İslam toplumlarında ciddi bir sorun var: Kadın sorunu…

19
Pazartesi günü Tahran..
Reklam

Her sabah gazete okumalarımda dikkatimi en fazla değişik ağızlardan çıkan fetvalarla ilgili haberler çekiyor bir süredir… Bugün Cumhuriyet’te yine öyle bir fetva haberi var.

Muhalif medya bu tür haberleri seviyor. Büyük ihtimalle bugün muhalif kanallarda uzun uzadıya tartışma konusu yapılacağı için, muhteremin ne dediğini buraya aktarmayacağım; nasıl olsa öğrenirsiniz.

Şu kadarını söyleyebilirim: Konu kadınlarla ilgili…

Bir cemaat mensubuymuş son fetvayı veren kişi.

Seçimlere kadar böyle fetva haberlerini daha çok okuyacağız; muhalif medya, önünü arkasını düşünmeden, onlara sayfalarında ve kanallarında yer verip tartıştırdıkça arkası gelecek.

O haberden sonra Karar gazetesinde karşıma çıkan ‘Ana sorunumuz: Maarif davamız’ başlıklı yazı içime biraz olsun su serpti.

Yazarı, uzunca bir süre ülkemizin en kalabalık kenti İstanbul’un en üst dini otoritesi sayılması gereken müftülük makamında bulunmuş Prof. Mustafa Çağrıcı. Mustafa Hoca, yazısında, ‘skolastik eğitim’ ile geri kalmışlık arasındaki ilişkiyi tarihi boyutuyla irdeliyor.

Ne dediğinin özeti şu paragrafta:

Reklam

“Osmanlı, geçmişinden asîl bir medeniyet devralmış; birçok bakımdan insanlığın hâlâ ulaşamadığı o medeniyeti daha da yükseltmişti. Ama bu durum, Osmanlı’nın –temelinde medresenin bulunduğu- kusurlarını görmemizi engellememelidir. Yoksa tarih tekerrür eder durur.”

Yazıda özel bir alan olan dini eğitimden söz edilse de, o alan da dahil eğitimin her alanında ve her düzeyinde etkisini hissettiren yanlışlar bugün de sürüyor.

Zaten bizde tarih, biraz da yazıda teşrih masasına yatırılan yanlış eğitim sistemi yüzünden tekerrür ediyor. 

Komşumuz İran şu sıralarda karışık. Büyük kentlerde halk sokaklarda. Protesto gösterileri giderek yaygınlaşıyor. Güvenlik güçleri protestoculara şiddetle mukabele ettiği için çatışmalarda hayatını kaybedenler de oluyor.

Protestolarda kadınlar ön saflarda.

Sebep, İran’ın batı bölgelerinden başkent Tahran’a ziyaret için gelmiş olan bir kadının, kıyafetini dini kurallara tam uygun bulmayan ‘Gaşte İrşad’ (İrşad Gücü) adlı bir örgüt mensupları tarafından darp edilmesi. Mahsa Emini adlı kadın, örgüt militanları tarafından uğratıldığı şiddet sonucu hayatını kaybetti. Gözaltındayken yediği darbeler yüzünden beyin kanamasından komaya girdiği ve ardından hastanede son nefesini verdiği anlaşılıyor.

Ölümünden sorumlu olanlar 21 yaşındaki genç kadının kalp krizi geçirdiği iddiasında. 

Emini’nin maruz kaldığı şiddetin videosunu gören veya olayı işiten kitleler, tepkilerini göstermek için sokaklara döküldüler.

Reklam

‘Gaşte İrşad’ adlı bir tür ‘ahlak polisi’ görevini üstlenmiş bir örgütün varlığını bu olay vesilesiyle öğrenmiş oldum.

İran’da 1979’da gerçekleşen devrim sonrasında kadınlara başörtüsü zorunluluğu getirildiği biliniyor. Kişisel bir tercihin devlet eliyle zorla herkese uygulattırılması daha ilk günden başlayarak dindar bilinen düşünürler tarafından bile eleştiriliyor.

Hatta mollalar da yanlışlıkları eleştiriyor.

Nitekim, kendilerini ‘ahlak polisi’ olarak tanımlayıp başını beğenmedikleri biçimde örten veya hiç örtmeyen kadınların peşine düşen örgütün sonu ölümle biten bu olayı, ülkenin öndegelen din alimleri tarafından da kınandı.

Ayetullah Bayat Zancani, “Bu ahlaksızca bir davranıştır” dediği olayı gerçekleştiren örgüte, “Ülke yasalarında bu tür bir örgütün yeri yoktur, olamaz da” diyerek karşı çıkmakta.

Bir başka Ayetullah, Muhakkak Damad da, “İyiliği yaymak, kötülükten uzaklaştırmak amacı taşıyan bir grubun, esas yapması gereken, vatandaşların özgürlüklerini ortadan kaldırmak değil, yöneticilerin davranışlarını gözlemleyip onların yanlışlıklarına karşı çıkmak olmalıdır” açıklamasını yapmış…

Kadının da erkekle aynı haklara sahip birer birey olduğu pek çok toplumda hala genel kabul görmüyor. İran’da karşımıza çıkan tablo bunun bir örneği. Zorlamalarla kadınlar üzerinde baskı bazen bu olayda olduğu gibi kadınlar eliyle de hayata geçirilmek istenebiliyor.

Üzerine gidilen kadının ölümüne yol açan bir baskıya bile dönüşebiliyor uygulamalar.

Yapılan, din adına dine vurulan bir darbe çoğu kez.

Sokaklara dökülen insanlar neyi protesto ediyorlar dersiniz?

O protestolar din adı kullanılarak yürütülen uygulamalara olsa da, yanlış uygulamalar yüzünden din de yaralanmış olmuyor mu?

İran’da böyle de başka ülkelerde durum farklı mı sanki?

Son zamanlarda dünyaya kendisini eskisinden farklı -daha liberal- bir ülke olarak tanıtma gayretinde olan Suudi Arabistan’da da yine ‘kadın’ sorunu var.

Artık araç kullanabiliyor kadınlar, toplum içerisinde daha fazla görünür oldular, daha geniş alanlarda görev üstlenebiliyorlar, ancak sıra görüşlerini paylaşmaya gelince devlet peşlerini bırakmıyor.

Birden fazla örneği var. 

Nourah bint Saeed al-Qahtani bu ay başında yargılandığı mahkeme tarafından tam 45 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Salma Al-Shehab da 34 yıl hapis yatacak.  

Her iki kadının suçu aynı: Twitter hesaplarından attıkları mesajlarda muhalif görüş açıklamaları. 

Zülfüyare dokunmuşlar…

İran’da kadın, Suudi Arabistan’da yine kadın…

Türkiye bu konuda ne durumda?

En son örnek, bir şarkıcı kadının kendi orkestrasından biriyle şakalaşmasının dört ay sonra karşısına dava olarak çıkartılması; şarkıcı hakkında önce tutuklama kararı verildi, sonra ev hapsine gönderildi, şimdi dışarı çıkabiliyor ama yurtdışına gitmesi yasak… 

Vaktiyle bir partinin eş-başkanlığını yapmış politikacı bir kadın da, ileri yaşı sebebiyle yaşadığı sorunlar yüzünden, cezaevinden çıkartılmayı beklemeye devam ediyor. 

Bir partinin il başkanı olan başka bir kadın da, Twitter hesabından attığı mesajlar yüzünden yargılandı ve siyasi yasaklı hale geldi.

İran’da ve Suudi Arabistan’da meydana gelen yanlışlıkları eleştireceğim, ama “Ya oralardan birileri ‘Kardeşim, sen önce kendi ülkendeki duruma bak’ derler ise ne yaparım” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Hepimiz kendimize gelmeliyiz.

ΩΩΩΩ

Reklam

19 YORUMLAR

  1. Bu kadının ölümüne sebep olan, vur denilen bir bir toplumda işi öldürmeye kadar götüren aşırı bir hal. Verilen beyanatlara bakılırsa kraldan fazla krallık da yok işin içinde. Din adına jandarmalık yapan görevlilerden zanna dayalı, şahsi nefs tatminiyle ilgili bir aşırılık/zulm örneği. Fehmi beyin değindiği gibi aslında DiN’e de çok ciddi zarar veren tarafı var, yani şeytani bir eylem. Okuduklarımızdan öğrendiğimiz kadarıyla, Hz. Peygamber döneminde böyle bir zorbalık yoktu. Allah kelamı olan Kuran’da, sizin için din olarak İslam’ı seçtim deniliyor. Bu DiN kıyafet ile uğraşmak için gelmedi. DiN ve İman’ın şartıymış gibi milimi milimine kıyafet konusunu direten, topluma şekil vermeğe çalışan, bu konuda kendini otorite/alim gören kişiler vebal altındadırlar. Daha önemli olarak kaçırılmaması gereken konu kıyafetin şekli ve kadın olsun erkek olsun kişinin kendini teşhir derecesi ile kültüre işlemiş, toplumsal ahlak değeri haline gelmiş normlarla ilişkisidir. Akıl sahibi muhafazakar çevreler derecesine göre kıyafetin de bir şekilde işin göstergesi olduğu ahlak değerlerini sembolik anlamda içlerine sindiği şekilde geleceğe taşırlar. Bu gayet doğaldır. Aşırı/açık saçık hallerin eleştiriye de açık olması doğaldır.

  2. yaz kızım,
    kadın seçmenimiz y.k.n bu evi yak.n dediği için (bu arada y.kın dediği ev kendinin çıktı iyi mi)
    madur olmaması için,
    insanların içine çıktığında nefret duyguları ile kendine bakılmaması için..
    iyi’de bunu muhalefetin başı düşünseydi..
    (gerçi ynede soruşturma geçirirdi)
    o benim vatandaşımdır!…
    ne yaparlarsa başımın üstüne.. deseydi..
    daha güzel olurmuydu, olmazmıydı?
    not : öteki yumrukçu ise kendinden yaşlı birine yumruk 👊 atmayı kendine yedirebildiyse eğer..
    öte yandan İmamoğlu bir sözü üzerine mahkemelik olmuş o da bugün haberlerde baş konu yine..
    son söz:
    can yanmasın, gönüller kırılmasın,
    devletimize kurumlarımıza zeval gelmesin,
    halel gelmesin, kalemleri kırılmasın.
    biz tevazuyu, affetmeyi, hoşgörülü olmayı..
    unuttuk mu ne!?!?🙁

  3. Muhalefet yapma adına iyice
    Saçmalamişsınız Gülşen denen şarkıcı kadın olduğu için değil yaptığı edepsiz kışkırtıcı hakaret için dava edildi dünyanın neresine giderseniz gidin nefret ve toplumun bir kesimine hakaret nefret suçudur bu uygar toplumların olmazsa olmazıdır

    • katılıyorum size o ifadeyi kullanan erkek olsa idi Tutuklaňmayacakmiydi tabiki hayir.Kadin toplumumuzda kutsaldır.Ölmayacak örneklerle işi sulandirmis yazarimiz.

  4. Şeriatın terim anlamı İslam Hukuku demektir. Malum bizim ülkemiz, eskiden idare edildiği sistemi bırakarak Avrupa hukuk sistemine geçti (İsviçre Medeni Kanunu, Fransa İdare Hukuku, Alman ve İtalyan Ceza ve Ticaret Hukukları vb.) Uğur Mumcu’nun yerinde işaret ettiği gibi; “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, İslam Hukuku’na göre sadece gömülürler, bunun dışındaki tüm hukuk sistemlerini Batı’dan almışlardır.” Devletin yönetim şekli Cumhuriyet’tir. Bunu kimse değiştiremez. Şu halde, Türkiye’de şeriat (din), devlet düzeni olmaktan çıkıp bireysel bir inanç ve hayat tarzı olmuştur.
    Onu da benimseyen benimser, benimsemeyen benimsemez.
    Unutulmasın ki insanlar layık oldukları idare şekli ve idarecilerle idare edilirler. Demek ki bu toplum sistem olarak Cumhuriyet’i kendisine layık gördü ve ona layık oldu.
    Bugün Müslümanların ve her kesim insanın istediği şey, demokrasi oyunu değil, kâmil manada demokrasidir. Yani Cumhuriyet’in demokrasi ile taçlanmasıdır. Dinde zorlama yoktur; devletten beklenen her kesime eşit mesafede durması, kendisinin din dayatmaması ve her kesimin insanca yaşamasını temin etmesidir. Gerçek manada laiklik, tüm toplumun beklentisidir.
    İşte Başkan Erdoğan, ülkemiz halkı için maddede ve manada bu mücadeleyi vermektedir. Bir insan inanç hakkını savunuyor ve onu yaşıyorsa, ‘dinci’ olmayacağı gibi, kadın haklarını savununca da ‘feminist’ olmaz. Sözünde ve inancında samimi insan olur.

  5. Türkiye ve Suudi’den verdiğiniz örnekler yanlış.Suudi Arabistan’da muhalif tweet atan erkeklerde benzer ceza alıyor.Gülşen değilde bir erkek İmam Hatipliler sapıktı deseydi benzer tavra muhatap olurdu.Suudi Arabistan büyük bir değişim sürecinde. Sadece araba sürmek değil onlarca hakka sahip oldular.Değişim Suudi Arabistan’da çok zor.İran ise facia.Tam bir keyfilik yaşıyor.Defalarca gittim şehir şehir gezdim.çok rahat bir kıyafetle tüm ülkeyi gezebilirsiniz yada denk gelirse çok daha kapalı bir kıyafette çok büyük aşağılama ve sorun yaşayabilirsiniz.iranda halkın özellikle kadınların büyük çoğunluğu rejim düşmanlığından din düşmanlığına kayıyor.Ateizm deizm hızla yayılıyor.Asıl ilginç olan ve farkedilmeyen bir başka süreç var.Bu İranlılar Hz Hüseyin ve evladını çok seviyorlar.onlara imamzade diyorlar.ülkede onlarca belki yüzden çok imamzade türbesi var.dinin her tezahürüne karşı olan kesim yani namaz kılmayan oruç tutmayan kuran okumaya dahi karşı olanlar türbeleri sürekli ziyaret ediyor orda ağlıyor şeker tuz tatlı dağıtıyor.Türk olduğumu anlayınca beni kardeşim diye şapur şupur öpen kadınlara denk geldim türbelerde. Bu trend İranda zaman içinde bizdeki Aleviliğe benzeyen farklı bir inanç grubunun doğmasına yol açabilir.İrlanda’da ehli hak ve kuzılbaş olarak isimlendirilen birbirinden ufak tefek farkları olan Türk-Alevi gruplar var.Bunlar izole ve dışarıya kapalı bir hayat yaşıyorlar.Benim bahsettiğim yeni trend bunlarla ilgili değil.yeni trendde her milletten insan var.şehirli ve iyi eğitimliler.dinle tek irtibatları türbeler.aralarında ateist ve deistlerde var.

    • “Cennet anaların ayakları altındadır.”
      “Adalet mülkün temelidir.”
      ve daha birçok güzel cümle yazılabilir buraya.
      sen bunu duvara asmayıp çocuklarına belletmediğin sürece,
      birileri gelir, terör suçuyla suçlanan biri daha aklanıp dışarı çıkmadan! bu kişi hakkında “bu kişinin göğsüne madalya takılmalı” der, bir diğeri bu cümleyi çarpıtır “göğsüne madalya takacağım” dedi diye çevirir.! birde duvara tabelaya yazdırıp astırdımı!..
      yeme de yanında yat🛌
      gazetecilerle ilgi ne demişti bir büyük zat:
      “gazeteleri enterese edecek hiçbirşey konuşulmadı” (gazeteci olsa adını yazardı altına bu da yok!)
      yani söyledimi o da kesin değil.
      demem o ki, biri ağzından bir laf kaçırır (insanlık hali), diğeri s.ç.r batırır, öbürü doğruyu çarpıtır!..
      iranlı 3-5 kadının kim- ne olduğunu bilmeden tüm iran kadınlarını değerlendiriyorum sanmak!…???
      suudi kadını Atatürk’ün 80 yıl önce Türk kadınına sağladığı hakların onda birini bile edinememiş!..
      bir kaç cemaat yada grubun bir arada tutunabilmek için belkide uyduruktan bir hekayeye tutunması!..
      *Bak gastecinin suçu olabilir!😂😂😂.
      *din tüccarlığı yapanları enterese edecek birşey yohtır!😂😂😂😭😭😭😭.
      son söz:
      -peygamberimizin torunlarını katledecek kadar gözü dönmüşleri yüce Rabbimize havale edelim.
      -bu tür olayları kan davasının başka bir versiyonuna evirip, rejimcilik oyunu oynamaya devam edenleri de Tramp ‘a bırakalım!
      *İslam’ı en iyi ve doğru şekilde öğrenip, öğretip uygulayabilen mü’min kullarından eylesin bizi büyük Allah’ım. (amin diyenlerin üzerinden,
      Allah rahmet ve bereketini esirgemesin inşallah)

  6. 💨”..kim değil nasıl sorusu..”A.Davutoğlu.
    henüz beklenen
    “bana kaç vekil çıkarmak düşecek”
    toplantısı tartışması konuşması yapılmamış anlaşılan. (sonra bunun kaçı kadın kaçı erkek olacak sorusuna gelecek sıra😯🙂)
    😍”kadın sorunu” ..
    saçından sürüklenen, evden kovulan, hatta sokak prtasında boğazına..
    🙈🙉🙊”gazeteleri enterese edecek hiçbirşey konuşulmadı” C.Gürsel
    👻👹👺İran’ın batı bölgelerinden başkent Tahran’a ziyaret için gelmiş olan bir kadının, kıyafetini dini kurallara tam uygun bulmayan ‘Gaşte İrşad’ (İrşad Gücü) adlı bir örgüt mensupları tarafından darp edilmesi.” Görünmez ahlak polisi.
    *bunların herbiri ayrı ayrı konular gibi ..
    nesnesi farklı sanki.
    ama hep “insanlar “a çıkıyor sonuçta yolun sonunda ya kadın ya çocuk.
    -Aylan bebenin hayaleti hiç bırakmıyor batılının peşini bak👀, bırakmayacakta!..
    -güney sınırımızın dışında olanları ölen o gencecik çocukların günahlarını, anaların ahlarını nasıl taşıyacak bu batılıların omuzları?
    👰👦21 yaşındaki genç kadının kalp krizinden öldü .. denilmesi
    sokak ortasındaki kadının kocası denilen canavarın boğazına…
    denizde botunun birileri! tarafından delinip..
    yaa.. bu dünya nassı bi dünya oldu ya😠?..
    son söz:
    “insanları, heleki kafınları enterese edecek!…”🙁😔😔😔😦😯🙃😠😠😠

  7. Tabi siz sözlerinizi islam toplumuna söylüyorsunuz doğrusu da budur belki ama cumhuriyet gazetesi kendilerini ayrı gördükleri için siz de ‘onlar’ a karışamamalı diye düşününce örneği de medreselerde okutulan derslerden ve Osmanlı eğitim mekanizmasından verince onlar da kendilerini bu kronik maarif sorununun doşında görüyorlar. Sorun bizde kalıyor.

    Halbuki videodaki ismailağa cemaatine ait olduğu söylenen o hocanın ne kadar haklı olabileceği empati ve derin anlayış ve problemin ulaşılabilir köküne inilememiş olmasından farkedilemiyor. Farketmeleri de mümkün değil.

    Hocanın haklılığı var olan derin probleme acil çözüm anlayışından geliyor. Yoksa problemin derinliği dolayısıyla acil çözüm ihtiyacı hocanın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

    Şu memleketlerin en mühim sorunu başkalarını değerli görmediğimiz için onlara empati ile yaklaşma ihtiyacı hissetmiyor oluşumuz. Hoca burada küçük bir empati ile yaklaşıp kestirmeden acil bir çözüm sunmuş. Cumhuriyet gazetesinde hiç empatiden eser varmı?

  8. Yapmamız gereken kadını aşağı gören bütün uygulamaları ortadan kaldırmak, kadının hakkını korumak, daha özgür bir ülke olmak için elimizden gelen her şeyi yapmak. İktidar, otoriter-diktatör ülkeler kulübüne girmek için can atıyor, ama her nedense gidip özgür Amerika’da halkın arasında girebiliyor. Bu girişimi şiddetle eleştirmeliyiz (iktidar halkın içine çıkamamalı 🙂 ). İktidarı bu saçma fikirden vazgeçirmeliyiz. Hiçbir iktidar halka sormadan bunu yapamamalı. Bir gece ansızın İstanbul Sözleşmesinden çıkıp kadınları korumasız bırakabiliyor. Her gün kadınlar bu ülkede sokakta öldürülüyor. Bunun karşısında iktidar kılını kıpırdatmıyor. Üstüne arada af çıkarıp katilleri salıyor, öldürmeye devam etsinler diye. Seçim yaklaşıyor, MHP başlamış af kulisi yapmaya iktidarla. Katillere ve mafyaya af. Ülke adına, hepimiz adına, insanlık adına yüz karası uygulamalar, kadının adı hala yok bu ülkede. İran’dan bir kaç santimden fazla farkımız yok. Zihniyet aynı gerici ve çağdışı zihniyet maalesef. Bunu da din kılıfına sokmuşlar. Kız çoçukları eğitimsiz bırakılıyor. Çağ dışı bir eğitimle dünyadan kopuk yetiştiriliyor küçük çoçuklar. Bu gidişe dur demek gerekiyor. Önümüzdeki seçim dur demek için en büyük fırsat. Bu gerici iktidar mutlaka yönetimden el çektirilmeli.

    • 1950 yılına kadar Türkiye’de hiç kimsenin seçme ve seçilme hakkı yoktu.
      1934’e kadar erkeklerin seçme seçilme hakkı varmış da o sene kadınlara da bu hak tanınmış yalanını topluma zerk edenlere sormak lazım: 1934’e kadar hangi erkeğin seçme ve seçilme hakkı vardı ki bu hak kadınlara da tanındı?
      1934’e kadar bu sözde hak erkekler için kağıt üzerinde vardı, ama erkekler o haklarını hiç kullanamadı. Kullanılmayan bu hak 1934’den sonra kadınlara da tanındı ama onlar da bu haklarını kullanmaktan mahrumdu. Çünkü Türkiye’de sadece bir kişinin seçme ve seçilme hakkı vardı. O bir kişi de herhangi bir rakibiyle yarışacağı seçime girmezdi fakat herkesi o seçerdi.
      Dolayısıyla, CHP’lilerin ve o çizgidekilerin, kadınlara seçme ve seçilme hakkını verdiklerini hatırlatmaları mavaldan ibarettir.
      Kullanılamayan ve kullanılmasına da izin verilmeyen hak, hak değildir; aldatmacadan ibarettir.
      Özetle, 1950 yılına kadar Türkiye’de ne erkeklerin ne de kadınların seçme ve seçilme hakkı vardı, o hak kağıt üzerinde mürekkepten ibaretti.
      1950’den sonra ise kadın erkek herkes seçme hakkını kullanabilmiştir ama kadınların ezici çoğunluğu seçilme hakkından mahrum kalmıştır. Tâ ki AK Parti iktidarı kadınlar arasında yapılan o ayrımı kaldırıncaya kadar.
      Bu ülke kadınlarının yüzde 70’ini oluşturan başörtülüler sadece seçilme hakkından değil okuma, çalışma gibi en tabii haklardan da AK Parti iktidarına kadar mahrumlardı.

      • Muzaffer abi haklısın ama 2015 te 1934 öncesine dönmedik mi? Adam hep senin oyunla mı kazanıyor?

        Rusya’da ne oluyor halk seçme hakkını kullanmak için sokaklara dökülmüş galiba.

  9. Bir gün internette dolanırken karşıma 29 Nisan 1981 tarihinde açılmış 587 sanıklı “MHP ve ÜLKÜCÜ KURULUŞLAR” iddianamesi çıktı. İddianamede çok ilginç bir ayrıntı dikkat çekiyordu. 587 sanıktan hiçbiri kadın değildi. Hepsi erkeklerden oluşmakta idi. Sertliği ve acımasızlığı ile tanınan darbe idaresinden böyle bir insani yaklaşım bana çok enteresan geldi.

    Hiç mi yakalayamadıklarından veya başka sebeplerle eşini ve kızlarını intikam için içeri atmak isteyecekleri kimse olmamıştı? Hiç mi babasını savunurken içeri alıp örgüt üyeliğinden ceza vermeyi düşünebilecekleri bir bayan olmamıştı? Halbuki bunları yapabilirlerdi.

    O dönem kendilerine dava açılan ve hapse atılan parti liderlerinin eşlerine ve kızlarına dava açıldığını da duymadık. Hayret 27 Mayıs 1960 darbesi sonrasında tutuklanan siyasi liderlerin eşlerine de ilişilmemiş. Halbuki daha sonra olduğu gibi “aynı evde yaşıyorlarsa onların işlediği suçlardan haberdar olmamaları hayatın normal akışına uygun değil” deyip eşlerini ve kız çocuklarını da sırf erkek sanıklara intikam olsun diye dava konusu yapabilirlerdi.

    12 Eylül darbesini yapanlar seküler insanlardı. Onların “kadınların, çocukların ve din adamlarının” savaş dışı bırakılması hükmünü getiren dini yaklaşımlara aşinalığı da yoktu. Ama tam tersini yapmışlar. Oysa….

  10. Son ve mükemmel dini yaşayan toplumlar, değişmeyen anayasalarına (KURAN), Allah kelamının bazı hükümlerine uyup bazılarına uymamazlık edebilirler mi?
    “Nisâ / 3
    (Medenî 92)Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helal olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.[105] Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” DİYANET İŞLERİ YENİ MEALİ’nden bir ayet.

    • Yani… Ne demek istiyorsunuz ayeti beğenmediniz mi?Tüm sorunların ana kaynagı bulunmuş aman ne güzel

  11. Mustafa çağrıcı hocanın eleştirisi yerinde ama yeni ve farkında olunmayan yeni bir bilgi değil. 15 sene önce okula niye devam etmedin diye soran genç bir öğretmene kendimce sebebini söyleyince sorunun ne olduğunu gayet güzel anlattı.

    Kendisi bir lisede yeni atanmış bir öğretmenken meselenin farkındaydı. Bunun için kendince belli bir metodu da vardı. Genel olarak şunu söyledi;

    “lisede soyut düşünemeyen öğrencinin olması milli eğitimin yetersizliğidir. İlkokulda kazanması gereken kabiliyetleri kazanamadan orta okula devam ediyor orda kazanması gereken kabiliyetlerden yoksun olarak da liseye… derken üniversiteden ‘yüksek okul sadece iş çevresi edinmeye yarar’ kanaatiyle mezun oluyor. Öğrenme iş hayatıyla beraber başlıyor.”

    Sorun belli de sorunun nasıl aşılacağı bilinmiyor. Mustafa hocanın yazılarının altına da bunu kastederek -ee şimdi neabacaz! diye takılıyorum bazen:))

    • Eğitim Öğretim sistemimiz, kültürel bilgiler, toplum ahlakı ve kuralları, spordan tut, sınav metodu, yeri ve zamanı…
      hiçbirisi düşünülmüyor değil!
      *düşünenler tek başına kara kara düşünüyor!
      *düşünmesi gerekenlerin gözleri menfaatleri uğruna feldir feldir dönüyor!
      *kimisi haketmeden bir koltuğa oturduğu için, isterse dünya batsın, çoluk çocuk mu? denizde boğulsun isterse kafasında!
      nasıl olmalı?
      sendikası birlikleri bakan yardımcıları müfettişleri özel okulları hocaları müdürleri hepbir olup, bir çalıştay düzenlemekle başlayabilirler mesela 🤗.
      -nereye hangi tür okuldan kaç tane yapılması gerektiği ilk madde!
      -meslek lisesinden hangi bölgelere hangi sanayilerin yanına yapılacağı yazılıp bilinebilir!
      -bu okulları hangi hayırsever yada OSB patronları ile çalışanlarıda dahil önceden hesaplarlar planlarlar reklamını yaparak yaptırırlar merak etme!!! bizim millet böyledir işte!
      rehberi mi?
      bana bir harf öğretenin…

      • Bine meselesi değil bu o soruyu o hocaya soranların profesyonelliğini farkederek yüksek bilinçsen bahsediliyor. Yani bunun mümkün olabilmesi için o hocanın polisiye romanlar istihbarat romanları teknik bilgi gerektiren askeri operasyonlar halkında yazılmış kitaplar okumasıyla zihnini dikkatte tutabilecek hocalar, gazeteciler yetişmesinden bahsediliyor.

Comments are closed.