Yeni bir referandum mu? Nedense Özal’ı ve 2 referandumunu hatırladım..

17

Halkımızın öyle özellikleri var: Fazla sık boğaz olmaya gelmiyor ve kolayca taraf değiştirebiliyor…

Turgut Özal’dan başbakan olarak memnundu ve iki seçim üst üste partisini iktidara taşımıştı halk; ancak aynı halk, iki referandumda, Özal’ın istediğinin tersine oy kullandı ve onu çok kısa zamanda bir ‘siyasi mevta’ haline getirebildi.

Durduk yerde ‘siyasi hakları’ referandum konusu yapmıştı (6 Eylül 1987) Turgut Bey; o yetmiyormuş gibi ardından ‘yerel seçimi 1 yıl erkene alma’ konusunu referanduma sunma (25 Eylül 1988) yanlışlığına düşmüştü.

Halk ikisine de ters cevap veriverdi. İlki yüzde 50.6, diğeri ise yüzde 65 ile Özal’ı hayal kırıklığına uğratmıştı.

Dikkatli olunmazsa referandum silâhı ters de teper

Referandum konusu bizim siyasi hayatımızda biraz netameli bir yöntemdir. Zaten o sebeple, henüz 15 Temmuz darbe girişimi travmasını atlatamamış ülkemizde, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Gelin birlikte geçirelim” daveti üzerine ‘sistem değişikliği’ni amaçlayan referandumun gündeme taşınmasını hayli soğuk karşıladım.

Herkesler “Evet oyları önde” diye zil takıp oynarken.. şimdi bile.. referandum sonucunun elde patlaması ihtimalini gözardı etmiyorum.

Seçim ile referandum arasına fark koymayı her zaman bildi çünkü halkımız.

Bu defa da.. sandığa yansıyacak oyunun seçim sonucu vermeyeceğini biliyor ve zihni ne kadar dağıtılmak istenirse istensin.. referandum konusu hakkında ikna edilmeyi bekliyor.

Görebildiğim tablo, sandığa gitmeye üç hafta kala, bu.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan referandum konusunda partisine güveniyor; sandıktan yüzde 60’ın üzerinde “Evet” oyu çıkması beklemesi o güven yüzünden…

Turgut Özal da 1980’ler sonunda partisine güvendiği için referandumu iki kez gündeme getirmişti…

AB’yi referanduma sunalım mı?

Konu artık “Referandum olsun mu, olmasın mı?” aşamasını çoktan geçtiği halde neden bu yazı?

Yazımın sebebi, daha henüz ‘sistem değişikliği’ konulu referandum için kampanya yürütülürken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, halkın önüne bir başka konuyu daha götürme ihtimalini dile getirmesi…

İngiliz parlamenterlerin de katıldığı ‘Tatlıdil Forumu’ kapanış töreninde yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “16 Nisan’ın arkasından Avrupa Birliği ile müzakereler için de referandum yapma yoluna gidebiliriz” deyiverdi.

Bazıları, AK Parti’nin referandum kampanyası sırasında Avrupa ile sürtüşmesini bir taktik olarak görüyor; Hollanda, Almanya, Avusturya ile kavga edilince “Evet” oylarının artacağı beklentisiyle…

Hükümete yakın kalemler bunu açıkça yazdılar, hatta bazı AKP milletvekilleri AK Parti kampanyasını topraklarında yasaklayan ülkelere teşekkür bile etti.

Taktik ise bu sürtüşme.. onu da yanlış buluyorum; tıpkı AB ile ilişkilerimizi referanduma sunma düşüncesini yanlış bulduğum gibi…

Avrupa bizim neyimiz olur?

Avrupa ülke olarak kaderimiz değil elbette, ancak tarihi açıdan kendimizi yadırgamadığımız bir coğrafya. Türkler Anadolu’ya ilk geldiklerinde, Osmanlı Hanedanı’nın atası Süleyman Şah ile birlikte, gözlerini Rumeli’ye dikmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminde en geniş toprakları Avrupa kıtasındaydı.

Türkiye AB üyeliğini kendisine neden bir ‘hak’ olarak görüyor sanıyorsunuz?

İlişkilerimizin en kötü olduğu dönemlerde bile, “Türkiye AB üyesi olmalı mı?” sorusuna.. anketlerde.. hep yüzde 50’inin üzerinde “Evet” cevabı çıktığı da biliniyor.

Bugün de durumun farklı olmadığını düşünmemiz için sebep çok.

Konu referanduma götürüldüğünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hatrına, “AB ile ilişkilerimizi koparalım” tezi hakim çıkarsa iyi mi olur?

Zaten ilişkilerimiz pamuk ipliğine bağlı değil mi?

Ülkemize ‘tam üyelik’ sözü verilmesinin ne kadar zor kotarıldığını en iyi bilenlerin başında, o sonucu almak için olağanüstü çaba gösteren hükümetin başkanı olan Tayyip Erdoğan geliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin iktidarının ilk yarısında ekonomik atılımların pek çoğunun, AB üyeliği perspektifi içerisinde bulunmamız sayesinde gerçekleştiğini de en iyi bilecek kişidir.

Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından Avrupa ülkelerinin ihracat partnerimiz haline gelmesine ve turist akınına kadar pek çok alanda ekonomik başarıları AB ilişkisine borçluyuz.

Kırılma noktası 15 Temmuz ise..

Kızalım, ama bu gerçeği de görelim.

Hem sonra neden kızıyoruz ki…

15 Temmuz darbe girişimi konusuna.. Avrupalılar.. darbeye maruz kalan ülkenin vatandaşlarının gözüyle bakmıyorlarsa.. bunda belge ve bilgilere dayalı ikna faaliyetlerinin eksikliği rol oynuyor olamaz mı?

AB’nin istihbarat birimi, INTCEN, darbe girişiminden 6 hafta sonra yazdığı raporla Avrupa ülkelerinin kanaatlerini belirledi; bugün Alman istihbaratı BND’nin direktörü bize tuhaf gelen açıklamalar yapıyor, İngiliz Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi kalabalık raporunda aynı tezi dillendiriyorsa, hep o ilk raporun etkisiyle oluyor bunlar…

Neden o ilk ve sonraki raporları çürütecek girişimlerde bulunulmuyor?

Biraz erkenci davrandığımı biliyorum.. sözümün dinlenme ihtimalinin az olduğunu da.. ancak yine de “Referandumlara fazla güvenilmesin” demekten kendimi alamıyorum.

ΩΩΩΩ

17 YORUMLAR

  1. Gülen Cemaatinden insanların darbe girişimine katıldıklarını Avrupa ülkeleri kabul ediyor. Fakat Fethullah Gülen’in darbe girişminde etkili bir rol oynadığı konusunda ikna olmadıklarını söylüyorlar. Bu çok önemli bir konu. Cemaatin başındaki insanın darbe girişmindeki etkinliğine Avrupa Birliği ülkeleri ikna olmadık diyorlarsa, Gülen destekçisi diye, mahkeme kararı olmadan işinden ve ekmeğinden olan insanların durumuna AIHM ne diyecek?

    Avrupa Birliği konulu refarandumda merak ettiğim bir husus var. Avrupa Birliğinde yaşayan seçmenler bu konuda nasıl oy verecekler? Kendin Avrupa Birliğinde yaşarken Türkiye’nin dışarda kalması için oy vermek bana oldukça çelişkili gibi geliyor…

  2. Avrupa’nin dedigi “Bu darbe girisimi sadece Gulencilerin isi degil ama hukumetin kumpasi da degil”. Bence dogru yonde bir gorus. Darbe kumpasa geldi ama kendi icindeki gruplarin bazilari tarafindan, muhtemelen darbe planlayicilari arasindaki Avrasyacilar digerlerini yuzustu biraktilar, bilerekten.

    Osmanli, Turkiye hep ana eksen olarak Bati’ya donuktur. Bu her anlamda boyle, ticaret, genisleme, savas, baris, anlasma, kavga.

    AB’ne alinmayacagimiz buyuk ihtimal, sadece son gelismeler yuzunden degil. Ama gene de, hic sonuca ulasmayacak olsa da, uyelik sureci terk edilmemeli. Hem Turkiye’nin hem AB’nin cikarinadir bu.

    Rusya, Cin, Avrasyacilik cocuksu ve tehlikeli hayallerdir. Rusya gudumundeki ya da Cin’e ekonomik olarak bagli bir Turkiye’yi dusunmek bile istemiyorum. Bunlar resmen vahsi, kanunsuz, sinsi devletler. Cin’in Ukrayna ucak gemisini “Yuzen kumarhane yapacagiz” diye bogazdan gecirip sonra operasyonel bir ucak gemisi haline getirmesi belli kucuk ama sembolik bir ornek bu ulkelerin cibilliyetini anlamak acisindan.

    Arada bazen kavga da olsa, gerilim de olsa Turkiye’nin kaderi Bati’dir. Guclu ve istikrarli, macera aramayan bir Turkiye’de Bati’nin cikarinadir. Biraz sagduyu, iyi niyet ve yumusak uslup Turkiye’yi once Bati kamuoyu sonra da Bati politikicalari, devletleri gozunde yildizlastirir. Bir yapabilsek. Ama hukumet “Evet” cikcin diye gerilimi yukseltiyor, gozuken o.

  3. Mezopotamya’da site devletleri oluştu. Dışarıdan tehlike belirince Mezopotamya’da ulusal devlet oluştu ve o büyük uygarlık öyle doğdu ve hala da uygarlığın ilk doğurduğu ülke olarak varlığını sürdürmektedir.
    Avrupa Birliği de çökmeye başlayan batı uygarlığının kendisini korumak için oluşturmaya çalıştığı birliktir. Silah zoru ile oluşmuş bir birlik değildir. Para babalarının oluşturduğu birlik de değildir. Önce Avrupa Birliği Papalığa dayanmaktadır. Papalık da İslam dinini hak din olarak kabul etmiştir. Aramız çok iyidir. Ayrıca Papalık Ortodoks ve Protestan mezhepleri ile artık kavgada değildir.
    Bugün Sermaye Rusya ile ABD’yi birleştirmek istemektedir. Çin ile Avrupa Birliği’ni birleştirmek istemektedir. Rusya ile AB birleşmelidir. Türkiye ile İran da bunların yanında yer almalıdır. Çin ile uzlaşmalıdırlar. Yani Çin bizim kavgamızın dışında kalmalıdır. Ne Yahudi Sermayesi’nin yanında yer almalı ne de Avrupa devletlerinin yanında yer almalı. Savaşı biz kazandığımız zaman Çin de rahat edecek, doların baskısından kendiliğinden kurtulmuş olacaktır. Çin tarafsız kalmalıdır.
    Biz bir de İsrail sorununu çözmeliyiz. Tevrat’ta ve Kuran’da kendilerine vadedilmiş toprakları İsrailoğulları’na vermeliyiz. Nerelerin vadedildiğini hakemler çözsün. Sermaye’nin saltanatını bitirmeliyiz. Savaşa değil, Adil Düzen’e göre Altın, toprak, demir ve buğday bonolarımızla bu sorunu çözmeliyiz.
    Erdoğan ile AB arasındaki kavga Putin ile olan kavgaya benziyor. Kısa zaman sonra dostluğa dönüşmek zorundadır. Türkiye AB’ye muhtaçtır ama AB de Türkiye’ye o kadar muhtaçtır. Türkiye’nin barış devleti olması kaderin çizdiği bir taktirdir.

    • Muhterem yazar. Madem Türkiye”yi İsraile borçlu çıkardı, bunun sınırlarını da çizse de öğrensek. Topraklarımızda nnerelerin
      “Arz-ı mev”ud”a veya Kenan ellerine dahil olduğunu öğrenelim ki, belki göç etmemiz gerekir!.. Muharref Tevratta
      Arz-ı Mev”ud sınırlarının da değiştirildiği acaba doğru değil mi?..

    • Bu yoruma kadar Sayın Karagülle’nin hoşuma gitmeyen fikirlerini eleştirmemek için kendimi tuttum ama buraya kadar. Papalık İslam’ı hak din kabul ettiyse daha Hristiyanlık mı kalır, Papalık mı kalır? İsrailoğullarına vadedilmiş toprakları teslim etmemiz gerektiğine dair bir emir ya da tavsiye de Kur’an’da ya da Sünnet-i Seniyye’de mevcut değildir. Bu yorumu yapan sayın yazarın aklı sağlamsa kalbi bozulmuş olmalı. Başka izah bulamıyorum.

  4. AB nin davranışı ve yaptıklarından bizi bu birliğe zaten almayacağını sağır sultan bile biliyorken bizdeki avrupa birliği sevdası niye ?

    Bunu neden referanduma sunmayı düşünüyorlarki
    Hani onlar dese gelin sizi bu birliğe alalım tamam doğru bir adım olurda zaten ozaman bize sormazlar bile

    Bizde ne girmek için gayret ediyoruz nede onlar almak için gayret ediyor her iki tarafında yaptığı işi uzatmak .

    15 Temmuzun hainğini organize eden ABD ve AB Ülkelerinin birkısmı oldunu uygulamalarıya ortaya koyyor niye ikna olsunki .
    Bir çocuk hırsızlık yapıyor siz bunu görüyorsunuz ama yakalayamıyorsunuz ve çocuğun babasına gidip çocuğunu şikayet ediyor sunuz ve baba oğlunun hırsızlık yaptığına dair delil istiyor siz nekadar delil bulsanızda o babayı ikna edemessiniz çünkü o çocuğu hırsızlığa gönderen baba zaten

    Şimdi birileri çıkmış ABD ve AB darbeyle doğrudan ilişkisi olan. hainlerin ilişkisi yokmuş bak onlar bile ikna olmamışlar diyor veya onu demeye getiriyor

    Sa Koru dünkü yazınızda Amerikadan bir örnek veriyorsunuz darbeyle ilgili orada o yazarın Asyacılarla yani Perinçekciler Sa Edoğan arasında bir savaş var diyor ve ekliyor bir darbe girişiminin daha olacağını ve Sa Erdoğana suikast düzenleneceğini yazıyor
    Ve o sıralar Sa Bahçelide çıkmış gurup toplantısında eyerki Sa Cumhurbaşkanımızla Perinçek arasında bir seçim yapmamız gerekirse bilsinlerki biz tercihimizi Cumhurbaşkanımızdan yana kullanacağız demişti Sa Bahçeli bunu durup dururken neden söylemişti aceba
    Yukarıdaki bahsettiğimiz yazıya istinaden olmasın?

    Biz birilerinin oyununa gelipte kavga etmeyelim İnşallah.

  5. Türkiye’nin acilen seçim ortamından çıkıp normal yaşama dönmesi lazım. Mikrofonsuz yapamayan politikacılar kendilerine başka bir hobi arasınlar!

  6. “HEP o ilk raporun tesiriyle oluyor bunlar” cümlesine katılmıyorum. Biri bir yalan söyledi,sonra kendisi de ve başkaları da inandı darbı meselini akla getirebilen algı yanılmasına yol açabilir bu…
    Batılılar birbirini kopya etmez,çünkü,her ülkenin kendi güvenilir istihbaratı vardır.
    Kendi ülkemizde bile 15 Temmuz bilmecesi çözülmemişken, yabancıları, “boşa atıp, doluyu tutma” peşinde gibi göstermek gerçekçilik olamaz.
    15 Temmuz klavuzluğunda takibedilen ve haklı olarak “sivil darbe” için zemin yapılanlar,”organize işler”i akla getiriyor. “Sivil darbe”nin sine-i millette açtığı yaralar ne yazık ki ya farkedilmiyor veya umursanmıyor.
    Yetişmiş insan, düşünen beyinlerin binlercesinin nasıl bir kalemde harcanıp,aile boyu perişan edilişleri zulümdür,”suya-sabuna” dokunmadan temizlik iddiası inandırıcı olabilir mi? Zulme rıza da zulümdür zulüm.
    Netameli, lanetli 15 Temmuz macerasının akabinde, sorgusuz suallsiz, suçlu-suçsuz ayırmadan yargısız infazla cezaevlerinde balık istifi yapılan binlerce masum insan olduğunu BİLEN BİLİYOR.
    Sekiz aya yakın cezaevinde mahpus olanlara, mahkemeye ne zamançıkarılacaklarını bilemeden,dünyada Cehennem azabı çektiriliyor.Günlük maişeti karşılamak için,temizlik işlerine gitmek zorunda kalan Savcı hanımın durumu,duyumu duyarsız kamuoyu için bir şey ifade etmiyor mu?
    Savcı hanımbir konuda şanslı sayılabilir: Ellibin TL.den başlayan Avukat ücretini nasıl bir araya getireceği problemi yok hiçolmasa.. Ya, benim gibi çaresizler, fakirane garibane bu parayı nereden bulacak?

  7. Fehmi Bey şöyle diyor:

    “15 Temmuz darbe girişimi konusuna.. Avrupalılar.. darbeye maruz kalan ülkenin vatandaşlarının gözüyle bakmıyorlarsa.. bunda belge ve bilgilere dayalı ikna faaliyetlerinin eksikliği rol oynuyor olamaz mı?”

    Evet, olamaz. Zira haddinden fazla bilgi ve belge var. Ayrıca biz hiç belge sunmuş olmasak bile Alman İstihbaratı ve ABD istihbaratı her şeyi biliyor. Darbe gecesi İncirlik üssünden uçak kalkacak ve o ülkelerin istihbaratı bunun ne için kalktığını bilmeyecek. İşte bu hiç mümkün değil. Dünyanın herhangi bir yerinde uçan bir sineği bile izleyebilen ABD istihbaratının
    Türkiye’de aylarca süren devasa bir darbe hazırlığından haberdar olmamasını hiç kimse bize anlatamaz.

    Kıdemli gazeteciler sürekli geçmişte yaşananları gündeme getirirler. Ak Parti döneminde yapılan seçimler öncesinde sürekli şunu söylediler:”DP 1950-1960 arasında 3 seçim kazandı. Ama üçüncüsünde oyları düşmeye başlamıştı.Demirel de 2 dönem tek başına iktidar oldu velakin üçüncüsünü göremedi. Ak Parti de aynı akıbete uğrayacaktır. “Bu aynı zamanda onların temennisi idi. Ama halkımız onları yanılttı.

    Fehmi Bey’in Özal’ın referandumlarını hatırlatmasınında ben bu anlayışın izlerini görüyorum. Sosyal olaylarda değişkenler çoktur. Olaylar birebir tekrarlanmaz. Her zaman farklı bir sonuçla karşılalabiliriz. Yapacağımız Referandum sonuçlarının da eskiye benzemeyeceği kanaatindeyim.

    • (ABD istihbaratının) “Türkiye”de aylarca süren devasa bir darbe hazırlığından haberdar olmamasını hiç kimse bana anlatamaz.” Eyvallah.. Vur, fakat dinle… cevabı içinde olan bu cümle cevap istemese de minicik bir ilave yapmadan geçemeyeceğim: Ayları sari devasa darbe hazırlığını yabancılar öğrenir, fakat bizim yöneticiler habersiz olabilir, öyle mi? Allah (CC.) kimseyi şaşırtmasın.

      • 12 Eylül darbesini zamanın başbakanı öğrenebilmiş miydi?

        Darbe gecesi gerek Cumhurbaşkanının, gerek hükümet yetkililerinin olaya çok şaşırdıkları her hallerinden belliydi. Tayyip Bey, asla rol yapamaz. Kızması da, sevinci de, şaşırmışlığı da derhal yüzüne yansır.

        Bu darbeyi bildiği halde tedbir almamak, birisinin başına bir elma koyup, karşıdan ok atışıyla elmanın vurulmasına razı olduktan sonra, hala sağ kalacağına inanmasına benzer.

        Yahu sağ kalacağının garantisi yok ki, darbeyi atlattıktan sonra darbecilerin dersini vermeyi düşünesin.

        Ben de sizin yorum için Allah kimseyi şaşırtmasın diyorum.

        • Şunu diyebiliriz darbe den bizim istihbarat birimlerinin haberi olmamış sa yabancı istihbarat birimlerinin haberinin olmaması normaldir

  8. Sayın Koru, Avrupa ülkelerinin darbe girişimi arkasındaki gücü bilmediği düşünülebilir mi ? Boris Johnson, Merkel, Rutte ve ABD darbeyi ve işbirlikçilerini bilmeyecek ve sözümona ikna edilmeyi bekliyor olacaklar. Niyetleri dün de belliydi ancak bugün yüzlerini daha berrak bir şekilde görüyoruz. Yunanistan darbenin olduğu tarihte kendisine sığınan 8 darbeciyi vermekten vazgeçti. Tabii yine Avrupa nın haberi yok. PKK terör örgütü ama Avrupa daki üyeleri elini kolunu sallayarak uyuşturucu satıyor, propaganda yapıyor, gösteri düzenliyor. Herhalde PKK konusunda da ikna edilmeleri gerekiyor. Herkes 3 maymunu oynamaya devam ediyor. Artık ne körüz ne de sağır. AB üyeliğinden ayrılmak için referandum yapılırsa yüzde 70 in üstünde bir destek alacağına emin olabilirsiniz. Zaman kimin hâyırla yâd edildiğini, kiminde hakikaten “siyasi mevta” olacağını gösterecektir.

  9. Ülkeler arasında karşılıklı çıkarlar üzerine kurulan ilişkiler AB ile Türkiye arasında da geçerlidir. AB nin bizi tam üye olarak almasında ne çıkarı var… Ucuz iş gücümü ? Hayır.. Çünkü ; artık üretim ucuz lojistik desteklerle otomasyonlar araçlar ile yapılmaktadır…Büyük firmalar artık Çin de olan fabrikalarını ya kapatıyor veya üretimi azaltarak kendi ülkelerinde otomasyon ile yapıyor.. Jeopolitik konum mu ? ilgisi yok..Çünkü teknolojinin gelişmesi ile önemi gün geçtikçe yok olan bir değer.. Bilim , sanat , teknolojide dünyanın önderi olduğumuz için mi ? alakası yok… basit bir kanepe üretiminde dahi yarı mamul , ham madde ihtiyacını dahi AB deden alıyoruz… Ürettiğimizin çoğunu da AB ye satıyoruz…
    Ya hu …!!! basit kitaplarda dahi yazıyor.. ama okuyan toplum olmadığımızdan tv-lerden bize söylenene inan bir toplum olduğumuzdan her alanda AB ile yarışacağımızı sanıyoruz… Ülke olarak turizmden kazanç sağlamak için AB nin orta gelirli vatandaşları gelsin de birkaç AVRO kazanalım diye her türlü hizmeti sunuyoruz…
    Şimdi düşünelim AB bizi neden içine alsında Avrupa Birliğinin yönetiminde eşit söz sahibi yapsın… Evet bir nedeni var..Pardon unutmuşum en büyük silah bizde değil mi? Nede olsa 3 milyonun üzerinde Suriyeli mülteciyi Allah Allah sesleri ile Avrupa surlarının önüne yığarız… Galiba III Viyana kuşatması yakın bir tarih… Ama şunu unutmamak gerekir.. Örneğin ABD artık kıtalar ötesi büyük ordu sevkıyatı ile işini görmüyor.. Adamlar Nevada’daki Creech Hava Üssü’nden Pakistan , Suriye vb. ülkelrde her türlü operasyonu yapıp akşam evlerinde Playstation -Fifa oynayıp birasının yanında Antep fıstığı yiyor.. 🙂
    Özetle ülkemizin bekasını iç siyasete kurban etmeyelim… Eski liderler böyle yaparlardı .. Demireller- Özallar- Ecevitler… Onlar neden referanduma sunmadılar AB üyeliğini ? Çünkü onlar ülke menfaatlerini her zaman iç siyaset çekişmelerinin üzerinde tutarlardı.. Bugün var olan siyasetçiler yarın seçmenleri ile birlikte yok olacak… Ama ülke var olacak…

  10. Bugün yapılması gereken dürüst ve akıllı insanları ülke yönetiminin başına getirmemiz. Fakat bu zor gözüküyor. Türkiye halkı için dürüstlük, feraset, ahlak gibi seciyeler önemli değil. Bunu anlamak için etrafıma bakmam yeterli. Kitap ve gazete okuma oranlarının yerlerde süründüğü bir memlekette dürüst ve akıllı insanların yönetime geçmesi imkansızdır. “Nasıl iseniz öyle yönetilirsiniz” ilkesince bu millet daha iyi yönetimi hak etmiyor. Küfür etmenin, yalan söylemenin, iftira atmanın normal karşılandığı bir ülkede iyi bir yönetim gelmeyecektir. Bu halimizle Avrupa’da yerimiz yoktur. Avrupa’da yaşamak istememe ragmen eğer böyle bir referandum olursa HAYIR oyu kullanacağım. Avrupa’daki Türklerin nasıl Avrupa’yı bozduklarına şahit oldum. Biz asla modern ve üstün bir millet olamayacağız.

YORUM YAP