Bir değerdi Deniz Baykal, politika hayatımızda daha derin izler bırakabilirdi…

31
Reklam

Türk politika hayatının en önemli şahsiyetlerinden Deniz Baykal vefat etti.

Kendisine Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları ve sevenlerine sabırlar diliyorum.

Hayatının her dönemi arayışla geçen, aradığını bulduğu zaman bile yakaladığı fırsatı elinde tutamayan bir politikacıydı.

Politika hayatımızda ondan daha uzun sürelisi yok.

Hemen her politik koltukta Baykal’dan iz bulunabilir. Parti genel başkanlığı yaptı. Yaşı ileri olduğunda ve geçici süre de olsa TBMM başkanlığı da. Başbakan yardımcısı, enerji ve tabii kaynaklar bakanı, maliye bakanı, dışişleri bakanı sıfatları taşıdığı dönemler oldu.

Bir tek başbakan olamadı. Olabilirdi de.

Evet, başbakan olamadı, ama başbakanlık yapan Tayyip Erdoğan’ın politikada önünü açanlardandı.

Kendisini çağırıp politikaya girmesini sağlayan Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde yanında yer alan kadrodandı.

Reklam

CHP’nin çok partili dönemde en uzun süreyle genel başkanlığını yapmıştır. Bilinen politik ilk eylemi de 1960’ın hemen öncesinde DP’ye karşı girişilmiş gençlik hareketlerinde ön planda görünmesiydi.

Halk desteğine sahip olduğunu göstermek isteyen başbakan Adnan Menderes Ankara/Kızılay sokaklarında yürüyerek bunu ispata kalkıştığında, onun bu girişimini boşa çıkartan gençlerden biri kesinlikle oydu; bazılarının sonradan iddia ettiği gibi başbakanın yakasına yapışan genç o olmasa bile…

Hukuk eğitimi sonrası SBF’de öğretim üyesi olarak başladığı akademik hayatına devam etseydi, uluslararası çapta bir siyaset bilimci olabilirdi. Politikaya girdiği için doçent unvanıyla kaldı ve böylece o fırsatı kaçırmış oldu.

Politikada da kaçırdığı sayısız fırsat var.

Muhalefette bulunmayı karşı tarafı zora düşürmek olarak tanımlayan bir politik tavra sahipti. Sadece başında bulunduğu partinin politik rakipleriyle didişmekle kalmadı, içinde yer aldığı partinin liderleriyle de güven ilişkisi kuramadı.

Hırçın bir muhalefetten yana bilindi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun günümüzde başlattığı CHP’yi daha geniş kitlelere açma girişimini ilk deneyen lider Bülent Ecevit’e, hem de bunu hayata geçirmeye çabaladığı dönemde, parti içi muhalefeti başlatan yine oydu.

Oysa, 1980 darbesi ardından askerler tarafından kapatılmış CHP’nin başına, yeniden açılmasından kısa süre sonra geldiğinde (1992), partisinin maküs talihini değiştirme, yalnızca dört kişiden birinin oyunu alabilen bir kısır döngüden onu kurtarma ve bir anlamda zincirlerini kırma niyetine sahip olmuştu Deniz Baykal.

Reklam

O dönemdeki görüşmelerimizde kesin niyetini aktarırken yüzüne yansıyan heyecanı hatırlıyorum.

Uğur Mumcu’yu katledenler (1993) Deniz Baykal’ın o niyetine de son verdirdiler.

En iyi bildiği yola o suikasttan sonra yeniden döndü.

Başörtüsü yasağını hararetle savundu.

Yasakların ülkeyi sürüklediği alt üst oluşta hiç yapmaması gereken bir şey yaptı: ’Post-modern darbe’yi -28 Şubat- destekledi.

Tanıdığım kişilik ile taban tabana zıt bu görüntüyü anlamakta hep zorlanmışımdır.

CHP’yi dönüştürecekken kendisini dönüştürdü Deniz Baykal

Başarı aranıyorsa, hep çelişkilerin adamı olma başarısı onundur.

Askerlerin ‘siyasi yasaklı’ hale getirdiği Tayyip Erdoğan’ın yasağının kaldırılması ve bunun sonucunda ona başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı yolunun açılmasında en önemli rollerden biri onundur.  

Sıra iktidardaki AK Parti içerisinden birinin Meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmesine geldiğinde, hukuk eğitiminin kendisinden bekleyeceği ve kişiliğine de yakışacak bir tavrı benimsemek yerine, 367 saçmalığını Anayasa Mahkemesi’ne kadar taşıyarak Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığını engellemeye çalışan CHP’nin genel başkanı oydu.

CHP misyonunu o partinin kapalı tutulduğu dönemde sürdüren SHP’nin genel başkanı, ülkemiz şartlarında ‘mavi kan’ sayılabilecek Erdal İnönü daha halkçı bir yola kendisini ısındırabilmişti de, halkın içinden gelen Deniz Baykal, duruşu ve davranışıyla hep daha ‘elitist’ görünmüştür.

Uluslararası bir ortamda kendisini çok daha rahat hissedip davrandığını farkettim.

Yıl 2007. Her yıl Münih’te yapılan güvenlik ağırlıklı uluslararası bir toplantıya o yıl sürpriz bir biçimde iktidardan bir isim değil de o çağrılmıştı. Her ülkenin star politikacıları arasında Deniz Baykal, hem ikili ilişkilerde hem de içerikli konuşmasıyla, o toplantıda sivrilebilmişti.

Oradaydım, yakından gözlemledim.

Çağrılmasını kendisine bir mesaj olarak yorumlayamadı ama. Dönüşte, ayağının tozuyla geldiği Ankara’da, kimin cumhurbaşkanı olacağıyla ilgili tartışmalarda, demokrat bir tavır sergileyemedi.

Münih’te kaldığı otelde baş başa denilebilecek bir ortamda kahvaltı eder ve ilerideki günlerde tartışılması başlayacak cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili konuları konuşurken, ondan, farklı bir tavır sergileyebileceği izlenimi almıştım oysa.

Yanılmışım.

Ecevit CHP’yi dönüştürmeyi kafasına koymuşken ona sonuna kadar destek verebilirdi.

Askerler tarafından kapatılmasından yıllar sonra yeniden açıldığında (1992), dönüştürme görevini de üstlenerek CHP’ye genel başkan olmuştu; niyetinin Mumcu suikastıyla bozulmasına müsaade etmeyebilirdi.

Sürpriz biçimde iktidara gelmiş (2002) AK Parti’nin  karşılaştığı ilk uluslararası sınav olan, ülkemize Amerikan askerlerinin gelmesi ve Irak’a ortak müdahalede bulunulması çabasına yerinde bir kararla karşı çıkıp ‘1 Mart tezkeresi’nin geri çevrilmesini sağlamada en büyük payın sahibi oydu; o olay halkla yakınlaşma fırsatıydı Baykal için…

Birkaç defa daha niyetlendi CHP’yi daha geniş kitlelere sevimli hale getirme misyonuna. Mevlana‘nın anıldığı ‘Şeb-i Arus’ törenlerinden birinde (2010) yaptığı konuşmayı çok beğenmiş ve bunu onun da katıldığı aynı toplantıdan hemen sonra çıkılan yurtdışı gezisi sırasında Tayyip Erdoğan‘a da iletmiştim. Şaşırmıştı.

Kaçırdığı fırsatların haddi hesabı yok.

Politika hayatımızda daha kalıcı izler bırakabilecek değerdeydi Deniz Baykal, bundan hiç kuşkum yok; bir kasetle ortadan çekilmek zorunda kalmamalıydı.

Deprem felaketiyle toplumun derinden sarsıldığı şu günlerde vefat etmesi bile manidar. Hak ettiği düzeyde konuşulup politik mirası tartışılamayacak.

Allah rahmet eylesin.

ΩΩΩΩ

Reklam

31 YORUMLAR

  1. “…. cahit zarifoğluna ait olduğu söyleniyor ama tartışmalı…..” ddm 12 Şubat 2023 At 12:24
    (aşağıda yorumu cevapla kısmında yer kalmadığı için değinilen konuya devam….)

    Ayrıca, Cahit Zarifoğlu demişsiniz ya ddm hnm, kimmiş diye merak edip internete baktım (malum bu konularda eksiğim olduğunu, roman, hikaye şiir vs tür şeyler okumadığımı ifade etmiştim). Tesadüf bu ya, neredeyse yerle bir olan KahramanMaraş’lıymış rahmetli.

    “… Dünya bir penceredir
    Her gelen baktı geçti”

    bir gerçeği ifade etmesine rağmen konu bence çok eksik. Onu Mevlana ve diğer pek çok kişi demiş zaten. Zararı yok o da kendince değişik bir şekilde değinsin. Ancak, o konuya ilave edilmesi gereken çok şey var! Bakarken, popülerize edilen bir başka deyişine denk geldim: “Bu fâni âlem için beklentiye giren kalbime kırgınım..” diyor! Pasivizasyondan ziyade motivasyon gerekiyorken bu eksik ve hatta yanlış anlaşılmaya sebep olacağı için hatalı denebilir. Ancak, “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde ancak o kadar olabilmiş, demekki!…

    Kafiyeli düşüncelere devam…

    ….
    “Hak”tan takdir gelince,
    Kadere işlenince,
    Kedere boyun bükük,
    Boyunlar kıldan ince!

    Bizi candan edenler,
    Biziz! bütün nedenler!
    Duayla uğurlandı,
    Lüzumsuzca gidenler….
    …..
    Birçok bebek terketti,
    Çok ta üzerek gitti!
    Bazısı sarmaş-dolaş,
    Yaşamlar tek tek bitti!

    Hassasiyet dinince,
    Sorumsuzluk sinince,
    Kadere işlenir mi,
    Kullar hak etmeyince…

  2. DOĞRU SANDIĞIMIZ
    “Askerlerin getirdiği siyasi yasak ve Deniz BAYKAL tarafından kaldırlması” cümlesindeki daoğru sandığımız yanlışlar.
    Öncelikle siyasi yasağı askerler getirdi “görüntüsü” verildi:
    –1998 yılında Diyarbakır 3 Nolu DGM nin senaryo yani danışıklı-dövüş bir mahkûmiyeti, Müteakiben senaryo, siyasi miting alanına döndürülmüş bir cezaevinde kitap yazılacak anormallikler bulunan bir parlatma, pardon infaz.
    ikinci olarak yasağı Baykal kaldırdı görüntüsü verildi.
    Geçenlerde Memduh Bayraktarolu, Baykal kendisine danışmanlık önerdiğinde bu durumu sormuş ve Baykal “–Ben siyasi yasağı kaldırmayı kabul etmesem, yasağı partimizden yeteri kadar milletvekilinin desteği ile kaldıracaklardı” demiş. Ve partisindeki bu milletvekillerinin isim listesini de göstermiş.
    Bu milletvekillerinin biri çimento fabrikası sahibi imiş.
    Yani Baykal, yasağın zaten kaldırılacağını gördüğü ve “yasakçı” damgası yememek için yasağın kaldırılmasına evet demiş.
    12 Eylül döneminde getirilen siyasi yasakları savunduğu için daha önce merhum Özal’a oy verdiğim halde, rakiplerine oy vermeye başlamıştım.
    Yani yasaklar nedeniyle siyasi tercihimi değiştirmiştim.
    Yasaklara bu kadar tepkiliyim.
    Ancak Baykal’ın imzasını taşıyan bu “yasak kaldırma” işinin de, ne kadar yanlış olduğu, ülkemize yaşattığı ve yaşatacağı(bu günler daha fragman) felâketler göz önüne alındığında anlaşılıyor ve anlaşılacak.

