Macron ve İslam.. Fransa’da yasalaştırılmak istenen ‘yeni İslam projesi’ nasıl engellenebilir?

38
Emmanuel Macron.. Elysee Sarayı'na koşuyor..

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Akdeniz’in doğusunda enerji kaynağı arayışına karşı çıktığı için ülkemizde zaten sevilmiyor. Macron’un sevilmeme sebeplerine şimdi de İslam konusunda ülkesi Müslümanlarının inançlarını yaşamalarına doğrudan müdahale anlamına gelecek bir proje de eklendi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün, haklı olarak, Macron’a hitaben “İslam konusu sana mı kaldı?” anlamına gelecek bir tepki verdi. 

Elbette, hiç değilse ilk bakışta, aslında geniş İslam coğrafyasına ait olan bir konuda Macron’un devreye girmesi, Fransa adına, ‘İslam’ üzerine, sonrasında yasal çerçeve teşkil etmesini umulan bir çalışma yürütmesi pek şık durmuyor.

Ancak unuttuğumuz bir nokta var: Çoğunluğunu vaktiyle sömürgesi olan ülkelerden gelmiş insanların teşkil ettiği kalabalık bir Müslüman nüfusu var Fransa’nın. Ülke nüfusunun yüzde 8.8’ini teşkil eden 6 milyon civarında bir Müslüman kitle.

Bunların arasında 700 bin de çifte vatandaş olarak Fransa’da bulunan Türkler de var.

Sözün kısası ülke nüfusu içerisinde yer alan azımsanmayacak sayıdaki Müslümanın varlığını düşünürsek, Fransa’nın İslam konusuyla ilgilenmesini doğal karşılamamız gerekir.

Fransa ne yapmak istiyor?

Tabii İslam’a ve Müslümanlara nasıl yaklaşıldığı önemli.

Reklam

Doğrudan “Sana mı kaldı?” tarzında bir yaklaşım sergilemek yerine ‘sahih İslam anlayışı’nın çerçevesinin tespit edilmesi konusunda Fransa’ya yardımcı olmak daha uygun olurdu.

[Macron’un girişimine yalnızca Türkiye karşı çıkmıyor; Mısır’daki Ezher Üniversitesi adına yapılan açıklama hayli sert. Buna karşılık, Suudi Arabistan girişime karşı çıkmadığı gibi, İngilizce yayınlanan Suud gazetesi Arab News’da, gazetenin genel yayın yönetmeni Faisal J. Abbas imzasıyla çıkan “Macron’un çabası desteklenmeli” yazısıyla Macron’a destek de verildi. Fransa bu girişimiyle Müslümanlar arasında ve İslam Dünyası devletleri arasında bir cepheleşme yaratmayı hedeflemişse, bu hedefin bir ölçüde gerçekleştiği söylenebilir.]    

Sözle yapılan karşı çıkışlar, kurumsal açıklamalar Fransa’nın bu yıl sonuna kadar konuyu yasal çerçeveye eriştirme çabasını akamete uğratır mı? Sanmıyorum. Macron, geçen hafta cuma günü yaptığı konuya ilişkin konuşmasında, önümüzdeki iki hafta içerisinde yasa teklifinin hazırlanacağını ve Aralık ayında da parlamentoya sunulacağını ifade etti.

Yasayla yapılmak istenen, Fransa’da yaşayan ve dini İslam olan ülke vatandaşlarının ‘dış etkilere kapalı’ hale gelmesi ve Müslüman kuruluşlarının yabancı mali kaynaklarla ilişkilerinin kopartılması… 

Böyle bir yasanın çıkmasından Fransa’da yaşayan vatandaşlarına dini hizmetler sunan Türkiye de etkilenecektir; Türklerin kurduğu çeşitli sivil toplum kuruluşları da…

Daha önce Ermeni karar tasarılarını tartışırken bir gerçeğin farkına varmış olmalıyız: Herhangi bir konu, İslam Dünyası’nı ve Türkiye’yi hedef alıyorsa, konunun Avrupa’nın diğer ülkelerini ilgilendiren boyutları da varsa, o konu Fransa sınırları içerisinde kalmıyor, hemen ardından öteki ülkelerde de benzer yasalar gündeme geliyor.

Fransa’nın başlattığı bu yeni girişimi Avrupa’nın başka ülkeleri de benimseyebilir.

Macron imzasıyla Fransa tarafından başlatılmış olsa da kısa sürede nüfusu içerisinde Müslüman bulunan başka ülkelerine de sirayet edebilecek bir proje olarak bakabiliriz yapılmak istenene; böyle baktığımızda da, yapılmak isteneni doğru bulmuyorsak buna verilecek sözlü-yazılı tepkilerin işe yaramasını sağlamanın yolları aranmalı.

Reklam

“Sana mı kaldı?” yaklaşımıyla sonuç almak yerine yanlışa düşülmesini engelleyecek bir karşı çalışmaya ihtiyaç var.

Türkiye bu konuda öncülük edebilir.

Neden Türkiye?

Şundan: İslam ve Müslümanlar eksenli tartışmalar hayli zamandır ülkemizde de gündemi ağırlıklı biçimde işgal ediyor. İslam adına teröre kadar varan yanlışlıklar sergilendiği iddiası yetkili ağızlar tarafından bizde de ifade ediliyor. Diyanet’in hazırladığı ve kamuoyunun bilgisi dahiline girmiş bir rapordan hareketle İslam adına hareket ettiği görüntüsü veren her oluşuma olumlu gözle bakılmayacağı düşüncesi kabul görmekte.

Türkiye çizgi dışı yaklaşımlara ‘sahih İslam anlayışı’ ile karşı çıkılması yöntemini benimsemiş durumda.

Diyanet’in eski başkanlarından Prof. Ali Bardakoğlu’nun kitapları, en son görevi İstanbul müftülüğü olan Prof. Mustafa Çağırıcı’nın makaleleri, 29 Mayıs Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Kur’an Araştırmaları Merkezi (Kuramer) gibi kurumların yayınlarıyla çerçevesi çizilen ‘sahih İslam anlayışı’ üzerinde Avrupa ile mutabakat aranır ve bulunabilir.

İsimlerini saydıklarım dışında da çok değerli hocalarımız ve ‘sahih İslam anlayışı’ titizliğine sahip kurumlarımız, sivil toplum örgütlerimiz var bizim.

Bir ara, 1990’larda, Fransa’nın şimdi yasaya dönüştürmeyi planladığına benzer endişelerden hareketle, Alman hükümeti, değişik ülkelerden Müslüman kanaat önderlerini düzenleyeceği bir İslam Konferansı’na davet etmeyi düşünmüş, sonrasında gelişen bazı olaylar yüzünden bundan vazgeçmişti.

Türkiye Avrupalı bilim insanlarıyla devlet ve hükümet temsilcilerinin de davet edileceği uluslarası bir konferansı acilen toplayabilir ve orada İslam’ın doğru olarak nasıl anlaşılabileceği konusunu katılımcılar aracılığıyla davetlilere aktarabilir.

Yanlış bir yöne konunun kayması, halkının çoğunluğu Müslüman olmayan ülkelerde yaşayan Müslümanları zora sokacak yasaların çıkması önlenebilecekse böyle önlenebilir.  

Daha önce çıkan incitici yasalar öncesinde verilen tepkilerin herhangi bir yararı görülmedi; şimdiki tepkiler de, korkarım, Fransa’yı durdurmayacaktır. 

Yanlışlığı güzel sözlerle, doğru yaklaşımlarla, bilime önem vererek önlemeye çalışmadık hiç; bu kez bir de bunu denesek…

Bir ilk olur, ama güzel olur.

ΩΩΩΩ

38 YORUMLAR

  1. Anadolu Ajansı , Paris – 02.10.2020

    Emmanuel Macron, başkent Paris’in yakınlarındaki Les Mureaux kentinde, hükümetin gündeminde olan “ayrılıkçı fikirlerle mücadele”ye ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Cumhurbaşkanı Macron, ülkede Müslümanların ayrımcılığa uğramaması gerektiğini söylerken, yasayla “İslamcı ayrılıkçı fikirlerle mücadele” etmeyi hedeflediklerini ileri sürdü.

    Emmanuel Macron, “ayrılıkçı” fikirleri savunan bir ideolojinin sorunlu olduğunu, bu kişilerin kendi yasalarını Fransa’nın yasalarından üstün gördüğünü savundu.

    Emmanuel Macron, “Fransa’da, cumhuriyetin ortağı olması için İslam’ın yapılandırılması gerekiyor.” ifadesini kullandı.

    Haberin tamamı aşağıdaki linkten okunabilir.

    https://www.aa.com.tr/tr/dunya/macron-fransada-cumhuriyetin-ortagi-olmasi-icin-islamin-yapilandirilmasi-gerekiyor/1993420

    • Macron gibi biri bile anlamış (sadece İslamcı demiş o ayrı bir araştırma konusu ) ayrılıkçı fikirlerle mücadele etmek gerektiğini. de
      Bizim gibi başına bela müsibet gelmeden tedbir mi alıyor?
      Hidayete erdi de islama bir katkıda benden olsun mu diyor?
      Ağa babalarının dediginimi yapıyor?
      Yada eşeği sağlam kazığa bağlayıp sonra hücuma mı geçmeyi planlıyor?
      Başka ne hesaplar pesindeler bilemedim.
      Hele ki birde TR’ye selam çakıyor mu!!

  2. Fransa bunları bilimsel yakkaşnadığomz için yapıyor bizim ayılığımız
    Yoksa bu beyaz efendilere bilimsel yaklaşsan hiçbir sorunları olmaz
    Mesaja BEA çok bilimsel ve onlarla hiçbir sorunları yok

  3. İnsanın ve insanlığın biricik gayesi ve değerinin biricik ölçüsü “gelişme”, “teknoloji”, “bilimsel buluşlar” mıdır? “Batı” dediğimiz ülkeler gurubu, dünyanın sadece 12’de biri: Asla gelişemeyip hep az gelişmiş kalmaya yazgılı kılınmış ezici coğunluk ülkeler ve insanları için ne öneriyorsunuz?

  4. Hiçbişeyi sorgulamadan okuyamayan çokbilmiş doğrucu davut arkadaşlar, bugün de tuğla misali kopiler paylaştım, hem de kaynak neyim de gösterek ama kimseciklerden ne kadar değerli bir iş yaptığıma dair takdirden vazgeçtim tek tepki bile alamadım; hadi sayın a.namlı ertavın yorumsularına abone, hamza bey gibi bir yorumcunun dahi böylesine zahmetli bir paylaşımı tebrik etmiyor olması beni çok üzdü doğrusu! Haksız mıyım nurdan abla?

  5. Bu gün işim dolayısıyla biraz geç kaldım ama arkadaşların da böylece güzel yorumlarını okuma ve öğrenme imkanı buldum .Her şeyden önce olumlu veya olumsuz görüş belirten bütün arkadaşlara şahsen teşekkür ederim . Şu bir gerçek ki olumsuz görüşlerin de istifade edilecek yönleri vardır .Ancak ben burada özellikle HASAN GÜNAY ile YASİN YEŞİLYURT’un bütün görüş ve düşüncelerine aynen katıldığımı beyan etmek ve kendilerine özellikle teşekkür etmek istiyorum .Böylece bir yandan da aynı görüş ve düşünceleri tekrar ederek arkadaşların vaktini almamış , bir bakıma canlarını da sıkmamış olurum . Macron’un dediklerini H.GÜNAY ayrıntılı olarak vermiş ; bunlardan ‘dünyada islamiyetin kriz içinde olduğu ‘ ifadesiyle islamiyeti değil de muhtemelen islam ülkelerinin içinde bulunduğu içler acısı , yürekler acısı trajedi ve dramları kasdettiğini tahmin ediyorum ki elhak bence çok çok doğrudur ! Tabii bunu bir keferenin söylemesi de insana , biz müslümanlara oldukça ağır geliyor ama ne yazık ki öyledir ! Macron’un söyledikleri diğer konulara ise zaten YASİN YEŞİLYURT gayet doğru ve yerinde açıklamalar yapmış .Tabii konunun bir de Türkiye açısından bakılması gereken bir yönü var ; öyle veya böyle , iyi veya kötü , doğru veya yanlış bir ülkenin DB na bir başka ülkenin DB nın ‘ edepsiz , ne haddine , provokatör vs. gibi sözlerle saldırması hiç bir yönden doğru , makul ve mantıklı değildir ! Her şeyden önce bunlar karşı tarafa cevap hakkı verir ve en önemlisi de hiç bir faydası olmaz ve işi daha da çıkmaza sokar ! Maalesef efelenme ve kabadayılık dönemi artık tarihte kaldı ! Herkese selam ve saygılar sunarım .

        • (Devam edecekken yazı birden onaya geçti ) Ancak Ecevitin haşhaş ekimindeki ve Kıbrıs harekatındaki hakkını da herhalde birlikte teslim ederiz, değil mi ! Selam ve saygılarımı sunarım

  6. “Ne şiş yansın ne kebap”, ya da Nasrettin Hoca’nın “O adam haklı, ama, yalan yok, vallahi sen de haklısın güzel kardeşim” tadında yorumlar bende pek heyecan yaratmıyor. İçeriği ile hemfikir olmasam da, meseleri karşısına alıp, kafadan ve bir defada meseleye çullandıktan sonra, “Mesele budur, anlatıp açıkladım. Şimdi dağılabilirsiniz.” demeğe getiren yorumlar bende daha çok saygı uyandırıyor.

    Sayın Ertav tam da bunu yapmış. Cümleye başlamış, noktayı koymuş. ‘Fransa devlet adamları ve Fransa toplumuna saygılar’ sunarak artık dağılabileceğimizi söylemiş:

    “Fransa dahil olmak üzere dünya devletleri siyasal islama karşı tetbir almaları, terörist müslümanları ortadan kaldırmaları, siyasal islamın kök salmasını önlemeleri, toplumun birbirine düşürülmemesi ve barış ortamının bozulmaması için gerekli tetbirleri almaları haklarıdır.”

    Konu din ve dindarlar olunca, laik kafa millet coğrafya tanımıyor, aynı şekilde işliyor.

    Toplumu birbirine düşürmüş ve barış ortamını dinamitlemiş olanlara, gerçekte ortada mevcut olmayan ‘barış ortamının bozulmaması için gerekli tedbirleri almaları’ hakkını bahşediyor bu laik akıl. Sanki, saygı ve hürmet yollanan Fransız devlet adamları daha önce hiç tedbir almamışlar da şimdi tedbir almaya niyet etmişler gibi. Yüz yüze bulunup şikayet ettikleri, mekan ister Fransa ister Türkiye olsun, daha önce almış oldukları tedbirler (ki toplumu birbirine düşürmek ve barış ortamını dinamitlemek gibi yan etkileri vardır).

    Tedbir üzerine tedbir al. Sonra, “Nereden çoktı şimdi bu K. Mısıroğlu kafası” diye homur homur ol, daha çok ve daha etkili terdbirler alarak mesleyi halledeceğini düşün. İnsanın aklına, ister istemez, laik elitler arasında peynir ekmek gibi satan anti-depresan ilaçlar geliyor. Bu meretlerin kullandıkça etkisinin azaldığını, daha güçlü olanlara yönelindiğini söylüyor bu işleri bilenler.

    Kendilerine karşı tedbir alınıp daha çok tedbirle muhattap kılınmak isteyenler, öyle üç beş bin değil. Üç beş yüz bin de değil. Milyonlar.

    Laik kafa, o milyonlar içinden seçip alıyor üç beş yoldan çıkmış manyağı. “İçinizden üç beş manyak çıktı. Hiç kusura bakmayın” diyerek hesabı milyonlara kesiyor.

    Bu adalet değil.

    Çünkü, hesabın kendilerine çıkarıldığı insanlar, dönüp bunlara şunları söylemiyor, söyleyemiyor:

    “İyi güzel de sizin o rasyonel aklınız ve bilim irfan aşkınız milyonlarca ve milyonlarca insanın dünya savaşlarında birbirini boğazlamasıyla sonuçlandı. O lanet olası rasyonel aklınız ve bilim aşkınız, siz twit atıp onu bunu takibe alır, birbirinize like atıp dururken, bugün bu dünyada çeşme suyu nedir bilmeyen 785 milyon insan evladı yarattı beyler. Dünya küçüldü, adeta köy oldu masalları anlatıp duruyorsunuz. Girin Google’a bir bakın bakalım dünyada Intermet erişimi olan insan mı çok, yoksa hayatında eline akıllı telefon almamış insan evladı mı çok. Bütün bu rezilliklere baktıktan sonra, biz dönüp size “Hristiyanlar olaraktan krizdesiniz. Krizinizi çözmek şöyle dursun, onu derinleştirip duruyorsunuz. Hiç kusura bakmayın, artık size dışarıdan müdahale etme zamanı geldi.” diyor muyuz? Diyebiliyor muyuz?”

    Meselemiz, hem Türkiye’de, hem Fransa’da ve tüm dünyada, İslam’ın krizi, İslam’ın radikalleşmesi falan filan değildir. Batılılar, Müslümanlara bok atacaklarına, peşlerinden milyonları sürükleyip ya iktidar ya da koalisyon ortağı olan ırkçı ve faşist partilere ve hareketlere baksınlar.

    Meselemiz, rasyonel akıl ve bilim fetişizminin gelip bizi yüz yüze bıraktığı yerel ve global meczupluk hallerimizdir.

    Rasyonel akıl ve bilim manyağı kapitalizmle, onun düzeniyle, onun gezegenimizi ve insanlığı tarumar eden hastalıklı zihniyet halleriyle başa çıkmanın yollarını bulamaz isek, rasyonel akıl diye diye modern barbarlık içinde yok olup gideceğiz.

    Yanlışları vardır, ama, siyasal İslamcılık o barbarlığa yönelik bir itirazdır.

    Rasyonel akıl meczupluğu masaya yatırılmadan, siyasal İslamcılık tartışmak da hem kepazelik, hem de ahlaksızlıktır.

  7. İsteyen dünya öküzün boynuzunda duruyor diyebilir, desin demesine de böyle bir öküzün de devlette işi olamaz müsaadenizle.

    Dünya ve öküzün boynuzu ile istiareler yapmayı da uzmanlarına bırakıyorum. 🙂

  8. Erdoğan ın,Sayın Macron a karşı .”İslam konusu sana mı kaldı?”çıkışı,insanlık ve diplomasi kurallarına aykırıdır.Fransa nın işi Fransa devlet adamlarının ve Fransa meclisinin işidir.Erdoğan ve diğerlerini ilgilendirez.İslam ,Erdoğan ın tekelinde değildir.Erdoğan, ona buna saldırmaktan, kendini kaf dağında görmekten,islamı ve bazı konulardaki problemleri bahane ederek sağa sola saldırmaktan hiç vaz geçmeyecek.Erdoğon a kalırsa dünya sadece kendilerin olmalıdır.Bunun için dünyahyı yakıp kül etmekten asla çekinmez.Erdoğan bu çağın zalimidir.Osmanlıdan itibaren 50 den fazla kilise camiye çevrilirken,islamla bağdaşan bir hali olmadığı halde; egemenlik hakkı,kılıç hakkı ve milletimizin isteği gibi gerekçeler ileri sürüldü. Daha dün Erdoğan,Ayasofya ve Kariye Kiliselerini camiye çeviriken aynı gerekçeleri ileri sürdü.Türkiye de egemenlik hakkı,kılıç hakkı,milletin isteği normal oluyor.O halde, başka devletleriin muamelesi için de normal olur.Dolaysiyle Fransa daki mesele Fransa nın egemenlik hakkı,belki de Faransa toplumunun istekleri doğrultusunda olması normaldir.Dünyada asıl islam yozlaştırıldı,siyasal islama çerildi.Siyasi islam kan istiyor,savaş istiyor,terör yapıyor,malı-canı-ırzı gasp ediyor,kelle kesiyor,insanları diri diri yakıyor.Fransa dahil olmak üzere dünya devletleri siyasal islama karşı tetbir almaları,terörist müslümanları ortadan kaldırmaları,siyasal islamın kök salmasını önlemeleri ,toplumun birbirine düşürülmemesi ve barış ortamının bozulmaması için gerekli tetbirleri almaları haklarıdır.Siyasal islamcılara karşı tetbir alırken de masum müslümanların hakları da korunmalıdır.Fransa toplumunun böyle davranacağını şüphem yok.Fransa devlet adamları ve Fransa toplumuna saygılar.

    • ””Dünyada asıl islam yozlaştırıldı,siyasal islama çerildi.Siyasi islam kan istiyor,savaş istiyor,terör yapıyor,malı-canı-ırzı gasp ediyor,kelle kesiyor,insanları diri diri yakıyor.Fransa dahil olmak üzere dünya devletleri siyasal islama karşı tetbir almaları,terörist müslümanları ortadan kaldırmaları,siyasal islamın kök salmasını önlemeleri ,toplumun birbirine düşürülmemesi ve barış ortamının bozulmaması için gerekli tetbirleri almaları haklarıdır.Siyasal islamcılara karşı tetbir alırken de masum müslümanların hakları da korunmalıdır.Fransa toplumunun böyle davranacağını şüphem yok.Fransa devlet adamları ve Fransa toplumuna saygılar.”’
      Taliban i kim peydahladi? IŞİD ucubesini kim icad etti.siyasal İslamcılar mi
      Irak ta milyonları kim katletti?
      Biraz hafızanızı yoklayin.Birazda Tony Blair in itiraflarini okuyun.
      Huzuru kim bozuyor .
      Fransız halkına selam olsun öylemi ?!?Macron. A selam olsun öyle mi ??!!??

      • Dünyada terör ve savaş nedeniyle ölen müslümanların %90’ını diğer müslümanlar öldürüyor. Irak’ta ölen bir milyon kişi için de bu böyledir. Taliban, İşid gibi örgütleri Batı sıfırdan yaratmıyor, onlar zaten varlar. Batı onları sadece kullanıyor onlar da kendilerini kullandırtıyor. İşleri bitince de ya ortada bırakılıyor yada başka sazanlara temizletiliyor.
        “Aptal dostum olacağına akıllı düşmanım olsun.”

  9. Fransa’da Arap veya Türk İslamı olacak değil herhalde. Türkiye’de İran veya Suudi İslamı olabilir mi?

    Fransa İslamı iyi bir fikir. Zira Fransa’da İslam dini resmen kabul ediliyor, sadece ülke yasaları ve egemenliğine uygun bazı önlemler öngörülüyor. Öngörülen tedbirlere baktığımızda yüzde yüz mutabık olamasak da aşırı tepki gösterilecek bir durum yok.

    Fakat R.T.Erdoğan’ın bunu iç siyasette kullanacağı açıktır. Belli olmaz şartlara göre unutturabilir de, sonra bakarsın (erken) seçim öncesinde muhalefete ‘bunlar Macron’u desteklemişti’ diye dönüş te yapabilir.

  10. Fransa’da olan bir olaya tepki göstermek kolay. Oradaki Müslümanlar ayrıca kendi haklarını arayabilecek de durumdalar. Peki Çin’de yaşayan Müslüman Uygur Türklerine yapılanlara neden tepki gösterilmiyor? Neden diğer ülkelerin en azından arasına katılıp tepki verilmiyor.
    Aşağıdaki haber bugünkü T24 sitesinden. İbretlik gerçekten.

    Dünya 39 ülkenin Sincan’daki Müslüman Uygur Türklerine yapılan muamele ile ilgili Çin’e yaptığı çağrının altında Türkiye’nin imzası yer almadı!

    Almanya liderliğinde aralarında ABD, Birleşik Krallık ve Japonya’nın da bulunduğu 39 ülke Çin’e Müslüman Uygur Türklerin haklarına saygı gösterilmesi için çağrıda bulundu ve Hong Kong’daki siyasi durum hakkında endişelerini bildirdi. Çin’in kınandığı açıklamada Türkiye’nin imzası yer almadı.

    Salı günü Birleşmiş Milletler’de insan hakları üzerine yapılan bir toplantıda girişime liderlik eden Almanya’nın BM Büyükelçisi Christoph Heusgen, “Sincan’daki insan hakları durumundan ve Hong Kong’daki son gelişmelerden büyük endişe duyuyoruz” dedi.

    Heugen ve açıklamanın altına imzasını atan ülkeler, Çin’den BM insan hakları gözlemcilerinin Sincan’a girmesine izin vermesini istedi.Çin, Sincan’daki yapılarda Müslüman Uygur Türklerine mesleki eğitim verildiğini iddia etse de birçok ülke ve grup bunların toplama kampı olduğunu ifade ediyor.

    Açıklamada Sincan’da dini özgürlüklere sınırlamalar, zorla çalıştırma ve zorla sterilizasyon yapıldığına dair suçlamalar olduğuna da dikkat çekildi.

    39 ülkenin çoğunu Avrupa Birliği üyesi ülkeler oluşturdu. Açıklamada ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Haiti, Honduras, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin de imzaları yer aldı.

    Açıklamada Türkiye’nin imzası yer almadı.

    Güvenlik Analisti Metin Gürcan durumu, “Ankara için utanç tablosu” olarak nitelendirirken, Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Beştepe Milliyetçiliği Hazar Denizi’nde bitiyor. Çin’in Uygur’daki insan hakkı ihlallerine karşı Çin’den gelecek 3-4 milyar $ için üç maymunu oynamak?” değerlendirmesinde bulundu.

  11. Fehmi Koru güzel bir temennide bulunmuş :
    “Türkiye Avrupalı bilim insanlarıyla devlet ve hükümet temsilcilerinin de davet edileceği uluslararası bir konferansı acilen toplayabilir ve orada İslam’ın doğru olarak nasıl anlaşılabileceği konusunu katılımcılar aracılığıyla davetlilere aktarabilir.”

    Böyle bir şey mümkün değil, zira ;
    – Birçok Müslüman ülke Türkiye’de yapılacak böyle bir konferansa katılmaz.
    – İslam’ın doğru olarak nasıl anlaşılacağı konusunda Müslümanlar kendi aralarında mutabık değil. Sünni-Şii ayrımı bir yana Sünni’ler de kendi aralarında oldukça farklı. Ayrıca bazı Müslümanlar da her türlü mezhebi reddediyor. Hangisini anlatacaksın?
    – Başta R.T.Erdoğan olmak üzere bazı Müslüman ülke liderleri bu konuyu iç siyasette tepe tepe kullanacaklardır. Böylesi daha çok işlerine gelir. Birçoğu da görmezlikten gelecektir.

    Fransa’daki Müslüman örgütlenmelerin dışarıdan maddi yardım almasının engellenmesi Fransa’nın tabii hakkıdır ve bence de doğru bir tavırdır. Ayrıca milyonlarca Müslümanın yaşadığı Fransa’da Müslüman din adamlarının Fransız vatandaşlarının içinden çıkması ve dışarıdan din adamı getirilmesinin yasaklanması da yanlış bir şey değildir. Dinen de caizdir.

  12. Hoş ve güzel sözler ne kadar etkili olur bilemem ama, olaylara
    “Doğru yaklaşım ve bilime önem vererek” güzel şeyler olsa gerek..
    Bizler sanki çok uzak yaşıyoruz bazı şeylerden gibime geliyor bazen.
    Dolar bile bizi ilgilendirmiyor aslında, lakin biz rüyamızda bile dalır görüyoz!
    Adam dinle ilgili birşey söylese, nedenden uyduruyon sorusuna, papam dedi der çıkar isin içinden.
    Sana da: sen kim oluyon? İslamın yeryüzündeki temsilcisi sen misin diye sorsa!.
    Yani demem o ki biz önce devemizin boynunu biraz düzeltebilir miyiz? İslamı dört dörtlük, diğer inançları hiç olmazsa üçdörtlük yaşatabilirmiyizi araştırmak önce.
    Sonra, İslam budur, faiz şudur, ahlak, eğitim, ibadet mekanı ve usulleri, hangi kurallara uyulacağı ve birçok konu nasıl zamanla çözülüp rayına oturtulacak bunları konuşmaktan çook uzaktayız.
    Ezan fransizca okunacak, yada kilise çanı serbest, ezan yasak dese!
    Kurban kesenler cinayet suçuyla yargılansa!
    Çarşaf giyen birisi bmba taşıyordu!.. İle başlayan bir sürece soksa..
    Sonuç olarak: İslam sadece bir kaç ibadeti yerine getirmekle olmayabilir gelecek zamanda. (Su gelecek ne garip biseymis be yaa).
    Allah dert verip devasını da yanında versin, dermansız dert vermesin inşallah.

  13. Ayasofya ve Kariye müzelerinin tekrardan camiye dönüştürülmesine karşı misillemeler olacağı bekleniyordu.Kariye henüz müze olarak gezilebiliyorken firsatı kaçırmayın derim.Keşke Ayasofya da birilerinin siyasi hesapları için değilde halis bir niyetle açılabilseydi insan içindeyken kendinden şüpheleniyor

  14. Şu anda İslamiyet’e en büyük zararı kim veriyor?
    Başka din mensuplarının verdiğini düşünmüyorum.
    Müslüman kimliği ile öne çıkan yada devamlı bu kimliği referans gösteren hırsızlar ile eli kanlı katiller/kafa kesicilerden daha büyük zararı kimse veremez.

  15. “Yanlışlığı güzel sözlerle, doğru yaklaşımlarla, bilime önem vererek önlemeye çalışmadık hiç; bu kez bir de bunu denesek…”
    Yazarın bu ifadelerine göre; kocaman bir yaş pasta yaptırıp charli hebdonun çizerlerini ziyarete gitsek bu mesele kendiliğinden tatlıya bağlanacakmış gibi geldi bir an ama daha önce cenazelerine katıldık da ne değişti sanki allaşkına?

  16. Macron ne/ler demiş:

    Söylediklerinden bazıları; “…İslamcı ayrılıkçı fikirlerle mücadele” etmeyi hedeflediklerini…”

    “…ayrılıkçı” fikirleri savunan bir ideolojinin sorunlu olduğunu, bu kişilerin kendi yasalarını Fransa’nın yasalarından üstün gördüğünü…”

    “İslam dünyanın her yerinde kriz yaşıyor.”..

    (bir de itiraf var):”…sömürgeci geçmişi olan bir ülke olduklarını…”

    “Tasarının, ülkenin yasa ve değerlerine aykırı hareket eden derneklerin kapatılmasını öngördüğünü”

    “…derneklerin finansmanının da daha sıkı şekilde kontrol edileceğini, bu hususta yasalara aykırı davranan derneklerin kapatılacağını…”

    “bazı velilerin çocuklarının okulda müzik dersi almasını ve havuza gitmesini istememesinin sorun teşkil ettiğini…”…

    “Ülkede özel okulların daha sıkı şekilde denetleneceğini ve yabancıların müdahalesini kabul etmeyeceklerini”…

    “öğrencilerin okula gitmesi ve evde eğitim görmemesi gerektiğini, sadece sağlık nedenleriyle öğrencilerin okula gitmeyebileceğini”…

    “..ülkede İslam’ı yabancıların etkisinden kurtarmak gerektiğini…”…

    “Türkiye, Fas ve Cezayir’den 2024’ten itibaren Fransa’ya imam gelmeyeceğini ve imamların ülkede yetişeceğini…”…

    “Camilerde yurt dışından gelen finansmanın sıkı şekilde kontrol edileceğini, bu finansmanın şeffaf olması gerektiğini”…

    “İslam ile ilgili bilimsel araştırmaların yapılacağı bir enstitünün kurulacağını..”…

    “üniversitelerde de İslam hakkındaki araştırmalara yoğunluk verileceğini aktardı.”…

    “Okullarda başörtüsü takılmaması gerektiğini ancak okulun dışında bunun mümkün olduğunu savunan Macron, başörtüsünü inancı gereği takanları normal karşıladığını ancak bunu “siyasi bir İslam projesi” ve provokasyon yapmak için takan kadınların da bulunduğunu iddia etti.”.

    Macron’un söylediklerinden “ülkesinin sömürgeci bir ülke olduğu” itirafı hariç, diğer başlıklarda, Türkiye ile Fransa’nın bu konuda eylem ve söylem bakımından bir “ruh ikizi” denebilecek kadar benzer oldukları görülebiliyor.

    Macron’un sarf ettiği cümleleri (havuz, müzik ve başörtüsü konuları hariç), ülkemizde bir yetkilinin söylediğini varsayarak yeniden okuyalım; nasıl; bizdeki yıllara sari uygulamalarla, Fransa’nın şimdi yasalaştırmak istediğiyle bir benzerlik ne kadar net gözüküyor bizimle değil mi?.. Ya da; “okulda müzik dersi alınmaması ve havuza girmeme ile okullarda ve kamuda başörtüsü takılmaması” konuları (şimdilik bizde) hariç, Macron’un diğer söyledikleri, bizim ülkemizde de yürürlükte değil mi?…

    Erdoğan’da, 8 Mart 2018’de “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız. Beni birçok hocaefendi tefe koyacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın” diyerek “İslam’ın güncellenmesi gerektiği”nden bahsetmişti..

    Macron’un, “Fransa’da, cumhuriyetin ortağı olması için İslam’ın yapılandırılması gerekiyor.” dediğinden “yapılandırma” ile Erdoğan’ın “(Türkiye’de) İslam’ın güncellenmesi gerektiği” dediğinden “güncelleme” terimleri arasında bir
    benzerlik kurabiliyor musunuz? Nüans farkı olsa da mezkur bu iki terim, bize İslam üzerinde siyasi bir müdahaleyi salık veriyor. Neden?

    Hiç fazla söze gerek yok: Bu bir neticedir; siyasetin/idarelerin, din/ler üzerinde tahakküm kurması hakkını kendinde görmesinden kaynaklı…

    Oysa bu, konunun uzmanlarına bırakılmalı; onlardan destek alınarak toplumun ihtiyaçlarına, gelişimine; kişilerin, dinini sahih kaynaklardan öğrenmesinin yolunu açacak düzenleme yapılmasına, kurumların ihdas edilmesine ve birlikte hareket edilmesini gerektirecek kadar…

    Yok, devletler bunu yapmaz! Dinin sahih kaynaklarından öğrenilmesini (eğitimini)… Bunu yaparsa eğer, bilir ki; kendi hukuksuz uygulamaları “evrensel hukuk” açısından ortaya çıkacak; sistemleri tartışılmaya başlanacak.

    Macron’un söylediklerini cımbızlayarak sadece “İslam, dünyanın her yerinde kriz yaşıyor, yapılandırılmalı” kısmını alıp celallenmek, “kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür” kabilinden Macron’un siyasi tavrına yine siyaseten bir cevap niteliğindedir.

    Dinin sahibi siyasiler midir?..

    Din/ler/i neden bu denli siyasete alet ediyorlar ki?

    • Hasan bey bu salgın döneminde bile birçok avrupa ülkesinde hala peçe, burka, maske ve türban benzeri hijyen araçlarını kullanmak yasak, hatta polis zoruyla insanların peçesi maskesi sökülüp açılıyor ama ten ve saç renginizde bir sorun yoksa her yerde maske takabiliyorsunuz ya çarşaflı türbanla dolaşabiliyorsunuz.
      Bu şartların neresini türkiyeye de benzettiniz bilemiyorum ama artık uyansanız iyi olacak; çünkü o tür ateistçe uygulamalar eski türkiyede kaldı…

  17. Fransız islamı neden olmasın?
    Roger garaudy(KAYNAK:tdv islam ansiklopedisi)

    “17 Temmuz 1913’te Marsilya’da doğdu. Anne ve babasının herhangi bir dini benimsememesine karşılık Roger, on dört yaşında iken “hayatının bir anlamı olmasını düşündüğü için” Hıristiyanlığı kabul etti. Öğrenciliği sırasında komünizmi yoksullara sahip çıkan bir sistem olarak görüp 1933’te Komünist Partisi’nin gençlik kollarına katıldı ve otuz yedi yıl boyunca parti kademelerinde çalıştı. Eserleri, konferansları ve eylemleriyle üne kavuştu ve partide yükseldi. II. Dünya Savaşı sırasında gösterdiği kahramanlıklardan ötürü kendisine şükran madalyası verildi. Fransız hükümetinin Hitler’le anlaşmasını kışlada protesto eden bildiriler hazırladığı için Fransız sömürgesi Cezayir’e sürgün kampına gönderildi. Otuz üç ay hapis ve kamp hayatı yaşadı. Kamp subayının emrine karşı geldiğinden kurşuna dizilecekken İbâzıyye mezhebinden olan müslüman askerlerin, “İnancımızda silâhsıza ateş edilmez” şeklindeki itirazları sayesinde kurtuldu. Filozof Gaston Bachelard’ın yanında tez hazırlayarak Sorbonne Üniversitesi’yle Moskova Bilimler Akademisi’nden felsefe alanında doktor unvanı aldı; felsefe ve estetik profesörü oldu. Almanca, İngilizce, Rusça ve Müslümanlığı benimsedikten sonra Arapça öğrendi. Milletvekili, senatör ve meclis başkan yardımcısı sıfatıyla on altı yıl parlamentoda görev yaptı. Marksist Millî Araştırmalar Merkezi müdürlüğünde bulundu. İki yıl Rusya’da kalıp L’humanité gazetesi adına muhabirlik yaptı, Stalin’le tanıştı. Bilimsel araştırmaları yanında üniversitede felsefe ve estetik dersleri verdi. Dünyanın önde gelen siyaset, sanat, edebiyat, bilim ve fikir adamlarıyla dostluk kurdu. Prag’ın Sovyetler Birliği tarafından işgalini eleştirdiği için 1970’te Komünist Partisi’nden ihraç edildi.

    Yirmi yaşında iken Don Kişot’u (Quijote, Quixote) kendisine rehber edinen Garaudy’ye göre Sezar ve Napolyon gibi şahsiyetler tarih sayfalarında kalırken Don Kişot bütün insanların hayrını istemenin sembol ismi olmuştur. Bundan dolayı Garaudy ömrünün sonuna kadar bu idealle insanlığın yararına olacak sistem, yöntem ve uygulamaları bulup ilân etmek için dünyayı dolaştı. Sonunda idealine en uygun din olarak İslâm’ı gördü ve 2 Temmuz 1982’de Cenevre’de müslüman oldu. Umreye gitti. Filistin davasına sahip çıkması ve İsrail zulmünü kitaplarında dile getirmesinden ötürü Batılı basın ve yayın organları tarafından aforoz edildi; böylece kendisine büyük kitabevlerinin ve yayın kuruluşlarının kapıları kapandı. Hatta İsrail Mitler ve Terör adıyla Türkçe’ye de çevrilen kitabı yüzünden ceza aldı. 13 Haziran 2012’de Paris’te vefat etti. Cesedinin yakılmasını vasiyet ettiğini ileri süren ailesinin isteği üzerine naaşı yakıldı…”

  18. Merhabalar,

    Yazınızda geçen “Yanlış bir yöne konunun kayması, halkının çoğunluğu Müslüman olmayan ülkelerde yaşayan Müslümanları zora sokacak yasaların çıkması önlenebilecekse böyle önlenebilir” argümanına katılmıyorum. Baştan bu yasanın yanlış olduğu kanaatiniz var.

    Her toplum kendi içtihadını (kurallarını belirlemek) kendisi yapmak zorundadır (hakkı olmalıdır). Aksi halde dışarıdan o topluma müdahele olur. Macron’a yapılması gereken tek baskı Fransa’daki Müslümanlara danışıp onaylarını alarak kanun çıkartmasını sağlamaktır (“kendi geleceğini belirleme ilkesi” Fransa müslümanları için de hak olmalıdır). Eğer Fransa müslüman alimleri tartışılan konuda dünyadaki diğer alimlere danışmaları gerekirtiğini düşünürlerse danışırlar. Onay verme hakkı onlardadır, dolayısıyla sorumluluk Fransa alimlerindedir.

    Öncelikle bu yasa çalışmasında Fransa müslüman azınlığa danışıldı mı sorgulanmalıdır. Ardından o müslüman azınlığın kanaat önderleri diğer müslüman alimlere danıştı mı sorgulanmalıdır.

    Eğer bu iki durum gerçekleşmemiş ise yazınızın “Türkiye Avrupalı bilim insanlarıyla devlet ve hükümet temsilcilerinin de davet edileceği uluslarası bir konferansı acilen toplayabilir” fikrinize katılırım. Fakat bu davetin amacı Makron’a bu yasayı çıkartırmama baskısı olmamalıdır.

    Belki de bu yasa Fransız müslüman alimlerin onayı ile hazırlanmıştır. Ve kendileri için hayırlı bir sonuç verecektir. Macron bize cevaben sana mı kaldı dese yerinde olur.

    Tüm ülkelerdeki müslüman alimlerin bir araya geldiği bir çok uluslararası kuruluş var. Tenkit edilmesi, doğru yol gösterilmesi gereken bir yasa çıkmak üzere ise o kuruluşlar acil toplanarak gerçek sorumluları (yani Fransa müslüman alimleri) eleştirebilirler. Sorumlular (Fransa müslümanları) hatayı kabul ederlerse gerekli düzeltmeyi yapmaya çalışırlar.

    Daha 2 ay önce Hıristiynaları ilgilendiren Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması ile ilgili karar alınırken kimseye danışılmadı. Bırakın diğer ülkelere sormayı, hassasiyet gösterebilecek Hıristiyan Türklere bile danışılıp oluru alınmadı. Başkalarından önce kendimizi düzeltmemiz gerekiyor sanki. Kendimiz düzgün davranmıyorken başkalarını nasıl doğruya, güzele yönlendirebilecek bir sesimiz olabilir.

    Şu an coğunluğu müslüman olan ülkelerin hangisinde azınlıklara “kendi geleceğini belirleme ilkesi” benimsenmiştir?

    • Yasin arkadaş hristiyan türkleri bi kenara koy da ermeni patriği ayasofyanın açılmasını nasıl karşıladı bizimle paylaşırsanız sevaba girmiş olursunuz?

      • Merhaba,

        Çok önemli bir tüyo verdiniz. Haberim yoktu. Patrik Sahak Bey “Ayasofya ibadete açılsın. Mabet yeterince büyük. Hristiyanlara da bir alan tahsis edilsin. Ayasofya çağın ve insanlığın barış sembolüne dönüşsün” demiş.

        https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/06/13/patrik-sahak-masalyan-ayasofya-ibadete-acilsin-hristiyanlara-da-alan-tahsis-edilsin

        Yazının altındaki Patrik Sahak Bey’in tweet’lerini okumanızı tavsiye ederim. Harika görüşleri var.

        Benzer bir öneri Sırp Ortodoks Kilisesi Sözcüsü Baçskiy İriney tarafından da dile getirilmiş

        https://tr.sputniknews.com/avrupa/201903291038502356-sirp-piskopos-ayasofya-muze-musluman-hiristiyan-ibadet/

        1.nci husus Patrik Sahak Masalyan bir Türk vatandaşıdır (dolayısıyla cümlenizdeki “Türkleri bir kenara koy” tavsiyenize uymamış oluyoruz). Benim niyetim etnik kökenini ayırmadan bu ülkenin vatandaşlarını kastetmekti. Cümlede Türkiyeli Hristiyanlar tabirini kullansaydım daha iyi anlaşılırdı herhalde.

        https://www.milliyet.com.tr/gundem/bayrampasali-sahinden-patrik-sahak-masalyana-6100538

        2.nci husus Patrik Sahak Bey’in önerisini şahsen desteklerim. Ama Internette okuduğum haberlerde Ayasofya ibadete açılmadan önce veya sonra kendisine danışıldığı izlenimini almadım. Ve ikinci araştırmam sonucunda bugün Ayasofya’nın Hristiyanlara ibatede açıldığı bilgisine de ulaşamadım.

        Açılıp açılmadığı konusunda siz bizi bilgilendiriseniz sevaba girmiş olursunuz.

        • Yasin arkadaş, açıklamayı makaslamadan vereydin, daha önce buradan paylaşmıştım, bu da iki olsun:
          “Meraklı turistlerin fotoğraf çekmek için oraya buraya koşuşturması yerine diz çökmüş imanlıların saygı ve huşuyla secde kılmasının, Mabedin fıtratına daha uygun olduğunu düşünüyorum. Ayasofya ibadete açılsın. Mabet yeterince büyük. Hristiyanlara da bir alan tahsis edilsin. Dünya dinsel barışımızı, olgunluğumuzu alkışlasın. Ayasofya çağın ve insanlığın barış sembolüne dönüşsün” ifadelerini kullandı.” (Sözcü)

  19. Yazının başina koydugunuz resim beni derin dusuncelere daldirdi.islam toplumlarinin liderlerini de acaba bu sekilde ellerinde evraklarla bir yere yetismeye calisirken gorebilme şansimiz var midir? Yoksa evrak tasimak icin ayri, paltosu icin ayri, şemsiyesi icin ayri bir memur mu gorevlidir! Tek bir kare beni nerelere goturdu? Biz bu isek basimiza gelenler de acaba bundan midir? Allah bizi islah etsin.

    • Tek bir kareyle pek de ötelere gittiğinizi söyleyemeyiz yaşar bey; çünkü o beğenemediğiniz islam toplumlarının arap atlı prensleri ellerinde otopsi testeresiyle kendi sefarethanelerinde yine kendi vatandaşları olan gazetecileri doğramakla meşgulken siz de hala koşan terleyen liderler mi arıyorsunuz?

  20. Fransa’da din, çeşitlidir. Din ve düşünce özgürlüğü, 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’yle garanti altına alınmıştır. Cumhuriyet, 1880’lerin Jules Ferry kanunları ve 1905 Fransız Kiliseleri ve Devlet Ayrımı Kanunuyla yürürlüğe konan laiklik ilkesine (veya “vicdan özgürlüğü”) dayanıyor. Artık Fransız halkının küçük çoğunluğunun dini olan Katoliklik, Fransız Devrimi’nden önce olduğu gibi 19. yüzyılın çeşitli cumhuriyetçi olmayan rejimlerinde de devlet dini değildi.
    Fransa’da takipçisi olan başlıca dinler, Katolik Kilisesi, İslam, Protestanlık, Yahudilik, Budizm, Hinduizm, Rus Ortodoksluğu, Ermeni Hristiyanlığı ve Sihizm gibi çeşitli dalları kapsar ve çok dinli bir ülke haline gelmiştir. Fransa’daki milyonlarca kişi dini ayinlere düzenli olarak katılmaya devam ederken, genel olarak dini törenlere katılım geçmişe kıyasla oldukça düşüktür.Kaynak:Vikipedi.Fransa da din.

    Fransa, inanç özgürlüğünün anayasal olarak güvence altına alındığı laik bir ülkedir. Ocak 2007’de yürütülen bir anket çalışmasının sonuçlarına göre Fransızların %51’i kendilerini Hristiyanlığın Katolik mezhebi ile ilişkilendirmiş, %31’i Agnostik ya da Ateist olduğunu belirtmiş, %10 başka dinlere inandığını dile getirmiş, %4’ü İslam inancına mensup olduğunu, %3’ü Protestan mezhebinden geldiğini, %1’i Yahudi, %1’i de Budist olduğunu söylemiştir.[20][21]
    Avrupa ülkelerinde istatistiksel araştırmalar Avrobarometre adlı kuruluşun yürüttüğü daha günel bir çalışmaya göre, Fransız halkının %34’ü bir tanrının varlığına inandığını,%27’si bir tür yaşam gücü ya da kutsal varlığa inandığını, %33’ü ise herhangi bir tanrının varlığına inanmadığını ortaya koymuştur.
    Kaynak:Vikepedi.Fransa.

  21. Sayın hamza akyol,söylenenin doğruluğunu araştırmak tarfımdan da önemlidir.Zaten hayatın ve düşüncelerin anlamı da budur.Kişi doğruyu araştırarak kendine istikamet edinebilir.Yosan,kulaktan dolma bilgiler,birilerin attığı palavrala,sırf birileri öyle istiyor diye söylenen söylemleri sorgulamadan ve doğruluğunu araştırmadan peşinden koşmalar elbette cühela işidir. Doğru bilgi doğru istikametlere yöneltir.Hayatımız,geleceğimiz, hatta ahiret hayatımız doğru bilgilere ulaşmakla doğru orantılıdır.Alak suresi 1-5.ayetlerde Allah ,”Oku” emrini vermiştir.Araştırmanın okumakla başladığı malumdur.Bilgi kirliliğinin kaynağı zan ve dedikodudur. “Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (Hucurât suresi,6.ayet).Ayn suresini 12.ayetinde Allah,”“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”buyuruyor.Okumak,araştırmak,mukayese etmek,muhasebe etmek,bilginin doğru olup olmadığı konusunda irdelemek,düşünmek gibi hususlar zandan uzaklaştıracak hususlardır. Ben sadece elde ettiğim bilgileri duyurmaya çalışıyorum.Gerisi okuyana kalmıştır.Saygılar.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız