Bakanların bırakıp kaçmak istediği hükümet bana nedense batan geminin çalgıcılarını hatırlattı

21
Reklam

Batmakta olduğu görülen bir gemiden kaçmanın kaç tane yolu vardır?

Aslında aklımdaki soru tam bu değil. Esas sormak istediğim şu soru: Bir hükümette bakan olarak yer alıyorsunuz, ancak durumdan memnun değilsiniz. Yanlış işler yapılıyor ve siz bakan olarak duruma müdahale edemiyorsunuz. Gidişat iyi değil. Sorunla baş edemeyeceğinizi apaçık görüyorsunuz ve kaçmak istiyorsunuz. İyi de bunu nasıl başaracaksınız?

Herhalde aklımı tırmalayan bu soruyu bizim ülkemizle ve hükümetteki bakanlarla ilgili olarak sormadığımı derhal anlamışsınızdır, ama ben yine de açıkça belirteyim: Hayır, bu soru aklıma ülkemiz siyasetine ve bakanlara bakarak gelmedi.

Bizde zaten hiç kimse bakanlık koltuğunu hiçbir sebeple terk etmez.

Dün İngiltere’de ilginç bir olay yaşandı. 40 gün önce Liz Truss başbakanlığında kurulan hükümette içişleri bakanlığına getirilmiş olan Suella Braverman, bir kural ihlali yaptığını duyurarak, bakanlık görevini bıraktığını açıkladı.

Kadın bakan, bir milletvekiline, üzerinde çalıştıkları bir konudaki resmi bir belgeyi kişisel e-posta hesabını kullanarak göndermiş…  

Dün yapmış bunu.

Sonra da yaptığının yanlış olduğunu hatırlamış. Resmi yazışma resmi kanaldan yapılmalıymış. O da aynı gün, hatasını itiraf ederek, görevini bırakmış…

Reklam

Daha önceki hükümette de bir başka bakanlık koltuğunu işgal ediyordu bayan Braverman.

Haberi veren ajanslar, İngiltere siyasi tarihinin ikinci en kısa bakanlığı olduğunu söylüyorlar 41 günlük sürenin… [Daha kısa süreli bakanlık 1834’te gerçekleşmiş.]

Ben işte bu olaya bakarak “41 kere maşallah” diyorum.

Batmakta olan siyaset gemisinden kaçmanın 100 yolu varsa, Suella Hanım buna 101. taktikle katkıda bulunmuş oldu.

İngiltere, hep biliyoruz, ‘demokrasinin beşiği’ sayılan bir ülke. 

Magna Carta adlı bir belgeyle krallığın yetkilerini sınırladıkları 1215 yılından bugüne, bütün dünyada anayasa diye bilinen türden bir yazılı metin üzerinde mutabakat sağlama yoluna gitmemiş İngilizler; başka ülkelerin ‘anayasa’ ile sağladıkları ve sözgelimi bizde her an yenileme ihtiyacı duyulan mutabakatı, yazılı olmayan genel ilkeler ile belirlemişler.

Parlamenter sistem, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve uluslararası hukuk o genel ilkeler…

Ne zaman üzerinde düşünsem ilginç bulurum bu durumu: Anayasaları yok ama yazılı olmayan genel ilkeler ile mutabakat sağlayabiliyorlar.

Reklam

İlginçlik şurada: Bizde anayasa var ama her fırsatta değiştiriliyor veya bazı maddelerine yok muamelesi yapılabiliyor.

Neyse, ben yine son olaya döneyim.

Bakan önce kural hatası yapıyor, sonra aynı gün yaptığı kural hatasını bahane edip “Hadi bana eyvallah” diyerek hükümetten ayrılıyor.

Suella Hanım’dan önce de, ülkenin hazine bakanı Kwasi Kwarten, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantıları için ABD’de bulunurken, Liz Truss tarafından görevden alınıvermişti.

Onun bakanlıktaki ömrü de sadece 38 gün sürdü.

Adamın yüzüne neşe geldi bakanlıktan alınınca…

Eskiden bizim gazeteleri okumak veya TV’de yapılan münakaşalı programları izlemek yüzüme neşe olarak yansır, gün boyu haberlerde, köşe yazılarında veya TV programlarında rastladığım kafa bulabileceğim bir-iki ayrıntıyı dostlarla gülerek paylaşırdım.

Çoktandır bizim gazeteler ile haber kanalları bana sadece hüzün veriyorlar ve bu yüzden de göz attığım gazete sayısını bayağı azalttım; TV’deki tartışma programlarını da izlemeyi bir süredir bıraktım.

İngiliz medyası benim yeni eğlence kaynağım.

Oradan her gün göz attığım gazete sayısını artırdım, BBC 1 ve ITV 1 kanallarının haber saatlerini gözlüyorum; hatta bizdeki FOX TV’nin sahibi Rupert Murdoch‘un yeni oyuncağı Talk TV’yi de ara sıra izlediğim oluyor.

Ne yalan söyleyeyim, insanın kendisinin yaşamadığı, vatandaşı olmadığı bir ülkenin siyasi hayatını izlemek, hele o ülke İngiltere gibi siyaset esnafının burnundan kıl aldırmadığı bir yer ise, gerçekten keyifli oluyor.

Boris Johnson da neşe veriyordu vermesine ama Liz Truss’ın başbakanlığı ondan devralmasıyla birlikte aldığım keyif daha da arttı.      

Her gün göz attığım üç İngiliz gazetesinden biri –Guardian– ‘sol’ bilinir ve Muhafazakar Parti’ye karşı olanları yazar olarak bünyesinde barındırır. Diğer ikisi –Daily Mail ile Daily Telegraph– makul muhafazakarların okuduğu gazetelerdir. 

Makul olmayan muhafazakarlar Daily Mirror okurlar, ben ona bakma ihtiyacı duymuyorum.

Son zamanlarda üç gazete arasındaki fark ortadan kalkıverdi. Mail veya Telegraph’a göz gezdirirken sanki Guardian okuyormuşum hissine kapılıyorum.

Üç gazetede de Liz Truss artık gitsin havası hakim. 

Guardian’ın muhafazakar başbakanı beğenmemesi doğal da, diğerlerine ne oluyor?

Danışmanları arasında Türkiye siyasi hayatını yakından izleyen varsa, Truss’a, bizdeki durumu hatırlatıp o iki gazetenin yazarları için “Nankörler” sıfatını kullanmasını sağlayabilirler.

Bu görev İngiliz dış istihbarat örgütünün başındaki Richard Moore’a düşecek galiba.

Genç bir diplomatken bulunduğu Türkiye’ye sonradan büyükelçi olarak gelmişti Moore; Beşiktaş sevdası bile vardı.

Moore her sabah başbakana istihbarat brifingi veriyor; bizim medyayla kendilerinin medyası arasındaki sadakat farkını aktarabilir gibime geliyor.

Hani, ‘sansür yasası’ çıkartılırken “Bu yasanın benzerleri başka ülkelerde de var” iddiasını seslendirenler çıkmıştı ya, İngiltere’de gerçekleri siyasilerin keyfine göre eğip büken bir devlet aygıtı var mıdır merakına düştüm.

Yokmuş.

Sorduğum biri, George Orwell’in ‘1984’ romanını hatırlattı ve “Orwell’i hatırlayıp utanırlar” dedi.

Evet, onların böyle bir sıkıntıları var. Savaş hazırlığı yapılan bakanlığın adının ‘barış bakanlığı’, kıtlık dönemi olduğu için ekmeğin karneye bağlandığı süreci yöneten bakanlığın adının ‘bolluk bakanlığı’, propaganda ve ülke tarihini ideolojiye göre yeniden yazmakla uğraşan bakanlığın adının ‘gerçek bakanlığı’ olarak geçtiği o romanı yazan Orwell ne de olsa İngiliz.

Hazine bakanı istifaya zorlandı, hiç üzülmeden ayrıldı. İçişleri bakanı “Kural hatası yaptım” deyip koltuğunu bıraktı. Medyalarının geneline bakılırsa esas başbakan yolcu.

Titanik gemisinin akıbetini bilirsiniz. 2400 yolcusundan en az 1500’nün kazada hayatını kaybettiği Titanik gemisi batarken, orkestrasının son ana kadar çalmaya devam ettiği söylenir.

Nedense gidişi yakınlaşmış hükümeti izlerken bana o bilgi doğruymuş gibi geliyor.

İngiltere’deki hükümeti kast ediyorum.

ΩΩΩΩ

Reklam

21 YORUMLAR

  1. “İngiltere Başbakanı Liz Truss istifa etti”
    AH ŞU ADALILAR, NE GÜZEL, ANAYASALARI YOK AMA ADETLERİ VARMIŞ, BOCUKLARI VARMIŞ, ALLAHIN SEVGİLİ IRKIYMIŞ, GELGÖR Kİ NE KRALİÇELERİ VARMIŞ NE DE BAŞBAKANLARI KALMIŞ.

  2. FAKIBABA’NIN ETİK İSTİFASI
    FAKIBABA AKP’den istifa ediyor.
    İYİ partiye geçmek için.
    Olabilir.
    Ancak görmeye alışık olmadığımız bir şey de yaparak.
    Son olarak AKP’den milletvekili seçildiği,
    yani son olarak kendisini AKP’li seçmen milletvekili yaptığı için, seçmenlere saygı gereği milletvekiliğinden de istifasını veriyor.
    Cumhuriyetten, demokrasiden Atatürk’ten dem vuran birisi en son ne yapmıştı?

    • Seçimlere 6 ay kalmış ne etiği, bildiğin ucuz şark kurnazı numaraları. Birde yaptığı açıklamalar asgari insan onuruna dokunur yahu. Nedir bu kıymetimi bildi hanımefendi vs. Tövbe estağfirullah.

      • Enflasyon yüzde ikiyüz giderken bu iktidar devam etsin demek için bayağı tuzu kuru olmak lazım. Değil mi? Zavallı asgari ücretliler de sürünmeye devam etsinler. Kimin umurunda. Veririz onlara bir Ayasofya, iki mehter marşı ayılır bayılırlar. Nasıl olsa aya dört şerit yol yapacağız desek inanıyorlar, değil mi?

  3. Aslında bizimle onlar arasında en temelde siyasete bakış açısı farkı var. Biz de makamlar itibar ve kıyak emeklilik kapısıdır. En temeldeki vatandaşın geliriyle en üstteki makamlar arasında gelir uçurumu olması bunun sebebidir. Ama onlara bakarsanız gelir adaleti temelden sağlanmıştır gelir uçurumu yoktur sosyal gelir adaleti daha yüksektir. Böyle olunca da yukardaki makamların önemi azalır. Biz de asgari ücretli bir vatandaşın ev ve araba alması için ya piyangoyu tutturması ya da bankalara dünya kadar faiz ödemesi gerekir. Yılbaşında sonra asgari ücret 10 bin olursa daire fiyatları yine astronomik artar. böyle olunca diyecek ne gibi bir söz kalır?

  4. Öyle Kibi ve gurura Giriyorlarki,

    Titaniki Öyle bir mühendislikle yapıyorlar ki Tövbe Haşa “Tanrı bile batıramaz ” Diyorlar.

    Gemi Buz dağına çarpmamak için manevra yapıyor buz dağı Gemiyi boydan boya çiziyor Bütün odaları su alıp Gemi yavaş yavaş batıyor.

    Kibir ve gurur neleri getiriyor.

    Kader ağlarını örüyor. Yine burda insan ihmalini görüyorsunuz Bu Batmaz dediklere gemiye yeterli Flika almıyorlar, Geride kalan 900 kişiyide flikalar alırdı.

    İşte biz buna “Kaderin Cilvesi” Diyoruz.

  5. Biz ve onlar! Anlayan anlar!….

    ….
    Onlarda Anayasa yok, bakan yok,
    Bizlerde Anayasa var, takan yok!

    Bizde kavga eden var, şarlatan var,
    Bizlerde Anayasa var, fırlatan var!

    Onlarda Anayasa yok, atan yok,
    Bizim koltuklar havalı, bıkan yok!
    …..
    Tesellimiz bizim eşek, alfabeye uyar,
    Onlarınki “İA” der, ses tersinden çıkar!

    Şaka değil, inanmayan gider araştırır,
    Bizimki İngiliz eşeğinden iyi anırır!

    AiAi ya da İaİa peşpeşe aynı ahenktir,
    İngiliz marka, ya da Türk, eşek eşektir!
    ….
    Onlar kuralları sindirmiş, belleklerinde,
    Olgunluk emareleri var en keleklerinde!

    Biz de olgunlaşırız bir gün, yola devam!
    Hedefe marş marş! kol kola devam!

    Hedefin en emin yolu “Akıl*İman Sentezi”
    Kimse unutmasın sakın, bu H.B. nin tezi!
    …..

  6. Evet , biraz eğlenceli bir yazı gibi görünmekle beraber bir çok gerçekleri de dolaylı olarak suratımıza çarpmıyor değil!
    Benim burada en çok dikkatimi çeken konu , onlardaki başta demokrasi , siyaset ve görev anlayışı olmak üzere bizden çok çok farklı olan zihniyettir !
    Bizler yazılı anayasada anlaşamazken ve hatta uygulamazken onlar tarihten gelen çok sağlam gelenek ve göreneklerle haraket ediyorlar , hiç bir sorun yaşamıyorlar!
    Yani boşuna demokrasinin beşiği dememişler!
    Velhasıl bizim daha çook fırın ekmek yememiz lazim !

  7. ONLAR DA BİR PROJE DENESİN
    Ne de olsa, yazıda ismi geçen şahıslardan biri,, projeleri başarıyla senarize ve simüle edip uygulayabilen biri.
    Projeler de, Tarzan’ların zorda olduğu zaman devreye alındığına göre, tam zamanı.

  8. Almanya başbakanının karısı da çok gizli damgalı evrakı apartman çöplüğüne atıyormuş iyi mi, ordan da komşu kadınlar belgeleri toplayıp savcılığa götürüyorlarmış, devlet malına bi zarar filan gelmesin diye.
    İşyerine bisikletle gidince adam olunsaydı m.ince de başkan olurdu!

    • Muharrem inceyi niye küçümsüyorsun, M.İnce yabancı mı, o da sloganlarla konuşmayı çok sever, o da aynı çizginin adamı!

      Gayret bey bak senin için bir okuma parçası:

      https://serbestiyet.com/author/hsahin/

      Bakalım yazıdaki anahtar sözcüğü bulabilecek misin!

  9. Çok şükür biz Dezenfekte sayesinde gülluk bahçelik olduk.
    Gezeteci ve köşe yazarlarımız dezenfekte ile temizlenen içeride yazacak haber bulamadıkları için.
    Dış ülkelerden haber ithal etmeye başladılar.
    Devletımız 59 ilde kura ile tesbit ettiği vatandaşlar için ünüformali Garsonlarımız özel davetiyeler ile birlikte saban kahvaltısına getirmişler.
    Bu batılı siyasetçiler ve basın hep bizi kıskaniyor.
    Twitter da TV lerde bizim davetımızı konuşup yaziyorlar.

  10. Eğlenceli bir yazı, bizler için ” Emret Bakanım” dizisi kadar yakin olan İngiliz siyaseti hakkında. Halbuki ülkemizde bakanlık ancak affedilen bir makam, gelip giden her bakan aleni minnet ve sadakat seremonisi ile iradeye teşekkür edip ayrılırken kavuklu ile pişekar misali “Sürç- i lisan ettikse, Affola!” veya Karagöz, Hacivat emsal ” Perde kurduk, ışık yaktık, gösterimiz gölge hayal ” bile diyemeden gaybubete karışıyor. Hatta öyleleri var ki siyaset sahnesinden, ademiyet perdesine bürünüp yok hükmüne geçiyor. Örnek sabık adalet bakanı bir kaç ufak çıkış yapıp, görevden affolduktan sonra şimdi ne iş ile meşgul bizce meçhul?

Comments are closed.