  3. 1999 depremi Ecevit, Bahçeli, Mesut Yılmaz hükümetinin devrilmesine de sebep olmuştu. 2020 İzmir depreminden hemen sonra Mesut Yılmaz’ın ölümüne de şahit olduk. Şimdi de Deniz Baykal vefat etti. “Hükümetleri deviren depremlerin eskinin sembol siyasi figürlerinin dünyadan çekildikleri aynı zaman dilimlerine denk gelmeleri de anlaması zor garip bir kader çizgisini mi işaret ediyor acaba?” diye düşünmeden edemiyor insan.

    Konudan bağımsız olarak bir başka açıdan; deprem yıkıyor, korkutuyor, korkutarak fani dünyanın başka korku duvarlarının yıkılmasına da sebep oluyorlar gibi aynı zamanda.

    • Ölenle ölünmüyor garibim. Allah ölmün bile hayırlısını versin!
      Toprak bile kabul etmiyor derler Anadolu da bazıları için!
      Toprak kusar Bazen adeta! Mezarlıklar emniyetli yere yapılır onun için.
      Allah öldükten sonra kimsenin arkasından;
      hırlıydı hırsızdı haksızlık hukuksuzluk ayrımcılık yaptı, garibin yetimin hakkını yedi demesin! yeter.
      İyi adam/kadındı demesede olur aslında bazıları üçin.

  4. Kişilerin günah ve sevapları, başarı ile başarısızlıklarını bir yazarın tüm köşesini kapatarak açıklamaya çalışmasını doğru bulmayanlardanım. Kılıçtaroğlu yada RTE’ de olsa aynı düşüncedeyim.
    ~”rahmetliyi nasıl bilirdiniz? iyi bilirdik”
    Demem şu ki;
    -80 ilde seksen fabrika açtı
    -80 ilde okullar işyerleri sanayiler eşit, tam kapasite, dengeli bir şekilde ..
    nüfusa oranla işyerlerinin ihtiyacı kadar ikamet ve sosyal donatılar!..
    -Havaalanları, yollar, tuneller, köprüler!..
    “ihtiyaca göre açıldı!!!”
    ONUN ZAMANINDA!…………
    Sonuç:
    -bu satırların hepsini birden yapan X kişisidir! diye bir isim yazamasak ta!…
    bazılarını bir halde! yapan diye yazılacak isim vardır 80 milyon ülkede!..
    herhalde🤔.

  5. D.Baykal’in , en doğru , en yerinde ve gerçekten demokratik hareketi , RTE. ‘nın siyasi yasağının kaldırılmasını sağlamasıdır.
    Ama ne yazık ki bunun hiç de hayra alamet olmadığı bu gün ayan beyan ortaya çıkmıştır, ülkemiz belki de tarihinin en kötü günlerini yaşamaktadır !
    Ve yine ne yazık ki Baykal , çirkin bir kasetle de hayatını noktalamaya muvaffak olmuştur !
    Allah rahmet eylesin , taksiratını affetsin .

    • Çirkin olan kaset değildi, kayıt yapan ve yaptıranlardı. Erdoğan da utanmadan tepe tepe kullandı bunu ve “ne özeli genel bu genel” diye de ortalıkta bağırdı. Utanması olmayan bir siyaset ve kumpas düzeni bu. Hükümet kim yaptı bu işi peşine düşmedi. Çünkü adı gibi biliyordu.

      • “Çirkin olan kaset değildi, kayıt yapan ve yaptıranlardı” yine basit bir kestirme! Ayıp oluyor ama!….

        Endercim, al birini vur ötekine! İki negatiflik çarpıldığında sonuca artı olarak geçer ve topluma da ibret olur! Topluma örnek olamayacak tiplerin siyasete girmesi sakıncalı. İnsan hata yapmaz değil. Yapar. Keşke aldanmasaydım, kendimi kaptırmasaydım der “tövbe” eder. Disipline eder nefsini! Ve hayatında/toplumda tövbekarlığını ifade edecek amellere girer başkalarına yardımcı olur. O başka!

        Ama en iyisi, bulaşmamak. Bu da ülkede kültürel temel tenbihlere uyan bireylerin yetişmesinin en iyi şartlarını oluşturmak ki kaliteli eğitimle bu mümkündür. Böylece ülkede güzel ve sağlam kültürel temeller oluşur. Bu oluştuğunda ne etnisite bazlı ayrıcalık gayrıcalık kalır ne de din adına ortaya çıkan ve DiN’e bulaştırılmağa çalışılan çirkin hareketler kalır. Ülke arınır ve böylece korunur başkalarına da örnek olur.

        Ama n’etcen! kasetçilik ister öznesiyle, ister fiiliyle veya zamiriyle, sağda solda epey rastlanan olaylar, norm haline getirilmesi oldukça nefsani!. Tabi “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde ancak bu kadar olabiliyor!

        …..
        Boşuna mı denmiş Kuran’da?
        Hikmet “Nefsini koru”yanda!
        Buysa hikmet! öğretsin mektep!
        Mahşerde uyanmasın son anda…
        ….

  6. Sayın koru rahmetli deniz beyin tırnağı bile olmayacakları desdeklediğinide biliyoruz bari bugün rahat bırakın deniz beyide erdoğanıda.

  7. Hepimiz öleceğimize göre, Dünya’yı terk ederken yaptıklarımızla, yapmadıklarımızla, yapamadıklarımızla keşke dediklerimizin az olması bana göre insanın hayatta başarısının (mutluluğunun) ölçüsüdür. Bunu en iyi kendimiz biliriz. Hizip başının keşke dedikleri çokmuş.

  8. Türkiye’nin son 20 yılının kaybolmasının sebebi de odur. Erdoğan’ın siyasete yeniden girişini o sağladı. Bunu ne karşılığında yada hangi tehdit sonucunda yaptığını bilmiyoruz. Yine böyle bir kaset kumpası ile de ortadan kayboldu. Hani Erdoğan’ın ne özeli, genel bu genel dediği olay. Aynı zamanlarda MHP’nin 8-10 tane genel başkan yardımcısı da kasetler eşliğinde teker teker istifa etmişlerdi. Kasetleri kimler kaydetmişti öğrenemedik. Ama işin içinde FETÖ vardı herhalde ve tabi arkalarında ne istedilerse veren hükümet. Ama Baykal dahil hiçbiri konuşmadı. Baykal işin arkasında Pensilvanya yok dedi ama başka kim olabilirdi ki? Türkiye’nin siyasi tarihi böyle herkesçe bilinen bilinmezlerle dolu. Çünkü hukuk yok.

    • Son yirmi yıldan önceki kaybolan 40 yıla ne demeli? Baykal in CHP nin başından nasıl bir şekilde indirildiği de malum. Tekrar eski karanlık dönemlere mi dönelim? Akp önceki dönemleri de biliyoruz. Hortumcular, batırılan bankalar, sömürülen devlet kaynakları, hayali ihracatçılar, yapay krizler, hastanelerde rehin alınanlar ameliyat için bıçak parası alınması, her türlü mafya vb. daha çok sayılabilir. Tekrar bu eski karanlık dönemlere dönmek istemiyoruz.

    • Yaşar Nuri Öztürk, CHP’den istifa ettikten sonra 2 Kasım 2003 tarihinde Star gazetesinde yazdığı makalede, CHP yönetimini, ‘İliklerine kadar işlemiş İslam nefreti ve üzerinde din dışılık, Kur’an dışılık örtüsü bulunan bir yönetim.’ olarak tarif etmişti.
      O günden bu güne CHP yönetiminde bir şey değişmemiş.
      Ama Türkiye’de çok şey değişti.
      Hele 15 Temmuz kalkışmasına bu milletin verdiği cevap ve vurduğu tokat çok pek çok şeyi değiştirdi. Millet bu ülkenin gerçek sahibinin kendisi olduğunu herkese gösterdi.
      Türkiye artık eski Türkiye değil ama hâlâ uykuda olanlar var.

    • Bazen çok kestirme iddiaların var; “çünkü hukuk yok”… “bu kadar basit” gibi…
      Misal; “Ender 11 Şubat 2023 At 22:30; Hatay’ın Erçil ilçesinde bir tane bina yıkılmamış. Çünkü Belediye CHP’li…. Bu kadar basit.” demişsin ya o kadar basit değil. Şöyle ki:

      Şu değindiğin haber üzerine merak edip Erzin Belediyeciliğine i (Erçil’i nereden çıkardın böyle ilçe yok) nternette bir bakayım dedim. Ezberine sana uyup Başkanı takdir ve tebrik etmeden bilgi sahibi olmak istedim. Bir de ne göreyim!
      ….
      Hakkıyla bir haber değil bu seninki!
      Partizanca bir göz boyama, belli ki.
      ….
      Erzin’de sadece şimdiki BB, CeHaPe’den 2.5 yıl önce seçilmiş belediye başkanı. Daha öncesine bak! önceki dört dönemki (4*4=16 yıl) BB AKePe’li (daha öncesine gidersen DYP var).

    • Bugün Deniz Baykal’ın aşağılık bir komployla partinin başından “yürütülmesine” herkes küfür ediyor, o sıralar pek aşağılanmıştı, Kılıçdaroğlu’nu yüceltmek için…
      Aynı kişiler şimdi de Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılmasına destek verdiği için onu affedemiyorlar!
      1999 seçimlerinde barajı aşamamıştı, 2002 seçimlerinde yüzde 19’a ulaştı.
      Mesele de bundan ibarettir.
      CHP şimdi daha fazla oy alıyor.

      Altı yılı da yatakta ve tekerlekli koltukta geçirdi.
      2017’de işi bitmişti aslında, altı yıl daha götürdü.
      Ondan nefret edenler bunu açık açık yazamıyorlar, ellerinden geleni kusuyorlar ama lafı döndürüp rahmet diliyorlar.
      “Kürt meselesindeki” milliyetçi tutumuna kızıyorlar.
      Tayyip Erdoğan’a iktidar yolu açmış olmasını asla affedemiyorlar.
      Sorarsan demokrat geçinirler.
      “Bir devir kapandı” diyorlar…
      O devir 12 Eylül’de kapanmıştı.
      Gerisi magazindir.

  9. Burası dünya!
    Ne çok kıymetlendirdik.
    Oysa bir tarla idi;
    ekip biçip gidecektik.

    Sular hep aktı geçti
    Kurudu vakti geçti
    Nice han
    Nice sultan tahtı bıraktı geçti
    Dünya bir penceredir
    Her gelen baktı geçti.

    Mü’minun Suresi
    112 Allah, “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar.
    113 “Bir gün veya günün bir bölümü kadar kaldık; işte, saymakla görevli olanlara sor” derler.
    114 Allah buyurur: “Pek kısa bir süre kaldınız; keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız!”

    • Yavv! ddm hnm siz de kafiyeli bi şeyler yazmışsınız, elinize sağlık!

      Mevcudiyetin öteyakasında….. Alacakaranlık ötesinde bir mevcudiyette…..
      …….
      114 Allah buyurur: “Pek kısa bir süre kaldınız; keşke bunu (dünyada iken) bilmiş olsaydınız!”

      O esnada, H.B.gillerden biri parmak kaldırır “Bilenlerimiz vardı YaRab! Peygamberlere, İbrahim’e, Musa’ya, İsa’ya, Muhammed’e uyarak denedik ama diğerlerine yeterince anlatamadık;

      …..
      Göremediler ya, Sizi,
      Hafife aldılar bizi…

      Dünya’ya fazla daldılar,
      Bizleri alaya aldılar!

      Halleri perişan, çok harap!
      Yücesin! affeyle YaRab!
      ….. “

      • Sıraladığınız ayetler benim de dikkatimi çekmiştir. İşaret edilen zamanın göreceli niteliğini ilginç bulmuşumdur hep. Merak, zikir/tefekkür ve tasavvur alemi bu ya! bazen şöyle düşündüğüm olmuştur;

        Nihai tecelliyle birlikte dünvevi kalıptan kurtulan, hürriyetine kavuşan “ruh”, gezegenimiz dünyadan ayrılır (bir kısmı geride bıraktıklarının üzüntülü etkileşimleri ve alışılmışlığın cazibesiyle çevreyi terketmekte zorlanmış olsa da). Peki ayrılır da ne olur. Zaman mevhumu farklı. Yani nasıl!? Dünya mekanını saran zaman zarfının ötesine yollanır ruhlar. Allahın izniyle kainat turuna çıkar, ışık hızıyla yarış halinde! Bir süre sonra dünya diyarına döndüklerinde dünya ve geride bıraktıkları yaşlanmıştır. Onlar da hürriyetlerine kavuşacaktır. Kainat turunda neler gördükleri ise karne notlarını bilmeleri, kendi kendilerine not vermeleri için bir ön merhaledir. Allah zerre kadar kimseye haksızlık etmez. Haksızlık edenler kendilerine etmişlerdir. Dünyadakilere bir göz attıktan sonra, “Sur”a üflenmesine, mahşere kadar kendilerine özel mekanlarına çekilirler. Tabi bütün bunlar “Akıl*İman Sentezi” kapsamında zan denebilecek mahiyette olan şeyler…..

        Silkelenelim, kendimize gelelim! Şimdi dünya alemine dönelim ! Kaosa, cebelleşmeğe devam!….

        • kafiyeli düşünemediğim için, kafiyeli de yazamıyorum doğal olarak, bu dizeleri alıntıladım, cahit zarifoğluna ait olduğu söyleniyor ama tartışmalı o nedenle isim yazmamıştım😚
          biz mi dünyadan ayrılıyoruz, o mu bizden ayrılıyor kimbilir, idrakimiz değişiyor sonuçta
          ne yazık ki, bu farkındalığımız ve buradaki odaklığımız hayli kısa sürüyor.😕
          “keşke bunu bilmiş olsaydınız!” (114) diyor.
          şimdi 3D dünya aleminde
          düalite matriksindeyiz,
          öyleyse,
          bu mertebenin hakkını verelim değil mi?
          kaostan kosmosa😉

          • Uzaktan fotojenik güzelliğine, yıldızların altında verdiği romantik huruza bakmayın. Kosmos ta kendi halinde kaos içersinde hareket halinde. Bing Bang (Büyük Başlangıç) ile verilmiş o yaratıcı hareket! Bu büyük olaya “Kitabı, Kuranı Kerim” ile değinilen bir DiN’in mensuplarıyız da “Akıl*İman Sentezi” zafiyetinde pek birşeyden haberimiz yok! Bizim sözde “akl”ına pek güvenenlerimiz, “El Oğlu”ndan bazı şeyleri öğrenince kıymetli oluyor. Örneğin uyuşturucu müptelası bir Carl Sagan’dan (“Kosmos”u anlatırken aradıkları tanrıyı bulamayınca “ateist” inancının makuliyetine sığınanlardan….)

    • Artık burada çok çok kısa kaldığımızı biliyoruz. 20 milyon yıl önce dinazorlar ve bilmediğimiz pek çok canlı bu topraklarda cirit atıyordu. Dünyanın yaşı 3.5 milyar yıl. Kainat da 4.5 milyar yıl yaşında. En yakın galaksi milyonlarca ışık yılı uzakta. Bizim Samanyolu galaksimizde 250 milyar güneş var bizimkisi gibi. Bizim galaksi gibi de milyarlarca galaksi var. Böyle bir sonsuzluk içindeyiz.

  10. Allah rahmet eylesin! Vefat eden biri için söylenecek en iyi ifade bu. Dünya yaşamını algılaması ve değerlendirmeğe çalışması/çalışmaması hangi temele dayalı olursa olsun mevcudiyetin öteyakasının büyüklüğü yanında insanlar arasındaki değer farkların limiti alınsa sonuç muhtemelen sıfıra yakındır sanıyorum. Allah’tan rahmet dilemenin büyüklüğü o açıdan önemli ve kendisine manevi bir destektir. Gerisi Allah’a kalmış bir konu. Yargılayacak O ve izniyle katındakiler. Hayatta yaptıkları ve yapamadıkları hakkında Fehmi bey ayrıntılı bir özet yapmış. Eleştirilme veya elleştirilmeme konusu ucu açık bir konudur. Hatalar irdeleme ve eleştirilerle ortaya çıkar, geri kalanların cebelleşerek de olsa doğruyu bulma konusuna vesile olur. Allah’ın düzeni/sınavı çetin. Bunu vurguluyor DiN!

  11. Deniz Baykal’ın komploya kurban gidip Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı’ndan indirilmesi aslında Türk siyaset hayatında bir felaket örneğiydi. Şimdi daha net görebiliyoruz ki eğer Deniz Baykal, CHP’nin başında olsaydı ipleri tamamen dışarıda olan Altılı Masa rezaletini yaşamıyor olurduk.
    Türkiye düşmanlarının hepsi bütün ümitlerini muhalefete bağlamamış olurdu. Belki de yaşadığımız doğal afetten kaos çıkarma çabalarını yaşamazdık.

      • Türkçemizde; “Son gülen iyi güler” diye hikmetli bir söz vardır. Bunun asıl mânâsı, kişiye son nefesinde perdeler kaldırılıp gideceği makam gösterildiğindeki tebessümden daha güzel bir tebessümün olmadığıdır. Kulun bu cihandaki en güzel, en mânâlı, en mesut tebessümü, o andakidir.
        Rabbimiz cümlemize nasip eylesin!..

    • türkiye düşmanları diyorum, neden muhalefetle uğraşsınlar?
      ekonomi enkaz halinde değil mi?
      daha ne isteyecekler?
      kurumlar enkaz halinde,
      ahlak anlayışı desen en büyük enkaz, depremde görüyoruz işte, daha ilk günü battaniye fiyatları yükseldi, marketler yağmalandı.
      tarım gerilemiş, hayvancılık gerilemiş,
      para değerini kaybetmiş, pul olmuş,
      enflasyon rekordan rekora koşuyor,
      millet süt bile alamaz hale gelmiş,
      halk kutuplaşmış, birbirinden nefret eder hale gelmiş,
      hazine boşalmış,
      yolsuzluk endekslerinde güney amerika seviyesi yakalanmış,
      gri listeye girilmiş,
      insanların mutsuzluğu artmış, yarına güvenleri azalmış,
      rüşvetçi zihniyet yüzünden güneydoğu enkaza dönmüş,

      şimdi bu tabloya bakınca türkiye düşmanları diyorum,
      neden muhalefetle uğraşsınlar ki?
      hangi ümitleri karşılanmamış?
      ne istediniz de vermedik dersiniz sizde?

    • Asıl konu siyasetçi değil sayın sever TR’de, siyasi yapı, partiler, parti ve partilerin zihin yapısı.
      >Kılıçtaroğlu veya İmamoğlu. Bak yok şimdi Baykal veya osu busu.
      Sadece parti ismi kalan!
      birde yanlış olup onun doğrusu!!!
      >Bir veya birden fazla parti icat edilsin ki, onlara emanet edilsin
      tüm devlet millet vatan deniz göl hava su.
      >sor bakiimm seçmene:
      “sana vermiş mi ki öyle bir görev?”
      >belkide diyor bazılarına:
      “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN
      İSTEMEM SENDEN!”.

      • Ekleyecek yeni bir lafım var mı? Var:
        – CHP, hafızasını kaybetti.
        Türkiye’nin asıl kaybı budur.

    • Deniz Baykal harika muhalefet yapıyordu hükümete göre, tam istedikleri gibi. Erdoğan’a başbakanlık hediye ediyordu örneğin. Ülkenin 20 yılını da böylece heba etmişti. Süper aslan muhalefet. Böylesini nerede bulacaksınız. Halbuki Kılıçdaroğlu öyle mi. Sürekli çomak sokuyor yolsuzların inine. İstemezler elbette. Ama demokrasi görev değişimi demek. Hep milletin sırtından semirmek değil. Depremle gelenler depremle paldır küldür gidecekler. Geliyor gelmekte olan.

Comments are closed.