“Abdullah Gül’den neden korkuyorlar?” diye sordu Kılıçdaroğlu.. Gelen tepkilere bakılırsa korku sürüyor…

54

“Türkiye’de siyaset gündemini ortaya attığı tartışma konularıyla Tayyip Erdoğan belirler” diye özetlenebilecek bir genel kabul var. Doğru bir kabul bu. El hak, 20 yıldır, tartışma gündem maddeleri hep onun tarafından sağlanıyor.

Bu kabulün mantık olarak uzantısı da, “Muhalefet bizde hiçbir konuda tartışma gündeminde kendini hissettiremiyor” biçiminde özetlenebilir.

Gerçekten de ülkemizde muhalefet kaynaklı tartışma konusu bulmak çok zor. CHP ve ‘Millet İttifakı’ içinde yer alan ‘dostları’ bu işi beceremiyor.

Buna “Beceremiyordu” demek daha doğru. 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün Cumhuriyet gazetesinden İpek Özbey ile konuştu ve mülakatında sarf ettiği bir cümle kaç gündür tartışma gündemini meşgul ediyor.

Yapılacak ilk başkanlık seçiminde CHP’nin aday olarak Abdullah Gül’ü belirlemesi niyetini sorgulayan soruyu, “Bize gelen böyle bir şey yok” cümlesiyle karşılayan CHP lideri, ardından “Gül’den neden bu kadar korkuyorlar?” diye sormadan edemedi.

AK Parti’yi savunma görevini üstlenmiş kalemler ile yorumcular ha babam de babam bu ağır sorunun akla düşürdüklerini reddetmek için kılıç sallıyorlar…

Korku dağları bekliyor

Reklam

Gül’den korkmak mı? AK Parti Gül’ün adaylığından neden korksunmuş? Böyle bir gelişmeden esas korkanlar CHP ve ittifak ortakları imiş…

Yazılanların ikinci bölümü, yani bazı CHP’lilerin Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olmasını hazmedemedikleri, CHP ile ittifak ilişkisi bulunan İYİ Parti’nin lideri Meral Akşener’in ve hala CHP’li Muharrem İnce’nin çıkışlarının böyle bir gelişmeyi 2018 yılındaki seçim öncesinde engelledikleri doğru.

Fakat ilk bölümü, yani AK Parti’nin Gül’ün adaylığından endişe etmediği iddiası ise gerçekle bağdaşmadığı için doğru değil.

Yalnızca Kılıçdaroğlu’nun “Neden bu kadar korkuyorlar?” basit sorusuna bidonlar dolusu mürekkep harcayarak ve ağız dolusu cevap yetiştirmeye çalışarak verilen tepkiler bile ciddi bir korkunun dışa vurumu.

Haklılar da.

‘Cumhurbaşkanı’ sıfatını taşıdığı 2007-2014 yılları arasında Abdullah Gül ‘herkesin cumhurbaşkanı’ olma hassasiyetine riayet etmiş, duruşu ve yönlendirmeleriyle o sıfatı hak da etmişti. 

AK Parti kurucusu, ilk başbakanı, uzun yıllar da bakanı olduğu halde, cumhurbaşkanı seçildikten sonra parti kimliğini bir tarafa bırakmayı bilmiş ve konumunu tartışmalardan mümkün olduğu kadar uzak tutmuştu Abdullah Gül.

Parlamenter sistemin ideale yakın cumhurbaşkanı profilini çizdiği rahatlıkla söylenebilir.

Reklam

Nitekim, henüz görevi başındayken kazandığı takdirler, sonrasında bir özlem olarak da kendisini belli etti.

Her kesimin fanatikleri dışındaki geniş çevreden, muhalefetten de içinden çıktığı AK Parti’den de hatta yakasında parti rozeti bulunmayanlardan da hakkında hep takdir sözleri işitilen bir siyasetçiydi Abdullah Gül. Bugün de öyledir.

Yeniden aday olarak seçmen karşısına 2018’te çıksaydı nasıl bir sonuç alınırdı, bunu elbette bilemeyeceğiz; ancak Gül’ün ortak aday olarak çıkarılması ihtimalinin dengeleri bozabileceği endişesinin o günlerde yaşandığını herkes biliyor.

O endişe olmasaydı, adaylığı arifesinde iki ismin Gül’ün çalışma ofisine sürpriz özel ziyaretlerine gerek görülür müydü?

Siyaset hesap işidir

CHP’nin o zaman ve gerekli görüldüğü takdirde bundan sonra Gül’ü aday olarak düşünmesi, onu kendi çizgisine yakın görmesinden değildir; cumhurbaşkanlığı makamında onun gibi birinin bulunmasını tercih ettiği kadar, onu her kesimden oy alabilecek bir figür olarak gördüğündendir de.

Bir önceki (2018) başkanlık seçimi yakından irdelendiğinde akıl kendiliğinden bu sonuca varıyor zaten…

Halkın oyuyla seçilen ve seçilebilmesi için halktan ‘yüzde 50+1’ oy alması gereken kişi, ancak Abdullah Gül profilinde biri olabilir.

O veya Gül’ün özelliklerini taşıyan bir başkası yerine, partili kimliği ağır basan birinin muhalefet adayı olarak seçime katılması durumunda, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde de 2018 seçiminin sonucu tekrarlanır.

CHP adayı yüzde 30.6, İYİ Parti adayı 7.3 oranında oy alabilmişti o seçimde.

Yeni seçimde de durum değişmeyecektir.

Matematik bilgisi parmak hesabından öteye gitmeyenler dahil herkes bu gerçeğin farkındadır.

Başkalarını bilmem, ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu hesabı yaptığı meydanda.

Çalışmadığı görülen ve halkın da bunun idrakinde olduğu kamuoyu yoklamalarına da yansıyan ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ yerine ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’e geçilecekse, bunu en iyi Abdullah Gül gerçekleştirir.  

Siyaset sonuçta hesap işidir.

[Aynı hesabı Muharrem İnce ve Meral Akşener nasıl yapamaz? Benim aklımın almadığı da budur işte. Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun çabalarıyla kotarılmış olan 2018 başkanlık seçimi adaylık sürecini onların inadı boşa çıkarmıştı.]

Günü gelip seçim öncesi adayların belirlenmesi süreci başlayınca Abdullah Gül’e teklif gider mi, giderse kendisi bu teklifi kabul eder mi? Bugünden bu sorulara cevap vermek zor. Ancak cevabı kolay olan şu soruyu herkes aklında tutmalı: Partili bir veya birden fazla adayla gidilecek bir seçimden sonuç alınabilir mi?

Alınamaz.  

Kılıçdaroğlu’nun “Neden bu kadar korkuyorlar?” sorusunun altında yatan gerçeği gözlerden saklamak için kalemlerini sivriltenlerin akıllara gelmesini hiç istemedikleri soru ve cevabı işte budur.

Muhalefet gündem belirlemede ön almaya başladı mı dersiniz?

ΩΩΩΩ  

54 YORUMLAR

  1. Cumhur İttifakı Abdullah Gül’den tabi ki korkar. Çünkü Sayın A.Gül dindar muhafazakar, milliyetçi, ilerici ve çağdaş bir siyasetçi ve akademisyendir. Yani kendilerinde olmayan birçok mümeyyiz vasfa (ayırt edici özelliklere) sahiptir. Ben 2002’de AKP’ye Abdullah Gül’e güvenerek oy vermiştim. Eğer işin başında Erdoğan başta olsaydı AKP 2002 seçimini kazanamazdı.

  2. 2007 mitinglerini hatırlıyor musunuz?
    Nerden icap ettiydi?

    – Sözde değil, özde laik bir Cumhurbaşkanı arayışı.

    – Ordu göreve.

    Her neyse, oralara dönmeyeceğim.

    Fakat Çankaya boykotu unutulur mu hiç?

    13 yıl geçti, hâlâ bir özür dilemediler. Ama aynı Abdullah Gül’ü bugün tekrar Çankaya’da görmek istiyorlar.

    – Hidayete mi erdiler?

    – Yoksa hizaya mı geldiler?

    Hah şöyle.

    • İyi ya! Muhalefet bir şekilde hidayete ermiş. Erdoğan ne zaman hidayete erecek? Hadi cevabını da vereyim: Hiçbir zaman. Bu husus Kuran’da bazı ayetler ile de açıklanmıştır, sebebini biz bilemeyiz. Ama böyledir işte, bazı ruhlar asla hidayete ermez. Allah da onların kalplerini mühürlemiştir.

      • Benim gördüklerim pek hidateye ermemiş.Ellerine güç geçse 28 şubattan daha beter edecekler.Daha fazla bilenmiş durumdalar.
        Sadece onlara en fazla zararı veren mevzi kaybettiren RTE baş düşmanları.

        • RTE neyin düşmanı? RAND’çı Katar Emiri ile dostluğundan hiç şüphe duymuyor musun? Tank işini Katar-Talip-Ethem’e verdiler, süre doldu daha ortada bir tane tank yok! Eski Sudan Lideri ve RTE’nin kankası Ömer El Beşir hakkında bilgi edin derim. CHP’ye oy ver falan diye söylemiyorum bunları. Muhtemelen ben de merkez sağı tercih edeceğim.

          • Katar emiri Rand cı biz katar la iyiyiz bu durumda bizde rand cıyız oyle mi.
            Bu ne güzel fikir yürütme.
            ABD darbe yapıyor ABD darbecileri besliyhor RAND raporları açıkca ortada ama RTE RAND cı.
            az haşhaş no vitamin

  3. Ahsen TV’nin takkeli güneş gözlüklü pop muhabiri değil. Adam, Habertürk TV editörü Olcay Aydilek. 8 Mayıs 2019’da, Bloonberg TV’ye telefonla bağlanıp, “Trakya’da bulunan gaz rezervi Türkiye’yi bağımlılıktan kurtarır mı?” sorusunu yanıtlıyor:

    “20 trilyon metreküp. Yanlış söylemiyorum: 20 trilyon metreküp. İzleyicilerin kafasnda oluşsun diye söyleyelim, en büyük rezervlere sahip Rusya’nın, ikinci büyük ülke İran’ın rezervlerine yakın bir rezervden söz ediyoruz.”

    Bundan yaklaşık bir yıl sonra, 10 Mart 2020’de, Sabah gazetesi “müjde”yi manşetten veriyor. Vukuat mahalli yine Trakya. Okuyalım:

    “Trakya’dan müjdeli haber: Türkiye’nin enerjideki tarihi hamleleri meyvesini veriyor. (. . .) Bulunan gazın, Trakya bölgesinin yaklaşık 15 yıllık doğal gaz ihtiyacını karşılaması bekleniyor.”

    Aynı müjdeli haber, aynı heyecanlı ifadelerle, aynı gün Yeni Şafak, Milliyet ve irili ufaklı havuz medyası gazete ve haber sitelerinde de var.

    Dileyelim “Cuma müjdesi”nin ciddiyeti ve akibeti Trakya’dan gelen müjdeli haberden farklı olur. . .

  4. Erdoğan ya yanlış biliyor yada doğruyu söylemiyor !

    Erdoğan şöyle demiş : “CHP’nin ana karamızdan bir taş atımı mesafedeki adaların nasıl elimizden alındığını, milletimize izah etmesi gerekiyor. CHP bu kötü mirasıyla hesaplaşmak yerine pişkince bizi eleştirmekte, bizi suçlamakta, Rum ve Yunan tezlerinin savunuculuğunu yapmaktadır.”

    Vakti ve merakı olanlar tarihi araştırmalar yaparsa, Ege adalarının elimizden bir kerede çıkmadığını ve Osmanlı Devleti’nin imzaladığı aşağıdaki anlaşmalar ile gerçekleştiğini öğrenebilirler.
    1. Edirne Antlaşması (14 Eylül 1829)
    2. Uşi (Ouchy) 1. Lozan Antlaşması (18 Ekim 1912)
    3. Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913), Atina Antlaşması (14 Kasım 1913)
    4. Büyükelçiler Konferansı (Şubat 1914)
    5. Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920)

    Türkiye Cumhuriyeti’nin imzaladığı Lozan Antlaşması 24 Temmuz 1923 tarihlidir ve zaten sözkonusu adalar elimizden çıkmış durumdaydı. Sadece Meis adasının görüşme heyetinin basiret bağlanması yüzünden kaybedildiği söylenir. (Adanın bizdeki ve görüşmelerdeki ismi farklı olduğundan)

    Dinbaz-dinciler gerçeği saptırıyor ve haddi aşıyorlar. Ege adaları için Osmanlı Devleti’ni suçlayacakları yerde, Kurtuluş Savaşını kazanarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kahramanları suçluyorlar. Genç Cumhuriyete Osmanlı’dan bir donanma mı kalmıştı? II.Abdülhamit’in kendisine darbe yapmasınlar diye donanmayı Haliçte 30 yıl bekletip bir nevi çürütmesinin ağır sonuçları olmuştur.

    Özetle ve kabaca şunu diyebiliriz. Evet ‘adalar’ Lozan’da verilmiştir ama bu, Lozan’ın sahil semti Ouchy’de 15 Ekim 1912’de imzalanan ve tarihimizde “Uşi Anlaşması” diye geçer ise de resmî adı “Lozan Muahedesi” olan anlaşmadır. Hatta buna 1930’lu yıllara kadar “Birinci Lozan” denmiştir. Bu “İlk Lozan”ın aslı, Osmanlı Arşivleri’nin “Muahedeler” tasnifindeki 418 ve 419 numaralı dosyalarda muhafaza edilmektedir.

    Erdoğan’ın gerçekleri bu kadar fütursuzca saptırmaktan çekinmeyişinin elbette ki bir sonucu olacaktır.

  5. Berat Albayrak twitter mesajında şöyle yazmış :

    Avrupa ve Orta Doğu’nun İlk Yerli Entegre Güneş Paneli Fabrikası TÜRKİYE’DE açılıyor.

    ÜLKEMİZİN dışa bağımlılığını bitirecek adımları tek tek atıyoruz.
    Temiz ve bağımsız enerji teknolojimizle MİLLİ ENERJİMİZİ ÜRETMEYE BAŞLIYORUZ.

    “MADE IN TÜRKİYE”

    F.K.T.- Avrupa’da birçok önemli güneş paneli üreticisi firma var. Özellikle Almanya bu alanda (ayrıca rüzgar türbinlerinde de) çok ileri çözümlere sahip. Artık haberlerde bunların aşırı abartmalarını duyunca “ O kadar abartmayın, taş olursunuz taş” diye tepki gösteriyorum. Kanaatimce abartmaların dozunun artması ile Cumhur İttifakı’nın oylarının azalması arasında güçlü bir korelasyon var.

  6. Cumhur İttifakı Abdullah Gül’den tabi ki korkuyor. Eğer Millet İttifakı tam bir uzlaşma ile A.Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı gösterebilse ve güçlendirilmiş parlamenter sistemi ikna edici bir şekilde açıklayabilse A.Gül daha ilk turda seçimi rahatlıkla kazanır. Fakat Millet İttifakı mutlaka başka formüller üzerinde de çalışmalıdır.

    Bir de şu iddiamı ‘sözcüklerin gücü adına’ dile getirmek istiyorum.

    2014 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhalefetin çatı adayı Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu, Mehmet İhsanoğlu diye aday yapılsaydı çok büyük bir ihtimal ile Erdoğan ilk turda seçilemezdi. İkinci turda ise muhalefetin adayı Mehmet İhsanoğlu seçimi 2-3 puan farkla kazanırdı. Dengelerin eşitliğe yakın olduğu durumlarda küçük ayrıntıların önemi artar. Mühendislikte buna “Duyarlık ve tolerans analizi” deniyor.

  7. Üstadım A.Gül konusunu dikkate getiriyorsunuz da;A.Gül’ün siyasetten neden dışlandıgını siz o komplo teorilerinizle hiç yazmıyorsunuz.GÜL, ılımlı kişiliğiyle,çok iyi eğitim almış kişiliğiyle Türkiye üstü bir siyasetçi.Siyaseten dışlanmasının sebebi bunlar olabilir.1 Mart tezkeresini geçirmeyip Türkiye nin tarih yazdıgı bir başbakandı.Türkiye de siyasi partileri toplayıp fikirler danışıp bir şeyler üretmeye çalışan birisiydi.Cumhurbaşkanlıgı bittiginde daha Çankaya dan inmeden partisi ona kapıları kapattı.Ondan sonra da adam bir kelime konustugunda Türk medyasının adama nasıl saldırdıgının sırrını anlamak zor.HERKESE İYİ AKŞAMLAR

    • Bahri bey kendini türkiye üstü görenler soluğu hep pensilvanyada orda burda elkapılarında alkıyorlar, ne demek türkiye üstü bir siyasetçi; a.güle de yazık etmeyin kanaatimce?

  8. 1) Abdullah Gül’den bu kadar korkulmasının sebebi aday olduğu takdirde Erdoğan’ın seçilemeyecek olmasıdır. Korkmuyorsanız sorun yok. Seçime kadar bunu mevzu etmezsiniz. Seçim günü er meydanına çıkarsınız.
    3) Biden’a gereken tepki verilmemiş, “hadi oradan” denmemiş. “Meslek büyüğüm Hasan Cemal’in böyle yazmasını beklerdim” diyor ait olmadığı yerde yazan gazeteci. Hasan Cemal sana soracak ne yazıp yazmaması gerektiğini. Sen bin odalı saraya dair yazı yazabiliyor musun? Yazabilir misin? Var mı “20 yaşında, 2 aylık bebeği olan Mehmetçik şehit olurken sarayda yaşamak ahlaka, vicdana sığmaz; Müslümana yakışmaz!” diyebilecek fikir namusun? Asla diyemezsin! O yüzden ait olmadığın yerdesin.
    4) Cumhurbaşkanlığı hesabı karıştı… Hayır karışmadı. Kemal Bey, Meral Hanım, Davutoğlu, Babacan ve Temel Bey umarım tökezlemezler. Kimin aday olması gerektiği gayet açık… Kılıçdaroğlu, Akşener, Davutoğlu, Babacan ve Temel Bey haklı ve doğru yoldalar. Dik dururlarsa bu iktidar gidecektir. AKP’ye kerhen verilen oylar millet ittifakına akacaktır; Erdoğan cumhurbaşkanı seçilemeyecektir. Abdülkadir Selvi ait olduğu yere dönecektir.
    5) Aydın Doğan Vatan’ı ve Milliyet’i satmış, Radikal’i kapatmıştı. Üzerindeki baskının hafifleyeceğini sanmıştı. Sonra medyasına (Hürriyet, Posta, CNN Türk, Kanal D vs.) 3 milyar 200 milyon dolar teklif geldi. Yabancı sermaye. Satmaya kıyamadı. Sonra tehditle, şantajla 1 milyar 100 milyon dolara satmak zorunda kaldı yerli ve milli iş adamına. Hem kendi kaybetti hem bizler. Yani okurlar ve izleyiciler. İşte Abdülkadir Selvi bunları yazamaz. Ancak fikir namusu olan yazarlar böyle şeyler yazabilirler. Selvi’nin Hürriyet’te olması da mesleki yeterlilikten / liyakatten kaynaklanmıyor. Hürriyet’e tehdit ve şantajla sahip oldular. Selvi de yukardan gelen emirle, bir nevi darbeyle, halka (okurlara) sormadan, tepeden inme yöntemiyle Hürriyet’e yazar yapıldı. Ait olduğu yere döneceğin hasreti içindeyiz.
    6) Hanefi Avcı Habertürk TV’de Nedim Şener’in de olduğu programda “Ahmet Altan’ın hapiste ne işi var?” dedi. Nedim Şener ve diğer katılımcılar bir şey demediler. Sustular. Sunucu da üstelemedi. Laf öyle kaldı. Fark burada. Şener ve Selvi yazarın hapiste ne işi olduğu sorusuna cevap veremezler. Böyle sorular soramazlar. Yiğit, mert, dürüst olmadıkları için hapisteki meslektaşları için gıklarını çıkaramazlar.
    7) Meslek büyüğümüz lafı da olmamış. Sen meslek büyüklerinden yalakalık mı öğrendin. Haksızlık karşısında susmayı, hakikatleri gizlemeyi mi öğrendin?
    8) Abdullah Gül’den ödleri kopuyor. Gül millet ittifakının ortak adayı olursa Reis’in yeniden seçilemeyeceğini gayet iyi biliyorlar. Selvi’nin Şener’in ve diğerlerinin kudurmaları bu yüzden.
    9) Ne yapsak acaba diyorlar. Bağırıp çağıralım mı? Kara mı çalalım? Çaldığımız kara tutar mı, attığımız çamur iz bırakır mı?
    10) “Kerameti kendinde görenler, şahsi emellerinin peşine düşenler siyaset tarihinin tozlu raflarında yerlerini aldılar.”
    İyi o zaman endişe edecek bir şey yok demektir. Abdullah Gül millet ittifakının adayı olur. Gerçek ortaya çıkar. Herkes boyunun ölçüsünü almış olur seçimde. Gül’ün aday olmasını engellemek için kumpas çevirmek yok ama.
    11) Gandhi şöyle demiş: “Güç fiziki kapasiteden değil boyun eğmeyen iradeden gelir”.
    Akşener, Davutoğlu, Babacan ve Kılıçdaroğlu çok dikkatli olmalı ve hata yapmamalılar. Unutmamalı: Bunlarda oyun çoktur.
    12) Ahmet Hakan, Gülen’in müridi ile röportaj yapmıştı. Bunun üzerine Ahmet Hakan’ı bir güzel dövdüler. Aklı başına geldi… Bir daha öyle şeyler yapmadı. Ahmet Hakan’ın dayak yemesi üzerine fikir namusu olan yazarlar (benim takip ettiklerim) kınama yazıları yazmışlardı. Selvi ve Şener bir şey yazmış mıydı?
    13) Abdurrahman Dilipak’ın münasebetsizliğine (veya edepsizliğne) verilen tepkiyi bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Dilipak, Reis tarafından kınandı. Eee? Kınandı da ne oldu? Yarım ağız bir kınama bu. Samimi değil. Samimi olması için bağıra çağıra azarlaması gerekirdi. Madem bağırıp çağırma yok o hâlde Reis’in Dilipak’ı kınarkenki samimiyetine inanabilmemiz için Dilipak’ın eşek sudan gelinceye kadar dayak yemesi lazımdı. Tıpkı Ahmet Hakan gibi. Bu da olmadı. Tüh! Bu hamlede boşa gitti.
    14) Milletin bu adamlardan sıtkı sıyrıldı. Millet son Belediye seçimlerinde “Yol gidenindir peşinden ağlayamam; gönlüm ahır değil her öküzü bağlayamam” mesajı verdi. “Mesaj alınmıştır” dediler. Umarım almışlardır.
    15) Mutluluğun formülü çok açık: Bu iktidar ve Erdoğan gider ülke normalleşir, ülkenin önü açılır.

    • Hürriyetin patronu Aydın bey akp liderini pijama ile karşılayamadığı için 1.1milyara satılmış olmasın hürriyet.Erdogan gidince herşey düzelecek öylemi .Cumhurbaşkanı olma cesareti gösteremeyen Kılıçdaroğlu’nun partisimi yönetecek ülkeyi.erdogan gitsinde ne olursa olsun.Bacilar gene 2.sinif vatandaş olsun.İrtica tekrar bir numaralı sorunumuz olsun.oyle mi

      • Erdoğan’ın iktidarı uzadıkça çekindiklerinin gerçekleşme ihtimali artıyor. Yani bağımlı değişkenli bir olasılık hesabı var ve ironik bir durum doğrusu. Amaaan takmayalım kafayı, kaderde ne varsa o olur. 🙂

  9. Karadeniz’de doğal gaz olduğu düşünülen enerji kaynağı bulunmuş. Doğru ise iyi haber. Balon ise, “seçimleri geride bıraktıktan hemen sonra çıkaracağız bunu inşallah” olur.

  10. cumhurbaşkanlığını erdoğanın elinden alacak kişi herşeyden önce bir vizyoner ve dürüst tanınan biri olmalı. sistemler insanlara dayanır. doğru insanla her sistem çalışır, yanlış insanla her sistem error verir. parlementer sistemi geri getirmek bir başlık olamaz sadece bir cümle olabilir.

  11. Cuma günü bir müjde vereceklerini belirten Erdoğan, “Şu anda bu müjdenin biz de hayalleri ve rüyası içerisindeyiz. Cuma günü inşallah bu müjdeyi tüm milletimize vermek suretiyle Türkiye’de yeni bir dönemin açılacağına da şimdiden inanıyorum. Tabii açıklarsam bu işin heyecanı, her şeyi kaybolur. Onun için açıklamamakta fayda var diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

    Bu müjde gerçekse sabredip Cuma günü verebilirdi. Ne diye 2 gün önceden böyle gereksiz bir açıklama yaptı ki? Benim aklıma Perşembe günkü TCMB faiz açıklamasından başka bir şey gelmedi doğrusu.

    • “Beka da OUT, zillet de OUT. Herkeş yerli ve milli. Hadi bakalım iyisiniz” falan der mi? Valla der. Tribünler bunu da alkışar mı? Alkışlar elbette -şüphe duyanın aklından şüphe duyarım.

  12. Eski zamanlarda, saat başı geldiğinde içeriden çıkıp bir kaç kez öten duvar saatleri vardı. Saatin yırtık kapısından fırlayıp öter, sonra yerlerine dönerlerdi. Son bir yılda en az 30-40 kere tekrarladığınız bu tek cümlelik “yorum”unuz bana o guguk kuşlu duvar saatlerini hatırlatıyor. Yere geniş bir bez serip üzerine “Ne alırsan 5 lira”lık dandik çocuk oyuncaklarını boca eden satıcıların malları bile performans konusunda sizi yaya bırakır. Hiç değilse bir düğmesine bastığınızda çifte telli, diğerine bastırdığınızda popüler bir arabesk şarkı falan terennüm ediyorlar. Sizin bir yeni sürümünüz, güncelleştirilmiş bir versiyonunuz hiç olmayacak mı, Serdar Bey? Bir “Serdar Turhan v.2” göremeden mi gideceğiz bu fani dünyadan?

  13. Abdullah Gül ün CB.adaylığı, Erdoğan ın elini güçlendirir.CHP ile ittifak edecek partilerin ortak adayına gidecek oylar A.Gül e gider.Tam da ,Erdoğan ın istediği ve beklediği olur.

  14. Kılçdaroğlunun alternatifi Adayları çok

    AKP oyları karasız oylar dağıtılınca anketlere göre %35 hatta 2-3 puan daha düşmüş.

    MHP oyları karasızlar dağıtılınca anketcilere göre %7

    Bu iki partinin toplamı en iyi şartlarda %42 eder.

    Hadi biz Akp’yi %36 Mhp oylarıda %11 kabul edelim %47 eder yine kazanamaz.

    Kılıçdaroğlu Mansur yavaşı aday yaparsa,

    Mansur yavaş ülkücü tabandan geliyor.

    Ne oluyorsa birden Bu Mhp’lilerin kafasına Kiremit düşüyor.

    Mansur yavaş, Genç, dinamik masadaki soğanı kırıp soğanın cücüyle fasulye yiyen Erol Taş gibi tavuğu buduyla yiyen Mansura oyları veririz diyorlar. 😀

    Ayakta duramıyan, üflesen uçacak Bahçeliyemi oyları verelim diye birden akılları yerine geliyor.

    Anketcilere göre Mansur Yavaş Mhp oyların Yarıdan fazlasını alıyor.

    Diğer sağ partilerde Mansur yavaşa oylarını veriyorlar.

  15. Sn.A.Gül şöye diyecektir: aranızda ortak bir karar alın ve beni ortak aday gösterin.
    Sn. RTE şöyle: ben adayım.
    Aradaki fark bu.
    Bende sadece ve sadece şunu istiyorum sade bir vatandaş olarak: hiçkimse sn RTE’ yi düşürmek için benden oy istemesin!
    Ben daha iyisini yaparım, ortak bir yol açarım, ekonomiyi de sosyal hakları da, uluslararası ilişkileri de, teknolojiyide, hesap verilebilir ligi de, şeffaflığı da, toplumsal eşitliği de, bireyin özgürlüğü nüde, çocukların geleceğini de ben /biz tüm meclis üyeleriyle beraber geçmişten ders alarak ve geleceği planlayarak yönetmeye talibim.
    Bu vaatlerle senden oy istiyorum!
    Hele ki dolar yeşili birisinin hediye gönderdiği koltuğa oturarak karşıma çıkmaya kalkmayın.
    hickimse kendi oyuyla seçilenden korkmaz! Sadece tiyatro çevirenler yem kesilmesin diye..
    Koltuğa oturupta kalktıktan sonrada neyin pantoluna bulaştığı nıda oturan degil , arkasından ona bakan görür.
    Kimse de kendini hint kumaşı sanmasın. İnceide leydiside, oğullarıda, kızlarda inanın hepsi birbirinden popüler. Sizden beklenen:
    Sadece biraz cesaret!
    Not:tahtaya yazıyı elinde tebeşir olan yazar.

  16. abdullah gül hakkında daha önce de yazdım. bugüne gelişimizin altında kalın çizgilerle atılmış imzası var.
    – Yani; abdullah gülden ülkeyi kurtarmayı beklemek abesle iştigal.
    – Bunu söylerken, Abdullah Gülün, muhalefetin ortak adayı olmasına karşı olduğum anlaşılmasın.
    – Eldeki malzeme bu.
    – Hesap da açık.
    – Bir partinin adayının akp-mhp kliğini çok sevdikleri koltuklarından etmesi mümkün değil.
    – Birkaç gün önce, meral akşenerin incenin adaylığını sağlayarak mhp-akp iktidarına ikinci büyük hizmeti yaptığını yazmıştım.
    – Umarım, akşener, muhalefet edip akp-mhp iktidarının koltuk deyneği olmayı bırakır.
    – Abdullah gül olmaz, bir başka halkın beğendiği ve kabul göreceği isim olur. bilemem. ancak chp adayı, iyi parti adayı, deva adayı vb. adayların aslında akp-mhp iktidarının adayı olacağı açık. (partinin adayı derken, parti üyesi olup olmaması değil, o partinin ortalama tabanının görüşüne sahip olup olmaması anlaşılmalı)
    – Yani, eğer abdullah gül muhalefetin ortak adayı olursa kesinlikle desteklerim.
    – Çünkü, öncelikle, hernekadar çok büyük hatalar yapmış ve bugünün zulmünün kararlarına imza atmış olsa da, iyi kavramı konusunda pek oturmuş bir değer yargı sistemi olmasa da, gül, türkiye ortalaması ve türkiye değerlerine göre iyi bir insandır.
    – Ancak, esas ölçütüm gülün iyi olmasından ziyade, gülün muhalefetin ortak adayı olması durumunda akp-mhp belasından kurtulup kurtulamayacağımız ki ben gülün ortak aday olarak bunu sağlayabileceğini düşünüyorum.
    – Ama tekrar ediyorum. Bir başka ortak aday da olabilir. Şu an bilemiyorum.
    – Bu arada, imamoğlunun cumhurbaşkanlığı adaylığı için “Allah bilir” dediğini biliyorum. bana göre, Mansur bey daha bir güven veriyor.
    – Bir de gül, babacan, davutoğlu gibi isimler hakkında ilave.
    – Aklımda kaldığı kadarıyla anlatacağım. Amerikan başkanlarından bir tanesi, benzine zam yaptıktan sonra iktidarı kaybetmiş. sonraki seçimlerde tekrar aday olmuş bir seçmen ile konuşmasında seçmen, daha önceki seçimde benzine zam yaptığı için oyunu diğer adaya verdiğini ama bu sefer kendisine vereceğini söylüyor. bunun üzerine, başkan adayı şaşırıyor. neden bu sefer kendisine oy vereceğini soruyor. vatandaş: “çünkü aynı hatayı 2 kez yapmazsınız” diye cevap veriyor.
    – gül, davutoğlu ve babacan, “dava” hipnozu ile biryığın yanlış yapıp, ülkenin batmasına neden oldular. ancak aynı yanlışı tekrar yapacaklarını zannetmiyorum çünkü davanın ne menem birşey olduğunu yaşayarak gördüler.
    – yine ilave! ayrıca, artık bundan sonra, kimsenin kendi ve ülke geleceğini birilerinin iyi olup olmamasına, birilerinin vicdanına ve doğrularına bırakacağını da zannetmiyorum ki zaten parlementer sistem de bunun için dillendiriliyor ve bunun için önemli.
    – o naneyi, hep beraber yedik ve bugün insanlar iş ararken açlıktan bayılıyor, bebeğinin mamasını çalmak zorunda kalıyor, çocuğuna dondurma alırken bile kırk kere düşünüyor vs.

  17. yüz yılda bir defa gül açtı biz o gülün kokusunu sevmiştik dikenine de katlanmıştık, şimdi yavaş yavaş babacan tavırla hem seçimi hem başkanı düşünmeli….

  18. Benim teklifim şu:
    Cumhur ittifakının adayı bu sefer Devlet Bahçeli olmalı. Çünkü Erdoğan a verdiği destekle bunu sonuna kadar hakettiğini düşünüyorum.
    Millet ittifakı nın adayı da Merak Akşener olmalı.
    Bugüne kadar izlediği siyasetle bunu hakettiğini düşünüyorum.
    Hem hangisi seçilirse ülkücü bir Cumhurbaşkanımız olur.
    Fena mı?

  19. Minik beyza bu sitenin maskotu olacak galiba. yorumlara minik beyza ile başlayacağız.
    – Minik beyzadan daha küçük sayın ahmet, serhat, necati güven ve bilimum yaşıtları için yazıyorum.
    – Siz vakıfbank yönetim kuruluna bir güreşçinin atandığını anlayamamışınız. egedeki durumu anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük.
    – Siz, yöneticilerinizin dünyanın en zenginleri listesine girdiğini anlayamamışınız. libya sorununu anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük.
    – Siz, 6 sıfır atıldığı dönemde 1.32 olan doların, akp-mhp sayesinde 7.40’a dayandığını anlayamamışınız. suriye sorununu anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük.
    – Siz, ülkenin 60 yılının yendiğini kavrayamamışınız. Sizin türkiye politikasını anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük.
    – Siz, lütfi kırdarın binası dururken, atatürk havalanına hastane yaptırılarak yandaş zengin edildiğini, bununla yetinilmeyip 2 milyar dolarlık 2 pistin kırıldığını anlayamıyorsunuz. sizin ekonomiden anlama ihtimaliniz %0 dah daha düşük.
    – Siz, kanal istanbul güzergahının katarlılara peşkeş çekildiğini anlıyamıyorsunuz. sizin bana linkini attığınız videoyu anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük. anca video neyi düşünmenizi isterse onu düşünürsünüz.
    – Siz ısparta üniversitesinin tayyip erdoğan döneminde değil, demirel döneminde açıldığını bile anlıyamıyorsunuz. sizin zaman kavramını anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük.
    – siz, belediye yöneticilerinin uzakdoğuya yapılan kaldırım gezisini bile anlayacak zekadan yoksunsunuz. yerel yönetimler konusunu anlama ihtimaliniz %0’dan daha düşük.
    – Siz, tayyip erdoğanın BOP eş başkanı olduğunu bile anlayamıyorsunuz. ABD’nin ülkemizle ilişkisini nasıl anlıyacaksınız.
    – Siz, tayyip erdoğanın başbakan olmadan önce amerikada başbakan gibi karşılandığını anlıyamıyorsunuz. papazı amerikanın niye beslediğini nasıl anlıyacaksınız da bana soruyorsunuz. anlatsam da anlamıyacağınız konular.
    – Siz trumpın mektubunu bile anlamıyorsunuz da abd’nin türkiyede darbelerle ilişkisini nasıl anlıyacaksınız.
    – Siz sadece minik beyza için komedi unsuru olursunuz. size ciddi cevap bile çok ki zaten çoğunlukla da ciddi cevap yazmıyorum.
    – Bu arada, mustafa isimli yorumcunun hakkını da teslim etmem gerekiyor.
    – Sayın mustafa bey.
    – eksik kaldı. bernar beyin uzun yazılarından rahatsız olan sayın mustafa bey.
    – Anladığım kadarıyla bernar beyin uzun yorumlarını okuyorsunuz. iyi bir gelişme.
    – Okumamış olmasanız bile, uzun yorum ile kısa yorum arasındaki farkı, bernar bey sayesinde de olsa kavramışınız. bu da önemli.
    – en azından, bunun için bernar beye teşekkür etmeniz gerektiğini düşünüyorum.
    – Şahsen ben, bernar beye, sizin gelişiminize katkıları nedeniyle teşekkür ediyorum.
    – Nezaketi bırakıp, türkçe mealle yazacak olursam:
    – İstemiyorsanız okumazsınız. insanların yazmasını engellemeye çalışmanızı pek anlamadım. bernar bey emek harcıyor yazıyor. teşekkür etmek lazım.

    • mustafa bey için ilave! bernar beyle nerdeyse hiçbir konuda da anlaşamıyoruz. epey de tartışmamız vardır. Ancak, benim bernar beyden farklı düşünmem, bernar beyin epey emek harcadığı gerçeğini ve yazma hakkını, dahası da yazmasının önemini azaltmaz.
      – keşke siz de, “bernar beyin yorumu fehmi beyin yazısını geçmiş” mealinde şeyler yazmak yerine, futbol da olabilir, herhangi bir konuda bir düşüncenizi yazsaydınız. tabii varsa…

  20. Muhalefet gündem belirlemede ön almaya başlamadı; konjonktür, -önümüzdeki genel seçim erkene alınsa da alınmasa da- bunu muhalefete dayatıyor…Belki şu denebilir: Muhalefet partileri içerisinde Sn. Kılıçtaroğlu gündem belirlemeye daha ya(t)kındır.

    Muhalefet partileri içinde -Sn. Akşener dahil- herkes güçlendirilmiş parlamenter sistemden yana. Bu böyle iken, aklın yolu bir ve matematik hesap ta bunu cevaz veriyorken, (2018 Seçiminde de aynı durum mevcuttu) -Sn. Muharrem İnce’yi geçtim- Akşener, neden gerçeğin hilafında hareket etti ve hala da bunu yapmaya devem ediyor?

    2018’de Millet ittifakı içerisinde Akşener’in “vetosuna” rağmen, Gül, aday olma hesapları içindeydi (bu benim öngörüm) ki, o iki misafir, ofisine, Gül’ün ayağına(!) kadar bundan dolayı gitme zahmetine! katlandılar.

    Önümüzdeki seçimde Gül’ün böyle bir hesabı var mıdır bilmem ama olmalı: Sn. Gül, hala her kesimden oy alabilecek ve işlemeyen sistemi “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e taşıyabilecek en iyi ve tecrübeli siyaset ve devlet adamıdır. Bu sayede kutuplaşan ve ayrışan toplum da yeniden birleşecektir. Cumhur ittifakına korku hafakanları yaşatan işte bu durumdur.

    Bu korkuda zirve yapan ilk gazeteci-yazar Ahmet Hakan oldu sanırım, yada dün, onu ilk okuyanlardan bir de bendim, zahir bundan böyle biliyorum. Şöyle yazmış:

    “-BİR: AK Parti, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olmasından korkuyor.
    – İKİ: Korkmasalar bu kadar gündeme getirmezler.

    Bu iki saptama karşısında insan…

    Ya saçını başını yolar. Ya da kahkahalarla güler. Ortası yok.

    Siyaset dâhisi, seçim allamesi, analizciler kralı falan olmaya gerek yok.

    Siyaseti orta/alt seviyede gözlemleyen herhangi bir vatandaş bile…

    Meydana Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül çıktığında…

    Tayyip Erdoğan’ın rahatlıkta kazanacağını “şakkadanak” görür.”

    Koru soruyor: “Aynı hesabı Muharrem İnce ve Meral Akşener nasıl yapamaz?” diye.
    Olur mu efendim; hesap yapabilirler onlar. Ahmet Hakan’da hesap yapabilir. Aklımız bunu almalı. Aklımızın almadığı şey şu olmalı: İnsan (politikacı olsun olmasın), nasıl olur da şahsi ve siyasi çıkarlarını ülke çıkarlarından önde tutabilir?

    Artarak devam eden korkularla yaşanmaya devam edilecek! Çünkü başkaca yol kalmadı. Gidilen yol da bitmek üzere.

    • Alaksı yok, sayın Baran. Vallahi de alakası yok, billahi de alakası yok. Erdoğan onun bunun kodlarını çözemez. Çapı yetmez. Ahval ve şeraite (yani durum ve şartlara) bakar. Bir attan iner, diğerine biner.

      Yok öyle, Erdoğan’a sahip olmadığı melekeler yükleyip bütün günahları onun omuzlarına yükleyip aradan sıyrılmak.

      Olan şudur: Seküler azınlığın bürokratik iktidarının koruyucu ve kollayıcısı Ergenekon, hem siyasal İslamcılığın, hem Gülen Cemaati’nin, hem de dini ve milliyetçi hamaset karşısında büyülenip hemen dindarlığın doğru dediklerine sırtını dönüveren muhafazakarların kodlarını çözdü.

      Gülen Cemaati’nin kendi gücünü genişletmekten başka bir şeyi göremeyip iktidar için gözü kararmışlığını tespit etti. Siyasal İslamcılığın entelektüel yüzeyselliğini, bu dünyacı arzu ve ihtiraslarını, hamasi bir dindarlığa olan dipsiz teveccühünü, Türk milliyetçiliği ve Kürt düşmanlığıyla malul kafa karışıklığını bunun yanına ikinci bir tespit olarak ekledi.

      Sonra, adeta kınından çıkmış keskin bir kılıç gibi, ortaya çıktı. Fetullah Gülen’in cemaatine ağır, çok ağır çaktı. Bu hareket elli yılda her ne biriktirmiş ise, insan gücünden şirketlerine, medyasından bilmem nesine varıncaya kadar her şeyini yerle yeksan etti.

      15 Temmuz tezgahını görecek akıl ve uyanıklıktan yoksun olup bütün bir Siyasal İslam geleneğinin yazgısının Reisçilik olup çıkmasına uzun süre ses çıkarmamış olan siyasal İslamcılar da, olmuş armut gibi, Erdoğan üzerinden bunların eline düştü. Olan biteni gören ve dillendiren bir kaç aydın, Cihangir İslam, T. Karamollaoğlu ve güdükleştirilip güçten düşürülmüş Saadet Partisi, sonradan Karar Gazetesi’nde bir araya gelecek gazeteci ve yazarlar dışında, ortada kocaman ve çok düşündürücü bir iflas var.

      Yani, birileri diğerlerinin kodlarını bilmem nelerini çözmüş ise, bu kod çözücüler, vesayetçi, içe kapanmacı güç odaklarının ittifakıdır.

      Bu bir yazgı değildi, bu trajik sonuçtan sakınmak pekala mümkün olabilirdi.

      Gülen Cemaati, bütün gücünü daha da güçlenmek, Kürt meselesinde Ergenekonculara omuz verip devlete yaltaklanmak yerine, gücünü ve olanaklarını Türkiye’nin sivil zihniyet dönüşümüne hasredebilir, derin devlet’in birinci elden besleyicisi olan PKK’nın altındaki halının çekilmesine yardımcı olabilirdi.

      Bunu yapmadı.

      Bunu neden yapmadığının muhasebesini yapmak yerine, hop lop şaralop misali, Erdoğan’dan onun bunun kodunu çözen bir strateji dehası peydahlayıp Erdoğan diktatörlüğünden dem vurmak, en hafif tabiri ile, kafası işleyen insanların aklıyla dalga geçmek olur.

      Hayli kirlenmiş ellerinizi, Erdoğan’ı şeytanlaştırarak yıkama kolaycılığından uzak durun. Öerim bu olur.

      Herkes muhasebesini yapsın, gerekli dersleri çıkarsın.

      “Sen ne yapacaksın? Herkesi, kirli ellerini Erdoğan düşmanlığında yıkamaya çalışmakla suçlayan senin yapacağın bir muhasebe yok mu?” diyebilrisiniz.

      Ben muhasebemi çoktan yaptım: Gençlik yıllarımdan 40’lı yaşlarıma kadar din düşmanlığını matah bir şey zannettim. Uğur Mumcu mitinglerinde “Mollalar İran’a!” diye bas bas bağırdım. Olmadık ahlaksızlıklara bulaştım. Geç de olsa hem Hanya, hem Konya’yı gördüm. Aklımı başıma devşirdim. Kendi kendimi düşürmüş olduğum hallerimden utandım -hem de çok.

      Darısı, CHP’lisi Gülencisi, siyasal İslamcısı muhafazakarı ile, sizlerde.

    • Bakın bakalım kim kimin kodlarını çözmüş Baran Bey kardeşim. Cezaevindeki tümamiral neler söylemiş, sonrasında neler olmuş, okuyup hatırlayalım:

      “Aldığımız haberlere göre bu iş uzun sürmeyecek. Kendilerine en güvendikleri anda çoluk çocuk demeden rövanş alacağız. Kendimize çok güvenerek hata yaptık. Şimdi aynı hatayı onlar yapıyor. Bir iki sene içerisinde bu manzara tam tersine dönecek. Adamlar kaçacaklar. Ve rövanşı çok farklı olacak. Yani bunun rövanşında çok can yanacak. Bir sürü hesaplaşma olacak. İki sene çok, belki bir sene içinde. Aç kalacaklar. Bak söyleyeyim, aç kalacaklar. Bu kadar da boş değiliz yaa!”

  21. Trump yönetiminin İsrail’e açık desteği ve Erdoğan ın Trump dostluğu Hakkında:
    Trump’ın sözde barış planında Kudüs’ün tamamı İsrail’e bırakılırken, Filistin’in, Mescid-i Aksa’nın da içinde bulunduğu işgal altındaki Doğu Kudüs’te yer alan Eski Şehir bölgesindeki kutsal mekanların yönetiminde rol alması öngörülüyor. Filistin’in müzakereye yanaşmadığı ve reddedeceğine kesin gözüyle bakılan planda neden ısrar ediyor?” sorusu akıllara geliyor.
    Trump yönetimi, Kudüs’ün tamamını İsrail’e bırakarak ve Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin varlığını sürdürmesine göz yumarak Filistinlilerin iki devletli çözüm için dile getirdiği şartları ortadan kaldırmış olacak.Kaynak:AA.

    Trump’ın ‘Yüzyılın Anlaşması’ adını taktığı plana en sert tepkiyi gösteren ülkelerden biri, Türkiye oldu. Türkiye, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak önerilmesine “Kudüs kırmızı çizgimizdir” tepkisini gösterdi. Dışişleri Bakanlığı açıklamasında “ABD’nin sözde (Orta Doğu) barış planı ölü doğmuştur. İsrail’in işgal ve zulmünü meşrulaştırmaya yönelik adımlara izin vermeyeceğiz” ifadeleri yer aldı.Kaynak:Milliyet Gazetesi.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki koltuğuna oturduktan sonra Filistin meselesinde attığı adımlar, işgali devam ettirmesi konusunda İsrail’i daha da cesaretlendirdi.
    Trump, ilk olarak Aralık 2017’de Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıdıklarını açıklayarak, Tel Aviv’deki ABD büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınmasına onay verdi.Bu karar, yeni ABD yönetiminin Filistin’de iki devletli çözüm yerine İsrail’in işgal politikalarına destek vereceğinin ilk sinyali oldu. Trump’ın bu adımı bölgede az da olsa devam eden barış umutlarını tamamen suya düşürdü.
    Basında yer alan iddialara göre, hazırlanmaya devam edilen “Yüzyılın Anlaşması” planı, Filistin tarafına getirdiği ağır şartlar nedeniyle meseleye çözüm olmaktan çok İsrail işgalini pekiştiriyor.
    Söz konusu iddialara göre plan, “Kudüs’ün tamamının İsrail’in başkenti olması, Batı Şeria’daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin büyük kısmının boşaltılmaması” gibi İsrail’in lehine maddeler içeriyor.
    İsrail işgalini pekiştireceği dile getirilen planın, Filistin halkına bazı ekonomik yardımların dışında bir şey vadetmediği belirtiliyor.
    Bu nedenle “Yüzyılın Anlaşması” Filistin meselesine çözümden çok sorunun daha da derinleşmesine ve bölgedeki gerginliğin giderek artmasına neden olacak gibi gözüküyor. Kaynak:Yeni Şafak Gazetesi.

    SORU 1)ABD Başkanı D.Trump un İsrail çıkarlarına hizmet ettiğini Erdoğan ve AKP cenahı iyi bildiği halde,2020 deki Başkanlık seçimleri için ,D.Trump un adaylığına niçin destek veriyor?
    Soru 2)Yoksa Erdoğan ve AKP iktidarı ,gizli bir İsrail destekçisi mi?
    Soru 3)Erdoğan ve AKP iktidarı Filistin sonununda,ikili mi oynuyor? Soru 4)Erdoğan ve AKP iktidarı İsrail in çıkarlarına hizmet eden D.Trump un adaylığını desteklediklerine göre;Trump un başkanlığında ,Filistin sorununda nasıl bir çözüm öneriyor?Yani ;”Tavşana kaç,tazıya tut!” mu diyecek?

  22. Bir hafta on gün sonra, iktidarın pandemi konusunda gözlerden saklamak için debelendiği gerçek açığa çıkacak. Tükenmiş, moralsiz sağlık çalışanlarıyla, daha öncekinden daha beter günler yaşıyor olacağız.

    Bu koşullarda bu yıl erken seçim olamayacağı açık.

    Kim, sandık kurulu üyesi, parti gözlemcisi olarak tam bir günü kapalı, sıkış tıkış bir okul dersanesinde geçirmeyi göze alır?

    Kim oy vereceğim diye seçim kuyruğuna girer?

    Erdoğan, “Bizimkilerin virüse inandığı ya da aldırdığı yok. CHP’lilerin canı tatlıdır. Virüs korkusundan, sandık gözlemcisi bile bulamaz bunlar. HDP’liler de zaten ortak aday kendilerine yakın bir isim olmayacağı, muhalefet adayına gönülsüzce oy verecekleri için, virüs caydırıcı olur, bir sürü fire verirler. Yapayım bir baskın seçim, dünyanın kaç bucak olduğunu görsünler” der mi?

    Orasını bilemem.

  23. M. İnce ve CHP’nin sivilleşerek vesayetçilerin partisi olmaktan uzaklaşma çabaları karşısında çok açık bir memnuniyetsizlik duyan Atatürkçüler bize ne anlatıyorlar?

    Esas olarak şunu anlatıyorlar:

    “CHP Atatürkçü kimliğinden hızla uzaklaşıyor. Babacan, Davutoğlu, A. Gül gibi eski AK Partililerle ittifak arayışına giriyor. Bu, Cumhuriyet değerlerine ve CHP’ye ihanettir.”

    Güzel.

    Bunlar ne yapıyorlar?

    Sabah akşam yeni kurulan partileri ve A. Gül’ü itbarsızlaştırmak için çabalıyorlar.

    Bu da güzel.

    Şimdi dönüp şu soruyu soralım:

    Siz hiç M. İnce’den, Cumhur İttifakı savunuculuğunu “Erdoğan liderliğinde milli diktatörlük” önerisine vardırmış olan Doğu Perinçek’e dönüp laf çaktığını hatırlıyor musunuz?

    “Ulen bre gafil, Atatürkçülüğü, Kemalizmi ağzından düşürmeyen sen: Ne işin var Erdoğan’ın yanında?” dedi mi Atatürkçülük elden gidiyor diye yırtınan M. İnce ve şürekası?

    Siz hiç hatırlıyor musunuz M. İnce ve diğerlerinin M. Feyzioğlu’na, Nedim Şener’e laf çaktığını?

    Babacan ve Davutoğlu, Cumhur İttifakı’nın karşısında. Erdoğan’ı eleştiriyorlar dozu giderek artan bir oranda.

    M. İnce ve şürekası da, o aranda bu partileri yerleştiriyor hedefe.

    Perinçek’e laf yok.
    Nedim Şener’e laf yok.
    M. Feyzioğlu’na laf yok.
    Cezaevinden çıkarılıp devletin en tepesindeki isimlerle fotoğraf karelerine giren A. Çatlı’ya laf yok.

    Varsa yoksa, Erdoğan’ın karşısına dikilmiş bu yeni partiler ve A. Gül düşmanlığı.

    Tuhaf, hem de çok tuhaf değil mi?

    “Adama kazandırdım” diyemediği için “Adam kazandı” dedi ortadan kayboldu.

    Bir erken seçim ihtimali belirdi. Yeniden ortaya çıktı.

    “Adam”a karşı, ama yine “adam”a kazandırmak istiyor.

    “CHP bir başarı ile övünecekse, kendi lideri ile veya kendi partili adayı ile seçime girer, kazanır ve övünür.”

    Bunu söylüyorlar.

    Bir bilen çıksın söylesin Allah aşkına:

    “Adam”a kazandırmak mı istiyorlar, yoksa kaybettirmek mi?

    Kim bu M. İnce ve Atatürkçü kalemşörler?

    • istikbal göklerdedir yükselince oksijen azalır ani ölümler meydana gelir
      on ikinci reis adım adım birinci reisi takip etmekte
      inkılaplar tamamlanmak üzere
      devrimler tamamlanırken devran da kapanmak üzere
      topyekun bir felaket

  24. Bir kaç gün önce, Akif Beki ile Yavuz Oğhan, ortak programlarında dile getirdiler tuhaflığı:

    “Görünüşe bakılırsa, Erdoğan’ın iktidarını kaybetmesini en çok isteyen, ülkenin uçurumun eşiğine geldiğini söyleyenler Atatürkçüler, Muharrem İnce gibi siyasetçiler. Fakat, ironik bir biçimde, bunlarla Erdoğan aynı şeyi söylüyorlar: “CHP cumhurbaşkanlığı seçimine kendi lideri ile, ya da kendi partili adayı ile girmeli.” Kılıçdaroğlu’nun stratejisine kazan kaldırıp bu iddiayı güçlü bir sesle dile getirenler, bunu, partili M. İnce’nin seçimi ikinci tura bile taşıyamayıp seçimi açık ara farkla kaybetmiş olmasına, Kılıçdaroğlu stratejisi sayesinde Cumhur İttifakı’na ilk kez bir seçim yenilgisi tattırılmış olmasına rağmen ileri sürüyorlar.”

    Tuhaf gerçekten.

    Defalarca söylendiği üzere, mantık ve aritmetik, mutlak gerçeği olanca açıklığı ve basitliği içinde ortaya koyuyor: Muhalefet, bir çatı aday üzerinde uzlaşıp seçime bu şekilde gitmediği taktirde, Cumhur İttifakı’nın gelecek seçimi de kazanacağı yüzde yüz.

    Muharrem İnce, CHP’ye “İttifakı bilmem neyi bırak bir kenara. Seçimde sen ya da partili bir arkadaşımız aday olmalı” iddiasını dayatanların derdi ne?

    Aynı cenahın siyasetçileri ve kalemşörleri, geçen seçimlerde, çatı adayı arayışını torpillemek, cumhurbaşkanlığını adeta altın tepside Erdoğan’a sunmak için, CHP ve CHP seçmeninde bir Abdullah Gül allerjisi yaratmak için ellerinden geleni yapmışlardı. M. Akşener’in de katkısıyla, emellerine ulaştılar. A. Gül’ün çatı adayı olmasının önünü aldılar, M. İnce’nin aday olarak Erdoğan’ın karşısna çıkmasını sağladılar. Sonuçta Erdoğan, Bahçeli, Perinçek üçlüsünü ziyadesiyle sevindirdiler.

    Aynı cenah, Ali Babacan ve A. Davutoğlu liderliğinde kurulan partileri itibarsızlaştırmak için elinden geleni yapıyor: “Kim bunlar? Dün’e kadar AK Parti içinde en yüksek mevkilerde yöneticilik yapmış olanlar. Bunlar mı Kılıçdaroğlu’nun dost bildiği adamlar?”

    Bu tuhaflık ötesi garabeti nasıl açıklayacağız?

    M. İnce’nin şişik egosu ya da siyasi ihtiraslarını dizginleyemeyen bir siyasetçi tipi olmasıyla mı?

    Bu kadar basit mi?

    Bana öyle geliyor ki, iktidarın gerçek anlamda Erdoğan’ın elinde olmadığını en iyi bunlar biliyorlar. Hizmet etmek istedikleri Erdoğan değil, Erdoğan’ın gölgelediği gerçek iktidar.

    İş gören, kritik zamanlarda ortaya çıkıp iş bitiren karanlık bir güç odağı olarak, her daim hizmetinde olup sivil görünümlü askerleri oldukları karanlık güçten pay almak derdindeler.

    Erdoğan’a değil, onun gölgelediklerine çalışıyorlar.

    Ergenekon’un sivil görünümlü tetikçileri bunlar.

    M. Feyzioğlu, Nedim Şener gibler her iseler, M. İnce ve aynı sütreden CHP yönetimine ateş edenler aynı yolun yolcuları.

    • Doğru; ‘Erdoğan (ve ideolojisi) iktidar mı, değil mi?’ sorusunun cevabını, onun etrafını kuşatan ülküdaşlarının(!) isimlerini sıralayarak bulabiliriz.
      1. Bahçeli,
      2. Vatan Partisi elitistieri!,
      3. Erdoğan’ı sıkıştığı yerden çıkarma ameliyesini üstlenen (zımni ortak) Akşener.
      4. Bir takım gazeteci -yazar ve hukuk adamları!

      Daha doğrusu, AK Parti kurucu kadrosunun yerini hangi isimlerin doldurduğunu söylediğimizde, sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar: “İktidar, ne Erdoğan ne partisi ne de ideolojisidir”. Erdoğan iktidarını, ilkeleri ve adamlarını iktidarda kalmaya tercih ettiğinde kaybetti.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız