Tillerson ziyareti vesilesiyle benim Türk-ABD ilişkileri tarihim

6

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un Ankara temasları Türkiye-Amerika ilişkilerinin son zamanlarda seyrettiği ‘en kötü’ durumdan uzaklaşabileceği umudunu verdi.

Yorumlara bakıyorum, neredeyse herkes bu umuda yatırım yapmış görünüyor.

Umarım beklendiği gibi gelişir her şey: Amerika Türkiye’nin PYD/YPG konusundaki hassasiyetini anlar, özellikle Menbiç’te DEAŞ’ın yenilgisi sonrasında gerçekleşen demografik kaydırmalar işlevsiz hale getirilir ve sınırlarımızın güvenliği bu yolla tesis edilir…

Bilgilendirme yapılmamış görünüyor

Tabloda beni rahatsız eden bir ayrıntı var. Küçükçe bir ayrıntı, ama önemli: Görüşmelerle ilgili izlenimler herkesin önünde yapılan konuşmalar ile bizim tarafın verdiği bilgilerden edinilme; Tillerson’un basın toplantısında söyledikleri ile bakanlığın resmi açıklamalarından…

Amerikan tarafının görüşmeleri nasıl değerlendirdiğini şimdilik bilmiyoruz.

Benim gelişmeleri Ankara’da gazete temsilcisi sıfatıyla izlediğim dönemlerde, şimdikine benzer muhataralı ortamlar söz konusu olduğunda, taraflar kendi bakış açılarının bilinmesini ister, izlenim paylaşırlardı.

Özellikle Amerikalılar bu konularda hassastırlar.

Resmi ziyaretler öncesinde, ABD, Washington’da görev yapan Türk meslektaşları bilgilendirir, Ankara’da da birkaç gazeteci büyükelçiliğe davet edilerek görüş aktarılırdı.

Ya bizzat katılmışımdır o bilgilendirme toplantılarına, ya da katılan arkadaşlardan bilgi almışımdır.

Haberler genellikle iki taraftan derlenmiş görüşler eşliğinde kaleme alınır, yorumlar da edinilen bilgiler üzerine otururdu.

Tansu Çiller’in başbakan olarak Washington’a gerçekleştirdiği ilk ziyarette, Amerikan tarafı, geziyle ilgili beklentilerini Washington’da görevli Türk gazetecilerle önceden paylaşmak yerine, bizlerin de ABD başkentine varmamızı beklemiş, görüş aktarmayı da Ulusal Güvenlik Konseyi’nden bir kadın albaya bırakmıştı.

Gazetecilik açısından en verimli ABD ziyaretlerinden biri o olmuştu.

Baba Bush’la başlayan Amerikan yetkililerinin Ankara ziyaretlerinde de bir çok kez büyükelçilikte düzenlenen bilgilendirme toplantılarına çağrıldığımı hatırlıyorum.

Ankara’da büyükelçileri yok

Sorun da galiba şurada düğümleniyor: ABD’nin şu sıralarda Ankara’da büyükelçisi yok… Son büyükelçi John Bass, biraz da ‘istenmeyen adam’ ilan edilmekten kurtulmak için, vaktinden önce bir başka göreve atandı ve ülkemizden ayrıldı.

Aylar oluyor…

O gün bugündür Ankara’da büyükelçi düzeyinde temsil edilmiyor ABD.

‘Maslahatgüzar’ kim, onu da bilmiyoruz. İki günlük gezisi sırasında Tillerson’un yanı başında ev sahibi gibi davranan bir Amerikalı gördüğümü hatırlamıyorum.

Vardır mutlaka, ama sıradan bir diplomat olduğunu sanıyorum.

[Baktım, varmış, ABD’nin Ankara maslahatgüzarının adı Philip Kosnett…]

Bugünküne benzer gerilimli bir ortam, ABD ile Türkiye arasında, Eric Edelman’ın büyükelçi olarak Ankara’da bulunduğu dönemde de yaşanmıştı. 1 Mart tezkeresinin Meclis tarafından reddinden (2003) sonra atanan Edelman’ın yaptığı açıklamalar siyasiler tarafından küstahça bulunmuş, Başbakan Tayyip Erdoğan kendisine aylarca randevu vermemişti.

Görev süresi dolmadan istifa edip Haziran ayında (2005) ülkemizden ayrılmıştı Edelman. (Şimdilerde Türkiye ve özellikle AK Parti ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan aleyhine raporlara veya makalelere imza atıyor).

Yerine atanan Ross Wilson gelene kadar, yerine, maslahatgüzar olarak Nancy Mceldowney bakmıştı. Bayağı bir büyükelçi gibi davranmıştı o ara dönemde Nancy Hanım.

Dahası da var: Son büyükelçi John Bass’ın Kongre’den onanması süreci uzayınca (2014), ABD, ilişkiler zarar görmemesi için, Ankara’daki büyükelçiliği kıdemsiz bir diplomata bırakmak yerine, daha önce büyükelçilik yapmış Ross Wilson’u ara dönemde geçici görevle maslahatgüzar olarak Ankara’ya göndermişti.

Şimdi ise Ankara’ya yeni büyükelçi atamak için Washington’da herhangi bir kıpırdanma görülmüyor.

Ben bu durumu garip karşılıyorum.

Sıradan bir geziymiş gibi geldi Tillerson

Garip karşıladığım bir ayrıntı daha var: Bölgede ABD’nin ciddi görüş ayrılığı yaşadığı ve ilişkilerinin kopma noktasına yaklaştığı tek bir ülke var: Türkiye… Sorunu çözme görevi de ülkesinin en tepe diplomatı olarak Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’a verilmiş, bu belli.

Peki Tillerson ne yapıyor, atlayıp hemen Türkiye’ye mi geliyor?

Hayır. Önce Mısır, Kuveyt, Ürdün ve Lübnan’a uğruyor, sonunda Ankara’ya ayak basıyor.

Bölge gezisi içerisinde bir durak haline geliyor Ankara ziyareti.

Lübnan’da, herhalde neden geldiği bilinmediği için olacak, istiskale uğratılmayı da sineye çekmesi gerekiyor ABD Dışişleri Bakanı’nın: ABD bayrağı bulundurulmayan bir ortamda kendisiyle görüşen Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aoun, hem konuğunu bir süre bekletiyor, hem de o bekleme sırasında kendisine bir bardak su bile ikram edilmiyor.

[“ABD Yüzyılı’nın sonu mu geliyor?” yazımı hatırlamışsınızdır.]

Bereket bizde öyle bir diplomatik nezaketsizlik yaşanmıyor.

Her şey nazik, hem de olağanüstü nazik götürülüyor Ankara’da.

Temennimi tekrarlayayım: Umarım, her şey beklentilerimiz istikametinde gerçekleşir.

ΩΩΩΩ

6 YORUMLAR

  1. Sahi “DÚŞMANIMIZIN” bir dostu ile 4 saate yakın ne konuşuldu? Ústelik o “DOST”da ne hikmet varsa tek başına TC en us düzeyindeki yetkili ile görüşürken tek bir not dahı tutmuyor.
    Bu işte bir bit yeniği var ki sayın koru iki gün üst üste aynı konuyu yazma gereğini hissetti.
    Díş politikada ne kadar başarılıyız.
    Dışarıya karşı biz bir “hukuk”devletiyiz deriz aynı gün birgün öncesine kadar terörist dedíğimizi ertesi gün hapisten çıkarıp özel uçakla dışarıya gönderirken diğer tarafdan 70/ 80 yaşlarında olan her darbede darbecilere karşı çıktıkları için yargılanmış olanlalari de darbeye kalkıştıkları gerekcesi ile ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptıran bir hukuk devletine diğer devletler tıpkı 15 Temmuzu ne kadar ciddiye aldılarsa bunu da “hukuk devletini” o kadar ciddiye alirlar.
    Bunu da Dünyaya göstermek için Tillorsan gibi yaparlar.
    Halk olarak biz de uyuymaya devam edelim.
    Zaten bize yakışan da bu.

  2. ABD Sıkıntıda
    ABD başkanlığına kıl payı başkan seçilmiş ve Sermaye 15 Temmuz’da Trump’ı seçtirmiştir. Şimdi herkes Tillerson’dan şüphelenmektedir. Başkan ve onun yanındaki yöneticileri kimseye inanmamaktadır. İstihbaratı laikiyle yapmıyorlar. Değişik kimseler Türkiye ile doğrudan temas kurmuş ve yüz yüze görüşerek düşüncelerini öğrenmiştirler.
    Osmanlılar tebdili kıyafet yapar, doğrudan camilerde dolaşırlar ve halkın konuşmalarını doğrudan haber alırlardı. Kırgızistan’da Akayev her hafta halkla açıktan görüşürdü. Her başvuran toplantıya katılırdı. Biz kendisiyle görüşememiştik. Biz de halkın arasına katılıp toplantısına gittik. İlk biz kabul etti. “Senin adını görünce sekreteri de getirdim” dedi ve beni dinledi. Kendisine rapor verdim.
    Erdoğan’ın da kimseye güvenmemesi, halkla doğrudan temas kurması gerekir.

  3. “Gazetecilik açısından en verimli ABD ziyaretlerinden biri o olmuştu.” demişsiniz Sn Koru… Sizin katıldığınız tüm dış geziler çok başarılı; son gezilerin de son derece başarısız olduğunu farkettim bu vesilyle…

  4. Ortadoğu’da şu an bu kadar çok sayıda aktörün cirit atıyor olması ABD’nin etkinliğinin azaldığının ve ABD’nin eskiden olduğu gibi ”yönetilemediğinin” ve bir ”yönetim karmaşası” yaşadığının belirtisi olsa gerek.

    Hem ABD’nin bölgede diğer güçleri yok sayıp bir marjinal grup (PYD/YPG) ile iş tutacak kadar aleni olması ve diğer Arap ülkeleri ile müttefiklik ilişkisini geliştirmesi yeni bir Ortadoğu tasavvuru geliştirdiğini de gösteriyor..azalan etkisini belirli sınırlarda tutmak adına.

    Bir de Tillerson’nun diğer Arap ülkelerini ziyaretinden sonra Türkiye’ye gelerek Suriye’nin yeniden inşasında pay ve rol dağılımı içerisinde olduğu da gelen bilgiler arasında.

    Yani IŞİD’i Afganistan’a taşımaya başlayan ABD, Ortadoğu’yu yeniden inşaa sürecine sokarken yeni ”inşaa” alanları da açma peşinde ve her ne kadar yönetim karmaşası yaşıyor gibi görünse de bu onun gücünün doruğunda olduğunu da gösteriyor. Bunu Rusya Dışişleri bakanı Lavrov’un ABD’ye yönelik demeçlerindeki sitem dolu dilden de anlamak mümkün..nitekim Suriye’de en son öldürülen kırk kadar Rus askerine karşılık bir tepki de görmedik.

    Evet ”ABD yüzyılının sonuna yaklaşılıyor olabilir” ama bu çok yakın olmayan bir yakın gelecek ve bu oluncaya kadar bu bölgede ve dünyada çook analar ağlayacak… Ve malesef dünya ekonomisinin lokomotif gücü de ”silah sanayi”…

  5. Ben de sizin gibi fazla iyimser değilim. Olmak için bir sebeb aradım ama bulamadım. Takke düştü kel göründü bir defa…

    ABD ile ilişkilerimiz asla iyi olmadı gerçeği 15 temmuzdan sonra çok netleşti. Bilmediğimiz bir şeyi öğrenmekten çok meselelerin üzerindeki toz tabakası kalktı sanki…dostluk masalı sona erdi.

    ABD sadece İsrail ile dosttur ağabey kardeş ilişkisi gibi. Ağabey israildir tabii. Kudüs meselesi maddi manevi derin bir mesele olması hesabınca ne Suriye de ne Ortadoğu’da kimseye özellikle de bize rahat yok. Coğrafya kaderdir derken sadece topraktan enerjiden halklardan bahsetmediğimiz açıktır herhalde…kul işler kader gülermiş.

    ABD Dışişleri Bakanı ziyareti hangi amerikanın ziyareti acaba. Pentagon centcom CIA FBI ve saz arkadaşlarını da temsil edebildi mi acaba bay Rex. Hiç sanmıyorum. Amerika artık saygın bir ülke değil. Kaos hakim kurumlarında. Sadece gücü olan bir zorba ve bu kaos onu herkes için çok daha tehlikeli yapıyor bu durumda…Sözüne güvenilmez. Güvenin yeniden inşa edilmesi bence imkansız. Güvenli mesafede tutabilmeyi umalım hiç olmazsa.

  6. Bir devletin dişişleri bakanı tek başına kendi tercümanına dahi güvenmeyip mevkidaşi olan diğer devletin dişişleri bakanı aracılığı ile aynı devlettin C Başkanı ile üçbucuk saat dan fazla görüşmesinın sırrı ne acaba?
    Ben de kendi kendime ne soruyorum, sankı Trump’i hıç tanımıyormuşum gibi.
    Yarın kalkar Türkiye’ye nota verdik derse hiç şaşırmam. Hani bizde bir laf var, minareyi çalan kıııfını hazırlar diye. Amerkalılar kendi aksanları dışındakileri pek anlamazlar. Geçen yıl Avustralyalı bir gazeteci seneto başkanına bir soru sordu adam onu anlamadı, gazeteci birkaç kez tekrarlamak zorunda kalmıştı.
    Dışişleri bakanı Çavuşoğlu’nun da aksanı değişik, Tillerson onunla nasıl anlaşabildiki?
    İnşAllah hayırlısı olur.
    Şeytanın doğru söyleyeceğine inanırım da, Trump’a inanmam.
    Bunlar büyük bir ihtimal bize silah satmışlardır. Sanki NATO Trump’un umurunda, o bir an önce natonun faaliyetlerini nasıl durdurabilirim diye uğraşıyor.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here