Popülist liderler demokrasiyi çiğniyor, medya seyrediyor

15

Yazmadığım günleri boşa geçirmiş değilim; tam tersine, yazmadığım günler, güncele takılmam gerekmediği için, daha önce üzerinde pek az durduğum konularla ilgili düşünme imkanı verdi bana.

En fazla dert ettiğim konu da, “Her geçen gün güçleri daha da artan popülist yönetimler karşısında, onları dengeleyecek ve yanlış yapmalarını engelleyecek hiçbir güç kalmayacak mı?” sorusunun akla düşürdüğüydü. 

Günümüzde halk desteğini arkasına almış kişi ve kadrolar, popülist bilinen partilerin iktidarda bulunduğu ülkelerde kimseye söz hakkı tanımıyorlar. Her şeyi onlar herkesten daha iyi biliyor, ülkeler ve vatandaşları hakkında en yararlı olacak kararları kendileri tek başlarına veya elleriyle seçtikleri dar kadrolarıyla onlar alabiliyorlar.

Hariçten gazel dinlemeye tahammülleri olmuyor.

Çin’de durum epeydir böyle.

Demokrasisi yerleşik ülkelerdeki popülist liderler de, Çin’e bakarak, “Biz neden onlar gibi değiliz?” iç geçirmesi eşliğinde vidaları sıkıştırma çabasına giriyorlar.

Boris Johnson: “Dediğim dedik”

Son örnek İngiltere.

Reklam

İngiltere’de demokratik yollardan iktidara gelmiş Boris Johnson o tür liderlerden biri. O da, işine karışılmasını istemiyor. Sağdan soldan gelen tepkilerle karar değiştirmeye yanaşmıyor. “Dediğim dedik, çaldığım düdük” havasında.    

Geçenlerde özel danışmanı Dominic Cummings’in kendi koyduğu karantina kararını alenen çiğnediği, evinde oturması gerektiği halde eşi ve çocuğunu alarak yüzlerce kilometre ötedeki anne-babasının yanına otomobille gittiği anlaşıldığında ülke ayağa kalktı.

Gazeteler tek ses halinde “Cummings istifa” manşetleriyle çıktı.

Cummings hala Boris’in yanında. İstifa etmedi. 

Bir bakanının, imar ve iskan konularının kendisine emanet edildiği Robert Jenrick’in, Muhafazakar Parti’ye mali destekte bulunmuş bir müteahhitle al takke ver külah ilişkiler içerisinde bulunduğuna dair haberler çıkıyor.

Eskiden olsa hemen istifa etmesi beklenecek bakan oralı bile olmuyor; başbakan “Sen işine devam et, medyayı dinleme” havasında olduğu için…

İngiltere’de oluyor bunlar…

Demokrasiye beşiklik etmesiyle övünenlerin ülkesinde…

Reklam

Kelle alamayan medya üzerinde durulması gerekmeyecek ufak başarılarla yetinmek zorunda.

Medya bir yana, 22 yaşındaki topçu bir yana

Bizde Ertuğrul Özkök’ün son birkaç yıldır sürdürdüğü popüler yayın çizgisini yıllardan beri gazeteler ve TV ekranlarında temsil eden Piers Morgan adlı bir gazeteci var İngiltere’de. ITV kanalında hafta içi her sabah ünlülerle görüştüğü bir program yapıyor Piers; Telegraph gazetesinin Pazar günleri verdiği ’Event’ ekinde günlüğünü yayınlıyor.

Notları Hürriyet yazarının köşe yazılarını akla getiriyor.

Dün, “Bak, hükümeti dize getirdim” modundaydı Piers…

Korona günlerinde cephede en hayati görevleri sürdüren hemşirelerin mesai saatleri sonrası park yerinde duran araçlarına ceza kesilmekteymiş. Hemşirelerin kendisine gönderdiği ceza makbuzları üzerine konuyu bazı bakanların dikkatine sunmuş Piers. Bakanın biri, “Onlar için ne yapılması gerekiyorsa yapıyoruz, merak etme” demiş. 48 saat sonra hiçbir şey yapılmadığı haberini alınca, Piers Morgan, “Cezaların tamamını ben ödeyeceğim” çıkışını yapmış kameralar önünde.

“Bu akşam saat 9’da, hükümet, sağlık bakanlığı mensuplarının kriz boyunca hastane park yerlerinden bedava yararlandırılacağını açıkladı; sonunda dinledikleri için mutluyum” diye yazıyor

Mutlu.

Kural çiğneyen danışman onun gibi davranan başkalarına verilen cezalardan muaf tutuluyor… Ülkenin öndegelen müteahhidiyle uzak durması gereken türden bir ilişkisi ortaya çıkan bakan yerini korumaya devam ediyor… Medyanın etkili bir ismi hemşirelerin park cezası derdini halletmekle övünüyor…

Ağlanacak bir hal.

Manchester United takımında forma giyen 20’li yaşların başındaki bir genç topçu, masrafları kısmak için koronayı bahane edip fukara ailelerin çocuklarına verilmekte olan öğle yemeğini evlere servis etmeme kararı alan hükümeti bu yanlış kararından vazgeçirmeyi başardı ama…

Futbolcu Marcus Rashford’un samimi çabaları sonunda Boris’i inadından vazgeçirdi.

İngiltere’de durum bu. Boris Johnson kendisinden başka güç tanımıyor. Onun bu tavrı muhalefeti de etkilemeye başladı. İşçi Partisi’nin çiçeği burnunda lideri de, yakın mesai arkadaşı İsrail’i kınayan bir Twit’i beğendi diye, kadını derhal istifaya zorladı.

Muhafazakar Parti gitse, Boris Johnson başbakanlıktan uzaklaşsa bile, yerine gelecek İşçi Partisi ile lideri Keir Starmer de, belli ki, iktidarında onun gibi davranacak.

Yazmadığım günlerde üzerinde düşündüğüm konulardan biri de buydu.  

ΩΩΩΩ

15 YORUMLAR

  1. Popülist liderlerin artmasının iki nedeni olduğunu düşünüyorum.
    1) Sovyetler Birliği’nin dağılması ile gelişmiş kapitalist dünyada oluşan şımarıklık. Gelişmekte olan ülkeler de her zamanki gibi onları taklit ediyor.
    2) Gelişen teknoloji ile iletişim (internet ve sosyal medya) o kadar gelişti ki, politikacılar ve halk arasındaki ilişki sosyal medya kıvamına dönüştü.

    Sayın Koru’nun bu konudaki yazısını eksik buldum, önemli bir ayrıntıyı atlamış bence. Gelişmiş ülkelerde liderler çok önemli değil. Ne Boris Johnson İngiltere’nin ne de Trump ABD’nin kaderini belirleyemez. Onlarda oturmuş bir devlet düzeni var. Milli (ulusal) politikaları akıl ve bilgi ekseninde belirlenmiş, seçilen siyasiler bu politikaları kendi üslupları ve öncelikleri çerçevesinde uyguluyorlar. Yoksa devlet onlardan soruluyor falan değildir.

    Türkiye önünde sonunda M.K. Atatürk’ün çizgisine gelmek zorundadır. Zira henüz daha iyisini yazan (milli politika belirleyen) olmadı. Erdoğan’ı geç o zaten milli değil, dinci. Bahçeli ise milli politika izliyor ama onunki Atatürk’ün değil Enver Paşa’nın maceracı ve sağduyu yoksunu milliciliğine benziyor.

    • Artık gidip gelicee çizgileri türkiye kendisi belirliyor sayın fkt, öyle ver gitsin vatan toprağını yok artık, istersen al eline bir cetvel pergel, akdenizi parselleyelim gitsin, seversin sen hesap kitap yapmayı…

      • FKT’nin yorumundan vatan toprağını satmak gibi bir sonuç çıkarmak için gösterdiğin çaba komik olmuş. Sen ne dersen de, Suriye sorununu başımıza bela eden Erdoğan’dır, Bahçeli de onunla ittifak yapıyor. Öyle değil mi?

  2. Bazıları için Dünya bir laboratuvar.
    Daha doğrusu deneme tahtası.
    Deneyler “öteki” üzerinde yapıldığı için sonucun farklı çıkması önemli değil.
    Deneylerin sonucu şu: -ABD ve Avrupa ülkelerinde bile popülizme tepki yok.
    Popülizm hem araç, hem de amaç.
    Popülizm ile hem manevi hem de maddi değerlerimiz “çalınıyor”
    Popülizmi kısa vadede, tam bağımsız ve tarafsız yargı ve medya ile önleyebiliriz.
    Popülizmi uzun vadede son derece eğitimli ve bilinçli vatandaşlar ile önleyebiliriz.

    • “Popülizmi uzun vadede son derece eğitimli ve bilinçli vatandaşlar ile önleyebiliriz.”
      Sayın yk, dünyada bilinen tüm büyük sorunları zaten bu son derece iyi “eğitimli ve bilinçli vatandaşlar” yarattığına göre; aynı vatandaşlar yakındığınız bu durumları nasıl düzeltecekmiş ki?

  3. Ak partiye neden oy veriyorlar?

    Baraka bir eviniz var(Kira vermiyorsunuz)

    Küçük bahçesi var maydonaz , domates gibi ürünler alıyorsunuz.

    Belediyeden 4 ekmek yardım yapılıyor.

    sosyal yardımlaşma kurumundan 600 TL yardım yapılıyor.

    Demirelin Yeşil kartı ile 1 yıl sağlık yardımı alıyorsunuz.

    Kışlık kömürünüz veriliyor.

    Ufak kazanılan bir para ile yılsonunu çıkarıyorsunuz.

    yani herşey Duygusal…

    pandemide gördüğümüz CHP belediyelerin yardım yapması, AKP hükümetini bayağı bir kızdırdı.

    Hatta CHP belediyelerini parelel devlet kurma ile suçladılar.

    pandemide yüklü bir para basıldı.

    Bankamatik’den Maaş çekenler bu süreçte gıcır gıcır para çektiler.

    Pandemide, Devletin gelirleri azaldı.

    Pandemide, Her ay Dev bütçe açıkları veriyorlar.

    Pandemide, Turizm olmadığı için rekor cari açıklar verilecek.

    Pandemi, Dünyada çok hükümeti göndereceği görülüyor.

    Not:Pandemide, CHP belediyelerin Para basan merkezi hükümetten yardım almaması ve AKP ve MHP oyları ile borçlanamadığı halde süreci iyi yönettiler.

    • “Demirelin Yeşil kartı ile 1 yıl sağlık yardımı alıyorsunuz.”
      Metin bey bence elinizdeki verileri biraz güncelleyin, böyle yedi uyurların elindeki antika paralar gibi heralde aklınız hala abd nin vereceği yeşilkartta kalmış:)))

  4. “İngiltere’de durum bu. Boris Johnson kendisinden başka güç tanımıyor. Onun bu tavrı muhalefeti de etkilemeye başladı. İşçi Partisi’nin çiçeği burnunda lideri de, yakın mesai arkadaşı İsrail’i kınayan bir Twit’i beğendi diye, kadını derhal istifaya zorladı.

    Muhafazakar Parti gitse, Boris Johnson başbakanlıktan uzaklaşsa bile, yerine gelecek İşçi Partisi ile lideri Keir Starmer de, belli ki, iktidarında onun gibi davranacak.

    Yazmadığım günlerde üzerinde düşündüğüm konulardan biri de buydu.”

    diyor sayın yazarımız ama bana kalırsa üzerinde yeterince düşünülmemiş bir konu bu,
    çünkü hemen yazısının başında sorduğu soruya yine kendisi cevabını vermiş aslında:

    “En fazla dert ettiğim konu da, “Her geçen gün güçleri daha da artan popülist yönetimler karşısında, onları dengeleyecek ve yanlış yapmalarını engelleyecek hiçbir güç kalmayacak mı?” sorusunun akla düşürdüğüydü.”

    Sayın yazarın bu endişesinin yersiz olduğunu bize ingiliz işçi partisinin yukarıda bahsedilen “otoriteye saygılı” liderinin hızlı refleksi gösteriyor; öyle hariçten gazel atana falan gerek yok, güneydeki sevdiğimiz ülkenin otoritesine saygıda kusur etmemek için “otosansür” denilebilecek bir çevikliğe sahipmiş kendisi.

    Artık dengeli midir değil midir, bahsedilen popülist liderlerin yanlış yapmalarını engeller mi engellemez mi bilemiyorum ama gördüğünüz gibi piyasada yeterince güç var yani; sıkıntı yok:)

  5. Demokrasinin sonu mu geliyor?..

    Demokrasinin beşiği sayılabilecek ülkelerde bile popülist yöneticiler -hem de halk desteğini arkasına alarak- demokrasinin canına okuyor iseler demek bu böyle: Demokrasinin sonu geliyor! İyi de; demokratik yönetimlerin yerine hangi yönetim şekli/şekilleri ikame edilecek? Popülist yöneticiler bunun adını verebilirler mi?

    Popülist yönetimlerin/yöneticilerin yaygınlık kazandığı dünyada diğer demokrasi “erk”leri de (Yargı, Yasama) sizlere ömür. 4. kuvvet olarak “medya” da yeni düzenin bir aracı olarak devrede zaten.

    Medya gücü de bu yönetimlerin elinde ve iktidarın devlet imkanlarını karşına serptiği bir medya!.. Bu şekliyle medyadan iktidarı, popülist yönetimleri/liderleri “dengelemesini” beklemek beyhude değil mi?

    Yeni bir şekle evriliyor dünyamız. Ülke sınırlarının en azından iletişim, üretim, ticaret alanlarında ortadan kalktığı, bazı ülkelerin siyasi ve iktisadi birleşmelerine da tanıklık ettiğimiz günümüzde, küresel hastalıklar -Covid 19-, iklim değişimi, yeni küresel kültür oluşumu/olgusu gibi ülke yönetimlerinde de köklü -hem de demokrasiyi devre dışı bırakacak- değişimler yaşanıyor. Çin’den ABD’sine, Suud’dan AB üye ülkelerine, Türkiye’ye kadar bu böyle. Yani yeni popülist yöneticiler, oligarşik baskıcı yönetimler dünya yüzeyine yayılmakta; üstelik demokratik bir araç olarak seçimler ile halkın desteğini de arkasına alarak bu gerçekleşiyor. Demek büyük bir evrim, dönüşüm geçiren dünya ile birlikte hakları da bu değişim, dönüşümden geçiyor.

    Soru şu; Demokrasi kıyamete kadar devam edecek bir yönetim şekli olmadığına göre -sanki- sahneden yavaş yavaş çek(tir)ilmeye başlayan demokratik yönetimlerin yerini -küreselleşen dünyada- hangi yönetim sistemleri alacak? Bunun için dünya bir hazırlık süreci içinde midir acaba?

    Kaldı ki, dünyamızda, bazı ülkelerde demokrasi dışı yönetimler işler vaziyette.

    İkinci soru da şu olsun: Yeni dünyada demokratik sistemler güç kaybederken yerine ikame edilecek ileri demokrasiyi de aşkın yeni yönetim şekilleri vücut bulabilir mi veya müktesebattan eski yönetim sistemleri mi devreye girecek?

  6. “Dört yıldır durmadan yazıyorum; galiba biraz dinlensem iyi olacak” -7 Mart 2020- demiştiniz. Yeniden yazılarınızı, ilginç yorum ve çözüm önerilerinizi görmek güzel. Yüreğinize ve kaleminize sağlık.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız