Ülkenin en temel sorunu, benim de kişisel sorunum oluyor…

47

Her sabah yazı masasına “Bugün şöyle kallavisinden bir ‘Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak’ yazısı yazayım” niyetiyle oturuyorum; ancak okurlarla paylaşılır hale getirdiğimde, yazımın, niyetimin çok uzağında kaldığını kendim de fark ediyorum.

Önceki gün ve dün öyleydi, korkarım bugünün yazısı da onlardan çok farklı olmayacak.

Türkiye’deki baskın hava, bugün, -ister muvafık ister muhalif olun, fark etmiyor- düşündüğünü bütün açıklığıyla ifade etmeye izin vermiyor. Pek çok yazarın yazılarını “Böyle yazmış, ama gerçekte ne anlatmak, ne demek istemiş?” sorgulamasına tabi tutmak gerekiyor.

Geçmiş iktidarlar döneminde, o iktidarı ellerinde tutanlar hangi çizgiden olursa olsunlar, lafı eğip bükmeden ifade etmek mümkün olabiliyordu; bugün o rahatlıktan uzağız. Lafın kendisi kadar onu nasıl söylediğiniz, yazıda anlattıklarınız kadar onu nasıl ifade ettiğiniz de önemli.

Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

Polemikte ilkelerim

Yazı hayatım boyunca pek çok kalem tartışmasına girmem gerekti. Her seferinde, daha yazı hayatımın en başlarında kendime koyduğum ilkelerden hiç şaşmadım. İlk ve en önemli ilkem şuydu: Biriyle ilgili bir iddiada bulunacaksam, o iddiayı destekleyecek yazılı veya sözlü kanıtlarım olmalı. Bir diğeri de şu: Cevap vereceğim zaman, muhatabımın söz veya yazısını hiç eğip bükmeden, gerçeğinden saptırmadan, olduğu gibi ve aynen alıntılayarak sunmak…

Muhataplarım ise bana karşı genellikle bu iki ilkenin tam tersini yapma yoluna gittiler.

Hiç değilse büyük çoğunluğu…

Saldırırken benim yazdıklarımı okurlarıyla paylaşmak yerine, kendi kafalarına göre saptırıp değişik -ve genellikle iğrenç- biçimlere soktukları görüşleri bana mal etmeyi marifet saydılar.

Okurlar bir başka özelliğimi daha kendiliklerinden fark etmişlerdir: Biriyle ilgili bir konuyu paylaşmam gerektiğinde, eğer muhatabın hazımsızlık çekeceğini, rahatsız olacağını düşünmüşsem, ismini açıkça yazmaktan çekinirim; sadece kendini her görüşe açık tutan ve okuyan okurun kimden söz ettiğimi anlayabileceği bir üslubu benimserim.

Bu sebeple, yıllar önce yazdığım bazı yazıları zamanından çok sonra okurken, bazen “Burada ismini vermeden bahsettiğim kişi kimdi?” diye hayli zorlanmam bile gerekebiliyor.

Nerde o günler…

Şimdilerde eline kalemi geçiren derhal Cellat Kara Ali‘ye dönüşebiliyor. Yalnızca sosyal medyada değil, günlük gazetelerde, hatta herkesin izlediği ekranlardaki tartışma programlarında bile.

Terbiye, edep, nezaket gibi ahlaki erdemler medyada çoktandır unutuldu.

Çelişkili mi geldi buraya kadar yazdıklarım?

Yazar var, bir de başka tür yazar var

Bir yandan bugünlerde her şeyin açık seçik yazılamadığını, gerçeklerden ancak bin dereden su getirecek biçimde söz edilebildiğini, her yazının “Acaba ne demek istedi?” sorgulamasına tabi tutulması gerektiğini ileri sürüyorum… Öbür taraftan da, ölçüsüzlüğün hakim olduğunu, şereflerin ayaklar altına alınabilecek bir üslubun benimsenebildiğini…

İki farklı ve birbirine ters gibi görünen bu tablo aslında aynı manzaraya ait. Bugünün tablosu bu.

Yalnız kişiler değişik.

Dandun konuşabilen, her türlü seviyesizliği muhatabının üzerine bocalayabilenler ile sözünü veya yazısını ancak özel sorgulama sonucu anlayabildiğiniz kişiler farklı insanlar…

Her iki tarzda görüş açıklayan tip de var bugün. Seçin, beğenin, alın veya bırakın…

Galiba üzerinde derin düşüncelere dalmamız gereken bir durum bu.

Ülkemizin karşı karşıya kaldığı devasa sorunları rasyonel ve bilgiye dayalı bir biçimde ele alıp doğru-yanlış değerlendirmesine tabi tutmak, bunu yaparken üzerinde herhangi bir kısıtlama etkisi duymamak zor bugün. Hiç değilse bazı yazarlar ve yorumcular için zor.

Buna karşılık, fincancı katırlarını ürkütmemeyi bir tarafa bırakın bağa destursuz girebilen yazarlar ve yorumcular da var ülkemizde; ama onların da bilimsellik, rasyonalite, doğru-yanlış muhasebesi gibi hassasiyetleri bulunmuyor.

Zaten bu ikinci gruptakilerin ülkenin sorunlarını ele alma niyetleri de yok; onlar, görüşlerini açıklarken ıkınıp sıkılan birinci gruptaki pek az yazar ve yorumcuyu bunu yapamaz hale getirmeyi kendilerine iş, bunun için de her türlü acıtıcı, incitici, yaralayıcı saldırı aracını kullanmayı da yöntem edinmişler…

Sorunlar çözülmüyor büyüyorsa…

Üzerinde düşündüğüm her konu, bana, “İşte bu yüzden ülke sorunları çözülemiyor, büyüyor” dedirtiyor.

Dış politika da böyle, ekonomi de, iç siyaset de…

‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ‘yeni ekonomik modeli’ ilgili bakan tarafından sunulacak bugün; en büyük merakım şu: Yeni model bakalım benim keşfettiğimi sandığım ülkenin bu temel sorunu açısından ne ipuçları verecek?

Meraklısına not:

Necip Fazıl İzmir’de.. Masada oturan Adil Aktuğ, onun yanındaki Süleyman Karagülle.. Sehpanın üzerinde TEK YOL dergisi..

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak” Necip Fazıl Kısakürek‘in içinde en hafifi “Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç  / Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç” mısraları olan ünlü ‘Destan’ şiirinin giriş mısraıdır.

Aynı şiirin son iki mısraı da şudur: “Ah, küçük hokkabazlık, sefîl aynalı dolap; / Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp.”

Şiir 1947 yılında yazılmıştır ve iktidardaki CHP’nin koyduğu ‘İnönü Sanat Armağanları’ yarışmasında o yıl büyük ödüle Necip Fazıl lâyık görülmüştür .

ΩΩΩΩ

47 YORUMLAR

  1. NFK 1940 lı yıllarda 1. cumhurbaşkanına methiyeler düzerdi. onun için ona o ödülü verdiler. inanmayanlar BD dergisinin veya gazetesinin ilk 13 sayısına bakabilir.

  2. Sahi bizdeki 600 vekil ne ile meşguller?
    Yoksa onların derdidemi belediye seçimleri?
    Trump hem kendini hemde oğlunu yargının elinden kurtarip millet vekili genel senetor ara seçimlerde seçmeni nasıl oyuna getireceğini bizdeki rehin tutulan hiristiyan din adamını kullanarak seçim kazanma gayesinde olduğu için şu an öğle bir derde kalmamışa benziyor. Büyük bir ihtimalle bizim heyetın ona güzel haberler götürmüş olabilecegi.

    Bence O haberler Kasımda ABDe yapılacak 2. tur seçimler ve bizde Martta yapılacak belediye seçimlerinin erkene alınacağinın ve ayni zamanlara denk getirebilecekleri müjdesi olmalı, Trump şu an çok murtlu gözükju yor.
    Zaten Erdoğanda onun için en iyi ortak cünkü onunla konuşunca telefonları Putinle konuştuğu gibi dinlenmiyor.
    Trump ın ikinci bir hayelide NATOYU lağv ettirmek.
    Bu işi en iyi yapabilecek cesarette Erdoğanda var.
    Papazda seçimlerin garantıya alındığı andan ihtibaren hürriyetine kavuşur.

    Not: Trump şimdiye kadar kimi veya hangı ülkeyi hedefe koydu ise, kisa zamanda barışti ve o ülkelerle iyi geçinmeye başladı.
    TRUMP, PUTIN ve ERDOĞAN üçlü bir rakip gibi görünseler dahi onlari kolay
    kollay kimseler onların arasını açamaz.

  3. BURADA TARTIŞMANIN DAYANILMAZ CAZİBESİ.
    Bir çok yorumcudan istifade ediyoruz,birçoğu nun fikirlerine katılmasakta saygi duyuyoruz.
    Ancak öyleleri var ki görevi sadece ona buna çamur atmak fikirleri sabote etmek,tehdit diliyle çaka satmak
    kendinden başka herkesi ülkesini sevmemekle itham etmek.(Dr. sencer bey Acem bey,çobani ve birçokları gibi ülkemizden giden vatandaşlardan herkesin gurur duyması gibi)
    Biz burada oy verip seçtiğimiz yönetim kadrolarının yanlışlarını tartışıyoruz.
    İstikbalımızı ilgilendiren ve bunu yönetimiyle iyi yada kötü yöne sevketme yetkisi olanlara ,durun burası çıkmak sokak ;dememiz suç mu oluyor.
    Mutlak itaat mi isteniyor.
    Biz herkes için adalet derken ne bu dönemi nede eski dönemleri kabul ediyoruz.Türkiyede adalet hiç bir dönemde kimseyi memnun etmemiştir.gelecekte saf ca yinede adalet bir ülkeyi ayakta tutan olmazsa olmaz en temel kurumdur diyoruz.Geçmişte herkes için adalet adil olarak işletilebilseydı,şuanda çok seviyor (acaba neresinden nemalanıyorsun şüpheli)göründüğünüz iktidar olmayacaktı.Biz kimsenin ne halt yediğini bilemeyiz.Biz sadece adaletin evrensel hukuk kurallarının eksiksiz herkese uygulanmasını istiyoruz.Adalet istemek bu ülkede kanunla suç ilan edildi de biz mi bilmiyoruz.
    Genelde her zaman ve mekana uygun yorumlanabilecek eleştiriler getiriyoruz.Herkes kendine göre değerlendirebilir.
    Tartışıyoruz kimseyi ne kadar saçmalasa da hedef göstermiyor tuttuğu takımdan(siyasi tarafgırlıkten)dolayı ayıplamıyoruz.(iktidarları amansız destekleyenler için’ acaba ne karı var’ diye de kendimize sormadan edemiyoruz.
    Kimseyi sevdiği kişi ve eğilimden dolayı suçlama ilkelliğinde bulunamayız.Sadece seçtiğimiz yöneticilerimizin her davranışı bizi etkilediği için yaptıkları ve yapacaklarını ve söyledikleri işleri değerlendirmek durumundayız.
    HERKES BU YAPICI ELEŞTİRİLERİ VELİNİMET KABUL ETMELİ, AKLINA UYGUN GELENLERİ DEĞERLENDİRMELİDİR.
    BÖYLE OLMASINDA HERKESİN FAYDASI VARDIR.

  4. dolar bügün 6.80 gördü.böyle bir gün görmedim.gidişatımız hiç iyi degil.2013 den beri hep kötüye gidiyoruz.
    reis diyenlerin yanıp tutuşanların,bügün agızlarından galiz küfürler işittim.hemde kendi adamlarına.
    işte toplum böyle.cebine,ticaretine dokundumu reişmiş,ümmetin lideriymiş,devletin başkanıymış dinlemiyor.
    tek derdi para (dünyalık) olan toplum böyle olur.sürünmekten geri kalmışlıktan asla kurtulamaz.
    para icin,makam için islam alimlerine bile yıllardır küfür ediyorlar.
    ne kadar yapmayın ,etmeyin dediysemde bildiklerini okudular.özellıikle AKP taraftarları bunu cok yaptı.
    şimdi yenile kafaları dank etmeye başladı.bu seferde reise nameye başladılar.bunlar cok ama cok yanlış hareketler.herkesin kendine ceki düzen vermesi coktan gecmiştir.devlet büyüklerinin ve islam alimlerinin
    acilen harekete gecmesi gerekiyor.senlik benlik bırakılmalı.yoksa durum coook vahim.

  5. Fırsat bu fırsat diyerek içi boş, samimiyetsiz bir parti propagandasına girişmek değil niyetim. Sadece ülkesini ve insanlarını seven, parti fanatizminden uzak sol demokratlığa yakın bir vatandaş olarak yazıyorum. Bu ülkede, özellikle ekonomiye yönelik yaklaşımıyla, diğer bütün partilerden gerçek anlamda ayrışan tek parti Saadet Partisi. Ülkede yaşanan ve gerçek bir tehdit halini alan kutuplaşma, düşmansı hislerle dolu olma sorununu çözme potansiyeline sahip tek parti, dindarların gerçek partisi Saadet Partisi. Bu ülkede bence hepimizi tedirgin etmesi gereken bir ahlak sorunu ve lumpenleşme sorunu var. Bu sorunu çözme potansiyeline sahip tek parti Saadet Partisi. Bu ülkede güvenlikçi ve buyurgan zihniyetle Kürtlere de kaybettiren ilkel bir Kürt milliyetçiliği arasına sıkıştırılıp bırakılmış milyonlarca Kürt vatandaşımızı bu ikilemden kurtarabilecek yegane siyasal parti Saadet Partisi. Giderek hepimize daha çok kan kaybettiren adalet sorunumuzu çözme potansiyeline sahip yegane parti Saadet Partisi.

    Yukarıdaki paragrafı aşağılamayla karşılayacağını bildiğim Reisçi tayfasının söyleyeceklerini biliyorum, sözüm onlara değil. Hemfikir olmadığım ama saygı duyduğum AK Parti’li arkadaşlar da dahil, diğer yorumcu arkadaşlardan bu konuda niçin haklı olmadığımı parti programına dayanarak, aşağılamadan uzak yorumlarla açıklamalarını rica ediyorum. Gerçekten bilmek istiyorum neden Saadet Partisi’ni ciddiye almak istemeyişinizi. Yapıcı, yol gösterici eleştirilerinizi çok içten bir memnuinyetle karşılayacağım.

    • Arada sırada doğru söyleseler ve yapsalar da Saadet Partisi belli bir dünya görüşüne kafayı sabitlemiş insanların yönettiği, oy verdiği bir parti ve gerçek dünyadan kopuklar bu sebeple. Milli ve yerli söylemleri maalesef zor zamanlarda insanların sarıldığı kurtarıcı söylemler. Milli görüş de bu türden. Boş sloganlar ise kimseyi kurtarmaz hele bir ülkeyi hiç kurtarmaz. Ülkeyi kurtaracak olan gerçekleri acı da olsa söylemek ve gerçek çözüm önerileri sunmaktır. Bana göre çözüm daha çok çalışmak, daha fazla dünya ile entegre olmak, dini ve her türlü ideolojiyi devlet yönetiminden temizlemek yani gerçek bir laiklik ile olur. Buna katılmayabilirsiniz. Ama ben de diğer bütün boş söylemlere kesinlikle katılmıyorum. Ülkemiz ve halkımız sosyal demokrat bir iktidara ise henüz hazır değil. Daha uzun yıllar da olmayacak gibi.

    • Bernar bey Saadet veya diğer bir partinin program ve uzun vadeli hedeflerine ilgi duymak için önce onların bugünkü sorunlara ilişkin doğru ve gerçekçi değerlendirmeler ini bilmek gerekir.
      Örneğin hiçbir geniş siyasi konuya dalmadan, “dün saat 15 ile bugün saat 15 arasında ekonomik açıdan ne oldu da dolar 1 TL ye yakın arttı” sorusuna sizden veya Saadet veya herhangi bir muhalefet parti yetkilisinden aradaki 24 saate ilişkin salt ekonomik, gerçekçi ve ikna olabileceğimiz bir cevap gelir mi acaba?

      • Aynı şekilde, TC Maliye ve Hazine bakanının yeni ekonomi konulu toplantısıyla eşzamanlı olarak Trumpın Türkiyeden aldıkları alüminyum ve demir çelik ürünlerinin vergilerini iki katına çıkarma açıklamasının amacı, rahibi kurtarmak mıdır, ülkemizdeki hükümetin adalet ve hukuk konusundaki eksiklerimidir, başka bir şey midir?

        • Elbette ki ABD’nin ülke ekonomisin açıkça hırpalamak içn attığı adımların Erdoğan hükümetini adalet ve hukuk alanındaki zaaflarımızı düzetmeye zorlamak gibi bir amaçla uzaktan yakından ilgisi yok. Bir ülkede adalet, hukuk varmış yokmuş, ABD başkanının umurunda değil. Aynı şey Avrupa Birliği için de söylenebilir. Gerlimi Rahip Brunson ile açıklamak da doğru ya da gerçekçi değil. Trump, açıkça “Düşenin dostu olmaz” atasözümü doğruluyor, yaşadığımız ekonomik açmazı fırsata çevirip had bildiriyor. Bu çok açık.

          Ne var ki, bu gerçek, Erdoğan’a, “Bize ekonomik savaş açtılar, bizi teslim almaya çalışıyorlar” gibi bir mazarete sığınma hakkı vermiyor. Bu bir aldatmaca. Çünkü, ABD’nin bu kadar hoyratça davranıyor olması, bile bile dalgalanan dolar kurunu daha da işin içinden çıkılmaz hale getirmesi, neden DEĞİL, sonuç. Erdoğan, çok uzun zamandan beri dış politikayı iç politikada bir kaldıraç haline getirdi. “Artık 20. yüzyılın iki kutuplu sisteminde yaşamıyoruz ey Amerika! Ya istediklerimi yaparsın, ya da herkes kendi yoluna gider!” derseniz, ve bunu ülkenizi hem ekonomik hem de sosyal açıdan çok zayıf düşürdüğünüz bir dönemde yaparsanız, bunun iç politkanın yanısıra dış politikada da işe yaradığı yanılsamasıyla sürekli el artırırsanız, beklemediğiniz bir anda, sizi uluslararası arenada bunların işe yaramadığı gerçeğiyle yüzleştirirler. Unutmayalım ki, bu sadece ABD’den ibaret bir mesele de değil. Rus uçağını düşürdük, Erdoğan “Gerekirse ikincisini de düşürürürüz!” diye caka satmaya kalkıştı. Ardından üç hafta geçmeden oturup Putin’e özür mektubu yazmak zorunda kaldı. “Bunların alayı faşist!” demeğe getirdi Almanya için; gazetecilerini rehin aldı içeri attı. Merkel’in tek bir hamlesiyle bizlere günlerce terörist destekçisi olarak tanıttığı o insanı hemen salıverip özel uçakla Almanya’ya göndermek zorunda kaldı.

          Gerçek anlamda bir ekonomik güç, gerçek bir küresel aktör olmadan bu tür gösterilere girişirseniz, elbette ki tüm araçlar devreye sokularak haddiniz ve gerçeğinizle yüzleşmeniz kaçınılmaz olur.

          Kaldı ki, mesele sadece ABD değil. Dün Erdoğan’ın Rusya’yı ima ederek “Biz de kendimize yeni ittifaklar buluruz” dediği Rusya da en çok 2 ay içinde bize dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek. İki gündür, “Sırada İdlib ve Rus hamlesi var” diye yazdım bir kaç yorumumda. Siz Erdoğan yandaşlarına seslenip, “Hadi, içinizden birisi çıkıp Suriye’de işler senin iddia attiğin gibi olmayacak! Yine felaket tellallığı yapıyorsun Erdoğan düşmanı olduğun için” iddiasında bulunsun” dedim. Ses çıkmıyor hiç birinizden.

          Uzun sözün kısası, sıradan bir liderin tekelinde kötü yönetilen Türkiye, hem ekonomik alanda, hem de dış politikada yanlış üzerine yanlış yapıyor, bunun kaçınılmaz sonuçlarını yaşıyoruz. Erdoğan’ın son iki gündir söyledikleri, hiç ders almadığını, hepimizin yoksullaşması pahasına kibirde ısırarcı olacağını gösteriyor. Ekonomik açmazımız daha da derinleşecek, ve çok yakında bir şamar da Rusya’dan Suriye’de gelecek.

          Eylül sonu gibi tüm Türk askerlerinin topyekün eve döndüğünü göreceksiniz. İdlib, düşman addettiğiniz Esad ordusu ve YPG tarafından teslim alınacak. Ya İdlib’i bu iki güce çatışmadan teslim edilmesini sağlayan Türkiye olacak, ya da YPG desteğindeki Suriye Ordusu Türkiye’nin çaresiz bakışları eşliğinde İdlib’e girecek, ve bize düşen de çil yavrusu gibi kaçışan 70.000 cihatçı militan ve bunların ailelerinin sınırımıza dayanmasıyla baş etmeye çalışmak olacak.

          Doğru olan, Erdoğan’ın ardı ardına yaptığı yanlışların bugün ödemek zorunda kaldığımız faturasına bakıp sevinmek değil. Bu yanlışları görmek istemeyerek (veya görülmesini engellemeye çalışarak) olan biteni “Şu ahlaksızlara bakın, bizi dolar ve ekonomi üzerinden vuruyorlar” gibi yanıltmacı iddiaların arkasına sığınmak da o denli yanlış.

      • Merhaba Necip Bey. Gecenin çok ilerlemiş saatlerinde yazıyorum bu satırları. Hem zihnen hem duygusal olarak yorgunum. Uykunun fena halde bastırdığını da eklemeliyim. İlk fırsatta, particilikten uzak kalarak, sorduğunuz soruya kendimce ve sizin talep ettiğiniz biçimde (salt ekonomik, gerçekçi) cevap vermeye çalışacağım. Selamlar

        • Sn.bernar, ben sana demiştim, kendini paralama diye. Hamza ile bişey olcaa yok ya neyse. Biraz istirahat edin, bisiklet gezmesi iyi gelir, seçim gezilerinde değil ama:) bi de o safanın babasından ve kıraathanesinden biraz uzak derim:)))

  6. berat albayrak, ekonomideki mevcut tablonun mantıkla açıklanamayacağını söylemiş. gerçekten durumu kavrayamayacak durumda mı yoksa enayileri mi kandırmaya uğraşıyor?
    – eğer gerçekten mantıkla açıklanamayacağını düşünüyorsa, bu ülkenin vay haline, böyleleri ülke yönetmeye çıkıyor. sorunun mantıklı açıklamasını bulamayan birisi sorunun çözümünü nasıl bulacak?
    -yok eğer enayileri kandırmaya çalışıyorsa, yine ülkenin vay haline, derdi ülkeye hizmet değil, kaz yolmak olanlar ülke yönetiyor.

  7. Ümmetin Lideri, Gümüşhane’de çevre yolu açılışında konuşmuş.” Az önce Putin ile” görüşmüş. Bu sene Rusya’dan yoğun bir turist akını olacakmış.”Öyle zannediyormuş” ki “6 milyon gibi bir turist herhalde Rusya’dan gelecek”miş. Rusya ile “aramızdaki tabi bu ilişkiler bu irtibatlar bizleri daha güçlü hale getiriyor”muş.

    Yakında İdlib konuşacağız. “Bizi daha güçlü hale getiren Rusya ile irtibatların” sonucunu İdlib’de göreceğiz. Dilerim bizi aldatanlar listesine bugün bel bağladığı Putin’i de eklemek zorunda kalmaz. . . Şimdiden tarihe not düşelim: Suriye’de kaybettik, Eylül sonu Ekim başlarında sınırlarımıza onbinlerce Suriyelinin yığılması riski altındayız. Bu kez gelecekler, kökden dinci gurupların militanları ile onların aileleri olacak. Önümüze iki seçenek koyacak Putin ve Trump: Ya YPG konusundaki mızıkçılığı bırakıp hem teslim bayrağını hem de askerlerni çekeceksin, ya da Esad ordusu ile YPG’nin bizim desteğimiz altında İdlib’e çekeceği büyük askeri operasyonun sonuçlarına katlanıp onbinlercesinin El Nusra ve El Kaide militanı olacağı yüz bini aşkın Suriyeli’yi güney sınırlarına dayanmış halde bulacaksın.

    Hadi burada biri çıksın, “Hayır, bu söylediğin gibi olmayacak” desin. . .

  8. Sayin Koru sizi cok uzun suredir takip ediyorum ve her konum degisikliginizde sizi arayip buluyorum.Dogrusu her zaman sizinle ayni seyleri dusundugumu soyleyemem,bazan kizginlikla bazan uzuntuyle ama cogu zaman fikrinize katilarak okuyorum yazilarinizi.Ama cok kizdigim yada uzuldugum yazilarinizda bile samimi oldugunuzu bildigim icin o konudaki dusuncemi”acaba benmi yanlis dusunuyorum” deyip tekrar farkli bir acidan dusunmeye calisiyorum.Bunun nedeni ahlakli olmanin sadece yasamda degil,isinizdede vazgecilmez bir dustur olarak benimsemenizdir.Pekcok degerli yazarin sesinin kesildigi(herhangi bir sekilde) ulkemizde daha uzun yillar degerli fikirlerinizden istifade etmek umuduyla allah yolunuzu acik etsin diyorum.

  9. Merak etmeyi! Dolar 10 tl de olsa olsun.
    Hazinenin başında DAMAT ALBAYRAK! havuzun başında DAMAT ALBAYRAK olduktan sonr sorun yok.
    Çünku onların ve kayınçolarının dışarda yeterince birikmiş dolarlari var onla!
    Onları getirip tl ye çevirirler ondan sonra TL 5 liraya düşer.
    Adamlar iş adamıkolay para kazanmasınıda iyi bildikleri içinde işi biliyorlar.
    Zaten kabinedede epeyce kumarhane sahibi bakn ve yardımcıları var.
    Merkez Bankasının başindada Bilal efendinin arkadaşı olduktan sonra tc nin sirti yere gelmez.
    Hele bir belediyeleride alsınlar o zaman daha kolay.

  10. meral akşener hükümetin yanındaymış. milletin sırtından geçinenlerin hepsi aynı. halkın yanında görünüp meslektaşları ile (yani siyasilerle, ülkenin kaymağını yiyenlerle) birlikte hareket ederler.

    • bu soygunculara oy vermeyin. bağımsız adaylara ya da önseçimle aday olanlara oy verin. öyle yaparsanız hükümetin yanında değil, döviz ve faiz nedeniyle batanların, işsiz kalanların, evlerine ekmek götürmekte zorlanan halkın yanında olmak zorunda kalırlar.
      bu soyguncuların aday göstereceklerine oy verirseniz, bunlar soygun düzenini devam ettirirler.
      partisi hiç önemli değil. chp için de, rp için de, diğerleri için de bu sistem geçerli.

      • akşener meselesi değil. bir kişinin ağzına bakıldığı bütün siyasi oluşumlarda durum aynıdır. chp de aynı. rp de aynı, akp de aynı. mhp de aynı. lider sultasının bitmesi lazım. yoksa bu ülkede halkın lehine hiçbirşey olmaz.

  11. Yarı aydınlık hastalığı bulaşıcıdır da: Avam, toplum özeleştiriye hazır değil diyor. Halk ne zamandır siyasi tercihlerinden dolayı hesaba çekilir oldu, o günler eski türkiyede kaldı! Sürekli eleştirellikten bahset, adaletsizlikten dem vur ama bir kez olsun fetö yargısının ettiklerinden ve tarikat şeyhinin yediği halttan bahsetme, eleştirmek zaten haddine mi düşmüş! Nihayet yaşam da bi tiyatro değil mi, oynayın bakalım:) eleştirelliği yolda görsen tanır mısın acaba? Fitne fesat ne zamandan beri meziyet oldu?Beğenemediğin milli iradenin yerine manda ve himaye gelse tatmin olur musunuz? Ya da güneydeki sevdiğimiz ülkeye adasak tüm varlığımızı, yeterli olur mu? Karahalkı ve tercihlerini kimseye beğendiremiyoruz ama nedense her yurtdışına çıkan da hemen nitelikli vatandaş oluveriyor:) meriç nehri kıyısında elinde şişme botla dolanıp duran haşhaşiler mi nitelikli yoksa almanyaya sığınmış 200ü aşkın kırmızı pasaport sahibi general ve diplomatlarımız mı? Öncelikle dürüst olun, çifte standardı nerde görsem tanırım: türkiyeden çıkıp giden insan sayısından binlerce kat fazlası da türkiyeye giriş yapıyor! Nice yerli ya da yabancı, genç yaşlı, turist ya da yatırımcı milyonlarca insan türkiyeye akıyor ama bitek gidenyolcu kısmından bahsediyorsun… İnanılır olmak için ezber yetmez, zeka da gerekir:)

    • Avrupa’nın asgari ücretlisinin 1000 $ parayla tatil yapabileceği bir yer Türkiye. Türkiye’ye gelen yabancılar 1000 $ la dünyanın kactane ülkesinde tatil yapabilirlerki? 1000$ parayla gelen ekonomik turist 4 yıldızlı bir otelde 10 gün tatil yapıp, eğer iktisatlı biriyse evine de, cebinde bir miktar parası kaldığı halde dönüyor. Bununla övünülür mü…..

    • Söylediğiniz şeyin “mertlik” ile ilgisi yok, Necip Bey. Savaş dediğimiz şeyin topla tüfekle yapıldığı bir dünyada yaşamıyoruz. Çok eskilerde kaldı o dünya. Artık, askeri olanlar da dahil olmak üzere, her türlü rekabet ve çatışma doğrudan bilgi ve ileri teknoloji ile ilgili.

      Sizin demek istediğinizi anlıyorum. Yeni Şafak’ın köşe yazarlığı değil sivil propaganda bakanı olarak baş yazar yapılmış çakma gazetecesinin argümanından yola çıkıyosunuz. O da Batı’nın “en ahlaksız” yönetemle, “dolar üzerinden” saldırıya geçtiğinden bahsediyordu bugünkü yazısında. Siz de, Batı’nın düşmanlıkta mert olmadığını söyleyerek, ekonomik saldırı altında olduğumuzu ima ediyorsunuz. Amaç, peşine takıldığınız sıradan ve basiretsiz liderinize dokunulmazlık kazandırmak, “Ekonomik saldırı altındayız!” yaygarasıyla gerçeğin üzerini örtmeye çalışmak. Bugün geldiğimiz noktayı 5-6 yıl öncesinden görüp uyaran hayli insan oldu: Her birimizi FETÖcü ithamlarıyla itibarsızlaştırdınız. 24 Haziran seçimleri öncesindeki tartışmalarımızı hatırlayın. Hepsi burada, yorum arşivlerinde olduğu gibi duruyor. Seçimleri AK Parti’nin kazanacağını, Erdoğan’ın başkan seçileceğini, partim olan Saadet Partisi’nin yüzde 2,5 dolayında oy alacağını yazdım. Ama şunu da yazdım: “Herkes 24 Haziran seçimlerine odaklanıyor. Oysa asıl olan, o seçimlerden 2 yıl, en fazla 2,5 yıl sonra yapılacak erken seçimler. Halk AK Parti’yi sandığa gömecek, AK Parti bir muhalefet partisi bile olamadan dağılıp gidecek.” Aklını Ümmetin Lideri diye şişirilip duran bir liderin hamasetçi propaganda makinesine teslim etmemiş olan pek çok insan çoktan beridir görüyordu ülkenin nereye gittiğini. Gerçek basit: Kötü ve basiretsiz yönetcilerin elinde kötü yönetildik, kötü yönetiliyoruz. Ola ki “düşman” bir mertlik gösterisine girişti, topuyla tüfeğiyle (ve elbette ki ileri teknoloji ürünü savaş makinesi ile) çıktı karşımıza. Durum değişir miydi?

      Bakın, ortada fol yok yumurta yok iken ben size şunu söyliyeyim: Dikkatinizi özellikle Eylül’den itibaren İdlib’e yöneltin. Çünkü, ülke olarak en çok İdlib’i konuşuyor olacağız yakın zamanda. Çünkü, ABD’yi Rus dostluğu ve Rus dayanışması ile dengelemek gibi ham hayallerle yaşayan yöneticileriniz bu kez Rusya’dan darbe yiyecek. Ben şimdiden söylemiş olayım. . .

      Seçim öncesi allayıp pullayıp manşetlere çıkardığınız, 25 Haziran sabahından itibaren nedense tamamen unutulan Afrin Operasyonu ile Kandil Operasyonu ne alemde diye sorarak bitireyim. Devlet Bahçeli’nin nerde olup ne eylediğini de artık H. Gayret Bey söylesin -epeydir sesi soluğu çıkmıyor küçük ortağınızın.

  12. Oynayamayan gelin yerim dar dermiş, yerini genişletmişler yenim dar demiş:) kıymeti harbiyesi kendinden menkul babıalinin kemik yalayıcısı muharrirler geçmişte neydiyse bugün de odurlar! Sahibinin sesi mevkutelerinde biyandan ihale kovalamışlar biyandan da milletimize karşı sürekli düşmanca yayınlar yapmak suretiyle tatlıdilimiz türkçenin ırzına geçmişlerdir. Ne zaman neyi nasıl yazacaklarını, neyi yazmayacaklarını çok iyi bilirler! Postal yalayıcısı basın, eski türkiyenin nimetlerini kaybettikçe daha bi anlamsızlaşıyor/sırıtıyor: söğüşlenebilecek bir devlet bankası veya kredileri artık yok! Sabahta hıncal, devlet erkanına yönelik en ağır eleştiri, hakaret ve küfürleri sayfalarca yazabiliyor. Barlas köşesinde rahatlıkla, tc suriyede terör örgütlerini silahlandırdı diye yazıyor. Trt canlı yayında konuşan cb için eliyle dakikalarca ‘bu adam yalan söylüyor’ diye altyazı koyabiliyor, aa ondan da beter! Kim neyi yazmaya çekiniyor veya korkuyorsa, iktidar veya muhalefet odağından/çevresinden bir kemik beklentisiyle hareket ediyordur! Kırk yıllık kani, olur mu yani…

    • Yine desteksiz atıp tutmuşsun! Barlas’ın kendisinin de oğlunun da ne yazdığını (ve nasıl beslendiklerini) çok, ama çok iyi biliyoruz. Barlas da TRT’de de liderinin önde gelen su katılmamış çanak yalayıcıları. Acele etme, birbirinize düşüp birbirinizi satacağınız günler gelmedi henüz. Eylül sonunu, Ekim başını bekleyin. . .

  13. dolar 6 tl, faizler %30. faktoring firmalarında bu oran daha yüksek.
    – reis, “onların doları varsa, bizim de Allahımız var”. demiş. Eksik söylemiş.
    – onların doları varsa, reisin ve akplilerin hem Allahı hem de doları var. Allahı, doları olmayanları kandırmak şatafat içinde yaşamlarını sürdürmek için kullanıyorlar, doları da, ihtiyaç fazlası (ihtiyaçları devlet kesesinden karşılanıyor), tatmin için biriktiriyorlar.

  14. Yorum yapanlar bakıyorum pekçok şeyden şikayetçi. Haksız da değilller. ” Birlik-beraberlik nütku atanlar nasıl ki, işin kaynağını aramıyor, inmiyorsa, hükümetten, hatalarından, gelinen neticelerden, haksızlıktan, zulümden, yorumculardan şikayetçi olanlar da hep, aynı şekilde vurdum-duymaz. Oysa, Müslümanız diyoruz, gavur gibi yaşıyor, gavur gibi davranıyoruz, birbirimize de. Dönüp, şöyle, bir bakmıyoruz; İSLAM NEDİR ? Dinimizi öğrenip, yaşamıya çalışmıyoruz ; ondan sonra da, bugünün müslümanına bakıp, tu – kaka diyoruz. Selçukluyu, Osmanlıyı Cihan İmparatoru yapan ne idi. Daha, dedelerimizin, hatta, babalarımızın zamanında evlyer ve dükkanlar, nasıl oluyordu da, ardına kadar AÇIK bırakılıp gidilebiliyordu ? Bu imparatorlukların dini inancını, sosyo-ekonomik tarihini, halkın sevgi-saygı öğretisini, yaşayışını öğrenip yaşatmak lazım. Hiçbir şey okumasak, öğrenmesek,bilmesek bile, Merhum alim Ömer Nasuhi Bilmen’in İLM-i HAL Kitabının son bölümünde özetlediği Peygamber ve Müslüman
    ahlakını bir nebze okuyup, öğrensek, uygulasak, birlik-beraberlik de sağlanır, tasarruf ve kalkanma
    yoluna da adım atmış oluruz. Yorumcu Ahmet beyin naklettiği, Misafirimiz Alman Bakandan, alacağımız
    çok ders var, alabilen için. Esasen, bizim eski Atalarımız, bunu ziyadesiyle uyguluyordu. Allah bizim ve
    hükumet ricalinin basiretini açsın

  15. “Aynı şiirin son iki mısraı da şudur: “Ah, küçük hokkabazlık, sefîl aynalı dolap; / Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılâp.”
    Şiir 1947 yılında yazılmıştır ve iktidardaki CHP’nin koyduğu ‘İnönü Sanat Armağanları’ yarışmasında o yıl büyük ödüle Necip Fazıl lâyık görülmüştür.”
    Eyyyy havuz medyası! Sözün bittiği yer. Ne hallere düştünüz. Ahh! omurga, ne kadar da hayati bir şeymişsin sen.

  16. Bugün canım yazmak istemiyor! diye de ortaya çıkabilir yazarlar yazın hayatında ancak görünen o ki şu gün itibarı ile 10 Ağustos 2018 ekonomik kurtuluş savaşı adı altında, bir kaç saat sonra yeni zam, vergi ve kemer sıkma ile birlikte fakir halkı daha fakir, 200 mil usd döviz tevdiat hesabının sahibi olan tuzu kuruları daha zengin, Türk milletini parapilejik hale sokacak bir grup yeni tedbir ile İbrahim Kahveci’nin ve Selim Somçağ’ın 3 yıldır geliyor tedbir alın dediği krizin de ilk tescil belgesini oluşturacak. Tarih bir gün bugünleri yazarsa olayı sadece liyakat ve iş bilmezlik sorunu olarak iki kelime ile ifade ederse çok şaşırmamak gerekir.

  17. Ordu’dan sonra bu kez Rize’yi vuran sel felaketini “Hamile kadın kurtarıldı” başlığıyla ve kurtarılan kadının resmiyle veren yalaka basının amiral gemisi Yeni Şafak’ın aklı bir karış havada baş yazarı, dış güçlerin “dolarla intikam” peşine düştüğünü, “içeriden servisçiler”in (ben de onlardan biriyim!) harekete geçtiğini söylüyor ve sitem ediyor: “En ahlâksız saldırı türü bu!” (Milyar dolarları alıp inşaatçı işbirlikçiler daha da zenginleşsin diye betona gömmek, halkımızı bol keseden dağıtılan “ihtiyaç kredisi” numaralarıyla kapitalist tüketim ve borçlanma kültürü ile zehirlemek, çocuklarımızı bile borçlandırmak pahasına dış ülklerin sermayedarlarına 24 yıl kar güvencesi vererek köprüler kurdurmak neyin nesiydi diye sormak lazım bunlara!)

    Birisi bu şaşkın adama, döviz kurlarının serbest dalgalanmaya bırakıldığı 2001 yılından bu yana, Türk lirasının Amerikan doları karşısında en çok değer kaybettiği (yüzde 45,57) yılın 2016 senesi olduğunu söylesin. Eğer birileri “dolarla intikam” peşine düşmüşse, “içeriden servisçiler” harekete geçmişlerse, bu durum yeni değil. Nereden baksanız beş altı yıldır “Bu gidiş gidiş değil!” diyoruz “içeriden servişçiler” olarak. Kendisini bir strateji uzmanı sanıp her konuda ahkam kesen bu adam daha yeni uyanıyor! :))

  18. İki nokta
    Halk Partisi’nin inkılaplarını yeren yazısına CHP neden ödül versin? Çünkü Ödül veren CHP değil, CHP’yi gönderip DP’yi getirmeyi planlayan Sermaye idi.
    Bugün ciddi yazarlar, baskı altında, evire çevire yazabiliyor da saldırgan, pis medya neden serbest? Baskı yapanlar onlara neden baskı yapamıyor? Çünkü baskı yapan, Türkiye’yi ve AK Parti’yi yıkmak isteyen Sermaye’dir de ondan.
    Fehmi Koru ve Atilla Koç İzmir Akevler’de Kaynak Yayınları’nı kurdular. Sonra ikisi de bırakıp daha kısa yoldan büyük işler yapacaklardı. Sabretselerdi Hak medyasının belki dünyada sahibi olurlardı. Hala tövbe kapısı açıktır. Buluşun ve Kaynak Yayınları’nı faaliyete geçirin.
    Kaynak Yayınları’nın Günümüzün Meseleleri ve İslamiyet adlı kitabı yayındadır. Yarım asrın ilk İslami cephesinin kitabıdır. Bir kitap daha yayınlayabilirler. Olanlarda herkes kendisinde hata aramalıdır. Geçmişe değil geleceğe bakılmalıdır.

  19. “Hiç korkmayın, hepsi geçecek, özel sektör de vatandaşımız da neyin nereden geldiğinin farkında. Makul süre içinde her şey düzelecek, piyasalar rahatlayacak.”

    Önceki gün, NE ZAMAN ve NASIL sorularına hiçbir şekilde karşılık vermeyerek, yuvarlak laflarla bunları söylemişti Ümmetin Lideri -üzerinde ayet olan hediye resim tablosuyla kameralara gülümserken. Bugün, çaresizliğini örtük olarak itiraf ederek, ağzındaki baklayı çıkarmış görünüyor:

    “Şunu unutmayın onların dolarları varsa, bizim de halkımız var, hakkımız var, Allah’ımız var. Bizler çok çalıştık, çok çalışıyoruz. 16 yıl önce neydik, şimdi neyiz? Daha iyi olacağız. Sizlere sabırlar ve gayretler diliyorum. Çok çalışıp, çok koşacağız ve 2023’e çok farklı gireceğiz”

    Peki 24 Haziran seçimlerinden önce, 7 Haziran’da ne buyurmuştu? Şöyle buyurmuştu:

    “Türkiye’nin ne gelirlerinde, ne giderlerinde, ne borçlanmasında, ne de borçlarını ödemesinde en küçük bir sıkıntısı yoktur. Tam tersine, makro rakamlar açısından baktığımızda Türkiye, bırakınız gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkelerin çoğunun dahi ilerisinde bir fotoğrafa sahiptir. Ekonomi ile ilgili ne kadar gösterge varsa, hepsi de çok iyi düzeydedir. (…) Ekonomimiz 24 Haziran’ın ardından yeni ve çok daha güçlü bir yükselişe geçecektir, onun da müjdesini şimdiden veriyorum.”

    24 Haziran’ın ardından ekonominin “çok daha güçlü bir yükselişe geçeceğini” müjdeledi, iki ay sonra çok daha güçlü bir yükselişe geçen şey dolar ve euro oldu. Henüz daha sabah saatleri, Türk lirası dolar karşısında yüzde 5,73 değer kaybetmiş, 5,88 olmuş.

    Ümmetin Lideri’nin 7 Haziran’da bizlerden gizlemeye çalıştığı gerçek ortada: Ekonominin çökeceğini biliyordu. Seçim kazanabilmek için, bildiği gerçeği halkından sakladı. Bizlere, “2023’e kadar halimiz duman beyler hanımlar” demedi, “Üç hafta daha sıkın dişinizi, 24 Haziran sonrası bayram!” müjdesi verdi.

    Şimdi, birisi çıkıp bana şunu söyleyebilir:

    “Haddini bil, edepsizleşme! Kapı komşundan değil, Ümmetimizin Lideri’nden söz ediyorsun. Bizim liderimiz ne aldanan ne de aldatan olur. Neyi düşünüyorsa, neye inanıyorsa, neyi biliyorsa onu söylemiştir 7 Haziran’da.”

    Ben de karşılık olarak şunu söylerim:

    Devletin tepesinde, bütün yetkilere ve bilgilere sahip bir yönetici, daha üç dört hafta sonra ekonomide ne olacağını bilemiyorsa, bir kaç hafta içinde ekonomimizin tarumar olacağını öngöremiyorsa, orada ne işi var? Bu nasıl bir Ümmet Liderliği?

    “Onların dolarları varsa, bizim de halkımız var, hakkımız var, Allah’ımız var.” İyi. . .Bilmiyorduk, öğrendik!

    “Sizlere sabırlar ve gayretler diliyorum. Çok çalışıp, çok koşacağız ve 2023’e çok farklı gireceğiz.”

    Bu millet, yine kefenlere sarınıp, bu kez Afrin yerine, “Emrin olur Reis! Bizi 2023’e götür!” diye nümayiş yapıp haykırır mı? Burası hayli şüpheli.

    Belki Ümmetin Lideri’nin son haftalarda “Hapse atacağım bunları!” diyerek anketçi peşinde koşturmak dışında nerede ne yaptığını bilmediğimiz sağ kolu, bu konuda bizi aydınlatacak bir şeyler söyler. Son görüldüğünde, ekmek zammı karşısında, “Askıda ekmek olsun ” gibi tuhaf şeyler söylüyordu. . .

  20. Kelimeler ve kavramlar düşüncenin temelleridirler. Bir toplumun düşünce , algılama ve sorgulama yetisini değiştirmenin onu uyuşturup istediğin yöne sevk etmenin yolu işte bu kelimeler ve kavramları çarpıtmak manalarını değiştirmek kendi çarpık ideolojine ve fikrine kaydırmakla Olur. İşte bir manşet “Onların dolarları varsa bizimde Allah’ımız var” Toplum bunu nasıl bakar ve değerlendirir. Ergün malum olan görsel medyana abanırcasına yapılan algı operasyonu ve perdeleme haberleri ile , insanların düşünemez araştıramaz sorgulayamaz hale getirilip kesin kabul ve itaate yönlendirmesi acı bir gerçek. İnsan; Aklını kullanan ,okuyan,araştıran,sorgulayan bir varlıktır. Bu melekelerini yitirenlerle ne konuşulur nede mütalaa ve müzakere edilebilir. Sanırım sorgulamamız ve araştırmamız gereken konulardan birisi de bu olsa gerek. Saygılar.

    • Aynen ifade ettiğiniz gibi. Medya üzerindeki kontrol, eleştirel düşünceye sahip yazarların (Ahmet Turan Alkan, Mümtazer Türköne, Ahmet Altan vd.) yıllarca tutuklu kalıp ardından onlarca yıl hapse mahkum edilmesi, sesi çıkan herkesin “işbirlikçi” vb. ithamlarla susturulması, gazetelerdeki ve televizyonlardaki bayağılaşma ve lumpenleşme bu stratejinin birer parçası.

  21. BULUNDUĞUMUZ TOPLUM HASTALIKLARINDAN KURTULMAK İSTİYOR MU?
    Bir toplumda çare arayanlarla çare arayanlardan dalga geçenler arasında çoğunluk olarak büyük farklar varsa;
    Biri diğerini etkisiz hale getirir.
    Ya hastalıkları daha kronik hale gelir veya her geçen gün sıhhat bulmaya devam eder.
    Her alanda gelişmiş ülkeler çok daha sağlıklı ve mutlu iken zaman zaman çeşitli nedenlerle hasta oldukları da olur,ancak sağlıklı vücudun gösterdiği tepki ve bağışıklık (savunma sistemi) sayesinde hastalıklarını çabuk yenerler.
    Kronikleşmiş hasta olan ve her alanda gelişememiş ülkeler ise hastalıklarından kurtulmanın çarelerini aramazlar.kendilerini çok sağlıklı zannedip hasta olduklarını asla kabul etmezler.Beslenmesine ,olumsuz hava şartlarında giyimine dikkat etmez vücuduna zarar veren kötü alışkanlıklarından asla vazgeçmezler.
    Böyle devam ettikçe de hasta değil iyileşmek her geçen gün daha da berbat bir hal alır.
    PEKİ BU KRONİK HASTA TOPLUMLARDA İYİLEŞME YÖNÜNDE HİÇ KİMSE BİR ŞEY YAPMAK İSTEMEZLER MI?
    Tabii ki her toplumda dertlerden şikayet edip nasıl iyi bir toplum oluruz diye kafa patlatan çare arayan kişiler de vardır şüphesiz.
    Bu iyi niyetli kesim halkın diğer etkili ve çoğunlukları tarafından alaya alınıyorsa,aşağılık kopleksı ile suçlanıyorsa ,vatan hainliğine varacak şekilde hedef gösterile biliniyorsa orada bu duruma düşmek istemeyenler sesini kısar.
    Demek toplum öz eleştiriye hazır değilmiş.
    Toplum Geri kalmaya devam eder.Her zaman bir veya birkaç hastalığın pençesinde kıvranır durur.Geri toplumlar;
    Bu durumlarda bile hep kasılır kendini süper zannederler.
    İŞLERİ YOLUNA KOYAMAMANIN NEDENLERİNİ SAYARSAK GÖRECEĞİMİZ MUAMELE BELLİDİR AMA OLSUN .
    Pasaportumuz nasıl değerli hale gelir.(vize uygulayan ülke sayısı değer göstergesi değil mi?)
    Geleceğimizin ümidi gençlerimiz ve eğitim sistemimiz nasıl düzelecek.
    Matematik,fen ve y.dil nasil daha iyi olur.(bu konuda dünyada kaçıncı sıradayız)
    Bu arada özel sektör hep yakınır istediğimiz elamanları bulamıyoruz diye,aslında issizlik yokmuş.
    GENÇLERİMİZ GERİ ZEKALI MI?ÖYLE OLMADIĞINA GÖRE.
    İş adamı bedavadan istediği nitelikteki eleman istediği zamanda kolayca alıp istemediği zamanda atmak istiyor.çok akıllı kendisi her şeyi en ucuza kapatmayı seviyor.Neden kendine lazım olacak elemanı kendisi eğitim kurumları açarak yetiştirmiyor.(karşılıklı burslar vermiyor)
    KİMSEYE HAKARET ETMEDEN HERKES ELEŞTİRİSİNİ YAPABİLMELİ VE HAKARETE UĞRAMAMALI.
    VARSA KARŞI ÇÖZÜM ÖNERİSİ SÖYLENMELİ.
    Bir ülkede iklim eleştiriye uygunsa orada bereket olur ,her türlü mahsul bol ve güzel yetişir.
    Hangi ülkede sorun arayanlar sorun görünmezse orada ki iklim her türlü güzelliği besler ve hastalıklar azalmaya devam eder bağışıklık sistemi güçlenir.
    HASTALIKLARI AZALTAN SİSTEM ADALET KURUMLARININ EN ADİL OLDUĞU YERLERDİR.
    Kendine güç vehmedenler,asarım keserim diyenler,yanlış işleri eleştirenleri edenleri sindirmeye çalışırsa herkes susar.(belki çoğu kişiler demek istiyorum)
    TEK SES DUYULMAYA BAŞLADIĞINDA ,GÜÇLE HÜKMETMEYE ALIŞANLAR ADALET KURUMLARINI ETKİSİZ HALE GETİRİRLER.ARTIK ORASI TEK MEVSİMİN OLDUĞU YA HEP KIŞ YADA ÇÖL İKLİMİNE DÖNÜŞÜR.
    BAHAR OLMADIĞI YER DE ÜRÜN YETİŞMEZ ,BEREKET OLMAZ.
    ZORBALIKLA HERŞEYE HAKIM OLDUĞUNU SANANLAR KENDİLERİNİ DEV AYNASINDA GÖRMEYE BAŞLARLAR.
    EVRENSEL HUKUKKURALLARINI AYAKLARINA DOLANMIŞ TEFERRUAT OLARAK GÖRÜRLER.
    SONUNDA ÜLKE ÇÖLE VEYA KUTUPLARA DÖNÜŞTÜĞÜNDE YAŞANMAZ HAL ALIR.
    HİÇ KİMSE İSTEMEDİĞİ HALDE ÜLKESİNİ TERKETMENıN YOLLARINI ARAR.
    Meydan okuduğumuz ülkeler bizim nitelikli vatandaşlarımıza kapılarını açar.
    Bir gün orada büyük işler başaran insanlarımızı oralara göndermeye sebep olanlar,korkarım yine öne atılıp; işte benim vatandaşım diye övünmeyi kimseye bırakmayacaklardır.
    Demem o ki;
    BİR ÜLKE GERİ KALIP,ONUN BUNUN PARSINA ,SİLAHINA MUHTAÇ KALIYORSA YİNEDE KENDİNİ ÇOK BEĞENİYOR SA BUNLARI HAK EDİYOR DEMEKTİR.
    İSTEĞİMİZ; EN İYİ OLAN HER ŞEYİ HAK EDECEK İŞLERİ YAPMANIN YOLLARINI ARAMAKTAN GEÇİYOR………..

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here