Referandumun sonucunu.. geleneksel medya değil.. yeni mecralar belirleyebilir…

24

 

Yüksek Seçim Kurulu’nun tarihini açıklamasıyla referandum için gün sayımı başladı. 60 gün sonra sandık başına gidecek ve sistem değişikliğini amaçlayan anayasa paketi hakkındaki kanaatimizi oy olarak ifade edeceğiz.

Aslında kanaatler genel hatlarıyla belli. Taraflar hâlâ kararsız görünen yüzde 15-20’lik bir kitleyi kendi istedikleri yöne doğru ikna faaliyetini kampanyalarla sürdürecekler.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım ile MHP lideri Devlet Bahçeli mitingler düzenlemeye başladı bile.

Yakında CHP’nin başını çekeceği ‘Hayır’ cephesi de hareketlenecektir.

Medya düzeni kimin işine yarar

Mitinglerle Türkiye şenleniyor; ancak acaba bugünün dünyasında geleneksel iletişim kanallarıyla istenen sonuç alınabiliyor mu?

Yoksa, taraflar, daha etkili sonuç alabilecekleri yeni yöntemleri ihmal mi ediyorlar?

Geleneksel iletişim kanalları ‘miting+medya’ bizde. Meydanlara toplanan insanlara hitaplar tarafların tabanlarını diri tutmaya yarıyor; mitinglerin yakın görüşlü kanallar tarafından ekranlara taşınması ise mesajların evlere-işyerlerine girmesini sağlıyor…

Bunun için milyarlar harcanıyor.

Harcamaya da değiyor. Hiç değilse bundan önceki seçimler ve referandumlarda değiyordu; bu yüzden partiler başka ülkelerde artık pek az kullanılan geleneksel kanalları bizde kullanmaya devam ediyor.

Türkiye ve medya düzeni hızla değiştiği için, bu referandumda durumun farklı olduğunu düşünüyorum.

En büyük değişiklik ülkemizin medya düzeninde.

Bir önceki seçime kadar bile Türkiye’de dengeli sayılabilecek bir medya düzeni vardı. İktidar partisi mesajlarını ne kadar kitlelere iletebiliyorsa, muhalefet partileri de seslerini duyurmada fazla zorluk çekmiyordu.

Artık öyle bir medya düzeni yok. İktidar partisi medyaya hakim. Muhalefetin sesi bu referandum öncesinde medyadan pek duyulmayacaktır.

Yakın zamana kadar ortada kalmaya ve muhalefeti bütünüyle boşlamamaya çalışan gazeteler ve TV kanalları vardı; onlar da tavır değiştirmiş bulunuyor.

Daha kampanyalar başlamadan bir TV program sunucusunun kendi takipçileriyle paylaştığı “Benim oyum hayır” mesajı, ortada durduğu bilinen medya grubundan kovulmasına yol açtı.

Medya mağduru ilgi çeker

Olayı burada anmamın iki sebebi var.

İlki, kovulma olayı kovulan kişi kadar aynı grupta yazmaya ve konuşmaya devam edenleri de etkiler. Hatta kovulandan sonra geride kalanların ve olaya seslerini çıkarmayanların imajı daha da fazla etkilenir. Okurları ve izleyenleri nezdinde algıları değişir.

Bir diğer sebep de şu: Görüşü yüzünden birinin kovulması, “Hayır” demenin maliyetini yükseltirken “Evet” demeyi de ucuzlatır. Böyle ortamlarda bizim milletin nasıl tepki vereceği önceden belli olmaz.

Aklımda 2002 seçimi var.

Yeni kurulmuş AK Parti, seçime, mesajlarını yaymada yalnızca bir-iki gazete (en önemlisi Yeni Şafak) ve TV kanalı (Kanal-7) desteğinde girmiş, diğer gazeteler ve TV kanalları karşısında yer almıştı.

Sonucu biliyoruz.

Halkımız ‘medya mağduru’ olarak gördüğü partiyi iktidara taşıyıverdi.

Bugün tersine döndüğü belli olan yeni medya düzeni, ilk bu referandum önünde denge iyice bozulduğu için, medyada olağanüstü ağırlıklı temsil edilen cephenin aleyhine çalışabilir.

Göreceğiz.

Haberlerinizi nereden alırsınız…

İnsanlar, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de, artık haberlere erişim için yeni mecraları tercih ediyorlar. Hiç yerinden kalkmadan, bayiye gitmesi veya birine aldırtması gerekmeden, hatta herhangi bir gazeteye bağlı da kalmaksızın, her çeşit görüşe internet üzerinden ulaşabiliyorlar.

Cep telefonu bunun için yeterli oluyor.

Aynı durum görüntülü haberler için de söz konusu. Yine cep telefonu kullanılarak ülkenin ve dünyanın her tarafından izlenebilen yayınlar yapmak mümkün bugün; bu imkanı profesyonelce kullanıp düzenli ana haber bülteni yapan, haber programları, mülakatlar ile izleyici karşısına çıkan girişimler var.

Öyle sanıyorum ki, önümüzdeki 60 gün içerisinde, insanlarımızın önemli bir bölümü, geleneksel kanallar yerine, sesleri kısıldığı için alternatif medya mecralarını kullananların neler dediğini de öğrenmeye çalışacaktır.

Merakın şimdiden başladığını hissedebiliyorum.

Türkiye’de bugün köylere kadar neredeyse her evde internet bağlantısı ve bilgisayar var. Sosyal medya kullanımında dünyada lider ülkelerden biriyiz; birileri trolleşip o mecraları kötüye kullansa bile, geri kalanımız eldeki imkânı doğru haberleşme için kullanmayı biliyoruz.

Bir yazı veya bir haber bir çırpıda yüz binlere ulaşabiliyor.

ABD’de yeni mecralar seçim kazandırdı

Son ABD seçiminde.. en fazla para harcayan, halkın önüne en çok çıkan, geleneksel medyanın kendisine en fazla zaman ayırdığı kişi değil.. sosyal medyayı en tepe tepe kullanan ve ‘ana-akım medya’ ile ters düştüğü için internet mecrası üzerinden mesajlarını duyurabilen kişi kazandı.

Donald Trump başarısını geleneksel olmayan yeni mecralara borçlu.

Partiler ve referandumda taraf olanlar bu gerçeğin farkındadırlar umarım.

İki tarafın kesin inançlıları çoktan kararlarını verdiler, onlar sandığın bir an önce önlerine getirilmesini ve şimdiden belirledikleri istikamette oylarını kullanmayı iple çekiyor…

Onlar kadar kesin inançlı olmayan.. hâlâ kararsız görünen.. sandık başına gidene kadar ikna edilmeye açık olanlar.. sizce hangi mecralardan bu ihtiyaçlarını gidereceklerdir?

ΩΩΩΩ

24 YORUMLAR

  1. Tartistigimiz konulara bakin anayasayi revize edecegiz ve hersey duzelecek.Ne kadar anlamsiz konular.
    Siz uygulamayi yapan insanlari duzeltmedikce dunyanin en iyi sistemini getirseniz yine fayda etmez.Gecmiste gorduk 367 diye bir ucube cikardi bir akilli sistemi kilitledi .Yillarca alisila gelen uygulama birden anlamsiz hale geldi.Yarin bu maddeleri farkli yorumlayan biri tekrar cikar ve butun bu maddeler hic olur .Isin ozune inmeden bu isler yasa ile anayasa ile cozulmez. Ornek ingiltere var mi yazili bir anayasa yok ancak insanlar hakki , adaleti , etik degerleri , ahlaki kurallari biliyorlar ve adam gibi yonetiyorlar ve yonetiliyorlar. ISIN OZETI ONCE INSAN SONRA DIGER TEFERRUATLAR GELMEDI .Biz hep cemberin disinda dolasiyoruz . Merkeze bakmak kimsenin aklina gelmiyor.Cunku bu isimize gelmiyor.

  2. Bu sitenin genel düzeyinden taha bey sorumlu galiba. bu nedenle önerim taha beye. Okuyucu yorumlarında beğeni tıklaması yerleştirin. böylece insanlar da yazılanların okur nezdinde nasıl değerlendirildiğini daha doğru değerlendirir. Bu sistemde ise belki hiç okunmayan, ya da okunduğunda çok fazla tepki çeken yorumlar ile çok beğenilen yorumlar arasında hiçbir fark yok. Böyle olunca da okuyucu görüşleri doğru olarak yansımamış oluyor.

    • siteye yapılan yorumların yaklaşık % 90 ı üç aşağı beş yukarı aynı görüşte iken mi beğeni tıklaması olsun istiyorsunuz. böyle olunca okuyucu görüşleri doğru olarak yansımış olacak diyorsunuz. mesela 50 beğeni alanın yorumu 5 beğeni alandan daha ne olacak… mesela daha doğru mu haklı mı güzel mi uyumlu mu ya da aynı mı….

  3. Fehmi Bey’in yazısı ve yapılan yorumlar hakkındaki görüşlerimi maddeler halinde ifade etmek istiyorum:

    1. Sosyal medyada,Kanal D’de işine son verilen kişinin proğramının ratinginin100. sırada olduğu söyleniyor. Dolayısı ile hayır dediği için işine son verildiği iddiası pek anlamlı gelmiyor bana. Anılan grupta hayır diyenlerin haddi hesabı yok. Niçin bir tek onun işine son veriliyor?

    2. Halkın büyük çoğunluğunun medyaya itibar etmediğini söyleyebiliriz. Özal ve Erdoğan, hatta ilk zamanlarda Demirel bile medyaya rağmen iktidara gelmiştir.

    3. Bugün Numan Kurtulmuş’un da ifade ettiği gibi, PKK ve FETÖ gerek içeride gerek dışarıda hayır kampanyası yürütüyorlar. Bu açıkça görülen bir durum. Bunu söylemek, hayır oyu verenlere terörist demek, hain demek anlamına gelmez. Sadece bir durum tesbitidir. Evet diyen bir terör örgütü varsa bunu dile getirmek de hayır tarafının hakkıdır.

    4. Meclis isterse beşte üç çoğunlukla cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yenilenmesine karar verebiliyor yeni sistemde. Ayrıca C.Başkanını Yüce Divana sevketme yetkisine de sahip olacak meclis. Yani C.Başkanı yanlış yaptığında meclisin atacağı adımlar var. Yapılan yorumlarda bunlar göz ardı ediliyor.

    • Kısa bir cevap:C.Başkanlığıyla birlikte yapılacak Milletvekili seçimlerinde,gerektiğinde başkanı Yüce Divana Göndermek için gerekli olan 400 oya muhaliflerin erişmesi mümkün mü? Gelelim ikinci imkansıza,15 üyesinin 12″sini seçen C. Başkanını yargılayıp,cezalandıracak Anayasa Mahkemesi Türkiye”de anasından doğmadı!..
      Hayır diyeceklere yakıştırılmak,yapıştırılmak istenilen çirkin sıfatlara en üst perdeden hergün bir yenisi ekleniyor.
      Yakışmıyor,çamur tutmuyor,izi atanların elini kirletiyor.Abesle iştigal devam ederse kirlilik alanı elbette artacak,kimbilir nerelere varacaktır.

    • Bekir bey spiker için kanalın yaptığı açıklamayı okumamışsınız anlaşılan. kanal biz tarafsız yayın yapmaya gayret gösteriyoruz çalışanlarımızdanda bunu istiyoruz. Sosyal medyada özen göstermediği için çalışanımızla iş akdimizi sonlandırdık diyor. bilmem yeterlimi.

      4. maddeniz evet sevk var doğru. ama 400 vekil şartıda var. Diyeceksinizki cumhurbaşkanını 300 oyla sevk edecek değiller ya ondada haklısınız. Yalnız şuanki amerikanın durumunu bi gözden geçirin senatoda başkanla beraber hareket ediyor sebebi onun partisi çoğunlukta (Gerçi amerikada başkan siyasi partinin başkanıda değildir adayıdır sadece). Obama senatorlarda çoğunluğa sahip olamadığı için istediği bir çok şeyi yapamıyordu. Eğer cumhurbaşkanının partisi mecliste yasa çoğunluğunu elde ederseki bu sistemde etme ihtimali çok yüksek. İstediği yasayı geçirmekte cumhurbaşkanının elinde olacak. şuanki gibi 317 vekili olsa hem yasama hem yürütme tek elde olmuş olmuyormu o zaman güçler birliğinin tek ayağı kalıyor “yargı” eee onlarıda cumhurbaşkanı atıyor.

      Şuanki sistem çarpıklığını düzeltelim derken yaptığımız tek şey sistem çarpıklığını yasalaştırmak…

      • Cumhurbaşkanı,yapacağı tüm işlem ve icraatları halkın verdiği yetkiye dayanarak yapacaktır. Halk, seçtiği başkana bir kısım AYM üyelerini seçme yetkisini de vermektedir. Meşruiyetin kaynağı bu yetki olacaktır.

    • Az önce twitterde bir yorum okudum hayırcılara PKK FETÖ bir tutanlara soruyordu Fetö cüler namaz kılıyor siz kılmayacakmısınız diye. Saygılar

  4. Didem Hanimin yaptigi “Fehmi bey maddeleri tek tek ele alıp fikirlerini paylaşsa ve tartışmaya açsa” konulu çağrısini cok olumlu buluyorum.

  5. “Savaşmağı göze alamayan zafer kazanamaz.”
    Savaşmak ,mücadele,mücahede,münazarı,fikir tartışması..ilh
    Fikri mücadele,yarışma,tartışma,aytışma için bilgi ve bilinç donanımı daha bir önemlidir.
    Bunlarla mücehhez olan kişi,öz güvene sahiptir.
    Edebi söylevler,tumturaklı laflar,nabza göre şerbet servisleri,kandırmaya yönelik algı operasyonu,bombardımanına karşı koruma altındadır.
    * 18 maddenin içeriğini,amacını,hedefini bilebiliyorsa,vicdan huzuruyla HAYIR der.
    Ekonomik illizyona karşı:
    *Hane halkı borcunun 2003″ten,2015″e kadar 31 kart arttığını
    *Cari açığın sürekli arttığını..
    *Dış borcun (410 Milyar Dolar.) olduğunu
    *Milli gelirimizin,gayri safi yurtiçi hasılanın % 25 i kadar dış borç olduğunu..
    *2003-2015 arası,milli gelirin üç kat artmasına karşılık, % 93 oanında borçlanıldığını
    *Ayni dönemde,kredi ihtiyacının %11.4″ten-% 55″e çıktığı.
    * Özel sektörün G.S.M.H.içinde%22.4″ten-% 72 ye ulaşan durumunu..
    *Milli gelirin %70″inin,nüfusun %10″unun elinde olduğunu…
    *Özelleştirmenin,yabancılaştırılmağa dönüştüğünü..
    *’ 2002″de kısa vadeli borca karşı 160Milyar Dolar olan döviz rezervi hergün eridiği
    *13 yılda 650 MİLYAR DOLAR FAİZ ÖDENDİĞİ bilininiyorsa..
    Bu dizinin ayni minval daha çok uzatılabileceği ekonomistlerden öğrenilmişse hayır diyen “vatan haini,terörist”mi olur? Bin kere hayır!..

  6. Sn cumhurbaşkanı gensorunun olmayışını “bundan sonra gensoruyu halk verecek halk” arkasından “5 yılda bir seçimlerde” diye ekleyerek savundu. Sistemin referandumdan geçmesi halinde başkanlığın ilk yılında olumduz bir tablo çizen baçkan için 5 yıl nasıl sabredecez. Denge ve denetlemeyi nasıl sağlayacaz.
    Türkiyede sireniş kelimeai ile kendini ifade eden kensimi sirenişte gerçekleştirdiğini zanneden kesimler var. Çoğu kez kamuoyunda çok anlam ifade etmeyen ancak kendi içinde anlamlı bir ses çıkarma eyleminin ötesine geçmeyen direniş kültürü, türkiyenin eksikliğini hissetiği sivil toplum muhalefeti olmaktan çok uzak. Çok uzak çok uzak.

    Yasama yürütme yargı ayrı olamıyacaksa, medya korkuya esir olacaksa, orantısız davranacaksa. Toolumun vijdanjnı önemsemeyen yozlaştıkça yozlaşan bu sisteme nasıl dur diyeceğiz.

    Orantısız bir kampanya var. Hergeçen gün şiddeti artan bir ötekileştirme var. Duyarlı olduğunu düşünen herkes bişeler yapmalı.

    Malesef ülkemizde yaşayan tüm kesimler birbirini demoktatik bir şekilde benimsemiş değil. Bu yüzden birkesimin oy tercihi ile seçmenlere durması gereken yer işaret esiliyor. İlkellşiğin sebebi toplumun hala kaynaşmamış olması. Bence siyasi.partilerden yada bir kesimin sesi olöaktan öte her fert sesinin çıktığı kadar kendi propagandasını yürütmeli. Tabi sosyal medya hesaplarının yakinen takip edildiği bir ortamda buda kolay değil ancak ülkesini seven hukuk be demomrasiye inanmış kimselerin bişeler yapması gerekir.

  7. Büyük İskender’in, “Dünya iki şeyin üstündedir: Kılıç ve kalem. Kılıç, kalemin altındadır. Kalem, öğreticilerin sermayesidir. Uzak ve yakında bulunan bütün insanların görüşü onunla bilinir. İnsanın zamanı dardır, kitaplara bakmazsa olgun bir akla sahip olamaz. Şayet kılıç ve kalem olmasaydı dünya ayakta kalamazdı” dediği rivayet edilir.

    Buna göre, kılıçla kalemin ilişkisi dünyanın gidişatını belirler. Tarihten biliniyor ki, kalemi takip eden kılıç medeniyet kurarken, kılıca itaat eden kalem müzmin sorunların sebebi olmuştur.

    Sanıyorum 2004 yılının nisan ayının son günleriydi, Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) üyeleri, Sayın Başbakan tarafından kabul edildi.

    O günlerde 28 Şubat bütün ağırlığıyla hükümetin üzerinde “Demokles’in kılıcı” gibi duruyordu. YÖK Başkanı’nın talimatıyla hiçbir üniversite rektörü veya YÖK üyesi hükümetle temas kurmuyor ve ülke sorunları için oluşturulan heyet ve toplantılara katılmıyordu. Zaten talimat vermeye bile gerek yoktu, toplumda oluşan genel hava hoşgörü ve karşılıklı müzakere yapmaya uygun değildi. AK Parti iktidarına yakın durmak bir yana, çok ortaklı kurulların davetine icabet eden öğretim üyeleri bile töhmet altında bırakılıyordu.

    Kısaca, ÜAK üyelerinin randevu talebi üniversiteler ile hükümet arasında ilişkilerin normalleşmesi adına büyük bir adımdı.

    Akşam üzeri başlayan görüşmeye hükümet kanadından 7 kişi katıldık. ÜAK adına ise ülkemizdeki 8 büyük üniversitenin rektöründen oluşan bir heyet geldi. YÖK Kanunu’nda değişiklik yapılacağını duyan rektörler taleplerini dile getirmek istemişlerdi.

    Hükümet onların bütün taleplerini yerine getirebilirdi ama bir şartla: Üniversiteler bilim yuvaları idi, “bilimsel özgürlük” esastı, düşünce ve ifade özgürlüğü olmadan bilim adamı olunamazdı. Dolayısıyla düşüncesini, dini ve felsefi inancını ifade edenlerin rahat bırakılması.

    Rektörlere Edward Said olayı hatırlatıldı. Edward Said Lübnan’da iken, Golan Tepeleri’ni ziyareti sırasında eline küçük bir taş alarak İsrail’e doğru atmış ve “İsrail hükümetinin Filistinlilere yaptığı zulmü” kınamıştı. Bunun üzerine ABD’de ders verdiği üniversitede Yahudi lobisi ayağa kalmış, öğrenci dernekleri Said’in görevine son verilmesini talep etmişti. Öğrencilerin protestoları, Yahudilerin öfkesi dinmiyordu. Sonunda, kendisi de bir Yahudi olan üniversite rektörü, “Bizim üniversitemizde hiçbir öğretim üyesi bizden farklı düşünüyor diye görevden uzaklaştırılamaz” diyerek bir üniversiteye ve özgür bilime yakışan bir tavır koymuştu.

    Ayrıca AK Parti iktidara gelirken üniversiteler üzerinde bir yönetim ve denetim kurumu olduğu için YÖK’ün kaldırılması, üniversitelerin idari olarak, özerk ve bilimsel olarak özgür olması, düşünce ve inanç özgürlüğünün sağlanması, devletin insanların kılık kıyafetine müdahale etmemesi için söz vermişti.

    Vakıf üniversitelerinin rektörünü atamayı aklına bile getirmeyen AK Parti, o günlerde devlet üniversitelerinde en çok oyu aldığı halde atanmayan rektörlerin haklarını savunmaktaydı.

    Dolayısıyla iktidara gelince, Kamu Yönetimi Reformu Temel Kanunu’nda “Kamu idaresinin amacı, vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini kullanmasının önündeki engelleri kaldırmaktır” yazmıştı.

    Hiç şüphesiz, normal bir süreçten geçmiyoruz. Kalleş bir darbe teşebbüsü atlatıldı. Bu süreçte ihanet eden, darbeye teşebbüs eden, doğrudan veya dolaylı destek verenlerin, puslu havadan yararlanıp şehirleri işgal etmeye kalkan teröristlerin, teröre ve şiddete açıkça söz ve eylemleriyle katkı sağlayanların cezalandırılmasına hiç kimsenin itirazı olamaz. Aksine, cezalandırılmazsa adalet sağlanmış olmaz.

    Ama ölçü belli; darbeye, teröre ve şiddete söz veya eylemle açıkça destek olmak. Bunun dışında kalan insanlara suçlu muamelesi yapmak haksızlık olur. Çünkü, eğer hassas davranılmazsa dini ve felsefi inanç, ifade, teşebbüs ve örgütlenme gibi özgürlüklerin kısıtlanmasıyla sonuçlanabilir.

    1960 ihtilalinin, 1982 askeri darbesinin ve 28 Şubat’ın üniversiteler üzerindeki uygulamaları toplumda hâlâ kapanmayan bir yara. 28 Şubat’ta bütün dindar öğretim üyeleri idari görevlerden alındı; bir üst unvana terfi ettirilmedi. Hiçbirinin, kendi inancını yaşamaktan ve düşüncesini ifade etmekten başka bir talebi olmamıştı. Askerlerin “Doçentliğini veya profesörlüğünü onaylamayın” diye telefonlarına şahit olduk.Dahası muhatap ve maruz kaldık.

    İnsanların hak ve hürriyetlerini, üniversitelerin özerkliğini, bilimsel özgürlüğü savunmak hepimizin görevi, ama en çok da “Kendi nefsin için istemediğini, başkaları için de isteme” öğüdüne muhatap olanların…

  8. Geçmiş,geleceğin göstergesiyse..
    İşi,kişinin aynası ve aynaya bakınca kendisini görüyorsa..
    En umulmayanın,”esrarı derun”u(derin sır) keşfedebileceği söz konusuysa
    Muhalifleri “kör ve aptal” sayma gafletse
    “Deme var mı ben gibi,bir muhaif rüzgar eser,savurur harman gibi” özlü sözü gerçeğin ifadesiyse..
    Güneş,balçıkla sıvanamazsa..
    “Ey iman edenler,yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında büyük kusur ve kabahattir.”(Saf suresi.2-3)Mutlak gerçek olduğuna göre..
    “Öğüt vermek değil,örnek olmak” önemliyse..
    “Kötülerin kazanması için,iyilerin seyirci olması yeter.”se,bu gerçekleri özümseyip,gereğini yapalım.

  9. kanal D nin ortada olduğunu düşünen kaç kişi var bilemiyorum. oyu hayır olduğu için çıkarılmışsa şayet, mağdur yaratma amaçlı olsa gerek. iktidarın bir parça fazla gözükmesi şartlar itibarıyla normal değil mi. kim iktidarda olsa bu lüksü olacaktır. ama ben hayır cephesinin gücünün az olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. kendi kanallarının yanı sıra coşkuyla destekleyen kanallar var. bazı ünlü gazeteciler halk toplantıları düzenlemeye çoktan başladılar. radyolar var. muhalif gazetelerin sayısı hiç te az sayılmaz. doğal olarak hayırı destekliyorlar. sosyal medya da çok güçlüler. geçenler de haberler de çekilmiş enteresan hayır videoları izledim, yakında görmeyen kalmaz. kredi derecelendirme kurumları referandumla ilgili yaptıkları açıklamalarla hayır cephesine ellerinden gelen yardımı yapıyorlar. standart & poors açıklamalarına bakılabilir…yurtdışındaki bazı malum çevreler ve lobiler hiç durmadan hayırı destekliyor ve tek adam sistemi, diktatörlük sistemi geliyor propagandası yapıyorlar . pkk nın ileri gelenlerinin açıklamaları var. özellikle cemil bayığın açıklaması internette var dinlenebilir. referandumda hayır çağrısı yaptı ve pkk nın sonunu getirebilir korkusunu paylaştı…pkk, tkp/ml, thkp-c/mlspb, mkp, tkep-leninist, tikb, dkp, yrk, Devrimci Karargah ve mlkp, birleşerek hbdh terör örgütünü kurmuştu. hbdh; referandumdan “hayır” çıkması için direniş çağrısı yaptı. hdp nin çalışmaları ve çağrıları var. bazı devletlerin el altından bazen de açıktan gösterdikleri sıkı muhalefetleri var. mitingler herkes için var. herkesin kapı kapı dolaşma şansı var. ki chp bile hiç tarzı olmamasına rağmen seçmenin ayağına gideceğini söyledi. şartlar çok ta adaletsiz gözükmüyor…
    renkli bir referandum süreci yaşamamak için bir sebeb yok. herkesin oyu saygıyı hak eder. anladıklarımızı paylaşmak tartışmak hepimizin hakkıdır…fehmi bey maddeleri tek tek ele alıp fikirlerini paylaşsa ve tartışmaya açsa konulu çağrımı yineliyorum. tam zamanıdır…

  10. Öncelikle ülkemizde ‘medya’nın halk kitleleri üzerinde ki etkileme ve yönlendirme gücünün hakkını verelim.

    Aslında bir ‘kuvvet’ olma hasebiyle, siyasete yön vermiş, hükümet yıkıp hükümet kuran bir insicamı da var ülkemiz medyasının…

    Halkımız, haber ve aktüel olarak özellikle ‘görsel medya’dan beslenmekte ve bu alacağı kararlarda etkili olmaktadır. Halkın medyadan öğrenme arzusu, araştırma ve ‘okuma’dan daha önde gelir.

    Şimdi ülkemizde bir kuvvet olarak medya, hızlı dönüşümü sayesinde gücünü iktidardan almış, tek taraflı yapısı ile de iktidarın yayın organı olma işlevini üstlenmiştir ki, böyle de bilinmektedir.

    Dahası, medya hep güçlünün yanında olmayı yeğlemiştir. Gücünü nereden alıyorsa hep oraya evirilmeyi de becermiştir. Bu hep tekerrür eder, durur.

    Bağımsız yargı ve yasama erkleri kadar bağımsız medya da elzem bir ihtiyaç vardır. …her zaman.

    Halk, son 3-5 yıl içerisinde çok hızlı değişen ülke ve dünya gündemini kavramakta zorlanmakta ve bunun açlığını çekmektedir. Bu açlığını giderme yollarını hışımla aramaya koyulurken de sosyal medyada takip edilme, paylaşımlarından dolayı cezalandırılma korkusunu da yaşamaktadır.

    Gelip dayandığı yerde, kader oylamasında halk, sezgisiyle, hisleriyle, ferasetiyle ve iletişim kanallarından edindiklerini de harmanlayarak bir karara varacaktır.

    Kararsızların kararsızlığı, son ana kadar da devam edeceğe de benziyor.
    Karar vermiş olsalar bile, referandum sonrasında ülkenin içinde bulunduğu belirsizlikleri, sihirli bir elin değiştirmesini de beklememektedirler.

    Referandum sonrasındaki belirsizlikler, halkın ‘karasız’ olmasının en büyük nedeni galiba.

    Her iki cenahta kararını vermiş olanların tercihini tarafgirlik ile açıklayabiliriz belki, ama kararsızların % 15-20 ye tekabül etmesini, ülkenin geleceğine duyulan endişe ve kafa karışıklığı ile açıklıyor olmak yersiz olmaz herhalde.

    Medyayı ve olabilecek diğer mecraları da kullanacak olsa da taraflar, referandumda en etkili ”asıl mecra” harekete geçirilebilen ‘‘toplumsal vicdan’’ olacaktır.

  11. Fehmi bey medya okadar insanlar üzerinde etkili deyil artık bilhassa tv ler eğerki yazılanlar ve konuşulanlar ın etkisi olsa idi bu refarandumun olmamasından yana tavır aldınız bütün yazılarınızda etkisi oldumu bilmem. başkalalarının fikrine saygı deniyor ama malesef hiç birimiz saygı göstermiyoruz dolaylıda olsa başkalarının üstünde hükümranlık kurmaya çalışıyoruz. bir şeyi tesbit ettimki bu yasa deyişikliğini okuyup ne demek is te diği ni toplumun yüzde kaçı okuyup inceledi benim sorduklarımdan hiç.belki yüzde on. tv tartışmalarında ve köşe yazılarına baktığında hiç biri gerçeği yansıtmıyor hep yanlı ve varsayımlara dayanıyor işte bu sebebten hani diyorlarya toplum ikiye bölündü karpuzgibi karpuzu iki ye bölmeden yenmez koca karpuzu kırmadan yiyecek deyilsinizya aslında toplum bölündü diyenler tek tip toplum istiyor milli şef dönemigibi gibi hani konuşuluyorya Diktatörükmü gelsin. ölmüş birinin diktatörüğünde yaşamaktansa yaşayan birinin diktatörğünü tercih ederim belki o vicdanlı olur ama öbürkü ölmüş vicdan zaten kalmamış .vesselam.

  12. Evren 82 Anayasası ile seçime girdi, %92 oy aldı. Sonra Özal’ın seçilmesine karşı çıktı. Özal iktidar oldu. Halk 7 Haziran’da basına kulak verdi. Etkisi %10 civarında bile olmadı. 1 Kasım’da kimsenin beklemediği oyu AK Parti’ye verdi. Erdoğan’ı %52 ile seçti.
    Bu seçim Sermaye’nin oyunudur. Yapmakta olduğu ikinci darbe hareketine hazırlıktır. Bir taraftan başkanlık seçimi ile halkı ve hükümeti oyalarken, diğer taraftan olağanüstü hal uygulaması ile halkı AK Parti’den ve devletten soğuttu. Askerleri yıpratarak etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Bunda ne kadar muvaffak olacaktır?
    Türk Milleti İkinci Cihan savaşında, Cumhuriyet inkılaplarında, demokrasiye geçişte, 1960’larda, 70’lerde, 80’lerde, 90’larda, 2000’lerde, 7 Haziran’da ve 1 Kasım’da hep isabetli oy kullanmıştır. Şimdi de isabetli oy kullanacaktır. ‘Hayır’ diyecek ve Erdoğan’a oynanan oyunu boşa çıkaracaktır. Erdoğan ‘Hayır’ çıktı diye makamı terk edip gitmeyecek, istifa edip başbakan olabilir. ‘Evet’ çıkarsa devlet iki başlı olacak.
    Türkiye Devleti meclisli bir devlettir. İstiklal Savaşı’nı meclis kazandı. Meclis hiçbir zaman dağıtılmadı. 60’larda askerler iki sene içinde yeni anayasayı sivillere, ilim adamlarına hazırlatıp seçime gittiler. 80’lerde Evren kurucu meclisi oluşturdu ve yine iki sene geçmeden seçime gitti.
    Anayasamızın diğer hükümleri değişmedi. Devletimiz meclisin hâkimiyetine dayanan bir devlettir. Başkan bu durumu nasıl çözecek? Devlet başkanı olarak anayasayı mı değiştirecek? Erdoğan devlet başkanı olarak kalabilecek mi? Bütün bunlar meçhul. ‘Evet’ demek karanlıklar demektir.
    60 gün sonra asıl inkılap bende olacaktır. ‘Hayır’ çıkarsa 60 yıldır dayandığım Kuran ve ilmin verilerini doğru anlamış oluyorum. ‘Evet’ çıkması benim yanılmam anlamındadır. Ben o zaman şaşkına dönecek, ondan sonra ne yapacağımı, ne yazacağımı bilemeyeceğim.

  13. Fehmi Merhaba,

    Uzun zamandir (Zaman Gazetesi zamanindan beri) yazilarini takip ediyor ve yararli buluyorum. Bu arada okuyucularin yorumcularindan da yararlandigimi belirtmeliyim.
    Cumhurbaskanligi sistemi ile ilgili Anayasa degisikligi icin halkin nasil oy verecegini tam olarak kestirmek mümkün değil tabi. Senin de belirttigin gibi hızla değişen medya duzeni, son uygulamalar vb halkin secimini etkileyebilecek gelismeler. Nihayetinde, halk ne derse kabul edilir ve hayat devam eder. Sonuç “Evet” çıkarsa Tayyip Erdoğan 2019 da adaylığını koyar, kazanırsa Cumhurbaşkanlığına devam eder. Sonuç “Hayır” çıkarsa, Tayyip Erdoğan 2019 da Cumhurbaşkanlığına adaylığını koyar, kazanırsa Cumhurbaşkanlığına devam eder.
    Her nekadar degisik faktorler olsa da halk genellikle gorusune yakin buldugu partinin secimine gore oy kullaniyor. Tayyip Erdogan kizanlar “Hayir”, sevenler de “Evet” oyu kullanma meyilli. Eger bu halk oylamasinda AKP ve Tayyip Erdogan “Hayir” deseydi, onun karsisinda olanlarin cogu “Evet” diye savunacaklardi. Oyle olunca, son secimle (Kasim 2015) ilgili bilgilere bakip bir analiz yapmak mumkun. Son secimdeki orlar:
    Geçerli oy sayısı = 47.480.231
    AK Parti = 23.681.926 (%49,5)
    MHP = 5.694.136 (%11,90)
    CHP = 12.111.812 (%25,32)
    HDP = 5.148.085 (%10,76)
    Ötekiler (yaklaşık) = 1.200.000. (%2,5)

    Gözlemler:
    (a) AKP + MHP = %61,4. Bence bu yüzde, “Evet” oy oranının muhtemelen üst tabanı. Bazı yazarlar “AK Parti” %70-%80 bekliyor gibi rakamlar veriyorlar. Bu rakam çok yüksek. Bu oranlar herhalde kasıtlı veriliyor. Hani sonuç %52 ”Evet” çıkarsa, “AK Parti kendini dev aynasında görüyordu. Halk onlara ceza verdi, beklediğinin çok altında oy aldı” gibi bir atakla “Evet” sonucunda bile AK Parti’yi eleştirebilmek için şimdiden hazırlık yapiliyor gibi geliyor. Kurnaz ve akilli yazarlar goruslerini, sadece su gunler icin degil, ileride yazacagina da simdiden zemin hazirlayacak bicimde sunarlar.
    (b) AK Parti ve MHP’nin seçmenlerinin hepsinin de “Evet” oyu kullanmayacagi biliniyor. Özellikle MHP seçmenlerinin bir kisminin “Hayır” diyeceği kesin. Varsayalım ki, AKP seçmeninin %10 u, MHP seçmeninin de yarısına yakını (% 40 diyelim) “Hayır” oyu kullandı. Bu durum da bu iki partinin oy toplamı (yaklaşık) 24.730.000 oluyor, yani %52. Verdiğim yüzdeler “hayir” alternatifi lehine olan yüksek oranlar; MHP secmeninin %40 nın “Hayır” oy kullanma ihtimali çok düşük. Bu arada, aile ortamında yapıldığı söylenen sonuçları da analize ekleyelim. Bu “Hayır” oylarının nedeni olarak da FG etkisi ima ediliyor. (Siz FG yi FETÖ grubu ya da Fetullah Gülen diye okuyabilirsiniz, tercih sizin). Burada kastedilen, FG den haksız yere göz altına alınanlar. Onlara gelince, haklı olarak göz altına alınanlar zaten son seçimde AKP’ye oy vermediler. Diyelim ki göz altına alınanların 50.000i suçsuz. (Bu rakam çok yüksek, bu kadardır anlamı çıkmasın. Hesap için yüksek rakam kullanıyorum). Yine varsayalım ki bunlar ve yakınları son seçimde AKP’ye oy verdiler. (Bunun da doğru olduğunu pek sanmıyorum). Bu 50.000 seçmen ve her bireyin 9 yakını “Hayır” oyu kullandigini dusunelim. Yani, 500.000 seçmen daha “Hayır” diyecek. AKP den %10 kayıp, MHP’den %40 kayıp, FG operasyonunda da 500.000 kayıp rakamlarını dusunursek “Evet” oy sayısı hala 24.230.000. Yani, bu da yaklaşık %51 gibi. Bu arada, CHP, HDP ve öteki parti secmenlerinden az da olsa “Evet” oyu verenler olacaktir herhalde. Sözün kısası, hesaplar pek “Hayır” li gözukmuyor. Tabi, %51 gibi bir oranla “Evet” cikarsa, tamam secim bitmistir, isimize bakalim deniolmeyecek. Anayasa gibi onemli bir kanunun daha yuksek oranda kabulu lazimdi tezleri islenecek.

    Not: Kabaca bir hesap yaptım. Bu analizin birçok varsayımı içerdiğinin farkındayım

      • Kasım 2015 seçimi 15 yıl önce değildi, sanıyorum 15 ay önce demek istediniz. İnsan hep kendi görüşüne benzer kişilerle konuştuğunda başkalarının da onlar gibi düşündüğünü zanneder. Örneğin, benim CHP’li tanıdıklarım da her seçim öncesi iktidara geliyoruz diye ümitlenirler. Onun için biraz da gerçeklere bakmak da yarar var. Ben sadece rakamlarla “Hayır” olma olasılığının çok düşük olduğunu göstermeye çalıştım. Elbette, gerçek sonucu halkın oyu belirleyecek

YORUM YAP