Politika başarıya kilitlidir; İngiltere’ye baksanıza.. Bizde de: Ya şapkada tavşan yoksa, ya tavşan da çıktığı halde başarısız olunursa?

67

İngiltere başbakanı Theresa May istifa etti. İstifa öncesi yaptığı konuşmada gözyaşlarını tutamadı. Vatandaşlarının yapılan bir referandumla benimsediği Avrupa Birliği’nden çıkma (Brexit) iradesini yerine getirmek üzere işbaşına gelmişti; onu yerine getiremedi.

May gitti.

Arkasından neler yazıldığını öğrenmek için göz attığım bir İngiliz gazetesinde dün ‘en çok okunanlar’ sıralamasında yer alan haber ve değerlendirme yazılarının başlıkları şöyleydi:

“Kaba gerçek şu: Theresa May kötü bir başbakandı, o gittiği için sevinmeliyiz.”

“Bn. May İngiltere’nin en kötü başbakanıydı ve arkasında tam bir başarısızlık mirası bıraktı.”

“Theresa May gitti diye üzülmüyorum; inatçılığı onu kendi kendini imhasının mimarı yaptı.”

“Özür dilerim Bn. May, ama Brexit’e ihanet söz konusuysa uzlaşma pis bir sözcüktür.”

Seçin, beğenin, alın…

Reklam

Theresa May Muhafazakar Parti’nin başkanı. Bu haber ve yazılar da ülkenin Muhafazakar Parti’yi en fazla destekleyen gazetesinde (The Daily Telegraph) yayımlandı.

Politika başarıya kilitlidir

“Gidenin arkasından kötü konuşulmaz” kuralının politikada hiç bir anlam taşımadığının en çarpıcı örneği bu.

Politika başarı dışında bir değer kabul etmez. Sonuç alan liderler baş üstünde tutulur, tökezleme anlamına gelen geri gidişler yaşanmaya başlandı mı, en hararetli taraftarlar bile o politikacıya sırt çevirir, bir gün öncesine kadar övgüde yarışanlar derhal arkasından atıp tutmaya başlarlar.

Bu gerçeği en iyi bilen politikacılar bizim ülkemizde yaşıyorlar. [Örnekler çok: ‘Ülkeye çağ atlatan lider’ diye övülen Turgut Özal’ın 1989 sonrası… ‘Leydinin topuk sesleri’ manşetini atanların 1995 sonrası Tansu Çiller’e reva gördükleri muamele… ‘Karaoğlan’ Bülent Ecevit ve 2002’de ‘pis hasta adam’ ilan edilmesi..]

AK Parti 17 yıldır iktidarda. Geçen yıl genel başkanını ‘tek adam’ olabilmesine imkan sağlayan bir anayasa değişikliği referandumu ile cumhurbaşkanı seçtirdiği gibi, genel seçimde beş yıllık iktidarını da perçinlemişti.

Elbette başarı bu. Tayyip Erdoğan yüzde 52 oyla cumhurbaşkanı seçildi; AK Parti genel seçimde halkın yarısına yakınının oyunu ‘Cumhur İttifakı’ saflarında toplayabildi.

Ancak işte görüyorsunuz, 31 Mart’ta yapılan seçimde ittifak cephesi yine önde çıktığı halde, AK Parti’nin oyunun yüzde 40’ın altına düştüğünün belli olması, büyükşehirlerin çoğunda belediye başkanlığını kaybetmesi, özellikle Ankara ve İstanbul’da adaylarının başarılı olamadığının anlaşılması ile birlikte kendi medyasından bile eleştirel itirazlar yükselmeye başladı.

Reklam

Henüz The Telegraph keskinliğinde olmasa ve yine henüz lideri sorgulama biçimini almasa bile, onun işbaşına getirdiği yönetim kademesine ve eliyle seçtiği adaylara yönelik olumsuz değerlendirmeler dikkat çekici.

Şimdi yaşanana bakılırsa, İstanbul’da 23 Haziran’da yenilenecek seçim bu alanda bir kritik eşik olacağa benziyor.

Şapkada tavşan var (mı)

AK Partili dostlarla birlikte olduğum ortamlarda aldığım izlenim şu: Hepsinin aklında 31 Mart seçimi öncesi kampanyasının şimdi unutulan ‘beka sorunu’ kavramıyla birlikte dillerden hiç düşmeyen “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi de kaybeder” eşitlenmesi var. İlk raundda İstanbul kaybedildi. Ak Partililer “Bu defa da mutlaka bir şeyler yapılacaktır” beklentisine girdiler. YSK seçimin yenilenmesi kararıyla ‘bir şeyler’ yapmış oldu.

Bugün de, AK Parti çevresi “Yine kazanırız” beklentisi içerisinde.

Tıpkı 7 Haziran 2015 seçiminde yüzde 40’a dayanan oyla Meclis’te çoğunluğu kaybedince hükümeti muhalefete bırakmadığı, acil seçim kararı almayı ve altı ay sonra o seçimde oyları yüzde 50’ye yaklaştırıp iktidarını sürdürmeyi başardığı gibi, şimdi de 23 Haziran’a aynı beklentiyle yaklaşılıyor…

İstanbul’un kaybedildiği 31 Mart seçiminin rövanşı olarak…

23 Haziran İstanbul’un yeniden kazanıldığı tarih olacak; beklenti böyle…

Ya öyle olmazsa?

Herhalde sizler de çevrenizden aynı izlenimi alıyorsunuz: AK Partililer bu soruyu akıllarına getirmek istemiyorlar. “Ne yapılır yapılır, bu seçim alınır” diye düşünüyorlar. ‘Şapkadan tavşan çıkarma’ benzetmesi hepsinin dilinde…

Bir ihtimal daha var

Öyle düşünmelerine -ve hatta şapkadan birden fazla tavşan çıkmasına- rağmen ya Binali Yıldırım seçimde kazanabileceği bir oy alamaz, ipi göğüsleyen Ekrem İmamoğlu olursa?

Şunun şurasında seçime sadece dört hafta kaldı. Onun da on günü bayram tatili. İstanbulluların çoğu resmi tatillerini gürültüden uzak yerlerde geçirecekler. Kanaatlerin değişmesi için geride kalan az gün yeterli olabilecek mi?

CHP çevreleri, kendi yaptırdıkları kamuoyu yoklamaları ile bağımsız kuruluşların araştırmalarının adaylarını üç ile beş puan rakibinin önünde gösterdiği iddiasındalar. 31 Mart sonrası havanın adayları lehine oluştuğuna da inanıyorlar. Sandıklara daha fazla sahip çıkmak için çalıştıkları anlaşılıyor.

Kampanya kurmaylarından biri, bana, “Sadece A planımız yok, B, C, D planlarımız da hazır” dedi.

Ancak aynı kişi de, AK Partililer gibi, ‘şapkadan tavşan çıkabilir’ beklentisini dile getirmeden edemedi.

Binali Yıldırım duysun istemem, ama şu bir gerçek: Theresa May büyük bir altüst oluşun ortaya çıkardığı hengamede parti liderliğine ve başbakanlığa gelmişti. O günlerde ülkeyi çekip çevirecek tek kişi olarak görülüyordu. Şimdi ise gözyaşlarıyla ayrılıyor ve arkasından en ağır sözleri partisinin propaganda mekanizması içerisinde yer alanlar sarf ediyor.

Politika böyle bir şey işte.

ΩΩΩΩ

[Bu yazının İngilizce tercümesi için link:]

67 YORUMLAR

  1. İngiltere’de daha sonraları parlamento adını alacak ilk meclis 1295 yılında kurulmuştu. Başbakan Theresa May’in Brexit sürecinde başarılı olamayınca istifa etmesi bu nedenle (onlar için) olağandır. Esasen gelişmiş ülkelerde liyakat esastır, aksi takdirde gelişemezlerdi zaten.

    Türkiye ve benzeri ülkelerde ise liyakat genellikle önemsizdir. Eğer önemli bir göreve mecburen liyakatli bir kişi getirildiğinde ise kendisinden lidere kesin itaat istenir. Bu nedenle de bu tarz ülkeler yeterince gelişemez.

    Liyakat kuralına uymamak, dinden uzaklaşıldığı için mi oluyor yoksa akıldan uzaklaşıldığı için mi oluyor ? Burada dini ahlak olarak tanımlarsak sorunun cevabı hem ahlaksızlık hem de akılsızlık yapıldığı için olur.

    Ahlak ve erdem (fazilet) farklı şeylerdir. Ruhsal ahlaka kısaca ahlak diyoruz. Erdem (fazilet) ise akli ahlaktır. İnsan ruhu bir muammadır, içinden çıkılamaz. Kuran’a göre de ruh nasıl bir şeydir aklımız ermez. Buna göre (ruhsal) ahlak gereklidir fakat genel olarak güvenilemez. Akli ahlak (erdem) ise daha güvenilir bir limandır. Zaten Kuran da hep aklımızı kullanmamızı tavsiye ediyor, yani erdemli olmamızı istiyor. Dindarların sürekli ahlaktan dem vurmaları ve erdemi (fazileti) yok saymaları veya ikisini aynı şey sanmaları dikkat çekiyor.

    Bir kimse ahlaksız diye yargılanamaz, ancak bir cürüm işlediğinde yani erdemsiz bir davranışta bulunduğu için ceza alır. Seküler / laik devlet düzeni dinsizlik değildir. Yalnız bireylerin dini inancı olur, kurumsal yapıların ve bunların en büyüğü olan devletin dini olamaz. Bir toplumun ve devletin dini inancı olan insanlardan oluşması bu gerçeği değiştirmez. Batıdaki kimi yaşam tarzlarından hoşlanmamamız doğaldır ve kısmen de doğrudur. Fakat bu sorunların nedeni seküler / laik sistem değildir. Sanayi Devrimi sonrası değişen yaşam şartlarıdır. (Bu konu uzar, noktayı koyalım)

  2. İngilizlerin son bayan başbakanının bu brexit süreciyle ilgili kendi hükümeti içersinde ve meclislerinde onaylatmaya çalıştığı ayrılık planlarının ne menem şeyler olduğunu tam bilemiyorum ama evlere şenlik, düşman başına bir politikacı taslağıyla karşı karşıya olduğumuzu düşünüyorum. Kadın olabilecek tüm metinleri baştan sona yukardan aşağı çengelli bulmaca gibi hazırlayıp getirdi ve hepsi de reddedildi. Bikaç düzine bakanı falan da istifa etmiş:) bizim eski türkiyeyi anımsatan bi durumdalar biraz..:) bir de bizdeki her seçimi kaybettiği halde bi türlüğü koltuğundan ayrılamayan parti liderlerine benziyor sanki bu bayan..:) neyse, ingilizler uyanık insanlardır; bi çaresine bakarlar artık…

  3. Sn A. Serdar’dan (12:01) Bernara ve Bernar’dan Serdar’a (16:07).. Arada kaldı yine H.K. (hakem!)

    “Vicdan ve akıl, gerçek bir adalet ve hakkaniyet ve diğer erdemler” çekirdek olarak kökenlerini orijinal haliyle orijinal dinden almışlardır (Allah katından). Ancak, bunlar hayatın çetinliği karşısında insanın “nefs”i kontrol edememesiyle ortaya çıkan sapkınlıklarla ilişkili olarak sürekliliğini yitirmişlerdir. Çetinlikler karşısında çekirdek kökene, ilahi öze sadakat ve çetinliklere karşı tedbirler geliştirmek, sorunları aşabilmek kapasitesi bugün olduğu gibi her devirde vardı…

    Ancak, zafiyet eseri başına buyruk bencil davranış ta bir seçenek idi. Bu seçenekler yüzlerle/binlerle ifade edilebilecek uzun süreçte, kültürler haline getirildi. Din türevlendirildi. Öyle dönemlerde gelindi ki “vicdan, akıl, adalet/hakkaniyet” ve diğer erdemler bu türevlendirilmiş din/inanç ve düşünce sistemlerinin mahsulüymüş gibi durumlar hasıl oldu, adeta. Bu değerler insanlığın ortak mirası olarak steril bir şekilde nesiller boyunca elenerek karşımızdaysa insanlık bunlarda birleşmeli (evrensellik, falan filan feşmekan!). Ancak, bunlar “Gönderen Makam”ı gözardı ederek seküler insanın icadıymış gibi yutturulursa işte o zaman kıymeti yok. Çünkü bu nankörlüğe girer. Tabi bu “Akıl*İman Sentezi” bakış açısıyla…

    İnsanın hayattaki ve hayata ait bütün faaliyetlerindeki sorumluluğu beraberinde ilahi sorumluluğu omuzlayıp götürebildiği sürece vicdan asıl vicdandır; akıl, asıl akıldır; adalet, asıl adalettir. Daha önce ifade ettim, “Akıl*İman Sentezi” akılcılarla koalisyona girer, onlara örnek olur yön gösterebilir. Ezbere giden akletmeyi reddeden sözde dındarlara/iman sahipleriyle de koalisyona girer onlara örnek olur, yön gösterir.

