Dış mihraklara ağızlarının payı verildi.. Yoksa bir oyuna mı gelindi? Hadi canım…

55
Reklam

TL her gün bir gün önceki tarihi rekorunu kırıp dolar karşısında ‘1 dolar = 10 TL’ uğursuz denklemine doğru yol alırken, resmi enflasyon da yüzde 20’ye tırmanmışken, 10 Batı ülkesiyle kavgalı hale gelmemizi talihsizlik sayıyorum.

ABD, Almanya, Danimarka, Fransa, Finlandiya, Hollanda, İsveç, Kanada, Norveç ve Yeni Zelanda’nın büyükelçileri “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına uyulmalı, Osman Kavala serbest bırakılmalı” talebini içeren bir bildiriye imza attıkları için Dışişleri Bakanlığı’na çağrılıp azarlandılar, hükümetin ve AK Parti’nin ileri gelenleri de onlara hadlerini bildiren açıklamalar yaptı.

“Ne yani, tepki verilmese miydi?” diş gıcırtılarını duyar gibi oluyorum.

Bu girişimi gerçekten densizlik ve haddini bilmezlik sayıyorsak, konunun ahlaki boyutuyla ilgili değerlendirme iç ve dış kamuoylarına bırakılarak sorun diplomatik bir çatışma haline dönüştürülmeseydi daha akıllıca davranılmış olurdu.

Tepkisel açıklamaların hepsinde yer alan ‘dış mihraklar’ vurgusu ile verilen tepki arasında bir çelişki var.

Tahlil şu önermeye dayanıyor: ’Dış mihraklar’ AK Parti’den ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan rahatsız. Joe Biden henüz ABD’de başkanlık adayı iken New York Times gazetesi yazarlarıyla buluşmasında bu rahatsızlığın ortadan kaldırılması için gayret edeceği sözünü vermişti. 

Tepki bildirisinin altında Biden’in başkanı olduğu ABD’nin Ankara büyükelçisinin de imzası bulunuyor.

O zaman?

Reklam

Bu bildiri muhtemelen Biden ve benzerlerinin çoktandır dışa da vuran rahatsızlığının ürünü olabilir.

Sanıyorum tepki verenlerin açıklamalarına sızan hislerde bu tür bir tahlilin payı büyük.

Devletler de oyun kurar

Tepki karşı tarafın oyun planı içerisinde mutlaka yer alıyordur. 10 ülkenin imzaladığı bildiri, çekeceği tepkiler göze alınarak, beklenerek, hatta yapılması için dua bile edilerek hazırlanmışsa hiç şaşırmam.

İçinde ‘hadsiz’ sözcüğünün mutlaka geçtiği tepki açıklamaları, 10 büyükelçinin sessizlikle karşılansa hiçbir etki uyandırmayacak bildirilerinin bütün dünya medyasında kısa-geniş yer almasını sağlamış oldu.

En önemlisi de, tepkili açıklamalarda yer alan “Türkiye’de yargı bağımsızdır” cümlesi yüzünden, konuyu haberleştiren yabancı medyaya, ülkemizin adalet-yargı sisteminin Batı kamuoylarına ters gelebilecek uygulamalarını birbiri ardına sıralama fırsatı verdi.

Rahip Branson olayı mutlaka hatırlatıldı.

KHK’lılar, hapisteki gazeteciler ve cezaevlerinin yoğunluğu konuları da.

Reklam

Peki verilen tepki herhangi bir olumlu sonuç doğurdu mu?

Bakanlığa çağrılarak duyulan rahatsızlık yüzlerine de ifade edilen yabancı büyükelçiler, kendilerine verilen tepkiden sonra yaptıkları yanlışlığı kabul edip bildiriden imzalarını çektiler mi?

İmzacı büyükelçilerin ülke başkentlerinden herhangi bir özür beyanı geldi mi?

Herhalde “Keşke bildiri daha farklı bir yaklaşımla ele alınsaydı” görüşümün sebebi anlaşılmıştır.

‘Dış mihraklar’ diye anılan AK Parti’den ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hoşlanmayan bir ülkeler grubu varsa, yukarıdaki tahlili yapanların onların oyun planına uygun davranmamasını beklerdim.

Ya ağızlardan ‘dış mihraklar’ suçlaması düşmediği halde böyle bir ülkeler grubunun varlığına inanılmıyor veya en azından grubun varlığı abartılıyor ya da onlarla nasıl başa çıkılabileceği konusuna önem verilmiyor.

‘Dış mihraklar’ varsa onların oyun planına uyacak davranıştan kaçınılmalıydı.

İlk tepki yanlıştı, hiç değilse aynı oyun planı içerisinde bulunan daha başka neler varsa bundan sonra onların boşa çıkartılmasında daha akıllıca davranılmalı.

Bildiride imzası bulunan büyükelçilerin ülkeleri kendilerine verilen tepkileri dert edebilir, onları uluslarına hakaret olarak değerlendirip rahatsızlığı bir adım daha ileriye taşımayı deneyebilirler.

Herhalde o ülkelerin başkentlerindeki Türkiye’nin büyükelçilerini kendi dışişleri bakanlıklarına çağırmazlar…

Karşılık vermeyi o noktada bırakır ve daha ileriye gitmezler mi?

Çoğu AB üyesi imzacı ülkelerin, birkaçı NATO’da müttefikimiz; üyesi oldukları uluslararası kuruluşları Türkiye’nin keyfini kaçıracak tavır almaya sevk etmek için ekstra bir çaba göstermezler sanırım.

Avrupa’dan dışlanmak mı?

Türkiye’nin kurucu üyesi bulunduğu Avrupa Konseyi bildiricilerin bildirilerine yansıyan konuyu kısa süre önce görüştü ve benzer bir metni kabul etti. İstenen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmasını denetleme görevinin sahibi Bakanlar Komitesi’nin duruma el koyması, Türkiye AİHM kararlarını uygulamamakta -yani Osman Kavala’yı serbest bırakmamakta- ısrar ederse, ‘ihlal prosedürü’ başlatması…

Evet, komite daha önce tam beş kez bu yolda Türkiye’yi uyardı ama herhangi bir yaptırıma gitmedi; bu altıncı uyarı ve bu da işlevsiz kalabilir.

Yoksa 10 büyükelçi bildirisi önceki beş karardan farklı bir gelişmenin öncüsü mü?  

AK Parti öyle bir sürecin başlamasını ve Avrupa Konseyi’nin kapısı dışında kalmayı herhalde istemez.

[Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ‘ihlal prosedürü’nü bir kez kullandı, onu da Azerbaycan’a karşı kullandı. Süreç 2010 yılında başladı, 2020 yılına kadar sürdü.]

Türkiye Azerbaycan değil; muhtemel karar ülkemizi farklı etkileyecektir.

Kararın etkisi en fazla ekonomi üzerinde hissedilir.

Bu konuyu değerlendirirken olumsuz beklentilere kendimi kaptırdığımın ben de farkındayım; ancak ne yapayım, beni buna, bildiriye verilen tepkilerde koro halinde ‘dış mihrak’ deyimi ve türevlerinin kullanılması sevk etti. 

Umarım, olay, bildiri ve ona verilen tepkiyle sınırlı kalır, daha ileriye götürülmez.

Daha da güzeli, yargıyı vakit kaybetmeden uluslararası standartlara kavuşturacak, hakim teminatını garanti altına alacak yasal değişikliklerle donatarak ülkemizi ‘dış mihraklar’ oyuncağı olmaktan uzaklaştırmaktır.

Bana göre ‘dış mihraklara pabuç bırakmamak’ esas böyle sağlanır.

ΩΩΩΩ

Reklam

55 YORUMLAR

  1. Baran bey “Rahmetli hocamız burada hemen her yorumunda “sermaye”den bahsederdi. Bahsettiği küresel sermaye idi. “Küresel sermaye güvenli ülkelerde toplanır” buyurmuşsunuz da;
    yani bugün en güvenli ülke çin midir?
    Eğer öyleyse, ender arkadaş pek öyle düşünmüyor haberiniz olsun, işkenceler falan diyor yani…

  2. “Bir Adam
    20 Ekim 2021 At 14:54
    Hiç kimse şunu sorgulamıyor.
    Bir adam hakkında aynı suçlamalardan nasıl 2 kere beraat 3 kere tutklama kararı verilir?”
    Adamım, allah düşürmesin, sen hiç mahkemelik olmadın galiba?
    Ne desek boş; sen de haklısın:))))

  3. Ermeni katliamını destekleyen Fransız bir vekil, Osman Kavala,Avrupa kendi adamının peşinde. Yoksa burada suçsuz yatan Ayşe Özdoğan’i neden anmiyor. Suriyede o kadar çocuk ölümleri oluyor, neden bunları anmiyor. İki yüzlü Avrupa. Allah belanı versin.

    • Avrupa her zulümü duyuyor ve peşinde merak etme. Çin’in Uygur Türklerine yaptığı işkenceyi sürekli kınıyor yaptırım uyguluyor. Senin Talibancılar ise Çin’le pek sıkı fıkılar. Biraz tutarlılık lütfen.

      Kavala konusunda ülkemiz kendi kıytırık kanunlarına bile uymuyor. Hangi hukuk ve adalet.

      • Avrupa her türlü zulmü duyuyor ve peşinde merak etmeymiş. Sallama olurda bu kadar sallama bilader. Geçen gün yazmıştım. Avrupa, kendi çoçuklarına bile duyarsız. Yatılı kilise okullarındaki çoçukların rahipler tarafından istismarına karşı açılan davaların hepsi Avrupa insan mahkemeleri tarafından reddediliyor. Avrupa sadece menfaatine gelen kısımla ilgilenir. Bütün dünyayı özellikle Afrika ve uzakdoğuyu Avrupanın yıllardır sömürüsüne maruz kalmadımı. Avrupa zenginse sömürülerinin kanlarıyla zengin.
        Türkiye, Batı’daki abuk subuk yargılamaların hangisine müdahil oldu şimdiye kadar? Özellikle Fransa, Hollanda, Belçika ve Almanya’da, oradaki Türklere yönelik yargılamalarda hukukun nasıl çatır çatır çiğnendiğini onlarca kez gördük. Yunanistan’da Türk azınlığa baskılar konusunda, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif’in, bir sünnet töreninde “mevlid-i şerif” okuduğu için yargılanması karşısında neden sessizdirler?
        Dış mihraklara gerek yokki Avrupa seviciler yeter bize.Bak Amerika ve Avrupa Afganistandan kaçarken kendi yerli Afgan elemanlarını sattı gitti, birazını uçakla kaçırdı, kaçırdıklarını da Afrikaya götürdü. Batı buralardan kaçarken seni falan unutur alimallah. Yemek yediğin yere işime istersen. Belki seni man adasına götürür İngiltere mübaşir olarak.

  4. “Baran
    20 Ekim 2021 At 16:15
    Size cevap vermek benim tahsil durumumu aşar ama gene de söylemeliyim…”
    demişsiniz ama aynı tahsil durumunuza hiç bakmadan burda sayın yazara haddini bildirip olmadık çiğlikte ithamlarda bulunabiliyorsunuz tabii!!!
    Ahmet bey ve sizin sayın yazara neyi nasıl yazması gerektiğini öğreten/öğütleyen münasebetsizlikleriniz yetmiyormuş gibi sayın Y. K. da aynı yolun yolcusu olmuş:
    “Y.K.
    19 Ekim 2021 At 12:49

    Sayın KORU’nun yazı başlığındaki “sandık” tabirinin yerine “gerçekler” yada “meşruiyet” tabirini koyarsanız yazı daha iyi anlaşılır.”
    “Sandık her şey değildir!” diyerek milli iradenin tercihlerini küçümseyen şabalaklar şimdi de sayın yazara iş mi öğretiyorlar?
    Sandık demek halkın tercih ettiği lider ve partisi demektir!
    Esas olan onun bunun değil halkın “meşruiyeti ve gerçekleri” dir…

    • 2,5 milyon oy sahtekarlığı konusunda fikrinizi beyan edin.
      Başörtüsünün nasıl serbest kaldığını dosdoğru öğrenin.
      Hükümetin AİHM de başörtüsü konusundaki savunmasını öğrenince gideceğiniz yeri de söyleyeyim: Direk tımarhane.
      Haram paraların harcandığı yeri öğrenmeniz, üzerine iyi bir sos olur.

    • Ahmet bey ve sizin sayın yazara neyi nasıl yazması gerektiğini öğreten/öğütleyen münasebetsizlikleriniz yetmiyormuş gibi .
      Eleştiri yapmadan peki abi sen ne dersen o olur mantığında hiç bir zaman olmadım.Aklinizi kendinize saklayın neyi yapıp yapmayacağımı size sormayacagim.Gayret efendi.

  5. ABD Almanya Fransa fonlananlar için dış değil iç mihrak
    Ajanları kızıl soros a içeri atmamız hadsizlik tabi
    Kime göre ABD de beslenen fondaşlara göre
    Zaten biden gelecek haddimizi bildirecekti
    ABD oğlanları dört gözle bekliyor
    Karşı çıkınca AB ye rezil olduk beyaz efendilere niye karşı çıkıyoruz diye birde susup kafamızı giyotine uzatmamızı istiyorlar yok ya bekleyin ABD oğlanlarının darbesini

      • Gel bize darbe yap dşyen oğlanları varsa tabi ki dış mihrak oluruz.
        Dostlarını destekleyerk birilerini başa getrirsek de dış mihrak oluruz.
        Papazlarını besleyerek darbe yaparsak da dış mihrak oluruz.
        İçerde bunu bekleyenlerde “Bizim oğlanlar ” olur
        Tıpkı ABD nin “Our Boys” ları gibi .
        Yoksa ABD islamı hizmet için mi cemaat besliyor.

  6. KENDİ AYAĞINA SIKMAK
    KAVALA ve DEMİRTAŞ ın tutuklanması ve tutukluluklarının devamı, sonuç olarak ve kesinlikle iktidarın aleyhine.
    Şöyle ki;
    KAVALAnın tutuklanması nedeniyle milyarlarca dolar Türkiye’den çıktı yada gelmedi. Bu da, sonuçta dolar kurunu sıçrattı. Bu da tabii olarak seçmen tercihlerini iktidar aleyhine etkiledi.
    DEMİRTAŞ ın tutuklanmasının da ekonomik sonuçları nedeniyle dolaylı siyasi sonucu olması yanında, Kürt vatandaşlarımız üzerinde doğrudan siyasi sonucu var. Kürt seçmenin iktidara oy vermemesini garanti altına aldılar.
    Pekiyi iktidar bu durumu görmüyor mu?
    Görse bile başka türlü davranmaz.
    Bu şekilde davranmaya mecbur ve mahkumlar.
    Zira, ” korku sistemini” sadece “hukuksuzluk ” ile ayakta tutabilirler.
    Hukuk demek güven demektir. Hukuk olur ise insanlar kendini savunabileceklerini bilir. Masumlar beraat edeceklerinden emin olur. O zaman kimse itaat etmez. Ayrıca gerçekleri ters-yüz bir tarafa,
    ört-bas bile edemezsin.
    Hukuksuzluk demek endişe ve korku demektir. Kimsenin emniyet ve güven içinde olmaması demektir.
    Hukuka döndükleri an, “korku binalarının” taşıyıcı kirişleri tuz-buz olur. Korku binaları da yerle bir olur.
    Korku sistemini, hukuk içinde ayakta tutamayacakları için, haliyle başka türlü bir gün bile iktidarda kalamayacakları için, sonuçları ne olursa olsun “hukuksuzluğa ” mecbur ve mahkumlar.

  7. Hiç kimse şunu sorgulamıyor.
    Bir adam hakkında aynı suçlamalardan nasıl 2 kere beraat 3 kere tutklama kararı verilir?
    Adam suçluysa ve delilleri elinizdeyse neden 4 senedir cezasını verip işini bitirmiyorsunuz?
    Geç gelen adalet adalet midir?
    Tanıdığım bir Üniversite hocası var. Fetöden tutuklandı.
    Bu adam 15 Temmuz olduğunda yurtdışındaydı.
    15 Temmuzdan sonra geri döndü. Fetöcü ola geri döner miydi?
    Adama 7 yıl ceza verildi yerel mahkeme tarafından. 5 yıldır içeride yatıyor.
    Kanunen yatması gereken süreyi tamamladı. Ama dosyası hala yargıtayda bekliyor diye salmıyorlar.
    Öte yandan Papazı Türk asıllı Alman gazeteciyi zoru görünce salıyorlar.
    Haydi sorun bakalım adalet nerede?
    Hergün adaletin anası ağlatılıyor bu ülkede.
    Daha örnek çokkkkk!

    • Adamım
      “Bu adam 15 Temmuz olduğunda yurtdışındaydı.
      15 Temmuzdan sonra geri döndü. Fetöcü ola geri döner miydi?”
      demişsin de;
      sorsak şimdi türkiyedeki maaşları beğenmezsin ama o mutemedin niye geri döndüğünü her memur bilir:)
      Hiçbir araştırma geliştirme faaliyetinde bulunmaksızın, dünyanın en yüksek akademik personel maaşları sadece türkiyede ödeniyor, haberin olsun…

  8. İngiliz Kralının doğum günü münasebetiyle ; 3 Haziran 1929 günü , İstanbul’da , İngiliz büyükelçiliği tarafından bir resepsiyon verileceği açıklanır ve Türkiye’deki diğer bütün büyükelçiler bu resepsiyona davet edilir.
    Ankara’yı henüz başkent olarak tanımayan ve büyükelçiliğini İstanbul’da tutan İngiltere’nin bu davranışına karşılık Atatürk de 1 Haziran günü Ankara’da Çankaya köşkünde bütün yabancı büyükelçilere bir ‘garden party ‘ düzenler .
    İngiliz büyükelçisi de dahil olmak üzere resepsiyona bütün büyükelçiler tam kadro iştirak ederler .
    2 Haziran günü Ankara’dan İstanbula tren seferi olmadığı için kralın doğum günü partisi de Ankara’da kutlanır !
    Herhalde yoruma gerek yoktur !
    Selamlar, iyi günler

  9. Türk Tipi Bunaklık-Dangalaklık Sistemi
    Sistemsizliğin, keyfiliğin diğer adı.
    Uluslararası yatırımın iki koşulu var :
    1- Başta vergi kanunları olmak üzere temel kanunların stabil olması. İhale Kanunu 2016 yılına kadar 168 ayda 169 kez değişti. Daha yeni ÖTV lere %640 artış yapma yetkisi veren kanun meclisten geçti.
    2-Hukuk güvenliği. Hukuk güvenliğinin en temel ölçüsü mahkeme kararlarının öngörülebilir olmasıdır. Dünyada hiçbir ülkede mahkeme kararları %100 öngörülemez. Ancak %80-90 öngörülebilir olan yerler vardır. Bizde ise iktidar ile irtibatlı ise, neredeyse %100 öngörülebilir! İktidarın istediği her karar verilir. Tüm kararlar lehinedir. Aleyhine hiçbir karar verilemez. Verilmesi dahi düşünülemez.
    Bahsettiğim iki kriter kârlılığın hesap edilebilir olması, daha doğrusu hesapların tutturulabilir olması ile ilgilidir.
    Dediğim kriterler olmaz ise hiçbir kârlılık hesabı yapamazsın. Kârını öngöremez isen, paranı neden riske atıp yatırım yapacaksın ki?
    Böyle bir ülkeye, değil milyarlarca dolar yatırım, aklı başında turist bile gelmez.

  10. mevcut bütün sorunlarımızın temelinde “adalet” sorunsalı var.

    bir yakınım tahsil edemediği alacağı için mahkemeye gitti, doğal olarak. miktar belli, alacak belli, borçlu belli. karmaşık bir miras davası değil, çok yönlü bir siyasi dava değil, bir insanın hayatını kaybettiği bir cinayet davası değil.
    basit bir alacak davasıç
    dava 5 yıldır sürüyor.
    -5 yıl önce araba alabiliyordum şimdi bisiklet alabilirim bu parayla diyor.
    ama henüz alamadı,
    davası sürüyor.

    osman kavala kim?
    tanıyanınız var mı?
    “Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde işletme,
    Manchester Üniversitesi’nde ekonomi üzerine lisans eğitimi,
    New York’taki The New School for Social Research’te doktora eğitimi var.
    1983 yılında İletişim Yayınları’nın,[10] 1985 yılında da Nazar Büyüm ve Selahattin Beyazıt’la birlikte Ana Yayıncılık’ın (Britannica Ansiklopedisi’nin Türkçe versiyonu AnaBritannica’yı, Britannica Compton’s’u ve Temel Britannica’yı yayınlayan)kurucu üyesi.
    Bilim Sanat Kültür Hizmetleri Kurumu’nun (BİLSAK) kurucu üyesi,
    TEMA Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Demokrasi ve Uzlaşma Merkezi’nin kurucusu,
    Tarih Vakfı gibi kurumların yönetim kurulu üyesi,
    Uluslararası Af Örgütü’nün bağışçılarından biridir,
    Türkiye’de risk altında olan kültürel mirasın korunmasına yönelik çabaları nedeniyle 2019 yılında Avrupa Arkeoloji Mirası Ödülü’ne layık görülmüş,
    2002’den beri kar amacı gütmeyen bir kültür kurumu olarak faaliyetlerini sürdüren Anadolu Kültür’ün kurucusu ve yönetim kurulu başkanı,
    Osman Kavala, Avrupa ile Türkiye arasındaki yaratıcı diyaloğun büyük kentler dışında da teşvik edilmesini hedefleyen ve İzmir, Diyarbakır ve Gaziantep’te kültür sanat altyapısını desteklemek üzere, toplumsal fayda ve sürdürülebilirlik öncelikleriyle yola çıkan Kültür İçin Alan’ın kuruluşunda aktif rol aldı. Goethe-Institut, Hollanda Büyükelçiliği, İstanbul İsveç Başkonsolosluğu ve Fransız Kültür Merkezi’nin öncülüğünde başlatılan Kültür için Alan projesinin Türkiye ortakları arasında İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) ile Anadolu Kültür bulunuyor.”

    osman kavalayı biz parkı davalarından tanıyoruz. hakkında pek çok suçlamayla yargılandı ve “11 Ekim 2019 tarihinde TCK’nın 309. maddesinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re’sen tahliye edildi”
    “18 Şubat 2020 tarihinde ise TCK’nın 312. maddesinden (kamuoyunda bilinen adıyla Gezi Parkı Davası’ndan) beraat etti. Tahliyesinin hemen ardından TCK’nın 309. maddesinden gözaltına alındı; ertesi gün, 19 Şubat 2020 tarihinde aynı maddeden tutuklandı. 9 Mart 2020 tarihinde ise TCK’nın 328. maddesinden (“devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmek”) tutuklandı. 20 Mart 2020 tarihinde TCK’nın 309. maddesinden beraat etti.”
    1 Kasım 2017 tarihinden itibaren kesintisiz olarak Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan “Osman Kavala, 20 Mart’taki beraat kararıyla aynı dosyadan üç kez tutuklanıp iki kez tahliye edilmiş oldu.”
    “tahliye edildiği gün 15 Temmuz soruşturması kapsamında yeniden gözaltına alındı ve sevk edildiği nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’nce tutuklandı”

    şimdi ben sıradan bir vatandaş olarak osman kavala suçlu mu, değil mi bilmem, bilemem.
    havaya bakarak, denizi seyrederek karar verilecek içsel bir doğuşla doğru bulunacak değil ya.
    bir insanın suçlu olup olmadığına hakkındaki suçlamaları kanıtlayacak delillerle karar verilebilir. delillerle desteklenmeyen bir ithamın ise hiç bir değeri yoktur.
    şimdi,
    tüm dünyanın gözü önünde olan, dikkatleri çekmiş bir davada ülkemiz hakkında olumsuz algı oluşturacak bir görüntüye neden mahal veriliyor?
    hakkında yeterli delil var ki, adam tutuklu yargılanıyor.
    öyleyse, tüm dünyanın önüne deliller neden konmuyor ve dava neden sonuçlanmıyor?
    dünyanın küçüldüğü, her birimizin dünyayla maddi, manevi entegre olduğu
    bir zamanda algımızın uzatması gereksiz bir dava nedeniyle bu denli kötüleşmesi bu ülkeyi yönetenlerin sorumluluğunda değil mi?
    neden izin veriliyor?
    hepimiz zarar görmüyor muyuz peki?
    ülkemize gelen eleştirilere heyyyyttt diyerek laf yetiştiremeyiz, bunun kimseye faydası yok ne yazık ki. ülke çıkar ve menfaatlerini böyle lafla da koruyamayız, milliyetçiliği sloganlara indirgeyemeyiz. bir kaç yıldır ifade özgürlüğünden, yargı bağımsızlığına, kişi başı milli gelirden, gelir adaletsizliğine, paranın değer kaybetmesinden, enflasyona neredeyse tüm indekslerde içler acısı performans sergileyerek büyük bir hızla afrika kabile ülkelerini bile geride bırakacak şekilde geriliyoruz.
    tüm sorunlarımızın temelinde ise adaletsizlik var.
    daha adil bir dünya mümkün,
    gereğini yapmakla mümkün,
    öyleyse neden yapmıyorsunuz?

    • tüsiad yerli ve milli değilmiş,
      kebapçılar da değil,
      çiftçiler de,
      öğrenciler de değil…
      çoğu terörist, kimi ajan, bazıları fetöcü.
      önümüzdeki ayın teröristi kim olsun öyleyse?
      ben anket şirketleri diyorum.

      ülkeye vergi vermek yerine yurt dışına milyon dolarlar götürenler peki?
      işte onlar gerçek vatansever,
      gerçek yerli ve milli olanlar.
      vergi kaçırmadılar,
      vergiden kaçındılar.
      tam da bu büyük vatanseverliklerinden dolayı
      müthiş yerli ve milli olmalarından
      kamudan en çok iş kaparak
      “dünyanın kamudan en çok iş alan ilk şirketleri” oldular.
      dünya sıralamalarının en üst sıralarına kondular.

      kutluyoruz.🏆

          • Yeni akm yakında açılıyor, sinan operasıyla, sevindirici, ama bina pek matah bişey olmadı sanırım, inşallah eskisinden daha iyidir, taksimin maküs talihi de biraz olsun değişir belki, turizm bakanımız “kültür yolu festivali” ve diğer kültür sanat etkinliklerinden bahsetmiş, global olmayan hiçbir proje etkinlik istanbula yakışmaz demiş, bak göreceksin her şey ne güzel olacak, istanbul her şey demek, aşk demek, lezzet demek, tat demek, sevgi demek, tarih demek, keyif demek, sevap demek, günah demek, nur demek, küfür demek, ölüm demek, yaşam demek, üsküdar demek, bizans demek, türk demek, her şey demek:))))

          • Ortasında deniz kenarlar kara
            Bu dünyada cennet olmuş kullara
            Mehtapta sandallar ne hoş manzara
            Sahildir yayladır yerin İstanbul
            Gemilerin gelir peşi peşine
            Şöhretin yayılmış hudut dışına
            Ayrı bir güzellik başlı başına
            Sevgi muhabbetin derin İstanbul.

            derin şehirdir istanbul, maddesi derin, manası derin.
            öyleyse derin sevmek gerekir.
            şehirlerin insanın manasıyla ilişkisi de derindir. mesela masonların manevi ve metafizik idealleri ve öğretileri şehir-insan ilişkisine dayanır. sembolleri gönye ve pergeldir. mason, “duvar işçisi” demektir. bağlı oldukları varlığa “evrenin ulu mimarı” derler.
            evet, bir şehri sevmek her şeyi sevmektir,
            her şey demektir :))))
            ve bir şehre ihanet etmek, her şeye ihanettir.
            akm nin sinan operasıyla açılması yakışır.
            sinan, koca sinan, derin sinan,
            mimar sinan istanbula yakışır.^_~

    • Bulunmaz Hint kumaşı lafını da söyleyeni de sevmem. Çünkü bir insanın hem eş hem anne olurken aynızamanda da hem aşçı hem bulaşıkçı, doktor eczacı pastacı çamaşırcı alışverişçi terzi temizlikçi sosyal medya fenomeni😭 şoför öğretmen tellak Berber ve daha neleeer neler 🤔
      Olmasını hiç yadırgamayanlardanım!!!
      Bu kadının saçından tutup sokakta hemde o küçücük müşterisi! Önünde (canı evladı) …
      İşte bu olayı çözdüğümüz gün!!!!!
      O o bu şu hepsi çıkar işte hapisten!
      Adalet dedinmi yanına hukuk, hak dedinmi inanç, vatan dedinmi yanına millet, demokrasi dedinmi yanına cumhuriyet, insan dedinmi vicdan ile birlikte koyup aradığın zaman …
      Özgürlük dediğinde sadece sana özgürlük, yada senin anladığın özgürlük ile olmaz diyorlar.
      Daha neler sayılır neler. Bunları öğreneceğiz de..
      Biraz ucuz olsa.

      • adam, doktorların nedenini bulamadığı, acı ve ızdırap dolu ağır seyreden bir hastalık nedeniyle vaktinin sonuna geldiğini anlayınca bu süreçte kendisine bakan karısına;
        – ben, seni en yakın arkadaşınla da olmak üzere pek çok defa aldattım
        diye itirafta bulunmuş.
        kadın, adamın elini tutup, sevgiyle yüzüne bakmış ve;
        -evet, biliyorum canım demiş,
        seni bu yüzden zehirledim.

        arzularımızın, ihtiraslarımızın ve yanlışlarımızın sonuçları olur.
        çözmemiz gereken budur!!!!!
        bunun ucuz bir yolu da yoktur.¯\_(ツ)_/¯

  11. Habere bakınca eski zamanlardan kalma ismini vermeyen bir Yargıtay üyesi gazetecimsi İsmail Saymaz’a telefonla konuşmuş:”yargıtayı,yargıyı hakyolcular,menzilciler doldurmuş,aslında bunlar da gizli “Fetö”cülermiş,herkes bunun farkındaymış falan filan…” Ben bunu eskiden muhafazakarlara kan kusturan fosil Kemalist zihniyet sahibi Ergenekon muhibleriyle,yeni zamanların muhiblerinin ortaklıklarının bitmeye başladığı ve birbirlerinin altını oymaya başladıkları haberi olarak okuyorum. Bakalım kim kimi yiyecek? Bu husumet sonucundan da nasıl bir yargı düzeni çıkacak,bu arada Osman Kavala’ya ve benzerlerine ne olacak,merak konusu?

  12. Dış mihraklara gerek yok ki.
    İç mihraklar onların gönüllü üyesi zaten.
    Onlar ne zaman devreye girer. İçerdeki mihrakları yetersiz olduğu zaman.
    Olay sadece bu.
    Biraz fonladıklarına momentum verdiler.
    İçerdekiler yürür biraz.
    Dün 10 büyükelçilerle aynı konuşmayı Tüsiad da yapmış.
    Abdullah Gül aday olamaz dediler, konuşmadılar
    Hrabt dink öldürüldü, konuşmadılar
    367 yargı darbesi oldu,konuşmadılar
    7 şubat mit darbesi oldu, konuşmadılar
    17/25 emniyet darbesi oldu, konuşmadılar
    Hdp-pkk hendek kazdı, tık yok.
    15 temmuzda ortalıkta hiç gözükmediler
    Barış pınarı, zeytin dalı,fırat kalkanı oldu, destek mesajı bile yayınlamadılar
    Son 20 yılda 100 kat büyüdüler
    Gezi olayları oldu, topyekun destek oldular.

    TÜSİAD yerli ve millî hiçbir işte yok! Ama tıpkı AB yetkilileri gibi onlar neden şikâyet ediyorsa TÜSİAD da aynı şeylerden şikâyet ediyor.Darbede susarsın, FETÖ’de susarsın. PKK’da susarsın, Suriye ve Libya’ya susarsın, Dağlık Karabağ zaferinde ortada görünmezsin. Siz necisiniz biladerler.

  13. Günümüzde gelinen nokta itibariyle insan hakları konuları artık ülkelerin içişlerine karışma olarak değerlendirilmiyor.

    Her ülke bu konuda gördüğü yanlışları ifade edebilir. Bu konuda “tencere dibin kara, seninki benden kara” kavgasına girmektense anlatılan olay doğru mu yanlış mı ona bakmak lazım.

    Aynı ülkeler bizim sesimizi çıkaramadığımız dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en kalabalık ülkesi Çin’in Uygur Bölgesinde yaptığı ağır insan hakları ihlallerine de tepki gösteriyor.

    Biz herhalde Çin’e dış güç olmamak için utanç verici şekilde oradaki soydaşlarımıza Batılı ilkeleri yüzde 1’i kadar sahip çıkamıyoruz.

  14. “Daha da güzeli, yargıyı ….. yasal değişikliklerle donatarak ülkemizi ‘dış mihraklar’ oyuncağı olmaktan uzaklaştırmaktır.
    Bana göre ‘dış mihraklara pabuç bırakmamak’ esas böyle sağlanır.”
    Da diyor sayın yazar, onu bırak bunu sal da diyor söyler yazmazlar😛
    Ali yazar mı veli bozarmı ben karışmam.
    10 düvelin parası 1 olacak derken,
    10 paran 1 kefere parası eder durumdaysa eğer..
    Şam taraflarında cuma namazı kılmaya özendirip niyetlendirenler!
    Gün gelir sağ gösterip sol vururlar. Herzaman yaptıkları gibi.
    Onünçün netceksen bir an önce karar ver,
    Kendi işini kendin düşün planla yap derim ben.🙃
    Örnek mi: Şam caminin sözde imamı 😂 gitti putinden yardım istedi, ne odu?
    Güneyinde bir kendi vardı şimde dert bin oldu!
    Sonuç olarak pabucunu bırakma ama, dama da atma bin bir İHA ya bak yukarıdan aşağıya🙃
    Ufak tefek köprülerle seni uyutur oyalarlarken!
    Bak gör ki, EN BÜYÜK KÖPRÜ ASLINDA SEN SİN SEN!!!

    • Yazarımız ne amaçla böyle şahıs bazlı yazılar yazıyor da en sonunda bir paragraf bir iki cümle ile doğru, olması gerekeni yazıyor bilemiyorum.🤔 ama, kefere cımbızla isimleri alıyor yazı kadük kalıyor! Ekonomi parağrafıda buğulanıyor, elçi zırvalarıda arada kaynıyor.😠
      Aslında bir günde sayın yazarı bindirmek lazım İHA lara. Eskiden nasıl olsa binerdi uçaklara.

      • Atilla bey “Yazarımız ne amaçla böyle şahıs bazlı yazılar yazıyor…” diye sormuşsunuz;
        öyle midir değil midir bilemiyorum ama sayın yk, baran ve ahmet beylere de bi sorarsanız eminim onlar sizi daha iyi aydınlatırlar!
        Şaka gibisiniz; bütün dünya kavalalıyı nasıl kurtarırız diye ayağa kalkmış sen hala şahıstan bireyden bahsediyorsun burda birader:)

  15. Vallahi Reyiz’in ne büyük adam olduğu ,dünyayı nasıl titrettiği şimdi daha iyi anlaşılıyor!
    Kimse o varken bildiri mildiri yayınlayabiliyor mu ! Ne mümkün !
    Onun yokluğunu nasıl da fırsat bildiler ve hemen harekete geçtiler ; sizi gidi korkaklar sizi !
    Neymiş efendim, adalet , hak hukuk ; yahu bizim mahkeme salonlarında ne yazıyor : Adalet mülkün temelidir !
    Sonra reform üstüne reformlar yaptık , hayret, adamlar bunları hiç görmüyor !
    Adalet bakanımız her gün adalet üstüne nutuklar atıyor ; yani olacak şey değil !
    Tabii bir de Reyiz’in Afrika gezilerinde bunlara veryansın etmesinin intikamını alıyorlar ama yemezler !
    Yürü , ense traşını görsünler !
    Hadi bana eyvallah

    • Mucib bey bir önceki seçimlerde ab ülkelerinde atlarını itlerini üstümüze sürenler bu sefer de bildiri ve ambargolarıyla akpartiyi kazandırmak istiyorlar anlaşılan; senin gibiler de zil takmış oynuyor işte, onlar dışardan siz içerden ha gayret!!!!

  16. Fehmi koru;
    “Tepki karşı tarafın oyun planı içerisinde mutlaka yer alıyordur. 10 ülkenin imzaladığı bildiri, çekeceği tepkiler göze alınarak, beklenerek, hatta yapılması için dua bile edilerek hazırlanmışsa hiç şaşırmam.” demiş

    Yazar biraz karıştırıyor herhalde dua seaanslarını.

    15 temmuz Darbe günü ve darbeden önce Türkiyede birşeyler olacak diye tüm dünyadaki cemaat üyelerinin dua seasları düzenliyordu. Darbe günü pensilvanyada yaşananlar:

    https://youtu.be/gOzxW7KaSCE

  17. Osman Kavala onlar için neden bu kadar önemli?

    Sadece şu son Onlu Uluslararası Küstahlık bile tek başına Sorosçu Osman Kavala’nın “pek kıymetli casusluğunu” işaretlemeye yetiyor!
    Kızıl Soros lakapkı Mr.Kavala; Gezi Kalkışmasının yanı sıra 15 Temmuz soruşturmasından dolayı da tutukludur.
    Hakkında “Casusluk” ile “Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs” gibi çok ciddi suçlamalar var.

    Batılı devletlerin Türkiye’deki temsilcileri ile içerideki İliştirilmiş Yazarları veya Yerleştirilmiş Ürünleri, kaç vakittir “Er Kavala’yı Kurtarmak” için resmen çırpınıyorlar.
    Ajan Bronson u kurtardık, başardık. Sıra Kavalada.

  18. Yazar ” Kararın etkisi en fazla ekonomi üzerinde hissedilir.” diyerek Rahip Bronson olayına atıfta bulunmuş.
    Nasıl bir adammış bu Osman Kavala ki bütün Avrupa onun için ayaklandı.
    Ne kadar insalcıl, ne kadar duyarlı, ne kadar demokratikmiş bu ülkeler. Bir insana verdikleri kıymete bak birader. Bi kendi çoçuklarına sahip çıkmıyorlar. Avrupadaki çoçuk istismarına karışan rahipleri bile koruyorlar. Ne kadar duyarlı insanlarmış.

    • Fatih bey maalesef katolik kilisesi mensubu müminler kimi yüzkızartıcı olaylar yüzünden gerçekten çok acı çekiyorlar; bu türden suistimallerin önünü almak çok zor, çünkü tuz kokmuş, ya da tuzluk!?
      Birçok tanıdığım çocuklarını vaftiz için allahın evine götürmeye çekiniyor iyi mi?
      İnşallah yeryüzünden fitne fesat kalkacaktır, yeter ki ehli iman dik dursun!

  19. DIŞ MİNNAKLAR

    Rahmetli Ömer Mete bir gazeteciye sanırım şöyle demişti. “Yıllardır ülkemizde binlerce casus crit atar. Tek hayalim bir tanesini kelepçelenmiş görmek.”

    Rahip olayında hala capsler sosyal medyada dolanır. Bırakmayacaktınız, nasıl da bıraktınız ama mealinde alaycı küçümsemeler. Halbuki 100 yılda ilk defa bir batı casusu ülkemizde amerikanın bizzat devreye girmesine rağmen 2 yıla yakın hapiste tutulmuştur.
    Alman gazeteci olayında da aynı süreç yürüdü. Aslında bende onu normal gazeteci sanmıştım ama olaydan sonra tivitlerini inceleyince alman gazeteci olmasına rağmen bütün çalışmalarının Türkiyenin hassas noktalarında sosyal algı oluşturma çabasını gördüm. Hatta daha ileri gitmiş, ak parti öncesi eski bir başbakanın uyuşturucu mafyası ile ilişkisi olduğuna dair imalarda bulunuyordu.
    Bu kişiler suçludur değildir bilmem, saros bağlantısı çok açık, saros un hangi ülkelerde ne gibi operasyonlar içerisinde olduğu da biliniyor.
    Söylemek istediğim sayın yazarın söylediği gibi bu şahsın salınması halinde iç mihraklar “nasıl zoru görünce saldınız” yönünde tezvirata başlayacaklar. Tabi ki bu hukuksuzluk yaşanmasına gerekçe olamaz ama uluslararası ilişkilerde, özellikle bu casusluk vesair konularında hukuktan ziyade pazarlıklar çalışır. Abd nin rus casusları salması gibi.
    Avrupa ülkeleri çok demokrati oldukları için mi bu kişileri istiyor sanıyorsunuz. Siz o zaman pkk nın üst düzey yöneticilerinin duran kalkanların, karayılanların kandilde olduğunu sanıyorsunuz. Hiçbirinin tutuklandığını duydunuz mu?

    • 40 senelik ilkokuluyum, ben böyle mantık yürütemiyorum.
      İlkokulda öğrendiğim okuma yazma ile ancak şu kadar düşünebiliyorum;

      – Amerikalılar Afganistan’da havadan bombalama sonucu sivil ölümlere karşı kendini savunurken; “bizim istihbaratımız teknik ve teknolojiye dayanıyor Rus istihbaratı gibi alan istihbaratımız yok” diyorlar.

      -İstihbarat uzmanları: “teknolojinin gelişmesiyle istihbarat toplama alışkanlıkları da değişti, alan istihbaratı için eskisi gibi adam tutmuyorlar artık” diyorlar.

      -tüm dünya ülkelerinin istihbarat örgütleri var ama ajanlık suçlamasıyla tutuklamalar eskisi gibi yaşanmıyor. Çok nadiren ajan suçlamasıyla tutuklanma duyuluyor, onlar da gerçekte siyasi nedenlerle otoriter ülkelerde yaşanıyor çoğunlukla.

      – gene istihbarat uzmanlarına göre “ajanlık faaliyetleriyle başka ülkelere ciddi müdahaleler yapılamaz, teknik olarak mümkün değil çünkü her ülkenin istihbarata karşı koyma kabiliyetleri vardır” deniyor.

      Yani dış güçler, devlet kurumlarına sızmışlar, paralel devlet yapılanması, yok tarım terörü, yok perakendeci terörü, yok kebapçı terörü.. ahanda bitirdik hepi topu 286 terörist kaldı gibi akla ziyan söylemlerle, devleti de yediler bitirdiler milleti de…

      Devletler hiç bir somut delile dayanmayan akla hayale sığmayan bir takım evhamlarla politika belirleyemezler. Böyle yapan devletler ancak kendi milletine savaş açarlar Türkiye’de yaşandığı gibi.

      Yıllardır bu evhamlarla millete çektirmedikleri kalmadığı halde bir netice elde edememelerine rağmen hala akıllanmayıp hezeyanlarının peşine takılanlar önünde sonunda kendi hezeyanlarına kurban olmaktan kurtulamazlar.

      Bu hezeyanlar neden dillendiriliyor?

      Rahmetli hocamız burada hemen her yorumunda “sermaye”den bahsederdi. Bahsettiği küresel sermaye idi. “Küresel sermaye güvenli ülkelerde toplanır”;

      Çay içmek için bir kıraathanenin önünde oturdum, yan tarafımda iki kişi oturuyordu, boş oturan insanlar hemen bir konuşma konusu buldular, ben isteksiz davranınca genç olan kalktı gitti. Yaşlı olan yaklaşarak kısık sesle hastalıklarını anlatmaya başladı, emekli olduğunu aslında hastalıkları olmasa emekli maaşıyla yetinebileceğini ama çocuklarının yardımlarına rağmen para yetiremediğini söyleyip “ekmek parası,çorba parası, yol parası, gölünden ne koparsa” diyerek para istedi.

      Çay söyledim başladı anlatmaya kendisi o kıraathanenin eski bir çalışanıymış. Bir gün Topkapı Ülker fabrikası civarında iş insanlarının da uğrak yeri olan bir mekanda garsonluk yaparken Sakıp Sabancı gelir. servis yaparken Sakıp ağa memleket meselelerinden konuşur. O da bunu fırsat bilip sorar: “beyim madem bu kadar memleket sevdalısısınız, neden o zaman servetinizi İsviçre bankalarında tutuyorsunuz? deyince Sakıp ağa, önce ‘senin aklın ermez’ dese de; bu memleket için askerlik yapan herkesin aklı erer cevabı üzerine şöyle cevap verir: ‘orası Türkiye’den daha güvenli de o yüzden’ der.

      Pandora Papers belgelerinde adı geçen 220 Türk iş insanı 35 milyar dolar (ki satece tespit edilenler)tutarındaki Paralarını oralara götürmesi için birileri ülkemizi güvensiz ülke haline getirecek, sağı solu terörle, ajanlıkla, devlete sızmakla suçlayarak küresel sermayeye hizmet edecek. Emeklilerinin perişanlığını görmezden gelecek, 2 milyona varan insanı yersiz suçlamalarla hapislerde çürütecek, öğrencilerin barınma problemlerini görmezden gelip 150 tane yeni ceza evleri yapacak. Muhalefet partilerini ülkenin yönetimine talip olmaktan vaz geçin diye tehdit edecek.

      Ben küresel sermayeye hizmet etmem, edeni de hiç sevmem.

      • Kardeş zahmet etmişsin, uzun uzun yazmışsın. Sana cevap olarak değil ama konu ile ilgili herkesin bildiği bir şey paylaşayım. Irak işgalinde abd çekilirken binlerce adamını uçaklarla ülkesine taşıdı. Afganistan dün gözümüzün önünde oldu. Binlerce saha elemanı yerel işbirlikçilerini ülkesine taşıdı. Emin ol Allah göstermesin ülkemize bir şey olursa uçak yetmez gemilerle taşımak zorunda kalabilir.
        Yerel istihbaratları mı yokmuş, siz de yediniz. :)))))

        • pardon, yaşlı amcanın hikayesine inanmadım ama olay ak partiden önce geçtiği anlaşılıyor. Keşke bu güne ait bir hikaye bulsa idiniz. Bende Dündar Kılıç ın anılarını okuyorum. Biz ankarada 6 ayda batakhaneleri kapar 10 ayda açardık, zira yazın ankarada kimse kalmaz dı diyor” Yani ak parti öncesi güzel günleri bekleyen kadıköy, bakırköy beşiktaş, bodrum, çeşme gibi ilçelerimizin gariban halkını anlayabiliyorum.

        • Size cevap vermek benim tahsil durumumu aşar ama gene de söylemeliyim;

          Afganistan’da kullandıkları da Irak’ta kullandıkları da resmî devlet görevlileri sayın abicim yani çalıştıkları insanları devlet görevlendiriyor.

          Eğer iddia ettiğiniz gibi Türkiye’de de yerel istihbarat personeli kullanıyorlarsa devletin görevlendirdikleridir onlar. 20 senedir de devleti akp yönetiyor, akp görevlendirdi onları o zaman.

          Nasıl mı?

          Çünkü devletler birbirleriyle güvenlik ve askeri alanı kapsayan iş birliği anlaşmaları yaparlar, bu kapsamda da istihbarat paylaşımı anlaşmaları yaparlar. Bu anlaşmaları yürütmeleri için de personel görevlendirirler.

          Yani senin dediğine göre dış güçlerle iş birliği içinde çalışsınlar diye ajan görevlendirirler yani.

          Bak! iyi bak buraya, şimdi gördün mü ihaneti:)))

          Ey akıl nerdesin?

        • İhanetin ne olduğunu bilmezsen nerede olduğunu hiç bilemezsin.

          Burada her gün okuduğun düşünce üstadının yazılarını anlamazsan; işte böyle cinali’den tevil beklersin.

    • Vegan arkadaş zaten ab ye tam üye değiliz, şartta değil ama türkiye bir avrupa ülkesidir ve türkler de avrupa vatandaşlarıdır!
      Natodan ayrılmanın ne sakıncası var ve bu sayıp döktüklerinle onun ne ilgisi var?
      Ha, 15temmuzda bütün muhataplarını birer ikişer kodese tıktık diye bozuluyorsanız onu bi geç; yok öyle milletin f16sına atlayıp milleti bombardımana tutmak…
      İtin sahibi varsa, kurtun da allahı var!
      Türk milleti sen çok yaşa!
      Türk devleti sen çok yaşa!

  20. Fehmi bey Türkiye, ak TROLLER’İN kontrol lerinde batıkça batıyor.

    Uzaktan bakınca, Türkiye yönetimi 10 yaşındakı çocuklarín piyesini oynuyor.

  21. Kavala’ya yapılan işkencedir. Hukuksuz bir şekilde bir insanı yıllarca esir tutmak kabul edilemez. Bunu hergün iktidarın başına vurmak ve sonuç almak zorundayız. İnsan vicdanı ve ahlakı bunu gerektirir. Göz göre göre yapılan bu işkenceye karşı durmak her vicdanlı insanın görevidir. Unutmayın hukuk herkese lazım. Hepimiz sorumluyuz bu hukuksuzluktan. Buna hayır demiyorsak yarın başımıza bir hukuksuzluk geldiğinde sığınacak hiç bir kapı bulamayız. Ahlaklı ve vicdanlı her insan buna karşı çıkmak zorundadır.

    Maalesef Türkiye’de bağımsız mahkemeler yok artık. O yüzden bu işin sorumlusu şu mahkeme şu hakim diyemiyoruz. Bu artık tüm dünyanın da bildiği gibi iktidarın iki dudağı arasında verilen bir emir. Böyle çağdışı ve gerici bir ülke yönetimi kabul edilemez. Mahkemeler ve hukuk acil bir şekilde bağımsızlıklarına kavuşturulmalıdır ilk iş olarak. İktidar bir vesayeti bitiriyorum maskesi altında tüm yargı sistemini kendi tekeline aldı. Bu sistemde vatandaşlığın bir anlamı yok. Burada hepimiz sistemin kölesiyiz. Hiç bir hukuki güvencemiz yok. İtiraz hakkımız yok. Ses çıkarma hakkımız yok. İnsanlar, anayasal güvence olmasına rağmen, toplanamıyor, gösteri yapamıyor, protesto edemiyor. Bu noktaya getirilen sistem hepimiz adına utanç verici, tüm dünyaya karşı yüz karası durum. Hepimiz bu duruma ses çıkarmak ve yolsuz, hukuksuz, denetimsiz iktidarı indirmek için var gücümüzle çalışmak zorundayız.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız