Yeni bir dönüm noktasındayız.. Biraz tarihe bakmakta yarar var..

16

Acaba bugünler ‘tarih’ olduğunda, şimdilerde tanığı olduğumuz gelişmeleri tarihçi serinkanlılığıyla kaleme alacaklar, yaşananlara nasıl bir teşhis koyarlar dersiniz?

Mesela şöyle: Türkiye’yi zaten aralarına almayı bir türlü içlerine sindirmeyen Avrupa ülkeleri, hükümet üyelerinin toplantı ve mitinglerine izin vermeyerek, kaotik bir hava oluşturdular ve onurlarını her şeyden daha üstün tuttuğu bilinen Türkler, “Bizden bu kadar” deyip başka istikametlere doğru yol almayı tercih ettiler…

Bir versiyon bu anlatım olabilir gibime geliyor…

Tek bir versiyon yok; bir de şunu okuyun: Türkiye bir süreden beri Avrupa’dan beklediği ilgiyi görmüyor, tam tersine ikili ve çoklu ilişkilerde sürekli sorunlar yaşıyor. Ülkeyi yöneten kadro, kendilerinin ön hazırlığını yaptıkları bir zemin üzerine, referanduma gidilirken toplantı ve mitinglerine izin verilmemesini bahane ederek, “Haydi bize eyvallah” dediler.

Türkiye’nin tercih/leri

İlk senaryoda aslında Türkiye ile yolunu ayırmak isteyen Batı, ama bunu sorun çıkartarak Türkiye’ye yaptırırken… ikinci senaryoda Batılı kurumlardan kopuş.. baştan sonra Ankara’nın kendi isteği ve tercihiyle yaşanıyor…

Umarım, iş her iki senaryonun arkaplanını teşkil eden kopuşa kadar varmaz.

İçinizden bazılarınız karşımızdaki tabloya bakıp “İnceldiği yerden kopsun” diyebilir; ama ben onlardan değilim.

Elbette Türkiye tek bir seçeneğe bağımlı bir ülke değil. NATO ile 1952’den ve Avrupa Birliği (AB) ile de 1963’ten beri ilişkisi bulunan ve 2004 yılı sonunda tam üyelik sözü almış bir ülkenin vatandaşlarıyız. Ekonomik ilişkilerinin büyük bölümü Avrupa ile.

Ancak aynı zamanda.. hiç değilse yakın zamanlara kadar.. Batı dışında da iyi ilişkiler kurup yürütebilmişti ülkemiz. İslam Dünyası ile.. Orta Asya’daki Türki cumhuriyetler ile.. Rusya ile.. Afrika ile..

Komşularıyla dost, uzak komşularıyla da iyi ilişkiler geliştiren bir ülkeydi.

Bunu yine gerçekleştirecek kapasitesi hala var.

İttifaklarından kopmadan geliştirdiği çok yönlü ilişkiler Batı’nın da ülkemize ilgisini uyandırmıştı.

Tarih ne diyor?

Gerçek bu olduğu halde.. neden mevcut ittifaklarından kopuşla ilgili senaryolar yazıyorum.

Şundan: Türkiye Cumhuriyeti’nin geçmişinde iki önemli dönemeç bulunuyor: İlki saltanattan cumhuriyete geçiş dönemeci.. diğeri de İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan kart karışmasında ‘Hür Dünya’ denilen blok içerisinde yer alması dönemeci…

Her ikisi de köklü değişimlerdir ve her ikisi de öncesinde öngörülmesi mümkün olmadan gerçekleşmiştir.

Dışımızdaki şartların etkisi içerideki beklentilerden daha önemlidir.

Birleşmiş Milletler’in kurucu kadrosuna katılmaktan başlayarak NATO üyeliğine kadar giden yolu hatırlayalım mı?

Türkiye’nin San Fransisco’da yapılan BM kuruluş toplantısına katılabilmesi için, telkinlerle, Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etmesi gerekmişti.

NATO’ya giden yolu da bir kaynaktan aktarayım:

“19 Mart 1945 günü, Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Selim Sarper, bir danışma toplantısı amacıyla Ankara’ya çağırıldı. Aynı gün, Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov, Türkiye’ye dönmek üzere olan Selim Sarper’i bakanlığa davet etti. Selim Sarper’le görüşmesinde, Molotov, artık günün şartlarına uymadığı ve “esaslı deiğiklikler” gerektirdiği düşüncesiyle, Sovyet Hükümeti’nin, 17 Aralık 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Tarafsızlık (Saldırmazlık) Anlaşması’nı tek taraflı olarak feshettiğini Selim Sarper’e bildirdi. Böylece, Türkiye’nin savaş boyunca çekindiği, başına gelmişti.”

O dönemin karikatürlerinde Sovyetler Birliği kocaman bir ayı olarak tasvir edilir. Sebebi, o karışık dönemde, Moskova’nın Türkiye’den toprak talep etmesidir.

Aynı kaynaktan aktarmaya devam edelim:

“Molotov, 7 Haziran 1945 günü saat 18’de Sarper’i kabul etti. Görüşmede Molotov, Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında yeni bir işbirliği anlaşmasının imzalanması için gerçekleştirilmesi gereken Sovyet taleplerini sıraladı: 1. 16 Mart 1921 tarihli Moskova Antlaşması’nın çizdiği Türk-Sovyet sınırının, Sovyetler Birliği lehine değiştirilmesi. Kars ve Ardahan’ın Sovyetler Birliği’ne verilmesi; 2. Boğazların savunmasında Sovyetler Birliği’nin de ortak olması. Bunun için Boğazlarda Sovyetlere deniz ve kara üslerinin verilmesi; 3. Montreux Sözleşmesi’nin belirlemiş olduğu Boğazlar rejiminin değiştirilmesi.”

(Barış Ertem; Türkiye Üzerindeki Sovyet Talepleri ve Türk-Sovyet İlişkileri 1939-1947).

Sovyetler Birliği Türkiye’den toprak ve Boğazlar’da söz hakkı talep etmese.. acaba Türkiye kolayından şimdiki ittifak ilişkileri içerisine girer miydi?

Kimileri Sarper ile Molotof arasında yapılmış konuşmalara dayandığı ve yazılı bir belgesi bulunmadığı için Moskova’nın taleplerinin doğru olmadığını ileri sürse de gerçek aktardığım gibidir.

Bugünle ilgisi?

Hollanda.. Almanya.. Avusturya.. Belçika.. İtalya.. gibi ülkelerin durduk yere Türkiye karşıtı söylemlerle Ankara hükümetini sert tavır almaya yönlendirmesi.. Sovyetler’in toprak talebiyle Ankara’yı zorlamasını andırıyor.

Türkiye bugün de bir tercihle karşı karşıya bırakılıyor veya ortaya çıkan sorunu kendisinin belirlediği tercih istikametinde yönlendiriyor gibi…

Hesabımızı doğru yapalım da…

ΩΩΩΩ

16 YORUMLAR

  1. Mahir Kaynak’a göre üçüncü cihan savaşı Rusya-ABD ve Çin-AB arasında yapılacak. Türkiye, ABD ve Rusya tarafında; İran ise Çin ve Avrupa Birliği tarafında yer alacaktır. Bu günkü gidiş budur. Trump ABD’de zorla seçildi. Rus tarafıdır. Hemen Rusya ile dost ilan edildi. İran’la arasını açtı. Türkiye ile Rusya işbirliği yaptı. ABD yönetici kadrosu Türkiye’ye taşındı. Erdoğan’ın Moskova çıkarması oldu. Şimdi de Hollanda olayı cereyan etti.
    Bir eksik var. İran’la Türkiye arasında ileri seviyede bir anlaşma olmadı. Rusya ile Çin arasında bir gerginlik olmadı. Senaryo çok basit ve sade.
    Türkiye ile kapıştırılacak. Önce Müslümanlar ikiye ayrılacak ve birbirlerini kıracak. Her iki taraf Müslümanları karşı taraftandır diye devletlere kırdıracak. İslam tehlikesi bertaraf edildikten sonra devletler teslim alınacak. Putin ve Trump da devre dışı edilerek Sermaye’nin cetvelle çizeceği harita gelecektir.
    Mahir Kaynak’ı dayandığı senaryo Sermaye’nin bu planını bilmesidir. Rusya ile ABD arasında daima böyle gizli bir yakınlık vardır. Kilit nokta İran’la Türkiye’nin kapışmasıdır. Bunu AK Parti zamanında başaramadığı için 15 Temmuz ile Türkiye tehdit edildi. O tehdit devam ediyor ve Türkiye bu senaryoya dev adımlarla yürüyor.
    Muhalif muvafık herkes Avrupa ile olan gerilime ateşe körükle gider gibi gitmektedir. Sermaye bu işte başarıya ulaşamayacaktır. Çin ile Rusya’nın arası açılmayacaktır. Avrupa’da da akıllılar var. Türkiye ile İran da savaşa girmeyecektir. Bu tehlike savaşsız atlatılacaktır. Trump ve Putin anlaşacak ve ABD ile Çin’i yanlarına alarak Sermaye’nin işini bitirecektir. Duamız budur.
    İkinci darbe girişimini de Türk Ordusu, halkı ile bir olup 15 Temmuz’da olduğu gibi bitirecektir. Olağanüstü hal sona erdirilecek ve Anayasa oylaması hayırla bitecektir.

  2. Cahil kabadayılığı, ite dalaşmayı; siyaset ise çalıyı dolaşmayı iktiza eder…
    daha büyük onursuzluklar yaşama ihtimaline binaen, küçük ölçekli onursuzluk ihtimallerini kel madum add ederek, gündemi başka yerlere cekebilmektir siyaset.
    Milli onur, kavga gerekçesi olamaz.
    Hollanda örneğinde yaşanan, bana sanki danışıklı dövüş gibi geliyor.
    Hollanda başbakanı Rutte, bakanları ülkeye sokmayarak, gerektiğinde kararlı bir duruş sergileyebilecegini gösteren ama itidalli de olabilen “devlet adamı” görüntüsü sergileyerek anketlerde 3 puan birden ilerledi. Rakibi ırkçı wilders’ten rol çalmayı becerdi ve onu seçmen nezdinde işlevsiz bıraktı. Merkel de seçime hazırlanıyor ve o da Türkiye gibi doğulu İslamcı bir tehdide ayar verebileceğini gösterdi seçmenine.
    Olayın istenmeyen adam kısmı olan Türkiye ise, son senelerde seçimlerde avrupada oyları sandığa çekmeye çalışıyordu. Bizzat CB kendisi mitingler düzenliyor, masraf ediyor, fakat bu oyları istediği düzeyde sandığa çekemiyordu. Son olayda ise başarılı bir kavga ortamı oluşturuldu. Özellikle evet oyları, o kadar hırslandı ki, girmek için büyük bir sabırsızlıkla sandık aramaya başladı.
    Sonuçları itibariyle, “şov”un taraflarına ilaç gibi gelen bir mizansen gibi duruyor bu olay.
    Böyle bir olaydan, sn koru nasıl bir uluslararası düzen değişikliği sonucunu çıkarıyor anlayamadım. Ben bu olayı bu kadar basit görüyordum. Fehmi Koru beni korkutmaya başladı.
    Çünkü tr
    Avrupa için” yakın Çin”.
    Yani Avrupa’nın sanayi üretimini havale ettiği ülke.
    Avrupa ile ipler koparsa, biz nerenin üreticisi oluruz? Özal’ın hayal edemediği bir ekonomik konumdayız biz tr olarak şu an. Bunu bozarsak…?
    Avrupa’ya mal satmak için Toyota bizi üs olarak kullanıyor. Mercedes otobüs ve kamyonlarını bizde üretiyor. Tekstilde hala Avrupa’nın önemli fason üreticisiyiz.
    Avrupa ile ipleri koparınca, “volga” arabaları mı üreteceğiz? Topolev Aksaray’da fabrika mi açacak? Rusya’dan daha mı ucuza gelecek? Çin bize kendine fazla gelen işleri mi aktaracak? Toyota suriye’ye mal satmak için mi bizi üs olarak değerlendirecek? Üçüncü havaalanını Barzani ve Moldova arasında ara istasyon olarak mı kullanmayı düşünüyoruz?
    Bu kadar aptalca bir hesap hatasını yapacak kadar “jöleli” olamaz türk siyaseti….
    Son olaylar yön tercihi sonucu değil bence.
    Basit danışıklı dövüş olarak görmek istiyorum ben.
    ….
    Ama Trump, yeni demir leydi, geert wilders, le Pen, Putin, rte gibi keskin aktörlerin getirildiği yeni büyük oyun da hoşuma gitmiyor. Sanki canımızı yakacak bir şeyler olacak gibi.
    Amerika dünya kamuoyunu en kötü şeylere hazırlıyor gibi.
    Önümüzdeki sekiz senelik periyodu belirleyecek adamı resmen “delidir ne yapsa yeridir” diye pazarlıyor. Her şeyi yapabilir şaşırmayın mesajını bağıra bağıra veriyor. Dünya büyük 15 temmuza hazırlanmalı
    Amerika’da da hakimler savcılar keyfe göre atanmaya başladı.
    Önümüz aydınlık değil gibi sanki. Mevla yardımcımız olsun.

    • Fevkalade bir yorum. Aklımdan geçen ama Türkçem yetersiz olduğu için yazamadığım düşüncelerimi yazınızda fazlasıyla buldum.

  3. Fehmi beyin yazısından, “geçmişte sovyetlerin ülkemize tehditleri sonucunda batıya müttefik olmak zorunda kaldıysak, şimdiki avrupa devletlerinin bizi kendilerinden uzaklaştırma çabası ile batıdan kopmak zorunda kalabiliriz” sonucu çıkarıyorum. Yazının sonunda “hesabımızı iyi yapalım” derken ki kısmı anlamadım. Batılı ülkeler bizi aralarında istemiyorsa, biz basıl bir “hesap” yapmalıyız ki bunun tersi mümkün olsun. Onların istediği kıvama gelmek için bizi biz yapan değerlerin tümünden vazgeçmemiz gerekecek. Oysa ittifaklar ülkelerin çıkarlarını savunabilmesi için bir araçtır. Araç olması gereken bir müesseseyi amaç haline getirirsek, yani ne olursa olsun mutlaka batının müttefiki olmalıyız diye düşünürsek, afrikadaki kabile devletlerinden farkımız kalır mı. Kendi hedefleri ve çıkarları için Türkiyeyi satan sözde müttefiklerimize karşı nasıl tavır almalıyız. Bence, durumu açık bir şekilde anlattıktan sonra hala bir gelişme olmuyorsa “inceldiği yerden kopsun” demekten başka bir çare yok.

  4. Ben aciz hane yukardaki yorumlar katilmiyorum neden? Cunki biz kendi sucumuzu gørmezden geliyor Hep sucu baskasinda
    Arayoruz ulke olarak avrupaya gitme+ icin neden ødevimize calismiyoruz hukuk un ustunlugu kuvvetler ayriligini yaptikmi hayir
    Bircok konuda ayak direyoruz hic gereksiz yere avrupayla gerilim yaratan bir lider ve partisi buralarda bizlerin hayatiyla oynuyor
    Bizlerin cocuklari haydi sinir disi edilseler onlar dilini bile zor konustuklari turkiyede ne yaparlar? 4milyon issiz oldugu ulkemizde
    Nasil is bulup yasarlar oylaminizi ulkenizde yapin lutfen bizileri bu konuya alet etmeyin

  5. Yaşadıklarımız bilinçli yapılan bır tercihin sonucudur. Dikkat edilirse AKP hep gerginlikten prim toplamıştır.Secim kazanmanın bir yolu olarak görülmüş ve gerginliklerden nemalanılmıştır. Durup dururken başkanlık veya Cumhurbaşkanlığı diye bir sistem peydahlanmış ve bundan medet umulmuştur. Guclu cumhurbaşkanı olunca
    terör mu duracak , ekonomi mi düzelecek gercekten hangisi hallolacak.
    Tam on beş yıldır ulkeyi AKP yonetti parti ne istedi de yapamadı . Oy deseniz verildi destek deseniz verildi
    İnsanlar tankları onune atıldı sonuç istikbalimiz kurtuldu .Peki kim kaybettirdi bunu hiç düşündük mü ?
    Dun Rusya ile dalaştık astık kestik nutuklar attık sonunda gittik özür diledik. peki kim kaybetti ?Turizimci kaybetti, muteahhit kaybetti , çiftci kaybetti kazanan kim ?
    Şimdi aynı senaryo , tabiki bir bakanın bu muamelelere maruz kalması bizi rahatsız etmiştir. Onurumuzu kırmiştır.peki neden bile bile gidildi oralara daha dun Almanya ile aynı sorunu yaşadık , bile bile neden itibarımız iki paralık edildi.Neden esip gürlüyoruz adamlar bunu yapacaklarını söylediler .neden ucuz kahramanlık yapıyoruz.Sonucunda kim kazandı evet oyları 2-5 puan arttı. Ya oradaki Türkler , buradaki turizim yatırımcısı zaten diken üstündee gidiyoruz.Bir de bu çıktı . Merak ediyorum sırada kim var didişeceğimiz.Aslolan kavga etmek değil , sorunları diyalogla çözmektir. Yoksa birgunde her şeyi yıkabiliriz ancak kaç yılda toparlarız.!

  6. Kusura bakılmasın,dünü,günü yitik insanlar ne tarihe bakabilir,ne geleceğe.
    “An itibariyle”dedikleri anlık yaşamaya endekslidirler.
    Benim gibi binlerce aile reisi şimdi bir cender içinde.
    7 ay önce işinden ve hürriyetinden edilen bi-günah,masum ve mahzun oğlumun iddianamesi nihayetbitirildi.
    Şimdi de günü belirsiz duruşmasını “ya sabur”la bekliyoruz.
    Ve KIVRANIYORUZ; çünkü, En ucuz avukat ücreti 50 Bin TL.
    “Cep-delik cepken delik”mal-mülk Hak getire..
    Kerhen, zengin olsaydım dediğim bir bunalımı yaşıyorum.
    Anladık,”ateş düştüğü yeri yakar.”Dumanımız tepemizden çıkıyor,o da mı görülmüyor?
    Başka ülkelerde olmazya,farz-ı muhal böylesi hukuk garibesi başka bir ülkede ezkaza yaşansa,ülke bir süre hükümetsiz kalır,hükümet istifa etmek zorundadır.
    Hazindir ki,yılları sari olan ve 15 Temmuz sonrası zirve yapan hukukun gözyaşları dert etmemekiçin görmezden geliniyor.”Balyoz,Ergenekon”kiniyle solun büyük bölümü intikam peşinde..
    İktidar,”çocuk popülizmi”ile “kandırılma takıntısı ve-veya özrü,kabahatinden büyük olmanın ezikliğiyle şirazeyi kaybetti. Çocuklarını cemaat okullarına gönderen,onlara ilan-ı aşk edenlerse,iz kaybettirmek için esip savuruyor,akla ziyan işler yapılıyor.
    Hukuksuzluğun pik yapmasına kimse ses çıkaramıyor
    Herkes Fehmi bey gibi usta değil ki, kıza söyleyip,geline duyursun!
    Eldeki yara “duvar deliği”gibi algılandığı için acısı bilinmez ki.
    İnşaAllah dualar esirgenmez.

  7. Türkiye “Batı’dan gitsin de nereye giderse gitsin, Shangay’amı, Rusya’ya mı? …demek Batı’nın ne kadar işine gelir ki, Ingiltere ve Fransa da diğer AB ülkeleri gibi düşünmüyor zaten.

    Kaldıki ABD bile kendi çıkarları açısından bunu göze alamaz.

    Batı’nın, Rusya’nın kucağına salacak kadar anlamını yitirmiş bir Türkiye tezahürü olmalı ki bunu göze alabilsin.

    …alamaz; çünkü mülteci sorusunda bile dünyası kararan bir Avrupa, daha büyük insani sorunlar ile yüzleşmenin, sonunun başlangıcı olacağının farkında olmamış olamaz. Avrupa’da Batı’nın bir parçası nihayetinde…

    Dağılıp savrulan bir Avrupa’dan doğacak boşluğu doldurmaya en yakın aday Rusya olacağına göre bunu da ABD istemez.

    Insanın aklına şöylesi de gelmiyor değil; yeni dünya düzeninde Trump ve Putin, Avrupa’yı da için alan yeni bir kutup olup dünyanın geri kalanına nizam vermeyi mi planlıyorlar! NATO’ yu gözden çıkaran bir Trump var karşımızda…

    Işe ilk olarak AB’yi dağıtmakla mı başlayacaklar? İngiltere yola koyuldu bile…

    Benimkisi de komploculuk işte…

  8. Osmali’nin yuzu 500 senedir, hatta kurulusundan itibaren, Bati’ya donuktur. Asil stratejisi, savasi, barisi, isbirligi, almasi, vermesi Bati ile olmustur. Yani “Bati Macerasi” 200 senelik bir “heves” degildir. Bati ile “birliktelik” (bundan kastim illa ki her daim gulluk gulistanlik bir iliski degil) bu topraklarin tarihidir, daha oncelerden itibaren (Bizans, Helenistik Donem, hatta Pers egemenliginde bile).

    Bir de gunumuzde alternatiflere bakalim. Cin (elinden geldigi anda kendi cikarlarina en ufak bir karsi cikmaya musamaha etmeyen, Tibet’i, Dogu turkistan’i ezen, Hong Kong’ta en ufak demokrasi arayislarini bastiran, gazetecilerin, aktivistlerin “sozde degil gercekten” kayboldugu, zehirli sut skandali hakkinda halkina konusma izni vermeyen, senelerdir inanilmaz kapsamli Internet sansuru uygulayan, Guney Cin Denizi’nde komsularina efelenmeye baslayan) ya da Rusya (Grozni’yi Halep’i yikan, Kirim’i her turlu hukuku ihlal edip ilhak eden, tarihi/kulturel/jeopolitik olarak Turkiye’nin rakibi) mi bize ortak olacak? Bu tip ulkelerin bize nasil davranacagini goremiyor muyuz biraz ipleri ellerine alsalar?

    Turkiye si son Hollanda krizini firsata donusturebilirdi akilli, sakin, tutarli bir elestiri sergileseydi. Gercekten cok buyuk firsatti. Ama , ne yazik ki sasirtmayan bir sekilde, kabadayilik yolu secildi.

  9. Kendi saygınlığımızı korumamız açısından ve hukuk devlet gereği olarak kendi yaptığımız kanunlara uymamız gerekmektedir. 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Kanunu’nun 2008 yılında AKP tarafından değiştirilen 94/A Maddesine göre “Yurt dışında ve yurt dışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz.” Halk oylaması da seçim olarak kabul edilmektedir. Dolayısı ile bu seçimde de bu maddeye uyulması gerekmektedir. Bu maddeyi izah ederken dönemin Yurtdışı Türklerden sorumlu bakanı Cemil Çiçek, ülkelerinde karışıklığa neden olacağını ileri sürerek Almanya ve bir çok Avrupa ülkesinin ülkelerine seçim sandığı konulmasına uzun süre karşı çıktıklarını ve bu madde sayesinde Almanya’nın Türklerin oy kullanmasına izin verdiğini belirtmiş. Durum bu iken kendi yaptığımız kanuna neden uymuyoruz? Kanuna uymamak eğer sorun değilse, kanunları ihlal ederek darbe yapanlara nasıl karşı çıkacağız? Kanun takmayan mafya düzenine nasıl karşı çıkacağız? Hukuk devleti öncelikle kendi yaptığı kanunlarla kendini bağlı gören devlettir. Kendisi hukuka uymayan bir devlet vatandaşlarından hukuka uymasını nasıl bekleyecektir? Bu durumun sonu kaos değil mi?

  10. Yeni dönüm noktasında ilk fatura Avrupa’daki Türkiyelilere kesilebilir!

    Dün gece Hollanda televizyonunda Başbakan Rutte ile Muhalafet lideri Wilders’in tartışmasında ülkedeki Türkiyeliler ve Islam konusu büyük yer aldı. Irkçı ve Islam karşıtı Wilders özetle şunları söyledi:

    „Bakanın geri gönderilmesi iyi oldu. Ama daha büyük problem, ülkedeki insanlar bayrakları ile konsolosluğa gelip bakanı beklediler. Polisimize saldırdılar. Hollandalı değil Türk olduklarını gösterdiler.“

    Wilders’in bayraklarıyla geldiler dediği insanlar Hollanda’ya bir kaç yıl önce gelmiş insanlar değil. Çoğunlukla bu ülkede 30-40 yıldır yaşayan insanlar. Aralarında Hollanda’da doğup büyümüş olanlarda az değil.

    Türkiye’nin Hollanda’ya yaptırımlar uygulayacağını yüksek sesle açıkladığı bir ortamda, Wilders’in söyledikleri Hollanda’da bir çok Hollandalıyı etkilemiş olabilir. Hollanda’da yaşayan Türkiyeliler için kolay bir durum değil.
    Türkiye’de 30-40 yıldır yaşayan binlerce yabancının, bizim hükümet gelme dediği halde Türkiye’ye gelen bir yabancı bakanı kendi bayraklarıyla karşıladıklarını bir düşünün!

  11. Acaba, bundan sonra ne olabilir? Mesela çok da uzak olmayan bir gelecekte, İran’da kadınların başörtü takma zorunluluğu kaldırılabilir mi? Ya da İsrail ile İran arasında yumuşama?

  12. Ekonomik ve siyasi açıdan Ab’den koymamız zor. Böyle bir durumun riskleri Türkiye açısından çok daha ağır. Bizi yönetenler de bunu biliyor. O yüzden gerilimi belli bir seviyede tutuyorlar, bahsettikleri ciddi yaptırımlar lafta kalıyor ister istemez. 9 insanımızı şehit eden Israille bile hiçbir şey olmamış gibi eski günlere dönmüşüz. Dolayısıyla Ab ile yaşanan gerilimi de seçim sürecinde güzelce kullanır, sonra da mecburen eski duruma çekmek durumunda kalırlar

  13. AB ve NATO iki büyük bela. girmesen bir dert girsen bin dert türünden.
    AB bana kalırsa belki çok kısa süreler dışında asla gerçekçi bir hedef olmadı, olamazdı. dostlar alışverişte görsün tadında. Avrupa için bu kısa süreler bile söz konusu olmadı bence. dün de yazdığım gibi türklerle eşit şartlara gelmektense savaşmayı tercih ederler. bugün olanda budur. eğip bükmeye gerek yok. resmen bir şekilde savaştayız. ama proxy ama ekonomik ama siyasal… bunun önemli bir ayağı ise nato. içimize yerleştirilen Truva atı. belki tarihinde gladionun en çok zarar verdiği ülkelerden biriyizdir. Amerikalıdan çok Amerikalı subaylarımız olmadı mı. hala çok çok yok mu…içimizdeki yabancılar bu manayı anlatmıyor mu.
    Hollanda ile karşı karşıya geldiğimizde gördüğümüzde budur zaten. bu ülkenin geleceği ile ilgili önemli bir karar verilecekken orada yaşayan oy kullanacak gurbetçilerin bilgilendirilmesi söz konusuyken ve bu bilgilendirilmenin hayır bilgisine kapılar açılırken evet bilgisine kapılar kapatıldığında bir zıtlaşmaya gidildiğinde hollandayı haklı bulanlar varsa ben bunu başka türlü açıklayamıyorum. yaşanan sorunların genelinde bu hükümetin hiç suçu yok mu…olmaz mı. itaat et, etmez. atarlanma bize karşı, atarlanır. terör yasalarını gevşet, pkk ya güç kullanma, dinlemez. kendi silahını yapma, yapar. füzelerin olmasın, almaya kalkar. sınır dışına operasyona gider. kendi uçağını yapmaya kalkar. köprüsü havaalanı keza…evet, hükümetimizin de çok suçları var. ara sıra içimizdeki yabancılara da kulak vermemiz lazım. gezi günleri gibi. son kertede kendi insanımız bazı şartlar ileri sürmüştü değil mi…başta 3. köprü, 3. havaalanı, kanal İstanbul projelerinin durdurulması mesela…yakın tarihe de bakmakta fayda var .
    AB bizim için gerçekçi bir hedef değil. ticari ilişkileri geliştirmekle yetinelim. nato ilişkilerimiz de baştan düzenlenmeli başka gladio operasyonlarına izin vermeyecek şekilde.
    son olarak aklıma gelen bir Mevlana hzlerinden bir öykü aktarayım. elbette tasavvufi bambaşka açılımları ve bölümleri var ama tasavvuf konumuz değil. kısaca şöyle;
    bir aslan bir kurt ve bir tilki ava çıkarlar. bir öküz, bir keçi ve bir tavşan avlarlar. aslan kurda bunları paylaştırmasını söyler. kurt öküzü aslana keçiyi kendisine tavşanı ise tilkiye verir. aslan bu paylaştırmaya çok sinirlenir ve bir pençede kurdu öldürür. hatta hıncını alamaz parça parça eder. sonra tilkiden paylaştırmasını ister. tilki aslana öküzü sabah keçiyi öğlen tavşanı da akşam yiyebileceğini söyler. aslan bu paylaştırmadan çok memnun kalır ve ” böylesine doğru bir paylaştırma yapmayı nerden öğrendin ” diye sorar. tilki kurttan kalanlara bakar ” kurdun halinden ” diye cevap verir.
    geçmişten, olanlardan ders çıkarmamız lazım. yaşanan dünya savaşları japonyanın başına gelenler ırak suriye hepsinden ayrı ayrı her ülkenin ders çıkarması gerekir. özellikle bizim elimizde olanları vermeden vermeyecek şekilde akıllıca çok akıllıca geçmişten çevremizde olanlardan ders almamız gerekir…birlikte ava çıktığımız kişilere ayrıca çok dikkat etmek gerekir…

  14. Avrupanın bize faşizanca tavrını değerlendiren s koru pazar. pazartesi.ve bugünkü yazınızı okudum ve bir anlam veremedim şimdi burda Türkiye hükümeti haklımı haksızmı yanlışmı davranıyor dünkü yazınızı ele alırsan yanlış davranıyor

    Evet öfkeyle hareket etmemek gerek o tespiniz yerinde .

    Bu günkü yazınız dünküne göre daha mulak yani askıda Türkiye haklıda olabilir haksızda
    Yalnız şu bir gerçekki avrupa bu davranışında zihniyete göre davranıyor

    Mesela Metin fevzi oğlu. Abdüllatif şener gibi ler daha çoğaltabilirsin onlara izin veriliyor hemde hollanda milletvekiliyle Hayır toplantısı düzenliyor

    Gazete manşetleri Hayır oyu verin manşetleriyle çıkıyosa
    Burda bir gariplik var .
    Hele Almanyada yaşayan vatandaşlarımızın katledilmesi
    Oradaki imamlarımızın casuslukla suçlanması.

    15 Temmuz hainlerinin avrupa ülkelerine kaçması .
    Onlara fon oluşturup maş verilmesi
    Pkk lıların beslenip sahip çıkılması .
    Daha birçok örnek verilebilir bu saydıklarım görünen belkide en küçükleri.

    Şimdi Türkiye cumhuriyetini temsil eden yetkilileri seçim malzemesi yapıyorlar mağdura oynuyorlar diyenler hiçmi gündemi takip etmiyorlar .

    Mesela bizim ülkemizde almanyadaki bir seçim için merkele hayır diye kampanya yapılsa ve bunuda devlet eliyle yapılsa ne denirdi aceba?

    Meseleleri ülke çıkarı şerefi ve onuruyla değerlendirelim .

    İşte tam burada yazarın tam bir tesbit yapmadığını düşünüyorum üzak tarihe gerek yok referandum sürecinden önceki gelişmeleri ele aldığın zaman herşey anlaşılıyor
    Tabiki geçmiş tarihte önemli tarihini bilmeyen geleceyine yön veremezmiş

    Bizde tarihimizi unutmayalım inşallah.

YORUM YAP

Please enter your comment!
Please enter your name here