    …..
    Anlayabiliyorum ben Sn Serdar’ı
    Ve onla anlaşmazlığa düşen Bernar’ı

    Acaba ne kadar anlayabiliyorlar?!…
    Kelimelerle yüklü dağarcığım mı dar?!

    Merak ediyorum; her şeyin başı merak!..
    Ne şiş yansın ne kebap, biraz da buradan yak!
    …..

  4. Abdullah Gül’ü gözden düşürme çabaları iki cenahtan geliyor: Onun belki aktif kurucusu, belki geri planda kalarak moral destekçisi olacağı bir partinin AK Parti’den sıtkı sıyırlmış seçmenler için bir seçenek olacağını görerek şimiden ön almaya çalışanlar -yani, AK Partililer.

    Diğerleri, kendisini solda sayanlar. Bunlar şu mesajı yaygınlaştırmak istiyorlar: “Bu dincilerin ne olduklarını gördük. Şimdi bir parti kurup yeni diye aynı şeyi bize yedirmeye çalışacaklar -bu kurnazlığı yemeyelim arkadaşlar!”

    Bu kafda olanların en sık dillendirdikleri argüman da şu: Vakti zamanında Erdoğan’a direnmedi, sustu, şimdi bir kurtarıcı gibi çıkacak piyasaya!”

    Her ikisinin de yanıltıcı ve manipülatif olduğunu düşünüyorum. Çözümlemelerine ve sağduyusuna çok güvendiğim Fatih Bey de kısa bir yorumunda çok yerinde bir tespiti paylaşıyor bu konuda.

    Kamuoyunda dindar kimliği ile öne çıkan, çoğunlukla öyle tanınmış insanları, AK Parti’nin bir Erdoğan Partisi haline dönüştürüldükten sonraki haliyle eşitlemek, dürüst ve ahlaklı bir tutum değil.

    “Neden bir Donkişot gibi atılmadın ortaya?” diyerek cızıdırmalarını da ciddiye alınmaz buluyorum. Gül, susmadığı, kendi koşullarında ve olanakları ölçüsünde Erdoğan zihniyetine direnebildiği kadarıyla direndi. Tam da böyle olduğu için partiden uzaklaştırıldı ahlak dışı tutumlarla.

    Şunu da söylemek isterim: Türkiye’de dini referanslı siyasal partileri salt bu nedenle küçümsemek, ötekileştirmek, bir cehalet ve tuturasızlık örneğidir. Her fırsatta Batı referanslarına baş vuran böylesi insanlar, onyıllarca Almanya’yı yönetmiş olan partinin adının Hristiyan Demokratik Birlik olduğunu bilsinler. Yanısıra, Hollanda’dan İsveç’e kadar, hemen tüm Batı Avrupa ülkelerinde ismi Hristiyan Demokratlar, Hristiyan Demokratik Birlik gibi isimlerle faaliyet yürüten, pek çoğu ülkelerinin parlamentolarında temsil edilen güçlü partiler olduğunu da öğrensinler.

    CHP’nin “uzak geçmişi” dolayısıyla ve haksız yere eleştirilip durduğunu söyleyenlere bir hatırlatmada bulunarak bitireyim: Ucuz laflar bunlar. CHP, esas olarak, son dönemlerde yaptıkları dolayısıyla halk yığınlarının büyük çoğunluğunun gözünde itibarsız bir parti.

    Ergenekon davaları sırasında darbe planlayanların avukatlığını üstlenmişti lideriniz ve partiniz. . .

    Kılıçdaroğlu’na Ankara Sincan’da yapılan saldırıya haklı olarak ateş püskürüyorsunuz -ben de. Ama, dürüst olun, şehit cenazelerinde yaşanan ilk saldırı değildi o. Daha önce de yaşanmıştı defalarca Barış Süreci döneminde. AK Partili bakan ve vekillere saldırılırken şehit cenazelerinde, Cumhuriyet ve diğer medya organlarının ne halt ettikleri arşivlerde duruyor.

    Barış Süreci’nin önüne geçmek için elinizden geleni yaptınız. “Bu iş Meclis’te çözülür” dediniz bana iğrenç gelen bir iki yüzlülkle.

    Partiniz, Anıt Kabir’de “Ordu göreve!” diye pankart açan dekan ve profesörler güruhunun ve Cumhuriyet Mitingleri’nin birinci elden örgütleyicisi ve destekleyicisiydi.

    Şimdi demokrasi ve hukuk devleti havarisi gibi ortaya atılıp Abdullah Gül’e dil uzatacağınıza, ilkin o rezilliklerinizle bir yüzleşin.

    Yeni parti kurulduğunda da, üç kuruşluk bilgiye sahip olmadan onu şimdiden “eski AK Parti’lilerin partisi” gibi göstermek çabasına girişmiş olmaktan da utanacaksınız -eğer utanma duygunuz varsa. . .

  5. Eskilerin tabiri ile CEHL-i Mürekkep, “bilmediğini de bilmiyen”e denir. Bugün demokrasi denen nane, nice “bilmiyen” leri bilenlerin önüne sürmekte : işin ehli olanlar sorumluluğunu bilip, bir köşede durduğu halde, şarlatan pazarlamacılara, palavracılara, daha imzasını atmayı bilmiyenlere fırsat vermektedir. Bu konuya, Yücel Bıçakçı ve avam’dan biri ! oldukça açıklama getirmişler.

    Bernar’a derim ki, bilgi birikiminden yararlananlar terakki (ilerleme) kaydeder. İslamı bilmiyen ve bilmiye çalışmıyanlar gelişi güzel atar, biraz da, habire gavur müellif arar, eli altında ALTIN bulundurduğu halde. İslam Peygamberinin, “her gün bilgime yeni bir bilgi katmazsam, güneşin doğmasını istemem” dercesine bir sözünü hatırlıyorum. Keza, Yüce Resulümüz, ” din nasihattır ” buyuruyor. Cenab-ı Allah, ” bilmediğinizi bilenlere sorun” buyuruyor. İslam Halifesi Hz. Ali, “bana bir kelime öğretenin kulu, kölesi olurum” buyuruyor. Burada yapılan her yorum bir nasihat da içeriyor. Her okunan kitap bir nasihat içeriyor. Dışa kapalı YALIN AKIL beş para etmez. İblis, kuruntusu yüzünden Şeytan oldu. İlim ve medeniyet bir birikimdir. Din adına, görülen kötü örnekler emsal tutulmaz.
    Ben asla partici olmadım, sebebsiz yere de bir Partiye düşman olmadım. Fakat, İstanbul gibi
    bir Metropol’de CHP’nin kazanmasını da istemem. Çünkü, geçmişi, geleceğinin pusulası, göstergesidir. Ak Parti gibi asalak köksüz, Batı yapımı bir partiye iktidar yolunu açan da BATILI CHP’nin varlığıdır.
    Feraset sahibi TECRÜBELİ Millet basit bir kıyasla Ak Parti’nin pisliklerini sinesine çekiyor ; “tercihin tanınmadığı” bir sistemde ölümlerden ölüm, esaretten esaret seçiyor. Çünkü, CHP’nin YAKIN GEÇMİŞİ bile PİSLİKLERLE dolu.
    Seçim hilelerinin, rüşvetin, din düşmanlığının, Özgürlük tekelciliğinin, zorbalığın, sınıf egemenliğinin, kayırmacılığın her türlüsünün, boş-kuru kafa bürokratlığın, tepeden inmeciliğin, KİT yağmacılığının, EZEN olmanın ….. örneklerini çeşitleri ile CHP’de görmüştür. CHP bütün kötülüklerin ve kötülerin, kötü partilerin, her türlü fesadın ANAÇ yuvasıdır.
    İŞÇİYİ, fakiri sömüren ve ezen de CHP’dir, CHPlilerdir. Askeri^, seçimle gelmiş MEŞRU Hükümetlerin üstüne salıveren, tüm ihtilallere ARACILIK eden de CHP’dir. Dürüst ECEVİT bile, bütün bu suiistimallere, yağmalara engel olamamiştır. Ak Parti gibi partiler hayatını CHP’ye borçludur. Bugün beğenmediğiniz RTE.nın -Batı talimatı ile- zincirlerini kıran da CHP’dir. Halkımız, bu yüzden, hiç düşünmeden OYunu Ak Partide toplamaktadır.
    Ben inanıyorım ki, seçimlerin kaderinini tayin eden burada makul ve adil düşünen lnsanlar ve onlar gibi davranan insaf ve hakikat ehli kişiliklerdir

    • İslam’ı bilmediğimi nereden çıkarıyorsunuz? Evet, söyleyin, İslam’ı bilmediğimi nereden çıkarıyorsunuz? İslam’ı değersizleştiren, ya da önemsizleştiren tek bir cümle bulamazsınız benim yazılarımda. Hiç, ama hiç mi hiç şüpheniz olmasın: Ben İslam’ı iyi, gerçekten iyi bilirim. Hayli okumuş ve araştırmışlığım vardır.

      Yorum metinlerinizde ismimi vererek bana referansla söylediğiniz tüm ifaderde, referansınız ya “sen”, ya da “Bernar”. Ben, bütün o geride kalan aylar boyunca, iki kez değinme gereği duydum bütün o yorum metinlerinize. Bu üçüncüsü. Hepsinde, ya “siz” geçer,”ya da “Sayın Serdar.”Çünkü, bir Erdoğan ve AK Parti taraftarı olsanız bile, bunu samimi duygularla yaptığınızın, gerçekten derdinizin düşüncelerinizi paylaşmak olduğunun farkındayım.

      Hiç karşılaşmadığımız, tanışmadığımız, arkadaşca bir hukukumuzun olmadığı insanlarla, bir nezaket sözcüğü olan “siz” hitap sözcüğü ile diyalog içinde kalmak, İslami olanla da örtüşen bir tutumdur.

      İslam, nezih ve barışcıl bir dili öğütlediği gibi, kibiri hiç hoş karşılamaz.

      Öyle değil mi ama, Sayın Serdar?

      • Bernar hocam gayet haklısınız; ama burada bilmem hangi videodaki edepsiz bir kadının devletbaşkanımıza yönelik kullanmış olduğu utanmazca bir ifadesini sanki başka bir sözünüz yokmuş gibi evire çevire, ballandıra ballandıra, habire gevişleyip duruyorsunuz..! Ayıp değil mi bu? Yok mu ş.mardinden, dücane bilmem kimden alıntılayıp orta yere atabileceğiniz bir iki cümlecik.

    • İftarınızı sabırla açıp, daha sonra yorum yazsaydınız. Bu yorumu yazdığımdan önceki yorumlarınızı dikkatle okumuş idim…ama bu olmamış. Selamlar

  6. Bunca gelip geçen Peygamberler insanoğlunu adam edememişte bizler mi edeceğiz. Dini tartışmalarla bir yere varılamaz. Seküler / laik düzen en iyisi ve Kuran’a da uygun olanıdır. (Senin dinin sana, benim dinim bana). Geçmişte Batıda ve gerekse Cumhuriyetin ilk dönemlerinde ülkemizde yapılan hatalı bazı laiklik uygulamaları bu gerçeği değiştirmez. Dünyayı idealize etmeye çalışanlar sağ dinciler ile sol dinciler olmuştur. Bunların pek çoğu da iyi niyetli insanlardı ama sonuç alamazlar. Zira Allah’ın hidayet vermediğine sen mi hidayet vereceksin ? İnsan başarabileceği hedeflere odaklanmalı.

    Sonuç alıcı olmayan bu dini tartışmalar sürerken birileri malı götürüyor. Üstelik mutfağı talan ederken mutfak tezgâhını falan da kırıp dökerek ortalığı dağıtıyorlar. “Allah aklını kullanmayanlar üzerine pislik yağdırır”, fakat kimilerinin hesabını ahirete de bırakabilir, hikmetinden sual olunmaz. Bize düşen ahlaksızlarla akıllı bir şekilde mücadele etmektir.

    • Artık Peygamber gelmeyeceğine göre, insanlık belki de sön dönemini yaşıyor. “Akıl*İman Sentezi” çerçevesinde her zaman şansı var. Allah, Kuran’da “Bilenle bilmeyen hiç bir olur mu?” diyor. Ne me lazımcılık yok! Gayret bilenlerden, hidayet Allah’tan. Anlaşıldı mı Fatih Kemal bey?!

  7. Servet Avcı’nın Yeniçağ Gazetesi’nde, kıvrak zeka ürünü yazısı, muhteşem…

    “Lüksü şatafatı lânetleye lânetleye yola çıkanlara omuz verdin… Sonra lüksün ve israfın kitabını yazanlara sesini çıkarmadın, hatta onu ‘büyüklük’ zannettin… “Peygamber de devenin iyisine binerdi” diyerek, devletlûlerin ve kimi tarikat baronlarının saltanatlarına sözde İslâmî kılıf uyduran şaklabanlara itiraz etmedin… Şimdi kızmayacaksın!..
    ***
    Senin nerene ne koyulacağını bilen büyük patronların vergi borçları sıfırlanırken görmezden geldin… Şimdi tuvalet kâğıdına, A4’e, elektriğe, doğal gaza, benzine, para eden ne varsa her şeye zam gelirken üzülmeyeceksin, keyif almaya bakacaksın!..
    ***
    El alemin komünist belediye başkanı “Milleti ucuza taşıyayım, öğrenci okutayım” diye nohut yetiştirip satarken, sen Umre’ye gidenleri dolandıranlarla, ‘metal yorgunları’yla, parayı ilâhlaştıranlarla yol yürüyordun!.. Şimdi ağlamayacaksın!..
    ***
    Pek seversin ‘İslâmî’ görünümlü üç kâğıtçıları… Yollarını gözlersin siyasetçisini, finansçısını, müteahhidini, “Yeni bir projeyle gelseler de beni bir daha dolandırsalar” diye!.. Bu senin kaderin, yine imkân vereceksin, önlerini açacaksın!..
    ***
    “Fındığım para etmiyor” diye az ağlamadın… Yolları bile kestin… Sonra her defasında yine yapacağını yaptın!.. İtalyan Ferrero senin bu saflığına kurban olsun!.. “Yine kazıklandım” diye üzülmeyeceksin, sebat edeceksin… Önümüzdeki yıl çok daha iyi kazıklanacağın için memnuniyet ve sabırsızlıkla bekleyeceksin!..
    ***
    Vaktiyle ‘tarımda kendi kendine yeten ülke’ sıfatıyla az övünmedin… Ardından, buğdayı, pancarı, pirinci, tütünü ve diğerlerini kaybettin… Samanı bile ithal ediyorsun artık… İşe yaramayan büyük tarlaların hesabını sormak yerine, arkada bırakıp büyük şehire göçtün… Şimdi sen televizyonda Diriliş’i seyrederken, oğlun da bir şirkete temizlik elemanı olarak girdiği için çok mutlu… Kasmayacaksın kendini, daha çok gurur duyacaksın!..
    İki yıl taahhütle aldığın telefonun taksitlerini ödeyebiliyorsan ve o telefondan sosyal medyaya girip nasıl da dünya lideri olduğumuzu hainlerin kafasına vurabiliyorsan senden iyisi yok!..
    ***
    Paçaları sıvamıştın, abdest alıp Şam’da namaz kılacaktın… Suriye’ye girecektin, bir baktın ki 4 milyon Suriyeli bize girmiş… Olsun, ümidini hiç kesme… ‘Büyük oyun’u gördün ya!.. Üç vakte kadar Osmanlı oluyoruz, sen sadece ellerini ovuşturup, bekleyeceksin!.. Arada bir İsrail’i kahret yeter!..
    ***
    Bir ara Çanakkale’ye, Millî Mücadele’ye, Malazgirt’e ortak buluyordun… Elektriğimizi çaldırdığımız gibi zaferlerimizi de çaldırıyordun… Şehirlerden, dağlardan, taşlardan ‘Türk’ sökülürken hiç sesini çıkarmıyordun… Şimdi kimseye kızmayacaksın, darılmayacaksın!..
    ***
    Son Cuma hutbesinde konu Hicret, ensar ve muhacir meselesiydi… Sana ensarlıktan söz edip, kendi evlerine bir tane bile muhacir almayanlara bunun sebebini hiç sormadın… Suriyeliler söz konusu olunca revaçta olan ensar edebiyatının Irak Türkmenleri için neden geçerli olmadığını hiç dert etmedin… Madem mesele ensarlık, Rusya’ya ve Çin’e iade edilmesi gündeme gelenlerle hiç ilgilenmedin… Son olarak da madem mesele ensarlık, Tebrizli Türk aydını Rahim Cavadbeyli’nin İran’a iadesi söz konusu olduğunda o ensarlık neden gündeme gelmedi? Onun için üfürmeyeceksin, çifte standardınla birlikte mutlu mesut yaşayacaksın!..
    ***
    Eksen kaymaları canını sıkmasın… Senin işin ellerin çatlayıncaya kadar alkışlamaktı… “Gümrük Birliği’ne girdik” diye az alkışlamadın… Sonra AB’ye girerken!.. Sonra AB’ye girmediğimiz anlaşıldığında!.. Sonra Avrasya’ya kayarken!.. Sonra Şanghay Beşlisi’nden teğet geçerken!..
    Habur’u alkışlayan da sendin, çözüm sürecini destekleyen de… Süleyman Şah’ın türbesi bir gecede apar topar kaçırılırken gurur duyan da, Diyarbakır’daki o meydandan Apo’nun mektubu okunurken gözleri dolan da… O yüzden ne olursa olsun öfkelenmeyeceksin, hatta mümkünse alkışlamaya devam edeceksin!..
    ***
    Nasıl da ödemiştin, Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine Türkiye sınırları içinden geçerek silah taşıyan teröristlerin yedikleri kebapların, lahmacunların, fasulyelerin, kadayıfların parasını… Alışıksın sen… Tıpkı 20 yıldan fazla ödeyeceğin, hazine garantili hastanelerin, köprülerin, havaalanlarının parasını öder gibi…
    Kesinlikle kızmayacaksın, ağlamayacaksın, mümkünse o köprülerin bacakları görünür şeklide gurur pozu verecek, aileyle birlikte öz çekim yapacaksın!..
    ***
    Sıradaki parça ‘büyük oyun’u gerçekten görenlere gelsin: “Sen ağlama, dayanamam…”

    Kaynak Yeniçağ: Sen ağlama, dayanamam! – Servet AVCI

  8. Mustearla yazmama ragmen, ciddiye alıp cevap verenlere teşekkür ederim Bir fırsat olunca, bu konuda daha geniş yazarım, insaallah. Simdilik sunu soyleyim. Islamin kulturel mirasina bir şey demiyorum – büyük bir mirastır, bendeniz de bu kültürün bir urunuyum. Ayrica, sanilmamalidir ki hristiyan dünyasinın mirasi da tümüyle “tu kaka”dır. Hepsinin kendine gore bir yeri ve kendi icinde tutarliligi vardır. Benim itirazım, genelde islam dünyasında, özelde Turkiye’de bilgi kaynağı (epistomolojisi) konusunda bir bilinçlenmenin olmayisinadir. Bu bilinçlenme olmadıgı surece, doğru bir yonde ilerlediğimizi söylenemez.

    Hamis: Daha once yazmistim, nasıl Ak Parti adi, “bunlari” ak yapmıyorsa, benim mustearim da beni sarapci yapmayabilir. Lütfen ada takılmayın. Isin doğrusu, en son ne zaman şarap içtiğimi hatirlmityorum. Ama, mayalanmış gida niyetine biraya ok derim. Hem alkolu daha az, hem de icindeki serpetci otu (hops) bir cok derde devadır.

    • Onların doğrularının bir kısmı bizim eksiğimizdir! Kitap’ların orijinal hallerinde farklar çok azdır. Kendi payıma, kesinlikle “tu kaka” diyenlerden biri değilim. Kitapların bu hallerinde bile global olarak ortak noktalar çoktur. Fark olarak, “şirk” konusu yetmiyor mu? Bu konuyu sakin kafayla araştır. Anlamını derin derin düşün. Ayrıca, buralarda H.K. dahil, biranın, şarabın ve hatta rakının tadını test etmiş olanlar olabilir. Hepsinin ortak paydası alkoldür-sigara gibi kanser yapar! Ne içersen iç senin olsun, ancak reklamını yapar gibi “şarapçı” tabelasıyla dolaşırken “dinler de neymiş, önemsemeyin” dersen, tabelana da “nişan” alanlar olabilir. Burası tekin yer değil!

  9. 31 Mart seçiminde ali-cengiz oyunu var. O ali-cengiz oyununun tasfiri muhtelif. Binali Bey, “Oyumuzu çaldılar” dedi, dün “Hırsızlara bıkramayacağız meydanı” diyen Erdoğan aynı iddiayı dillendirdi. Kimi AK Parti milletvekilleri, parti sözcüleri, havuz meydasının şarlatanları, FETÖ kumpasından söz ediyorlar. Burada da yineleniyor zaten bu iddialar.

