerçekten de üstdüzey bir zeka kıvraklığı ister.

      • İlave! biz yaşıyoruz. müsamere yapmıyoruz. yapılanlar neticesinde insanlar etkileniyor. milyonlarca suriyeli vatanını terketmek zorunda kaldı. 4 milyon türkiyede. hastalıklar yaygınlaşmış. ekonomik gelir düşmüş. ülkenin 2 tane büyük işletmesi ödeme sıkıntısına girmiş ve bunu diğerlerinin takip etme ihtimali var. dolar 4 tlyi, euro 5 tlyi geçmiş. Bunlar fetö ile kolkola ne istedilerse verirken, fetönün mahkemelerinin savcılğını yaparken binlerce insan dersaneye çocuğunu gönderdi diye işinden atıldı, tutuklandı vs. açın bakın iktidarın fetö güzellemelerine. daha önceki bir yorumumda da sizin vicdanınıza seslenmiştim. tekrar aynı şeyi yapacağım.

        • yoğurdun siyah mı yoksa beyaz mı olduğuna dair münazaralar tek bir doğru olmadığı yönünde tartışmalardan oluşur, çünkü aklımız ve algılarımız üzerinden dünyayı anlamlandırdığımızda bazen sahip olduklarımız yetersiz kalabiliyor. bende deha olanlarla normal insanlar arasındaki farkın, normal insanlar tek bir seçenek ve doğru kabul ederken dehaların pek çok seçenek ve doğruyu aynı anda kabullenme yetenekleri olduğunu duymuştum.

          ikinci bölüm de yer verdiğiniz konuları tek tek tartışmaya açın, tartışalım. deli kızın çeyizi gibi etrafa saçılmış konular üzerinden vicdan muhasebesi yapmak mümkün mü???

      • Hamza Bey, üst düzey zeka kıvraklığı sanırım Didem Hanım’ın yorumlarını takip eden herkes tarafından kendisine teslim edilecek bir özellik. Sizin yorumlarınızdan anladığım ise müzmin muhalif duygu ve düşüncelerinizin sizi gerçeklerden uzaklaştırıyor oluşu. Yakın çevremde sizin gibi çok tanıdığım olduğu için bu tespiti yapıyorum. Biliyorum ki aşikar olan gerçeklere rağmen düşünceleriniz bu yönde ise duadan başka yapılabilecek bir şey yok. Başka tarafa çekilebilme ihtimaline rağmen şu çarpıcı gerçeği yazmadan geçmeyeyim: İnanmak için peygamberlerden mucize talep eden tarihteki hiç kimse -bir tek kişi bile- istedikleri mucizeyi gözleriyle gördükten sonra dahi iman etmemiştir! Selametle…

        • elimizde doğrusu-yanlışı tartışılabilir ama 9 vites ileri gitmeye çalışan bir iktidar partisine karşılık, geri vitese takmış eski sisteme döneceğim demekten başka hiç bir argümanı olmayan varını yoğunu iktidarı kötülemeye hamletmiş muhalefet partileri var…takdir halkın olacak.
          selamlar…

        • Sahi siz okunmayan yorumlardanmi bahsediyorsunuz? Yoksa okuyupta kendi kendi ile çelişkiye dúşen yorumlari anlaya bilmek için sor sormasındanmi rahatsíz oliyorsunuz?
          Burada Hamza beyin yorumlarí ve eleştirilerinde en ufak bir hakaret ve cahalet görmek mümkün değil.
          Bilgilerini ve endişelerini net bir şekilde açíkliyor.
          yeri gedığındede kendi siyasi gõrüşúnde oln siyasileri ve taraftarlarínın yaptiğı yalnışlara kílf bulmak için kir takla atmak yerine yapılan yalníşlarí acimasízca eleştiriyor.
          Sizce bunda ne gibi yalníş veya art niyet var?

          • Nurdan hanım teyze,
            Sizin yerinizde olsam Didem Hanımın yorumlarında yer almazdım, sadece sakil kalmıyor üstelik tartışmaları çok aşağı çekiyorsunuz. Bırak biraz keyifli tartışmaları okuyalım.

          • Nurdan hanim zaten Hamza bey e hakaret ettin cahilsin ya da art niyetlisin diyen olmadı zaten. Ama tabi siz yorumları okumuyorum diyorsunuz ya , o yüzden niyet okuyup böyle kraldan kralcılık yapiyorsunuz. Yorumlarinizda site sakinlerine zaten fazlasıyla öfkeli sözler sarfedip ithamlarda bulunuyorsunuz, bari Hamza bey i bu iş için kullanmayın bence. G.Turan bey in dediği tartışmanın seviyesini asagiya çekmiş oluyorsunuz.
            Hem zaten Hamza bey tartışmayı sevdiğini söylüyor. Hakkatende Didem Hanım ın açtığı konuyu dağıtıp başka başka duygusal tepkiler yazmış. Bekleyelim bakalım esas konuya binaen rasyonel cevapları varmıymis Didem Hanım a.

      • Simdi o musamere degil munazaradir! Bi de yanlis duymussun, yogurt siyah degil beyaz sayilir bence:) madem anlayamiyorsun bi de inanmaya calis bakalim, belki latinler dogru demistir? Tovbe estagfirullah…

        • Didem hanımın cevabını çok geç gördüm. Cevabın bir anlamı olmayacağını düşündüğüm için cevaptan vazgeçtim.
          Fakat ayteacher’a cevap yazmak şart oldu. Çünkü eğer bir tartışma geçmişi yoksa, tartışma için gerekli olan ortak önkabuller de sıkıntılı oluyor. bazı bilinmesi gerekilen şeyleri yeniden yeniden açıklama zorunluluğu ortaya çıkıyor ki ayteacher için de böyle bir durum ortaya çıkmış.
          Tartışma belli ortak önkabuller üzerinde yapılır. mesela dil bu ortak önkabullerdendir. Benim masa dediğime sen de masa dersen, bunun üzerine diğer şeyleri tartışabiliriz. Yok eğer masa dediğime sen “yok bu sandalye” dersen o zaman bizim öncelikle o nesnenin ne olduğu üzerinde tartışmamız gerekir. Bu sadece bir örnektir ve peşin ortak önkabullerden bir tanesidir. Mesela fehmikoru.com sitesi de mekan anlamında ortak önkabuldür. ben fehmikoru.com sitesine, didem hanım da başka bir siteye yazı yazarsa yine tartışma olmaz. ya da sağlıklı olmaz. bunun gibi biryığın ortak önkabulün olması gerekir ki tartışma olabilsin. Ortak öndeğerler de tartışma için gerekli unsurlardan bir tanesi. Mesela samimiyet, mesela iyi ve iyilik, dürüstlük, mesela adalet. kuşkusuz zorunlu birşey değil. mesela bir tartışmacı “ben adaleti kabul etmiyorum” diyebilir ama dediğim gibi bazı ortak önkabullerin olması gerekir ki bir noktaya çıkılabilsin. Söylenilen şeylerin gerçeklikle bağı ve doğruluğu ise bunların içinde en önemli (mekan ve dil kadar) ortak önkabullerdendir. Kuşkusuz “zaten doğruları tartışıyoruz” denilebilir. ancak basit, bilinen ya da bilinmesi gereken gerçeklikler üzerine yanlışlayıcı cümleler kullanılırsa tartışma bir üst evreye çıkamaz. Mesela evin herkesin iyi bir şekilde yerleşebileceği bir düzende dekore edilmesi üzerine tartışıyorsunuz. “Şu sandalyeyi bu köşeye korsak böylece yer kaplamaz. bir kişi daha fazla oturur” diye birimiz bir görüş ileri sürüyoruz. Fakat diğeri diyor ki, “hayır bu sandalye değil ki. bu masa. bak bunun da 4 ayağı var. bütün masaların 4 ayağı var”. Ayteacher bile bu durumda evin dekorasyonu için tartışma olamayacağını anlar eminim.
          Yani bilinen, açık şeyleri tartışmaya açmak, onların bir üstüne çıkıp da doğruları bulmaya engel olur.
          Ayteacherin konuyu iyi anlaması için şöyle bir örnek vereyim: Karşıda gördüğümüz bir arabaya bir kişi çıkıp da “bu ne güzel at” derse eminim ayteacher de “yok bak bu at değil. at nefes alır. atın ayakları vardır. nalı vardır” diye görünenin araba olduğunu ispata girişmez. Girişirse de karşıdaki bu sefer, lastiklerin dişlerini atın nalları olarak niteleyebilir vs. yani ayteacherın anlayabileceği gibi, bu durumda karşındaki kişinin asgari ortak önkabullere çağırmak, olmuyorsa, tartışmayı bitirmek gerekir. benim de söylediğim, didem hanımdan istediğim, ayteacherın da anlayamadığı nokta budur. umarım şimdi anlamıştır.

    • Didem hanıma geç olduğu için cevap yazmıyacaktım. ama zannediyorum tartışmadan ziyade açıklama yapmam gerekiyor.
      Bugünkü (aslında dünkü demem lazım) fehmi beyin yazısında ve altına yapılan yorumlarda ve bu sistem gündeme geldiğindeki tartışmalarda (direk olarak ifade edilse de edilmese de) 2 farklı düşünce var. Bir tanesi parlementer sistemin yetersiz olduğu ve başkanlık (ya da cumhur-başkanlık) sisteminin ülkeyi uçuracağına ilişkin iddia (buna düşünce demiyorum bu iddia ve tamamen insanları kandırmaya yönelik iddia. bu da ayrı bir tartışma konusu), diğeri ise bu sistemin ülkenin ihtiyaçlarından dolayı değil, erdoğan için özel olarak istendiği yönündeki tez ya da iddia.
      Fehmi beyin bugünkü yazısını oluşturan temel düşünce, “bunu siz erdoğan için istediniz ama ya erdoğan değil de bir başkası, sizin sevmediğiniz, istemediğiniz bir kişi bu yetkilerle bu sistemde iktidara gelirse…” mealinde.
      Didem hanım ise, “başkanlık sistemine karşı bugüne kadar kullanıla gelen en güçlü argüman kişiye özel tasarlanmış model suçlaması oldu.” derken zaten başkanlık sistemine getirilen eleştiriyi vurgulamış ama hemen sonrasında “oysa bunun hiç te öyle olmadığı günlerde değil miyiz?” cümlesini kuruyor. Bu cümleden tam olarak ne söylediği belli değil. “geldiğimiz nokta, başkanlık sistemini artık sadece erdoğan için uygun olmaktan çıkardı” anlamına da gelebilir, “aslında başkanlık sistemi erdoğan için tasarlanmadı” anlamına da gelebilir. Ancak sanki gelişmelerden yararlanarak, başkanlık sisteminin erdoğan için tasarlanmadığını kanıtlama çabasında imiş gibi. Bunun da delilini, didem hanım, partilerin %50’yi bulacak aday aramaları olarak gösteriyor.
      Oysa, 1: gelişmelerin hesap edilenden farklı olması, hesabın erdoğana özel başkanlık olduğu gerçeğini yok etmez. 2: Zaten gelişmeler, henüz başkanlık sisteminin erdoğana özel tasarlandığı gerçeğini de yok etmiyor. gelişmelerin ortaya çıkardığı birtek gerçek var: eskiden en fazla oyu almak yeterli iken, şimdi en az %50’yi alması gerekiyor ve akp şimdi bunda zorlanıyor. yani başkanlık sisteminde değil, başkanlık sistemi ile birlikte getirdikleri seçim sisteminde zorlanıyorlar. bu ikisi farklı şeyler. Yani didem hanım ikisini birbirine karıştırıyor.
      Ayrıca partilerin %50’yi geçecek aday aramaları, başkanlık sisteminin erdoğan için tasarlandığı ya da tasarlanmadığına delil olamaz. oysa didem hanım kendisine böyle bir delil uydurmuş.
      Ondan sonraki yazılanlar ise bu anafikrin çerezleri. bahsetmeye değmez.
      Ben de didem hanımı vicdana davet ettim. Vicdana davet ettim, çünkü herkesin bildiği birşeyi bize başka imiş gibi sunduğu ya da sunmaya çalıştığı içindir. Vicdana davet ettim çünkü eğer amacımız doğruyu, iyiyi bulmaksa, o zaman ona göre hareket etmek gerektiğini düşündüğüm ve işin doğrusu didem hanımın pek bu tavra uygun davranmadığı izlenimi edindiğim içindir. Didem hanım, bir başka okurun eleştirisini “sizin muhalif olmaya hakkınız olduğu gibi, benim de istediğimi yazmaya hakkım var” mealinde bir yorum yapmıştı (tam cümleyi hatırlamıyorum). Kuşkusuz öyledir. herkes istediği yorumu yapabilir. İstediğini destekliyebilir. olaya bu noktadan yaklaşabilir, hakkı da vardır. Ben didem hanımda, bir takım değerlere hassasiyet olduğuna inandığım için, onu konuya “istediğini destekleme”, “istediği yorumu yapma” noktasında değil de “doğrular”, “adalet”, “vicdan” gibi değerler üzerinde düşünmeye çağırdım. Vicdan çağrım bundan ibarettir. Birtakım değerlere çağırdım çünkü, iktidarın yaptıkları, bizim desteklediklerimiz ya da karşı çıktıklarımız, yaşamda bir karşılığı olan şeyler. Onun için de yoğurt tartışmalarını verdim. yoğurt tartışmasında yoğurdun siyah olduğunu kabul ettirseniz birşey değişmez. Oysa yapılanların, yapılmayanların, söylenilenlerin, söylenmeyenlerin yaşamda karşılıkları var ve bu karşılıklar çok da masumane olmayabiliyor. mesela bir babanın kışın çocuğuna bot alıp alamaması, okula gönderip gönderememesi, vatanında yaşayıp yaşamaması, ülkesini terketip terketmemesi, savaştan kaçarken denizde boğulup boğulmaması gibi yansımaları oluyor. Yani bizim burda basit sözler olarak düşündüğümüz şeyler, yaşamda birilerinin (tabii bizim de) hayatımızı etkiliyor. Mesela nbş için tek söz edilmedi. zaten gdo’lu ürünlerle ilgili kararları nedeniyle katlanarak artan hastalık ve hasta oranları, nbş ile tekrar katlanacak. Zannediyorum bunlar vicdana çağırmak için yeterli bir sebep.
      Didem hanım, “elimizde doğrusu-yanlışı tartışılabilir ama 9 vites ileri gitmeye çalışan bir iktidar partisine karşılık, geri vitese takmış eski sisteme döneceğim demekten başka hiç bir argümanı olmayan varını yoğunu iktidarı kötülemeye hamletmiş muhalefet partileri var” diyor.
      Didem hanım, iktidar partisinin 9 vites ileri gitmeye çalıştığına nasıl karar vermiş şaşırdım. Açıklarsa sevinirim. Ayrıca iktidarın niyeti ayrı bir de yapabildikleri var. bu ikisini ayıracak kadar da mantığı olduğuna inanıyorum. Durum böyleyken (ben iktidarın 9 vites ileri gitme niyeti olmadığını düşünmeme rağmen, didem hanımın okuduğu niyeti doğru kabul ederek soruyorum), 16 yılda ne yapıldı? niyet 9 vites ileri olsa da gelinebilen nokta geri vitesle gelinebilen nokta. Ülke beka sorunu olan bir ülke olmuş. hala niyet önemli olabilir mi? ya da hala niyete inanılır mı?
      Didem hanım, dehalarla normal insanlar arasındaki ayrımı da yanlış tanımlıyorsunuz. Dehalarla normal insanlar arasındaki ayrım farklı doğrular olduğunu kabul edip etmeme değildir. dehalarla normal insanlar arasındaki ayrım, sapla samanı ayırma kapasitesi, olayları kavrama yeteneği, normal insanlardan farklı düşünce, algı sistematiklerinin ve hatta değer yargılarının olmasıdır. Normal insanların düşünemediklerini düşünmeleridir vs. Yoksa normal insanlar arasında da pekçok doğru olduğunu kabul eden olduğu gibi, dehalar arasında da tek bir doğruya saplanıp kalanlar vardır. Özellikle de sanatsal alanlardaki dehalarda saplantıların daha fazla olduğunu görürsünüz.
      Umarım şimdi neden vicdana çağırdığımı anlamışınızdır. Kuşkusuz bu davete icabet edersiniz ya da etmezsiniz. Bir de tavsiyem, (bu sadece size değil burda yorum yazan okurların hepsine. çünkü nerdeyse hepsi taraftar olarak yorum yazıyor) olaylara parlementer sistem, başkanlık sistemi, akp, chp, iyi parti, eski sistem-yeni sistem vb. gibi kalıplaşmış düşünce ve davranışlar içinde bakmamanız. biz ne eski kötü sistemi ne de başkanlık sistemini kabul etmek zorunda değiliz. Kuşkusuz bir sistem olacak ve parlementer sistem daha uygundur. Ancak bizim esas tartışmamız gereken ilkelerdir, ahlaktır, temel mantıktır. Mesela hukukun üstünlüğüdür. mesela insan haklarıdır. mesela daha adil bir ülkedir. vb. ben bunları tartışmaya çalışıyorum.
      Umarım derdimi anlatabilmişimdir. Beni anlıyacağınızı düşünerek bu kadar uzun yazmamıştım ama anlaşılan, önceden bir tartışma hukukumuz olmadığı için olsa gerek, biraz fazla ayrıntılı açıklama yapmam gerekmiş.

      • hamza bey,
        anlamak istediğiniz halde anlayamamanızın nedeni anlamaktan çok tartışmak istemeniz, anlamak için dinlemekten çok tartışmak için dinlemeniz. benim ne genel yorumumu ne size özel yazdığım yorumu anlamaya çalışmadığınızı cümlelerdeki yanlış anlamalarda görüyorum. ama toparlama imkanı yok bırakalım dağınık kalsın…
        siz beni hakka hukuka davet etmiyorsunuz, kendi anladığınız hak ve hukuka davet ediyorsunuz oysa arada geniş bir ortak alan var.
        başkanlık sistemi parlamenter sistemin türk yönetim yapısına uygun olmadığını gören hemen her geçmiş devlet yöneticisinin arzuladığı sistemdir.
        devletin hafızasında olan dünden bu güne önümüze konmuş bir sistem değildir.
        Erdoğan için tasarlanmış sistem gibi bir argüman benim için zorlama bir yaklaşımdan ibaret…
        parlamenter sistem isteyen sizin alanınıza karşılık
        başkanlık sistemini tercih eden benim alanım var.
        ortak alan ise başkanlık sisteminin şu an ki halinde benim de yanlış ve eksik olduğunu düşündüğüm bazı noktaların giderilmesi, sistemin bazı açılardan revize edilmesi olabilir.
        referandumdan çıkan çoğunluk parlamenter sistem olsaydı eğer
        ortak alan bu sistemin eksiklerini gidermek, bu sistemi revize etmek yönünde olacaktı, bilmem anlatabiliyor muyum????

        • Didem hanım, benim sizi anlamadığımı iddia ettiğniiz yazınızda bile benim size getirdiğim eleştiriye neden olan yaklaşımı sergiliyorsunuz. Öncelikle bu sistemi tasarlayanların ve bütün muhaliflerin ve bütün dünyanın bildiği, bu sistemin erdoğan için getirildiğidir. Ben de tam da size bunu söylüyorum. bütün herkesin bildiği birşeyi “yok öyle değil” diye savunmaya çalıştığınızı yazdım. Eğer burda bir anlamama sorunu varsa (ki var) bu size ait. Öncelikle bu tespiti yapmak lazım.
          Ayrıca sizin anladığınız hak hukuk anlayışı neyse onu söyleyin ki acaba bende mi hata var diye benimkini tartışalım. Çünkü benim sizi çağırdığım hak-hukuk, islamcıların çay sohbetlerinde iki gözü iki çeşme bahsettiği hz. Ömer adaleti, ile yine sık sık gündeme getirdikleri “Allah, bana kul hakkıyla gelmeyin” demiş söylemlerindeki hak hukuktan farklı değil. Sizin ki hak-hukuk anlayışınız nedir.
          Ayrıca akp iktidarının 16 yılda ülkeyi getirdiği noktada “9 vites gitmeye çalışan”ları nasıl görebildiyseniz söyleyin ben de aynı gözlüğü bir deneyim. Akpnin çok iyi işler yaptığını iddia ediyorsunuz. Buyrun onu tartışalım diyeceğğim ama o kadar açık ki durum, kendileri “beka sorunu var” diyorlar. bunu anlamamak hakikaten deha gerektiriyor. Bana inanmıyorsanız reisinize sorun.
          Başkanlık sistemi 9 vites mi götürecek sorusuna gelince. öncelikle cumhur-başkanlık sistemi gündeme gelmeden önce de (yani adi parlementer sistem iken de) son dönemde, uygulama başkanlık sistemi idi. Seçilmiş bir başbakanı bile görevden alacak kadar başkanlık sistemi. Ayrıca bu referandumda “başkanlık sistemi gelince uçacağımız” söylenmişti. başkanlık sistemi geldiğinden beridir ülkedeki bozulmanın hızla artması, ne menem birşey olabileceğini herkese yeterince anlatmışken, sizin hala “uçacağız” demeniz, nedir?
          Ayrıca, “türk yönetim sistemine uygun olmadığını görenlerin” derken cümlenizdeki sakatlığı göremiyorsunuz zannediyorum. “Türk yönetim sistemine uygun olmadığını gören” değil, doğrusu “türk yönetim sistemine uygun olmadığını düşünen” olması gerekir. Gördüğünüz gibi, öncelikle kullandığınız argümanlar sıkıntılı. Türk yönetim sistemi falan da ayrıca tartışılır ama dünyanın tek bir köy olduğu bu zamanda bunlar zaten yeterince geri durmuyor mu?
          Bir de son bölümde de yanlış birdüşünce sistematiğiniz var. “Parlementer sisktem isteyen sizin alanınıza karşılık, başkanlık sistemini tercih eden benim alanım var. ortak alan ise başkanlık sisteminin şu an ki halinde benim de yanlış ve eksik olduğunu düşündüğüm bazı noktaların giderilmesi” düşüncenize gelince. Bu düşünce sistematiği yanlış.bu sistematikle baktığınızda (ki bu yanlış sadece size ait de değil) sorunu daha da karmaşık yaparız.
          Ben olsam şöyle bakarım ve size de böyle bakmanızı tavsiye ederim. “Biz ne istiyoruz. İstediklerimize nasıl ulaşabiliriz?” sorularını sorar bunlara cevabıma göre ne yapmak gerektiğine giderim. Bunu önerirken de burdan hemen a buna parlementer sistem daha iyi ya da başkanlık sistemi daha iyi dalına sıçramamak gerekiyor.
          Ben ne istiyorum: Bu ülkede ve bütün dünyada barış ve iyilik istiyorum. daha iyi bir yaşam istiyorum. insanların daha mutlu olmasını istiyorum.
          Bunun da yöntemi olarak öncelikle özgürlüklerin alabildiğine geniş olması gerekir ki herkes özgürce düşünebilsin ve özgürce düşüncesini ifade edebilsin. böylece doğrular, gerçekler, daha iyi yöntemler ve yanlışlar daha doğru ve daha fazla dile getirilebilir. Bunu sağlayabilmek için de herkesin düşünce, ifade ve eylem özgürlüğünü sağlayan bir sistem kurmam gerekiyor. bunun da ilk başlangıç noktası hukuktur. hukukun üstünlüğünü sağlamamız lazım ki insanlar düşünmekten, düşüncelerini ifade etmekten çekinmesinler. Ayrıca hukuk adaleti de sağlar. Zaten ben adalet de istiyorum. hem de didem kuzun, ayteacherın da, iyibaşın da istediği adaletten. (en azından nasıl bir adalet diye sorulduğunda vereceği cevaba uygun olan adaletten demek daha doğru).
          Yazı çok uzayacak. eğer fırsat olur ve eğer gerçekten doğrular gibi bir kaygınız olursa, memnuniyetle bunları uzun uzun da olsa anlatırım. Ancak öncelik, niyet olması. zaten bunun için öncelikle vicdan çağrısı yaptım.

          • Hangi birini düzeltsem.
            Eğer gören yerine düşünen daha doğru bir kelime olsaydı onu kullanırdım. Ama değil. Zira sistemin yanlışları sorunları işlev bozuklukları sıkıntıları -apaçık-görülmüştür, düşünülmüştür denmez burada…
            Diğer konuları yorumlarımda uzun uzun yazıyorum. Yeri geldikçe de yazacağım.
            Yeni olan sadece 9 vites meselesi. O da geri vitese mübalağa olsun vezninden. Herşey kötü battık bittik muadili….

  17. “İşine geldiğinde Meclis’i fesh edebilen, yasa çıkarma zahmetine katlanması gerekmeyen ve kararnamelerle ülkeyi yönetebilen…”

    “Cumhurbaşkanı her seferinde Meclis’i fesh etme yetkisini kullanır ve sonrasında yapılan seçimlerde hep aynı -iktidar aleyhine- sonuç alınırsa?”

    Yorumumu Fehmi Bey’in yukarıdaki iki
    cümlesi üzerinden yapacağım.

    Bir kere bir çok kişi Cumhurbaşkanının
    meclisi feshettiği takdirde kendi cumhurbaşkanlığını da sonlandırmış
    olacağını ya bilmiyor,ya da bildiği halde bilmezden geliyor.Önce bunu bir tespit edelim:Cumhurbaşkanı meclisi feshettiği
    takdirde kendisinin cumhurbaşkanlığı da
    sona erer.

    Fehmi Bey bunu bildiği için yukarıdaki ikinci cümleyi söylüyor.Şöyle düşünelim:
    Seçimi yaptık Erdoğan Cumhurbaşkanı
    seçildi,fakat muhalefet mecliste çoğunluğu elde etti.Cumhurbaşkanı da tuttu meclisi feshetti.Üç ay sonra yeniden milketvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi
    yaptık.Cumhurbaşkanı gene Erdoğan seçildi,mecliste gene muhalefet çoğunlukta.Cumhurbaşkanı yetkisini kullanarak gene meclisi feshetti.Tabii
    meclisle birlikte kendi görevini de sona erdirmiş oldu.Bu sefer Erdoğan(veya üst üste iki kez seçilen her kimse)yeni yapılacak seçime katılma hakkını da kaybeder.Çünkü yeni sistemde bir kişi en fazla iki dönem Cumhurbaşkanı seçilebilir.Şimdi bu meclisi iki kez feshetme işi olacak iş midir? Kim böyle bir yetkiyi kullanabilir?Kim 10 yıl Cumhurbaşkanlığı yapacakken bu hakkını
    altı ayda,bir yılda harcar bitirir?

    Cumhurbaşkanının partisi mecliste çoğunluğu kaybederse Cumhurbaşkanı
    görevini yapabilir mi?Yapar.Mevcut kanunlarla ülkeyi yönetir.Ha bire yeni kanun çıkarılacak diye bir şart yok.
    Ya da meclisle uzlaşarak yeni kanunların
    çıkarılmasını sağlar.Ama elbette Cumhurbaşkanı kendi partisi mecliste de
    çoğunluğa sahipse daha rahat çalışır,
    ideal olan budur.

    Cumhurbaşkanı kararname çıkarabilir ama,meclis bu kararnameyi yürürlükten
    kaldırabilir bildiğim kadarıyla.Bu sebeple
    ülkenin kararnamelerle yönetilmesinden
    bahsedilemez.

  18. Ben sıradan bir vatandaş olarak ne parlamenter sistemin ne de yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminin içeriğine tam olarak hakim bir bilgiye sahip degilim. Ama bilebildigim kadariyla siyaset kültürümuz ve demokrasinin temel kurallarını uygulamadaki basarimiz açısından sizin gibi düşünüyorum. Beni eğitim ile ilgili eksiklerimiz ve içerisinde gerçek anlamda demokrasi kültürünü ogretemeyisimiz gelecek konusunda endişelendiriyor. Zira ihtiyaç olduğunda ne devletin kutsalligi ve başındakine sorgusuz inançla bir vücut halinde hareket edebilen bir halk olacak ne de demokrasiyi ozumseyerek ortak akıl ile dogrunun bulunup uygulanacağı bir ortam.
    Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum. Nedense Abdullah Gül ilgili süreçte olan bitene vakıf olduğunuza dair bir kanaat oluştu bende. Yazilarinizdaki karekter açısından da oyle olmalı zaten diye düşünüyorum.
    Sayın Gül ve Siz gelecek adına böylesi bir kayginiz söz konusuyken neden cumhurbaskanligi adaylık konusunda bir mutabakat arzusu oldu. 100 bin imza ve kaygılar ile yeni bir alan daha başarılı olmazmiydi. Torbanin içinde bir çürük elma sebebiyle torbanin tümüne çürük denilmesi kaygisindan uzak …
    Bunlar okur olarak soru isaretlerim.

    • Simdi ben de lordlar kamarasina uye olmayan biri olarak sunu soyliim de: hem eski ve yeni sistemi hic bilme hem de milletimizin demokrasi kulturunu begeneme.. Milletin demokratik duyarliligini gorebilmek icin 15 temmuza bakacaksiniz!

  19. Ben, aslında ülkemizin gitmekte olduğu sistem değişikliğini, başkanlık sistemini salt, Koru’nun tarifiyle, “AK Partili dostların” veya partililerin ve o partinin üst yönetiminin iradesi yanında Bahçelinin de kotardığı ve başını çektiği uygulamalar ile gerçekleştirildiğini sanmıyorum. Bu, onların yanında devletteki güçlerin de (devlet aklı) üzerinde mutabık kaldığı ve uygulamaya konulan bir sistem değişikliği…Devlet, bunu gerçekleştirmek için Bahçeli ve Erdoğan’dan başka da bir aktör göremiyor.

    Bölgemizde cereyan eden yeni gelişmeleri güçlü ve hızlı karar alma mekanizmasıyla karşılamak istiyor.

    Bu ülkemiz açısından iyi bir şey değil mi diye sorulursa; çevremizde son yaşadıklarımıza ve içimizdeki PKK baskısının ötelenmesi açısından elbette iyi bir şey…lakin bu girdaba sürüklenmemizin arkasında da yine devlet aklı var değil mi?

    1 Mart tezkeresini bütün baskılara rağmen, Gül’ün başbakan olarak karşı olduğu, Erdoğan’ın da dışarıdan çıkması için destek verdiği malum tezkere, parlamenter sistemin eseri, günü itibariyle güçlü bir yasama organının, TBMM sayesinde geri püskürtülmüştü.

    Aslında iyi olan ne, söyleyeyim:
    Devlet aklının arkasında, halkın hür iradesiyle oluşmuş güçlü bir yasama organının olması..işte bu beraberinde güçlü bir yargı erkinide oluşturur. Geriye kalan yürütme organının başı, “başkan” mı olsun, “başbakan” mı?.. demek olur. Buna da meclis karar versin canım.

  20. Sayın Koru,

    Yazınızda anlatmak istediğinizi Murat Yetkin yazısında üç farklı senaryo örneklemesi ile daha anlaşılır anlatıyor. Bir musibet bin nasihatten yeğdir demişler. Kervan gide gide düzelir demişler. Ne bileyim tekamül hemen olmuyor. Zaman alıyor. Herkesin yanılma ve yanlış yapma özgürlüğü var. Memlekete bir şey olmaz Öğrenmek bedava değil. Herşeyin bir bedeli var. Ahmak uğraşır iş olacağına varır demişler. Söylenmemiş söz bırakmamışlar da akıl alacak kafalar hemen almıyor o aklı. Sabır egendim sabır, 58 gün sonra göreceğiz herşeyi.

  21. Sayın Koru, “Trump’ı düşünelim” başlığı altında cümlede bozukluk var. “Bir yıl önce yapılan referandumda halkın yarısının tasvip etmediği ortaya çıkan ‘başkanlık Donald Trump sistemi’ devleti yönetecek kişiye olağanüstü yetkiler veriyor.”

  22. Cumhurbaşkanının görev süresi Meclisi cb feshettiğinde yada herhangi bir fesih olmadığında 2 dönemle yani 10 yılla sınırlı.o nedenle zaruret olmadan hiçbir cb meclisi feshetmez.”işine geldiğinde” ifadesi tamamen ajitasyon.cb erken seçime gittiğinde kazanda dahi görev süresi azalıyor.bunu kimse istemez.cumhuriyeti kuranların tamamı kuvvetlerin birliğini savunuyorlardı tamamı kevvetler ayrılığına karşıydı.cumhurbaşkanı aynı zamanda bugünkü gibi parti başkanıydı.tek parti vardı ve herşeyi cb belirliyordu.

    • Ak parti Türkiye’yi cumhuriyetin ilk günlerine CHP nin anlı şanlı tek partili kuvvetler birliği günlerine geri götürdü diyebiliriz o zaman. Gericilik değil mi bu?

    • Savundugunuz seyi bilerek savunma yapmalisiniz.
      Onemli gorebilir ya da gormeyebilirsiniz,ancak anayasaya gore,bir kisi, 2 donem degil,3 donem c.baskani [secilebilme] imkanina sahiptir.
      (Teorik olarak bir kisi.baskanligi yetkilerini kullanma imkanina sahiptir ayrica.Hatta madde 106 da sayilan durumda,yani c.baskani makaminin herhangi bir nedenle bosalmasi sebebi ile c.baskani yardimcisinin c.baskanligi secimi yapilana kadarki vekalet suresi de c.baskanligi doneminden sayilmayacagi icin bir kisi 4 defa [c.baskanligi yetkisini kullanabilme imkanina] sahiptir teorik olarak.)

      Anayasa
      md.116.

      Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here