    “İyi güzel de, YSK’nın gerekçeli kararında böyle bir duruma atıf yok ki kardeşim, iptal gerekçesi, sandık kurullarındaki usulsüzlüğe dayandırılıyor. Kamu görevlisi olmayan banka çalışanları, öğretmenler varmış aralarında.”

    “Tamam işte! Onlar kurdular kumpası! Öyle çaldılar!” diye atılıyorlar.

    Kaç gün geçti ali-cengiz oyunu ve “oylar çalındı iddiasını ortaya atmanızın üzeriden?

    Bugün itibarıyla tam 1 ay 5 gün.

    Nerde ‘kumpas’ (!) kurup ‘oyları çalanlar’? Kim gözaltına alındı? Tutuklananlar kimler?

    Çıt yok. . .

    Hepimiz bilmiyor muyuz böyle bir şey olsaydı, en azından bir kaç kişi yakalansaydı havuz medyasının bunları gazetelerin birinci sayfalarında çarşaf çarşaf yayınlayacaklarını, TV ekranlarında gözümüze gözümüze sokacaklarını? E biliyoruz tabii.

    “Ölçü çok kaçtı” diyeceğim.

    Haklı olarak bazı insanlar soracaklar:

    “Olmayan şeyin ölçüsü mü olurmuş, Bernar kardeşim?

    Sözü olmayıp susanlar bir de gelmiş nasihat vermeye kalkışıyorlar, “İslam’ı iyi öğren” diyerek kitap öneriyorlar, iyi mi?”

  10. batı yakasının hikayesi iyi yada kötü hep yaşanır. istanbulun batı yakası hikayeside 24 hzr.da yazılacak. ankaranın uyarılarını ti ye alan koltuklarından kalkma zahmetine bile katlanmayanlar, hizmeti sadece kendi seçmenine yapabilenler!, metroyu, e-5 ulaşımını engelleyen-ertelettirenler, soğanı patatesi 8-10 liraya almak durumunda bırakanlar, üstüne birde AHL gibi bir çalışma yerini kapatıp işsiz halkın işsizliğini katlayanlar. ümidinizi hiç yitirmeyin. seçmene güvenin. hep doğru kararı verir. belkide 31 mrt.ta hile hurda yoktu -sizinde çokiyi bildiğinizgibi- Göremediniz: batı yakasında mutlu azınlık(size göre) ile birlikte size oy verenlerin de açlık,sefalet, işsizlik yaşadığını, rezaletlerle boğuştuğunu. (birde kılıçların içinden korkusuzca geçip krala ulaşan malkoçoğlu gibi yolun sonundaki B.Çekmeceye malum şahsı aday göstermezmisisniz!!.+.)

  11. POLİTİKADA ONURLA KAYBETMEK TAKDİR GÖRDÜĞÜNDE İYİ YÖNDE MESAFE ALINIYOR DEMEKTİR.
    Bir ülkede siyasette kaybedenler, ülkenin geleceği için en doğru kararları verdikleri ve toplumu başta acıtacağı için kaybederler ve arkalarından üzülecek yerde sevinilir.
    Halk ekseriyet itibari ile ergenliğe (ayırt etme gücü)ermediğinden çocuk misali ilerde yakalanması muhtemel
    hastalıklardan korumak için büyüklerin ona aşı yapmak isteğine ağlayıp bu küçük acıya itiraz etmesi ahmakçadır.
    Halk gerçekleri gösteren yöneticilere kıymet verme seviyesine gelmedi henüz.
    Bu durumda iyi yöneticiler ekseriyeti kötü olan halkın önüne çıkıp göreve talip olmazlar.
    Meydan halkını en iyi ıllızyonla uyutmayı bilen kendi gibi ;’bul karayı,al parayı’diyen üç kağıtçı tiplere kalır.
    Seçimler öncesi yapılan uygulamalar, seçimden sonra kaşıkla verilenin kepçeyle alınacağını bildiği halde yine de halk buna her defasında neden kanar?
    Bunun sebebi sahnedekilerin en az kötüsünü seçme düşüncesinden geçmesidir.
    Diğerleri gelince daha kötü olacak beklentisi.
    Ülkeye iyi olması için acı ilaç içirenler veya içirmeye çalışanları halk tercih etmemiştir.
    Halk hala cefa çekmeden sefa sürmenin ve bunu sağlayacağını iddia eden yalancıların peşine takılmaktan umudunu kesmemiş.
    Bir yönetici seçecek ve işi bitecek.
    Sonra sırt üstü yatacak seçtikleri de ona bakacak.
    Daha bilmez ki seçtiklerinin kendinden daha akıllı olduğunu,suyun başını tutunca önce suyu kendi tarlasına vereceğini,kendisine de fazla gelirse akacağını.
    Bize acı ilaç verecek dürüst doktorlar lazım.
    Yoksa daha çok yıllar böyle kendimizi avutur dururuz.
    Gerçekleri gizlemeyen ,gerekirse ucunda kaybetmek bile olsa doğru karaları alıp uygulayanlar halkın gerçek dostlarıdır.
    Seçilmek uğruna her şey mubah felsefesiyle davrananlar,halkından seçim öncesi gerçekleri ustalıkla gizleyenler. Seçim sonrası işte gerçekler ey halkım; şimdi bütün faturaları öde diyenler, halkın gerçek düşmanlarıdır.
    Biz bunun kaç defa tekrarını gördük ama hala akıllanamadık.
    DÜZGÜN ADAYLAR KARŞIMIZA ÇIKMIYOR DİYORUZ HER ZAMAN.
    Biz dürüst ve doğru olanları sevmiyoruz ki.
    Bize çok çalışıp az tüketeceğiz diyen adaylar çıksa, onun peşinden kaç kişi gider.
    Her şeyi adil yapsa başta seçenleri,yakınları ve çevresi onu tepe takla yapmak ister.
    Hayırsız bir adam seçtik derler.
    SONUÇTA DÖNÜP DOLAŞIP İŞ YİNE BİREYDEN BAŞLAYIP TOPLUMA SİRAYET EDECEKTE İYİLİKTE BİTİYOR.
    Bireyler iyi olduğunda toplumda iyi olacaktır.
    Yöneticileri de kendisi gibi iyi olacaktır.
    İYİ OLMAK ZORDUR.
    ZOR ŞEYLERİN SONUÇLARI GÜZEL OLUR.
    KOLAY OLANI DEĞİL,ZOR OLANI TALEP ETTİĞİMİZDE İYİ BİR YOLA GİRDİK DEMEKTİR.

  12. Politika başarı dışında bir değer kabul etmez. Sonuç alan liderler baş üstünde tutulur, tökezleme anlamına gelen geri gidişler yaşanmaya başlandı mı … Bu cümlenin nasıl tamamlanacağı iki etkene bağlı ;
    i) O ülkenin gelişmişlik (medeniyet) seviyesi,
    ii) O ülkedeki muhalefetin gelişmişlik seviyesi.

    Yani ;

    – Ana muhalefet partisi CHP’nin Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş açılımlarını geliştirerek ‘çağdaş bir cumhuriyetçi parti’ olması.
    – A.Gül / A.Babacan önderliğindeki yeni merkez (sağ) partinin kurulması,

    Türkiye’nin içine düştüğü açmazdan çıkmasını sağlayabilir.

    Millet önünü görmeden değişiklik yapmakta çekinceli davranıyor, bu da normaldir. AKP=Erdoğan’ın aşırıya kaçan fırsatçı, israfçı ve pragmatist politikalarından kurtulmak için yukarıdaki iki siyasal seçenekten en az birisinin gerçekleşmesi gerekiyor. İkisi birden gerçekleşirse de şüphesiz daha iyi olur.

    • Dilerim halk ikinci seçenek tuzagina düşmez. Bir yandan, hala CHP’den bir milyon yil once yediği haltların hesabini vermesi beklenirken ki hakli olunabilir, diger yandan mevcut bozulmada büyük payı olan Gul’e ümit bağlamak tam bir açmazdır. Baglanirsa da, bu ancak bizim gibi toplumlarda olur. Esas, sebebi de bugun biraz once yazdigim, din’e verilen haksiz onemdir; dini kucumsedigimden degil. Itirazim, dinin yanlış kulvarda yaristirilmasinadir. Hristiyanlik dünyası da yüzyıllarca yanlış kulvarda yaristirdi ve karanlık cagi yaşadı. Hala da o hulyada olan insanların yasadigi ülkeler var maalesef. Ama, islerin iyi gittiği ülkelerde azinliktalar. (Insaallah daha da azalırlar Amin 🙂

      • H. Gayret’e adam ve parti beğendiremiyoruz. Dikkate değer bir biçimde, hık demiş burnundan düşmüş gibisiniz. “İçerik”(!) neredeyse aynı: Hiçbir gerekçeye dayandırılmamış bir iddialar manzumesi. İsimleri değiştirin, tipik bir H. Gayret metni. . .

        CHP’nin tuzak olduğu iddiası, Abdullah Gül’ü itibarsızlaştırmaya yönelik ifadeler ard arda. “Nasıl olsa Saadet Partisi aldığı oy oranı itibarıyla bir potansiyel tehdit olmanın bile çok uzağında” diye düşünülmüş olunmalı, sözü edilmeye değer bulunmamış.

        Dinsel inançlara yönelik alaycı ve yılışık bir dil. . .

        “CHP tuzak”, “Gül’e ümit bağlamak tam bir açmaz”. . .

        “Önerdiğiniz seçenek ne peki?” diye sormayacağım.

        Dine yönelik aşağılayıcı tutumla bu “seçeneksiz kalmışlık” mesajı bir araya geldiğinde, nereye işaret edilmek istendiği yeterince açık.

        Hayırlı işler mi desem, ne desem?

        • Tövbe tövbe; bernar hoca ramazan günü oruç oruç beni allahın ayyaşına da benzettin ya helal olsun sana..! Şaka bi yana bak o arkadaş şarapçı filan ama burdaki biçok elemandan daha aklıbaşında; sadece bazen kaptırıyo sanki ama anlaşılamaz da değil yani ama neyse…

        • Bernar isimli yorumcu kardeşim, siz benim yazdigimi bir daha okuyun. Ben CHP ile Gul secenegini ayni kefeye koymadım. BU kadar okumuş yazmış bir topluluk icinde bile yazılıp çiziliyor, ‘bir kisim’ secmenin eli CHP’ye oy vermeye gitmez deniliyor. (bunda haklilik payı olabilir.) Sanirsin ki CHP oy vermek naslarlar haram kilinmis. Bu sadece bir algı. CHP, gecmiste yaptiklari ile yüzleşirse, neden oy verilmesin ki. O da netice de bir parti, ayni AKP gibi. Ki, AKP, dini hassasiyetleri kullanması nedeniyle, cok daha tehlikeli bir parti. Gul’un ‘günahı’ AKP’nin adeta fincancı dukkanina girmiş fil misali, her seyi alt üst etmesine müsade ettigi donemde icerden bunu frenlememiş olmasıdır. Simdi, kotu polis-iyi polis ikileminde ki, iyi polisi oynamaya kalkmasina müsade edilmez.

      • İster İmamoğlu’na ister başkasına parti kurdur farketmez. Dine bakış açısı ve niyet çok önemli, gerisi teferruat. Teferruat deyip önemsizleştirdiğimi falan sanmayasın. Bu teferruatlar arasında bilim ve teknoloji de var, yararlı iş üretmek ve disiplinle çalışmak var. Senin aklındaki din belli ki farkını anlayamadığın İslam değil. Bu DiN’i yarış atı mı sandın? Yanlış yapanların olması seni haklı çıkarmıyor. Pire için yorgan yakma, ey şarapçı! Bu öyle bir yorgandır ki bu dünyanın çetin şartlarında üşütmez, hafife alma öbür tarafta ise sıcaktan bunaltıp/yakmaz! Yani, öncelikle, sapla samanı ayır kendini “şirk”ten kurtarmağa bak derim. Ayrıca, “İnşallah” deyip azalmasını beklediklerin azalınca, acaba bu “şarapçı” halinle müşterilerin artacakmış gibi bir algı oluşturuyorsun  🙂!

      • Mevcut bozulmada A.Gül’ün büyük bir payı olduğunu düşünmüyorum. Gül, dürüst ve yolsuzluklara bulaşmamış bir siyasetçidir. Kendi ifadesine göre partiye zarar vermemek için kendi içlerinde muhalefetini yapmış. Fakat Erdoğan gibi çok aşırı fırsatçı bir insan karşısında bunların bir faydası olamayacağını geç anlamıştır. Bazı önemli sorunları kamuoyu ile paylaşmadan ve milyonların desteğini almadan Erdoğan’a ne söylesen boş, dikkate almaz.

  13. Yani gerçekten en hoş yorumlar sokaklardaki insanlarımızdan geliyor. Özellikle de yaşlı teyzelerin sokak röportajlarında söyledikleri, Anadolu insanının dil zenginliğine olan hayranlığımı artırıyor.

    “Biraz da genç çocuklarımız gelsin artık. Ne olacak beş yıl da o gelse? Hem Binali Yıldırım neden attan inip eşeğe biniyor ki? Başbakanken kalkmış belediye başkanlığına soyunmuş. Ne gereği var? Bırak İmamoğlu yapsın biraz.”

    Geçenlerde de, yakın zamana kadar AK Parti destekçisi olan bir diğer teyzemiz, “Erdoğan’ın “her işin ……. nu çıkardığını” söylemişti.

    İnsanlarımızın aklıyla dalga geçmeye girişenler, gerçekten anlıyamıyorlar halkın duygu ve algı dünyasında olan biteni.

    Anladıklarında zaten atı alan da Üsküdar’ı geçmiş olacak. . .

  14. Fehmi bey şu S400 meselesini etraflıca bir ele alsanız artık…Doğu Akdeniz’de ki gelişmeler tam sizlik konular… Bu konulardan yazınızı dört gözle bekliyoruz..

    • Sayın Türkeş! Hakikaten de bu konularda cevap bekleyen sorularımız var. Gönül isterdi ki dış işleri bakanlığımız bahsettiğiniz konularda detaylı ve tatminkar açıklamalarıyla bizi aydınlatsın. Yada TV ekranlarında bu konular farklı düşüncelerden uzmanlar tarafından bütün boyutlarıyla tartışılsin. Ama maalesef medyamizda konular yer aldığı halde tatmin edecek açıklamalara ulaşamamış olmalısınız ki, ihtiyaç duyduğunuz bilgiyi desteklediğiniz siyasetin engellemeleriyle profesyonel yazarlığı elinden alınmış olan yazardan bekliyorsunuz.

      • Sayın Baran… bu konuda haklısın… keşke Fehmi Koru her platformda olsa….Ama Fehmi Bey hangi ortamda olursa olsun takip edilen bir yazar…Fehmi Bey in tam da ilgisi olan bu konularda daha fazla yazısını bekliyoruz…yazılarını bence herkes takip ediyor, umarım kısa zamanda da Tv ortamlarında da hakkettiği yerini alacaktır….

  15. Karikatürün arka zeminindeki siyasi portreleri ilginçmiş!

    Theresa May şapkadan tavşan çıkaramamış,yetenek meselesi…İngiltere gibi ülkelerde şapkadan tavşan çıkartılabilir mi?Bu da ayrı bir soru…;Zor.

    Buggs Buny’i tanıyana kadar tavşanları masum bilirdim.Neler yaptığını görünce ,artık tavşanlardan korkmak ,hatta kaçmak lazım diyorum…

  16. Son devir filozoflarından Sakalsız Celâl şöyle demiş ;

    “Meşrutiyet ilân ettik olmadı; cumhuriyet ilân ettik olmadı; başkanlık sistemi ilan ettik olmadı, bir de ciddiyet ilân edelim ne olur!”

  17. SEÇİM KANUNU DEĞİŞMEDİĞİ MÜDDETÇE BİZ DE DEMOKRASİ OLMAZ,HALKIN TERCİHİ SANDIĞA YANSIMAZ.MİLLET VEKİLİ SEÇİLECEK KİM SEÇİYOR PARTİ BAŞKANI VEYA KURULLARI,BELEDİYE BAŞKANI AYNI ŞEKİLDE,PARTİ BAŞKANI SEÇİLİRKEN DELEGELER LE BİR SONRAKİ SEÇİM DEKİ DELEGELER AYNI MI Bİ BAKIN BAKALIM.BİZ DE DEMOKRASİ SİYASİLERİN İZİN VERDİĞİ KADAR,TIPKI ADALET GİBİ.BİZİ DE KANDIRIYORLAR İŞTE.HAYIR SADECE KANDIR SALAR BİR ŞEY DEĞİL BİRBİRİMİZLE DÜŞMAN DİYORLAR!NİYE NİYE.SİLAH SATICILARI DÜNYADAKİ KARIŞIKLIĞIN HİÇ BİTMESİNİ İSTEMEZ Kİ DAİMA SİLAH SATSINLAR.SİYASETTE KARIŞIKLIK TARAFGİLİRLİK HİÇ BİTMESİN İSTER Kİ KENDİSİ VEYA KARŞI TARAFTAKİ BİR GÜN KAZANSIN.BU DÜŞÜNCE DE FARK ETMEZ SONUN DA KENDİ DE BİR GÜN KAZANMIŞ OLUYOR.NE ZAMAN Kİ GERÇEK BİR KAHRAMAN ÇIKIP DEVAM EDEN BU DÜZENDEKİ SİYASETÇİLERİ HALT EDİP BAŞA GEÇER SE VE BU MEVCUT KANUNLARI DEĞİŞTİREREK SEÇİMLER OLURSA İŞTE HALK İRADESİ SANDIĞA YANSIMIŞ OLACAKTIR.YOKSA DEMİREL GİDER ÖZAL GELİR O GİDER ÇİLLER,ECEVİT GELİR ONLAR GİDER ERDOĞAN GELİR O DA GİDER İMAMOĞLU GELİR.AMA HALKIN İRADESİ SANDIĞA GİNE YANSIMAMIŞ OLUR.MODERN KÖLELİK İŞTE BÖYLE BİR ŞEY.DÜNYA DA DEĞİŞİK VERSİYONLARIYLA BU DÜZEN İŞLİYOR.AMA İSLAMA AYKIRI BİR DÜZEN.KÖLELİK HZ.PEYGAMBERİMİZ LE SON BULMUŞTU,AMA CAN ÇIKAR HUY ÇIKMAZ DERLER YA İNSANOĞLUNUN İÇİN DE YENİDEN YENİDEN YENİDEN FIŞKIRDI.İLGİNÇ OLANI KÖLELERİN SAHİPLERİ ESKİDEN DİNİ YÖNLERİ ZAYIF KİŞİLERDİ VE DE MÜSLÜMAN DEĞİLLERDİ.ŞİMDİ MÜSLÜMAN KÖLE SAHİPLERİ VAR!YAZIK YAZIK YAZIK.ÜMMETİ İÇİN NELERE KATLANAN NE FEDAKARLIKLAR YAPAN BİR PEYGAMBERİN ÜMMETİ ONA BU KADAR HİYANET ETMEMELİ.SUUDLAR,MISIR,BAE,ÜRDÜN,SURİYE,IRAK,İRAN,AFGANİSTAN,PAKİSTAN,CEZAYİR,TUNUS,LİBYA VS.VE TÜRKİYE.EY ÜMMET UYANIN HEM PEYGAMBERİMİZE HEM DİNİMİZE HEM DE KENDİNİZE YAPILAN BU ZALİMLİKLERE KARŞI DİK DURUN YARIN KARŞI KOYACAK BİRER ÜLKENİZ OLMAYABİLİR TIP Kİ LİBYA VE SURİYE DEKİ GİBİ…BATININ ESKİDEN BERİ EN KORKTUĞU İNSAN TİPİ MÜSLÜMAN TÜRK OLMUŞTUR.BİR İNSAN HEM TÜRK HEMDE MÜSLÜMANSA YIKILMAZ BİR KALE GİBİDİR.AMA MÜSLÜMAN DENİLEN İNSANLAR HIRSIZ,YALANCI,ZALİM VE EN KÖTÜSÜ BELKİ DE FAİZLE İŞ YAPAN BİRER CANLI OLDULAR İŞTE HEPİMİZ İRİLİ UFAKLI BİRER HİYANET İÇİNDEYİZ.DARGINIM SAHTE YÜZLERE,DARGINIM YALAN SÖZLERE DARGINIM BÖYLE MÜSLÜMANLARA DARGINIM DARGIN…

  18. Bizim siyasi ahlak ve demokrasi tectübesi anlamında İngiltere seviyesine kısa vadede gelemeyeceğimiz ortada. Yani bu biraz da işimize gelmiyor. Makamsever bir yapımız var, oturduğumuz koltukları öyle kolay kolay bırakamıyoruz. May’in yaşadığı tecrübeyi bizim liderlerden biri yaşasaydı acaba neler olurdu? Cevabı belli şeyleri tekraren yazmayalım. Vazifeyi kutsal ve bize, aile efradımıza tapulu belleme alışkanlığımızı terk etmemiz gerekiyor. Sonrası kendiliğinden gelir zaten.İstanbul seçimleri için iktidar cephesi(Numan Bey), “Eksikleri, hataları söyleyenlere diyeceğiz ki biz de siyaseti biliyoruz, eksikleri hataları görüyoruz, önce 23 Haziran’ı geçelim, ondan sonra gerekirse siyasi bakımdan tevbe istiğfar ederek yanlışlarımızdan kurtulacağız.” demiş. Hoşuma gitti, pratik çözümü bulmuş görünüyorlar:) Yanlışı kabul etme erdemi de ‘önce oy sonra tevbe’ kısmını es geçersek fena sayılmaz hani. Bakalım İstanbul seçmeni Ak Parti’ye tevbe fırsatı verecek mi?

    • “May’in yaşadığı tecrübeyi bizim liderlerden biri yaşasaydı acaba neler olurdu?” diye soruyor sayın hattat, sorunuzun cevabı: öyle aylarca oylama üstüne oylama kaybetmesine bile gerek kalmadan sonu “davutoğlu gibi” olurdu..! İtirazı olan varsa da şimdilik konuşmasın daha iyi..:)

  19. Samimiyet
    Benim felsefem başkalarının beni sevmesi değil, benim başkalarını sevmemdir.
    Benim felsefem para kazanmak değil, iş yapmaktır.
    Benim felsefem doğru görünmek değil, doğru olmaktır.
    Benim felsefem imtihanla not almak değil, bilmektir.
    Hedefim, ne para ne de iktidardır. Hedefim, iyi insan olmaktır.
    AK Parti İstanbul’u kazanmak mı istiyor? İstanbul’a gitmeden önce ne hizmet veririm diye düşünmeli ve kazandığı küçük belediyelerde üç hafta içinde farkını göstermelidir. Daha da önemlisi kazanması değil kazandıklarını değerlendirmesidir. Şükrederseniz Allah arttırır. Şükür, kazandıklarının hakkını vermektir.
    İstanbul’u kazansa da kaybetse de önemli değil. Ondan sora ne yapacak?
    Hala her gün suçlu suçsuz insanları geceleri evinden alıp hapishanelere koymaya devam edecek mi?
    Hala devlet başkanı bir parti başkanı olup sokak dalaşlarına katılmaya devam edecek mi?
    Hala Doların acıları, köyde domates ekenlerle, kentte kazak dokuyanları acıtmaya devam edecek mi?
    Hala Nurcu diye Müslümanları, PKK’lı diye Kürtleri dışlayarak saldıracak mı?
    Herkes kendi görevinde bağımsız olsun. Kişiye değil yargıya karşı sorumlu olsun, asker askere sorumlu olsun. Sosyal kanunlar vardır. Dolar aşkına bunlar değiştirilemez.

  20. Sn A. Serdar Bey dünkü yorumunda yazdıklarıma epey atıfta bulunmuş. Konuya tekrardan girmeme vesile oldu. Malum, arasıra “Akıl*İman Sentezi” deyip duruyorum. “Geleneksel at gözlükleri”yle bakmış olmakla kutuplaşarak birbirinden uzaklaşmış kesimleri zaman zaman zihnen ve manevi olarak dürtmeğe, hatta iğnelemeğe çalışıyorum. “Akıl” bileşeni olduğu için bazen geleneksel/çokçası ezberine din anlayışında olanlarca yadırganıyorum, doğaldır. Bazen de “iman” bileşeni olduğu için geleneksel/çokçası ezberine deist/ateist veya da laikçi olan çevrelerce yadırganıyorum (http://www.ocakmedya.com/ocak_yazar/2019/05/19/traji-komik-bir-haber/ ), bu da doğaldır. Bazen her iki kesimin tüyleri diken diken oluyor; bunu da adeta hissediyorum. Bu süreç bir süre daha devam edecek (alıştıra alıştıra derler ya!). Bazen “bu da neymiş ya” deyip sorgulanıyorum. Bir seferinde bunu yine söz konusu ettiğimde, kulakları çınlasın didem hanım bu senteze “okuduğunu anlamak” demişti. Sessiz kalmıştım. Evet doğru, ama çok eksik. “Okuduğunu anlamak” sadece bir noktası, ancak çok daha fazlası var. Bu sentez işi kavram olarak bende yeni bir şey değil; öğrencilik yıllarımdan beri aynı. Diyanetin Türkçe Kuran tercümesini (bazen Elmalılı tefsirine de bakarak) okuduğumda yavaş yavaş şekillenen bir şey, uzun hikaye. AK P’nin hayal kırıklığı noktaları arttıkça yazma gereği buldum.

    Hayal ya, bazen dalarım!: “şayet” derim.. kendime özel bir zaman makinam olmuş olsaydı da, TC’nin ilk
    yıllarına gitmiş olsaydım. M. Kemal’e epey yardımcı olurdum, sanıyorum: “Aklı*İman Sentezi”nden çıkan sonuçlarla çok daha başarılı olabileceğimiz konusunda onu ikna ederdim. Matematiği de iyi imiş. Herhalde şu aşağıdaki denklemleri anlardı sanıyorum (çünkü aslında oldukça akıllı bir insanmış, rahmetli):…

    [(Karekök (Akıl*İman)) + ((Akıl + İman)/2)]/2 > Akıl
    [(Karekök (Akıl*İman)) + ((Akıl + İman)/2)]/2 > İman

    O da “Tamam çocuk, haklısın. Dediğin gibi yapalım”derdi (ve bugün yaşadığımız sorunların birçoğu olmazdı). Bu denklemler, sembolik olarak Tevfik Fikret’i değil, M. Akif Ersoy’u haklı çıkarıyor (her ikisi de dürüst insanlardı). Ayrıca, keşke Tevfik Fikret gibi birini o şekilde kaybetmeseydik diyorum (üzülüyor insan). Onu da ikna ederdim. Çok sevdiği Haluk’unu da büyük ihtimal kaybetmemiş olurdu. Neyse, Sn Serdar, konulara zaman zaman aynı referansla devam edeceğim. Konunun, sembolik olmanın ötesinde daha çok fazlası var. Belki de işimi gücümü bırakıp bi kitap yazmam lazım, kimbilir! Senteze ihtiyacımız var…

    • Sizin eşitsizliklerde bir çelişki var.
      1. eşitsizlik Akıl (küçüktür) İman için sağlanıyor.
      2. eşitsizlik Akıl (büyüktür) İman için sağlanıyor.
      Ancak Akıl = İman olursa her iki eşitsizlik de eşitliğe dönüşüyor.

      Not : Önceki yorumum nedense eksik çıkmış. Bu nedenle tekrarladım 🙂

      • Denklemlerle ilgili “önceki yorumum” dediğiniz bir yorum göremedim. Hesap hatası mı yapmıştınız?! Gerçi bu hesabınız da yanlış!

        Neyse, daha fazla kafa karıştırmış olmamak için nitelik açısından şöyle diyeyim: “Akıl*İman Sentezi”nden çıkacak sonuç bir sinerji oluşturduğu için tek başına kuru kuruya akıl (imanı çokçası reddeden akıl) ve kuru kuruya iman (aklı çokçası reddeden iman)dan daha hayırlı bir sonuç verir. Bundan dolayıdır ki kurtuluş savaşımız başarıyla sonuçlanmıştır. Benim tezim gayet net. Ben diyorum ki aynı sinerji TC’nin kurulduktan sonra kalkınma hamlesinin de ana dinamosu olmalıydı ve net bir soru soruyorum. M. Kemal bunu böyle mi yaptı?

        • Buradaki yorumu gönderince önceki eksik kalanı silmişler.
          Akıl=a , İman = b deyip * işlemini de x (çarpma) kabul ederek bu sonuca vardım. Sonuç doğrudur. “Ben * işlemini başka bir anlamda kullandım” diyorsanız bilemem de o zaman karekökünü nasıl alıyorsunuz.
          Akıl*İman sentezine gelince, aklın tanımı belli de iman tanımı çok zor. Putperestler de iman sahibi idi. Yani nasıl bir iman olması gerektiği de ancak akıl ile belirlenebiliyor. Ya da ‘atalarının dini’ devam ettiriliyor. Saygılar.

          • *çarpma işlemi, evet. a veya b veya da x veya y kullanınç Sonuç değişmez. Sonuç yanlış! Bir daha deneyin veya yardım isteyin!

            Karakök meselesi geometrik ortalama, diğeri de aritmatik ortalama. İman şüphesiz Allah’a iman. Her yaratığın ulaşmağa çalıştığı Kurandaki tanımı çok açık olan Allah.

            Net soruma cevap!?

  21. 23 Haziran seçiminden önce Çankırı da asker olacağım. Haziran sonunda bitecek. Tavşan mavşan çıkmaz inşallah ben askerdeyken.
    Seferberliğe sevinede bilirim ancak
    aklıma hep kötü senaryolar geliyor.
    Neyse,
    Hazır! daima hazır
    kim?

  22. Ben bazı dostları doğrusu garipsiyorum. Sanki yazarken bir SUÇ işliyorlarmış gibi veya isimleri bilinirse yazdıklarına değer verilmez gibi veya halen kaçak suçlu imişler gibi. Neyse …diyerek..

    Pratik İngilizce pek bilmemekle beraber Gerçek ŞARAPÇI ( veya üreticisi ) veya Bordo Şarapçısı
    (doğrusunu F.Koru bilir) arkadaşa da Bernar’a yaptığım tavsiye nasihatın benzerini yapayım :

    EMEKSİZ hiçbir şey elde edilmez. İSLAM bir DERYA’dır, hak-hukuk Deryasıdır, Medeniyettir,
    emek verenleri İNSAN eder. Laf olsun diye, sıradan bir inanış değildir, hele hele, sıradan bir ritüel değildir.
    Medeniyet ve Medine dinin yaşandığı yer demektir, diye açıklıyor, zaten Sn. F.Çıtlak.
    Eğer, her Şarapçı’nın sandığı gibi, basit bir seramoni dini olsa idi, sayısız-sınırsız Devletler ve İmparatorluklar kurulmasının MİMARI olamazdı, İslam. Şu sıra – pek çok dostumuzun şikayetçi olduğu, Dünyadaki yaşanan İslam – ki istisnaları da kişiler bazında oldukça bol olmakla beraber – Hakiki İSLAM değil, olsa olsa onun pisliği veya çöplüğüdür. Hakiki İslamı bulmak ve yaşamak büyük emek ve alınteri ister. Arıyan buluyor ve yaşıyor da. Gruady, Kaptan Gustov, Yusuf İslam …. ve şarapçı BİŞR-i HAFİ gibi
    örnekler gözümüzün önünde duruyor. Bu iş Emek ve fedakarlık ister.
    Size de tavsiye ederim : Resulü, İslam Mezhep İmamları, hakiki tarikat şeyhleri, İslam tarihinin MEŞHUR iki Ömerin hayatını araştırın, okuyun, öğrenin, örnek alın, tabii beğenirseniz !
    Ve de dünyayı TRUMP’tan da beter Harabeye çeviren ilim ve İnsan düşmanı Moğol Hükümdarı HÜLAGÜ’nün amcazadesi BERKE Hanı İmana getirip, İslama ve İnsanlığa hizmet ettiren Mürid Mustafa’yı araştırın, tanıyın ve TÜM İNSANLIĞI bu CANİİden (Hülagu’dan) KURTARAN bir tek MÜSLÜMAN’ın bile neler yapabileceğini öğrenin.
    Zamanın insanı hem sürekli keyf-safa üzere başıboş gezsin, hem de kolayına süs için din sahibi
    olsun istiyor. Din büyük müessesedir. ” Din Hayatın Hayatı, hem Nuru, hem esası” dır. Bu saadete, emek
    verenler, Ammar bin Yasir, Şeyh Şamil gibi fedakarlığa katlananlar – aynel yakın ilim sahibi olanlar – bilir
    ve kavuşur. Hz. Peygamber’in Beşir ve Nezir olduğunu görenler ve inananlar (Muttakiler-sadece Allah’a değil mahlukatına karşı suç işlemekten korkan, çekinenler) bilir.
    DÜNKÜ yorumlarımda bu NUR konusuna da çok kısa bir açıklık getirdim. (Merak edilmesinde yarar var). Müslüman olmak zor bir iştir. Fakat, olunca, çok kolay ve HAYATI UCUZ (kanaatkar) ve mutlu
    kılan bir din olduğu, zamanla, (YAŞANARAK) görülür.(Beşiran ve Neziran).
    Büyük Mütefekkir ve büyük Hukuk adamı – Katlanan adam – Ord. Prof. Dr. Ali Fuat BAŞGİL ;
    ” Dinen günahkar olmak, DİNİ Sevmiye ve Dindarın BİTMEZ-TUKENMEZ saadetine İmrenmiye mani değildir ” buyuruyor.
    Dünyanın en müreffeh Ülkesi ! İSVEÇ, en çok İNTİHARA sahip ve de engel olamıyor. Çünkü maddi tatminin nihai bir sınırı vardır. Manevi tatmin SINIRSIZdır. Benim abimin, mesela, bir mü’min olarak,
    ” topla dağıt, Dinsin ağıt ” gibi hiç dinmez ve bitmez bir Hayat kaynağı vardır.
    Siz ve pek çok dost, dinin posası hükmündeki günümüz Müslümanlarına (sömürülmüş fakir ve cahil bırakılmış) bakıp, hüküm vererek kendinizi yanıltmayın. Zaten, Müslümanların çoğu – madden ve manen sömürülmüş ve halen de sömürülmekte olan, HAKLARI GASP EDİLMİŞ HAK adamı kimselerdir.
    Ezen ve sömüren MÜTEKEBBİR kimseler (Batılılar ve Batıcılar) Peygamber zamanında da – genelde – İslama gönül veremedi, bugün de veremiyor. Dünya ve sömürü tatlı.Fakat, Allah, o fakir ve mazlumlardan öyle MÜTEVEKKİLLER çıkarıyor ki, dünya şaşıp kalıyor, zaman zaman.
    Hakiki Müslüman denge-itidal, merhemet sevgi insanıdır……
    Süleyman Hoca’nın ISRARLA teklif ettiği KAR ORTAKLIĞI sistemi, sömürüye karşı TEK ÇAREDİR, denebilir, fakat, İdare edenlerin DÜRÜST olmasını gerekli kılıyor. M.Kemal Atatürk de bu geçeği görmüş, fakat, kendi döneminde bile, HIRSIZ ve arsızlara engel olunamadığı için “KİT”ler sonunda AK Parti iktidarınca ölüme mahkum edilmiş ve satılmıştır. Demokrasi de bir nevi Kar Ortaklığıdır. (imece usulü gibi). İnsanlar Dürüst olmayınca (muhalefette iken dürüst !) çalışmıyor, çalıştırıltmıyor. Bu işin çaresi de birimleri küçük tutmak, sakinleri, birbirini TANIR kılmaktır. Yunus Emre ne diyor . Gelin tanış olalım.

    Yazar’ın konusuna da bir cümlelik Laf edersek ; İslama göre, Cemaatın hoşlanmadığı kişinin
    topluma İMAM (lider) olmıya hakkı YOKTUR. Nitekim. Süleyman Hoca böyle bir pozisyonda, vaktiyle imamet için öne sürdüğü kişiyi geri çekmişti. Zaten İHTİLALLER, isyanlar da bu yüzden olmuyor mu ?
    (Hile ve hud’a ile YALAN ve sermaye baskısı ile yahut dış hilelerle yapılanlar hariç)

    • Dostane ve saygıya dayalı fikir alışverişlerinde hiç birimiz bir diğerine “nasihat etme” üstünlüğüne sahip değil, sayın Serdar.

      İslam’ın ne olup ne olmadığı konusunda sayfalar dolusu metin döşenebiliriz. Bu, kim olduğumuz ve hayatı nasıl yaşadığımız konusunda ne olumlu ne de olumsuz bir gösterge olmaz. İnanan bir kişi olmak, inançsız bir kimse ya da farklı dine inanan biri üzerinde herhangi bir üstünlük ima etmez.

      İslam’ı kimlerden ve hangi kaynaklardan öğreneceğimize de bırakın biz kendimiz karar verelim.

      Asker ocağında işitilen az sayıdaki doğru laftan birisi, “Anlatma, göster”dir.

      Dün, “Erdoğan ve partisi 23 Haziran’da kaybedecek ve dağılma süreci başlamış olacak” öngörüsünde bulundum. Siz de, bir yorum metninize, “Umarım Bernar’ın söylediği gerçekleşmez” diyerek başladınız.

      Demek ki, yaşanan pek çok şeye rağmen, etrafına İslam’ı vaaz eden bir arkadaşımız olarak, Erdoğan ve partisinin destekçisisiniz, yaşanmış ve yaşanmakta olan pek çok şeyi kabulleniyorsunuz. . .

      Ben bunu anlar, saygıyla da karşılarım.

      Ama, buna bakıp, asker ocağında doğruluk payı olduğunu düşündüğüm o sözün hayat tarafından bir kez daha doğrulandığını da düşünmeden edemem.

      Hiçbirimiz bir diğerini yanıltmaya kalkmasın: İyi ve erdemli bir insan olmak için hayli donanımlıyız aslında: Vicdan ve akıl, gerçek bir adalet ve hakkaniyet duygusu.

      Bunların da insanlara dağılımı ne dinsel, ne etnik, ne de kültürel kimlikleri temelinde yaşanıyor. Etrafımıza İslam’ı vaaz etmek de bize zorunlu olarak bir değer katmıyor.

      Kimse kendisinde akıl ve fikir sahibi olduğunu düşünen bir diğerine “nasihat etme” hakkı bulmasın. Bulursa da, “Bu hakkı nereden ve nasıl alıyorsunuz?” sorusuna muhattap kılınsın ve kendisinden bir cevap beklensin. . .

  23. İngiliz halkına büyük geçmiş olsun; daha doğrusu allah beterinden korusun diyelim:) bundan önceki eleman türkiyeyle dalga geçiyordu brexit referandumunda; nasıl olsa 3000 yılına kadar ab ye giremezler falan diye..! İngilizler “tamam” deyince istifa etmiş, ofisini toplarken ıslık da çalabildiği için bizim çemişler tarafından da pek bi takdir edilmişti. Bisiklete de binebiliyor muydu bilmiyorum. Malum bizde liderin sürekli seçim kaybedeni makbuldür. Yalnız gerçekten avrupa, merkelden sonra daha çok erkeğe benzeyen ikinci bir başbakanı kaldıramazdı ve nitekim öyle de oldu; öbürü de zaten emeklilik kararı vereli çok oldu. Allaha şükür türkiye liderliği bugüne kadar olduğu gibi hem dışarda hem içerde daha nice lider taslağını da emekliye sevkedecektir..:) itirazı olan..?

    • Yazılarınızda bol bol dolgu malzemesi kullanıyorsunuz. Sonunda inşaatı şöyle bitiriyorsunuz :
      i) Dünya 5’ten büyüktür, fakat bizim öyle bir liderimiz var ki ‘Türkiye 1’den büyük değildir’ .
      ii) Buna itiraz edenler haşhaşidir.

      • Buradaki tek fetocu ve hashasi benim:
        Onceden yazmistim, ama sansüre takıldı – sanırım dediğimi anlatamadigim icin.
        Evet buradaki tek hashasi ve fetocu benim. Soyle ki, Iktidar, on yıla yakin devletin tum imkanlarını, fetullah hoca cemaatine peskes cekti, sonra çıkarlari catisinca da, hashasi dediler ve fetocu adi taktılar. Simdi de, bu adi kullarakt muhalifelerini sindirmeye calisiyorlar. Her önüne gelene fetocu, hashasi vesaire, bir tek kendileri temiz. Halbuki, sana EMANET edilen, devlet aygitinin imkanlarını kullarak bu canavarı sen yarattın. Sorumlulugunu alıp, istifa edeceğine, simdi de bunu kullanarak, tum insanlari ve özellikle de muhalifleri sindiriyorsun. Tabii ki hepimiz de bu adin bize bulaşmasından hakli olarak çekiniyoruz. Ama hic olmazsa mustearla yazılan su yerde bir erkeklik yapip, ilan ediyorum. Dünyadaki tek hashasi ve fetocu benim. (Yazıma, buradaki diye baslamistim, ama hizimi alamadım, simdi dünyadakim oldum – hashasi olmak kolay degil. )

        • Valla hocam sende de her türlü madde bağımlılığı varmış; ben de yukarlarda berna hocaya elemanı çok sıkıştırma, aslında iyi bi arkadaşa benziyo falan diye dil döküyorum ama sen buraları da dağıtmışsın..! Bıktım ben de ama ortalığı toparlamaktan, kırılıp dökülenleri süpürmekten haa..:)

          • “Bırak dağınık kalsın” derler kahvehane kültüründen nasiplenmişler. Ben de öyle diyeyim: “Boşver, bırak dağınık kalsın.”

            Hem sen bana “Yaw, git işine, akşam akşam Binali Abi’nin posterlerini yapıştırdık kahvede, kollarım koptu, bi de senle uğraşacak halim yok. Başka sefere.” dediğinden beri az buçuk kanım ısındı sana.

            Geçmişte militanlık var ne de olsa, istesen de söküp atamıyorsun duygusal tortularını. Bir adam alıp boya kutusunu kendini sokaklara vuruyorsa, duvarlara ister “Tek yol İslam!” yazsın, ister “İnadına sosyalizm!”, isterse “Bozkurtlar Geliyor!” ya da “Biji Kurdistan!” yazsın. Yazılana pek bakmam, severim öyle romantik insanları heyecanla kendi davasına sarılanları.

            “İyi de ben boya alıp kendimi sokaklara falan vurmadım ki, kahvede Binali Abi resimlerini astım poster olaraktan?” deme hiç. Çünkü zaten çoktan bitti beyaz alçıyla boyayla duvara yazı yazma halleri. Artık herkes makinelerden çıkma poster bayrak asıyor oraya buraya.

            Senin yaptığın da güzel -yeter ki ucunda cükka durumları olmasın!

  24. İslam Dini halk belirli bir insanlık eğitimi almadan halka yasaklanmalıdır.Zira dün yol göstericisi olan,her daim oruç tutan işine geldiği zaman yalan söyleyip yakalandığında falan filan yaparsam Allah bu günahımı affeder diyen büyük oğlum (üniversite 3.sınıfa geçecek) dün oruçlu hali ile kardeşini şakalaşırken kafasını şişirecek kadar hırpalayınca müdahil oldum ve bana saldırıp dövmekle tehtit etti .Mürşit ,İslam Oruç babayı, atayı dövmek….Hatta bunu ağızdan çıkarmak ,,,Yukarıdan aşağıya Önce insan olmak lazım ve boşuna aç kalmamak gerek.

    • Bu anlattığınız gerçekten doğruysa, sizin oğlan dini istismar ederken kendi kendini aldatıyor demektir. Ancak, Allah’ı aldatması çok zor (“Allah’ın düzeni çetin” Kuran’da bir kaç sure de geçen bir ayettir). Size “Akıl*İman Sentezi” açısından dini eğitim gerekiyor, muhtemelen aile boyu!

      • Muhtemelen yanılıyorsunuz; çünkü ailede başı açıkta var köylü tesettürlüsüde var,ayrıca doktoruda var rençberide var.Olayı duyan aile bireyleri ki ,bunun namaz kılmaya başladığı 8. sınıfta çocuğa daire alın diyen dedede var, söyleyecek kelime bulamıyorlar.Olayın tek açıklaması bence 17 yılda cemaatlerin ve dini toplulukların pervasızlıklarının zirve yapıp müridlerine de bu pervasızlığı aşılamaları.Buda topluma bu şekilde yansıyor.

    • Bu tür talihsiz ve üzücü olaylar her ailede yaşanabiliyor, Salih Bey. Kimi yasaklamalara gitmek de hiçbir sorunumuzu çözmez. Bunlar, öyle arzu edilir bir eğitim sistemiyle falan altından kalkılacak gibi de değil.

      Dindarların bir kısmı, ya dindarlığın modern toplumdaki ahlaksızlıklardan sakınmanın etkili bir aracı olduğu varayımına sığınıyor, ya da meselerin ‘iyi’ (!) ve ‘etkili’ (!) bir din eğitimi ile üstesinden gelinebileceği yanılsaması içinde. Seküler mahallede de benzeri içi boş varsayımlar var tersinden. Onlar da, dinin evde yerine getirilen bir ibadete indirgenmesiyle ve eğitimin ‘çağdaşlaştırılması’ yoluyla sorunları çözebileceğimize inanıyorlar.

      Bunların hepsi boş, hepsi mezarlıktan geçerken çalınan ıslık misali. Sadece yandaş medyaya göz atmak tek başına yeter bu saçmalıklardan uzak durmak için: Çoğu eski solcu, seküler mahalleden çıkmış tipler havuz medyasındaki tipler, dindar mahalleden çıkmış olanları ile aynı çorba kasesine kaşık sallıyorlar birlikte.

      Mesele, ahlaki çöküntünün önüne geçmek ise, bu iş tüm yetişkinlerin büyük çoğunluğunun GERÇEKTEN iyi insanlar olmaları, ahlaklı bir hayat sürmeleriyle mümkün.

      Ne burada zaman zaman yapıldığı gibi kutsal kitaba ve peygamberlere göndermede bulunan metinleri kopyalayıp paylaşarak bir adım yol kat edebiliriz, ne de dindarlığı meselelerimizin kaynağı gibi görüp gösterek varılabilecek bir yer var.

      Ahlaksızlık ve iki yüzlülük tüm mahallelerde. Herkes ilkin dönüp kendisine baksın, (daha) iyi ve erdemli bir insan olsun.

      Zulme ve kendi mahallesinin ahlaksızlıklarına sessiz kalarak susmayı tercih edenler ise, mümkünse en az konuşanlar olsun -borusu en yüksek perdeden ötenler değil. . .

    • Dünkü konu münasebetiyle de çokça konuşuldu.Müslümanın bireysel uygulaması İslama mal edilemez.Bahsettiğiniz olaya dinin cevaz verdiğini söyleyebilir miyiz?Dinden kaynaklıdır diyebilir miyiz?Tam tersine din insana ana babasına güzel davranmasını en önemli ibadetlerden sayar.İslam mükemmel bir ahlak sistemidir;Ama bizim yetersizliklerimizin,zaaflarımızın, hatalarımızın, yanlışlarımızın gadrine uğruyor.Bu insafsızlık boyutunda çok büyük bir haksızlık.İnsanın olduğu yerde insani hataların olması mukadderdir.Eğer oğlunuza ilk müdahalenizi kırıcı/rencide edici bir davranışla yapmışsanız olayda size de düşen bir kusur bulunmaktadır;bu oğlunuzun kusursuz olduğu anlamına gelmez,fakat gerek yetiştirirken gerekse tepki anında size de düşen bir şey olduğu anlamına gelir.Bu olayda sadece İslamın kusuru yoktur.Şefkati,merhameti,affı bulunduğumuz her zemine hepimiz yaymak zorundayız;sadece suçlamayla da olmaz yani.Selamlar…

    • Msalih bey! Oğlunuza kizmasaniz iyi olur! Belki sizin mudahil olma yönteminiz onu kiskandirmiş olabilir.
      Konuya şu yönden yaklaşirsaniz oglunuzu düştüğü cehenem tuzağindan kurtarmiş olursunuz.
      Kardeşini hirpalarken siz hali ile haklı gördüğünüz kardeş den yana tavir alarak bir yargiç gibi hareket etmişsiniz… oysaki siz babasiniz yargic değil.
      Önce hakli olan çocuğunuzu susturup sonrada haksiz olan oğlunuza oruclu olduğu için sinirlerinin bozuk olmasi nedeni ile kardesini hirpaladiğini anlatsaidiniz daha iyi olurdu.
      Sakin evlediniza kalbiniz kirilmasin, ve ona baba olarak sevinizi, eleştirinizide baba olarak değil bir arkadaş gibi yaparsaniz, yani kizmadan sakince, emin olun imanli gençleri otoriterlik imandan eder tatli hoş sohbetde imansiz gencleri imana getirir.
      Siz hakli olarak hirpalanan çocugunuzdan yana tavir almişsiniz maalesef baba olarak iki kardeşin arasini açip çocuklarinizin birisi ile yakinlaşirken digernide uzaklaştırmişsiniz.
      Şu an Türkiyede genç olarak yaşamak çok zor. Onlari biraz olsun rahatlatmakta anne ve babalarin vazifesi olmalidir.
      Lütfen çocuklarimizi şeytanlarin gençlere kurduğu tuzaktan onlarin kusurlarini af ederek kurtaralim.
      Çünku bu bizim vazifemiz.

      • Yurtdışında üniversite eğitimi almış bir müh.olarak aklımı önüme koyup düşündüm ve Size ,diğer cevap yazan arkadaşlara teşekkür ederken hepinizin haklı olduğunuz konusunu teslim ederim. Beni olayımda bu derece rahatsız edip burada yazmama neden olan; İslamı bilip uygulamak konusunda çevremizde örnek gösterilen genç bir insanın ilkelleşmesi idi.Nurdan Hanımın ve diğer yorumcu arkadaşların dediği gibi bize affedip sevgi ve şefkat göstermek düşer.Tekrar hepinize teşekkürler.

  25. Seçimle başkan olan herkes değerlidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan değerlidir Devlet bahçeli değerlidir Kemal kilicdaroglu değerlidir meral aksener değerlidir temel karamollaoğlu değerlidir temel sezai değerlidir. Binlerce milyonlar halkı temsil ederler. Demokraside seçimle gelen seçimle gider. Ve ya isteğe bağlı istifasını vererek çekilir. Sayın Kemal kilicdarogluna yapılan saldırı aslında bütün liderlere yapılmıştı. Bunu kabul etmediğimiz sürece bir olmak diri olmak çok uzak kalır.
    Yanlışları hataları dile getirmek halkın ve basının en doğal hakkıdır. Tabiki haddini așamadiklari sürece.. Bazen burada eleştiri yapıyoruz; neredeyse vatan haini ilan ediliyoruz. Bu da çok yanlış. Ben bugüne kadar haddimi așmadigimin kanaatindeyim.
    Selam ve dua ile..

  26. Bir din olarak Islam’a, olmasi gerektiginden cok deger/yuk yukleniyor – yazik!

    Belki yazacagim, seyler, dunku yazinin konusuna uygun, ama konu kisa surede eskiyecek bir konu olmadigindan burada yazmakta sakinca yok. Islamilik Vakfinin yayinladigi, Islamilik Indexi haberi bayagi heyacan uyandirmis gibi gozukuyor. O bakimdan epey kose yazilari filan cikti son bir iki gunde. Halbuki konusulan seyin alti ustu bir din oldugu unutuluyor.

    Malumun ilami olacak, ama yine de soyleyim. Insani ve insan hayatini sekillendiren bir cok unsurlar var. Normal sartlar altinda dinin de bu sekillenmede bir rolu var. Bizim gibi toplumlarda bu rolun yeri buyuk olabilir. Ama, bir cok toplumda, hele hele, islamilik indexinde yukarlarda yer alan toplumlarda, bunun yeri oldukca sinirli. O toplumlar, cok yukarlarda, ama bunda islamin, en azindan pozitif anlamda hemen hemen hic bir payi yok. O bakimdan cok heyencanlanmaya, dinimize (yani kendinize) pay cikarmaya gerek yok. Mensubu oldugumuz icin, bize cok ozel gelebilir. Ama dedigim gibi alti ustu din… Lutfen unutmayalim. Yoksa, kendimize yazik etmis oluruz.

    • Madem “altı üstü bir din.., amaann sen de!” kabilinden birşeyler deyip hafife alıyorsun, “gerçek şarapçı’lığa devam et.. kendine o şekilde yazık et”, desek nasıl gider? İslamı diğer dinlere indirgeyen kişi(ler) nihai analizde kendi(leri)ne yazık etmiş olur. Bunu demekle 7/24 zamanını bu işe ayır diyen yok, yanlış anlama. İslam gelmeseydi hepimiz seve seve hristiyandık. Ancak, onlar gelme şatlarını oluşturmuşsa biz ne yapalım? İşin doğrusuna bütün duyularımızı/aklımızı-kalbimizi kapatıp kulak vermeyecek miydik?

      • “Ancak, onlar gelme şatlarını oluşturmuşsa biz ne yapalım?”
        Iste, uydur, uydur şöyle. Söyleyen, soylemis; suc onda degil. O, icinde bulunduğu şartlarda söylemiş. Eğer, ben buna inanırsam, o zaman suc bende.

        • Yahu, zaman sürecinde orijinal İncil’in kaybolduğunu ve sonradan kaleme alındığını bilmeyen mi var? Bu onların da kabul ettiği tarihi bir gerçek! Sen neden bahsediyorsun?

    • Değerli arkadaşım

      İsteğimiz haricinde esrarengiz bir şekilde şu dünyaya doğmasaydık,kendi başımıza var olmuş olsaydık,şu kainatı muntazam bir düzenle işleten bir irade sahibinin bulunduğunu en azından hissetmeseydik,bu muntazam işleyişin bir parçası olarak ölüm denen şey olmasaydı,hayat sadece 70-80-90 sene yaşadığımız şu dünyaya münhasır kalsaydı,karada/denizde/havada en sıkıştığımız bir tehlike anında her şeyi unutarak içten kopan bir sesle “Allah”diye bağırmasaydık,açlık diye birşey olmasaydı,o açlığı gideren şeyleri muntazam işleyen bir sistem içinde var eden bir irade olmasaydı,Hazreti Nuh,İbrahim,Musa,İsa,Muhammed (Selam üzerlerine olsun)gibi doğruluklarına milyonlarca insanın şahit oldukları Peygamberlerin birbirlerini doğrulayan elçilikleri,sözleri,davranışları,yaşantıları olmasaydı …vicdan denen şey olmasaydı…vs vs vs uzatılabilecek çok sayıda olgu olmasaydı…belki altı üstü bir din deyip geçebilirdik…Şunu da hatırlayalım;H.z Musa,İsa,İbrahim gibi tümpeygamberlerin uygulamasının adı da İslam’dır.Yani Onlar da İslam Peygamberidirler.Ancak Onlardan sonra geçen süre zarfındaki tahrifatlarla getirdikleri -değiştirilen -sistemleri Yahudilik,Hristiyanlık gibi isimler almışlardır.Yani kısaca İslam altı üstü bir din denecek bir olgu değil,H.z.Adem’den H.z.Muhammede kadar Allah’a inanan bütün insanların yoludur.Bununla birlikte insanların kendi hatalı anlayış veya anlayışsızlıklarına ve bunlardan kaynaklı uygulamalarına İslam veya İslamdan kaynaklı da diyemeyiz. Sözleriniz üzere en azından bu kadarını söyleme ihtiyacı duyduğum için bu sözleri sarf ettim.Umarım sonucu yanlış anlaşılma olmaz.Selamlar

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız