Ülkenin iyiliğinden başka bir şey istemeyen düzgün evlatları da var Türkiye’nin…

35

Yıldırım Akbulut vefat etti.

Biliyorum, gençlerimiz -hiç değilse önemli bir bölümü- bu haberle ilk karşılaştıklarında “O da kim?” tepkisini vermişlerdir. O günleri hatırlayabilecek yaşta olan ve siyasete o zaman da yakın duranlar ise, gazetelerde arkasından yazılan övücü yazıları okuyunca dümura uğramışlarsa hiç şaşırmam.

Kendi hesabıma ben öyleyim.

Anavatan Partisi ve Turgut Özal isimlerinin siyasetin merkezinde yer aldığı 12 Eylül (1980) sonrası dönemde, en önemli görevlerde bulunan birkaç isimden biriydi Yıldırım Akbulut. İçişleri bakanlığı, TBMM başkanlığı ve başbakanlık görevlerinde bulunmuştu. 

Her görevinde, basına, partisine, hatta o görevlere gelmesini sağlayan lidere kendisini beğendirme gibi bir derdi olmamış, millet eksenli bir çizgiden ayrılmamaya gayret etmişti.

Bizim basın onun bu özelliğini erken keşfetmiş ve bu yüzden her zaman en iyi yaptığı davranış tarzını ona karşı sergilemişti: Karşı çıkarak, küçümseyip lakaplar takarak, alaya alarak ve sonunda yerinden ederek…

Hakkında fıkralar uydurarak manşetlerinden saldıranlar bugün arkasından “Çok büyük adamdı” diye yazıyorlar…

Körfez Savaşı başbakanı olarak Akbulut

Reklam

Türkiye’nin başından bela hiç eksik olmaz, ama en önemli dönemeç noktalarından biri olan ‘Birinci Körfez Savaşı’ (1990-1991) Yıldırım Akbulut’un başbakanlığı zamanında yaşanmıştı. Gözü Körfez’in zengin şeyhliklerinde olan Saddam Hüseyin, toprak ihtilafını bahane edebileceği Kuveyt’i Irak topraklarına katmayı kafaya koyduğunda, danışma ihtiyacı duyduğu ABD’nin Bağdat Büyükelçisi April Gillepie’nin takındığı “Sen bilirsin” tavrını niyetine destek olarak yorumlamış ve komşusunu işgale kalkışmıştı.

George Bush (Baba Bush) Amerikan ordusunu bölgeye getirmek için Irak’a saldırdı.

ABD bunu Türkiye ile birlikte gerçekleştirmek derdindeydi.

Turgut Özal da -o zaman Cumhurbaşkanı olmuştu- Türkiye’nin çıkarını ABD ile birlikte davranmakta görüyordu.

Bizim basın da neredeyse tek ses olarak “Irak’a girelim” marşları söylemekteydi.

Yıldırım Akbulut’un başbakan olarak o dönemde yaşadıklarının birinci elden tanığıyım.

Kendisiyle ABD ile birlikte savaşa girmeme konusunda aynı frekansta olan bakanlardan biri, basının saldırıları karşısında bayağı sarsıldığını gördüğü başbakana “Yalnız değiliz” mesajını doğrudan verebilmek için, bir akşam buluşmamızı sağlamıştı. 

Bir yandan Saddam’ın Kuveyt’i işgaline şiddetle karşı çıkarken bir yandan da onu bahane ederek bölgeye asker göndermeye kalkan Amerikan’ın niyetlerini daha büyük şiddetle sergilemeye çabalıyordum.

Reklam

O uzun görüşmemizde tek tek isim de vererek gazetelerde kendisini alaya alanlardan şikayet etmişti.

Manşetler o zaman da savaştan yanaydı ve basın birdenbire ‘Özalcı’ oluvermişti.

Direndi Yıldırım Bey ve Türkiye’nin ABD’nin ileri karakolu haline dönüşmesine izin vermedi.

Kısa süre sonra da koltuğunu kaybedeceği parti-içi isyanla karşılaştı.

18 büyük Türk büyüğü

Basını arkasına alan Mesut Yılmaz ne yapıp etmiş Özal Ailesi’ni içten fethetmiş ve Semra Özal’ın ANAP’ın İstanbul il başkanı olmasını sağlamıştı. Buna rağmen kongrede seçilmeye yetecek çoğunluğa ilk elde ulaşamadı; son anda Semra Hanım’ı adam adama markaja zorlayarak az bir oy farkıyla ANAP’a genel başkan olabildi.

Turgut Özal’ın Çankaya’dan indirilmesiyle sonuçlanması planlanan süreç, kendisinin de göz yummasıyla, aileden birilerinin Yıldırım Akbulut karşıtı cepheye destek çıkmasıyla o kongreden hemen sonra başlamıştı.

[O dönemde Turgut Bey’le ters düşmüştük. Gece-gündüz aramalarını kesmiş, karşılaştığımızda görmezden gelmeye başlamıştı. Mesut Yılmaz’ın adaylığı ve ailesi fertlerinin ona desteği günlerinde, esas hedefin kendisi olduğunu yazdığımda, beni aramış, ‘komplocu şeyler’ yazmakla suçlamıştı. Vefatından kısa süre önce düzenlenen ve kendisinin moderatörlüğünü yaptığı bir toplantıda yanına çağırmış, o dönemde yazdıklarımı hatırlatarak, “Sen haklıymışsın” demişti. Süleyman Demirel ile işbirliği halinde, Mesut Yılmaz, artık Turgut Özal’ı Çankaya’dan indirmenin taşlarını açıkça döşemekteydi.]

Yıldırım Akbulut’un başbakanlığa gelişi de Turgut Bey’in basını boşa çıkartmasıyla gerçekleşebilmişti.

Cumhurbaşkanlığına aday olduğunda yerine kimin geleceği ANAP içerisinde büyük bir yarışa yol açmıştı. Basın daha o zamandan Mesut Yılmaz veya onun çizgisinde (o zaman onlara ‘liberal’ deniliyordu) birinin Turgut Bey‘in halefi olabilmesini sağlamanın derdindeydi. 

Partinin ‘muhafazakar’ kanadından biri olmasın da kim olursa olsun diye düşündüklerini yayınlarıyla belli ediyorlardı.

Özal ortalığa bir sis bombası atıverdi.

Lider, onun belirleyip ilan ettiği ve parti çoğunluğu hangisinin arkasında yer alırsa içlerinden onu atayacağı 18 kişiden biri olacaktı.

Basın 18 kişilik Özal listesinde yer alanlara “18 büyük Türk büyüğü” ismini takmıştı.   

Gazeteler kendilerine uygun bir ismin Özal’dan sonra ANAP’ın başına geleceğinden, sisli ortamda yaptıkları yayınlarla bunun zeminini hazırladıkları güvencesiyle emindiler.

Meclis’in Turgut Özal’ı cumhurbaşkanı seçtiği gün (9 Kasım 1989), ANAP’ın öndegelenleriyle birlikte Çankaya Köşkü’ndeydim. Herkes yeni cumhurbaşkanını tebrik ediyordu. 

Doğal olarak merak edilen, “18 büyük Türk büyüğü” listesinde yer alanlardan hangisinin boşalan yeri doldurmaya Özal tarafından layık görüleceğiydi.

Etrafta en çok telaffuz edilen isim Cengiz Tuncer’di.

Cengiz Tuncer de oradaydı ve sessizce tebrikleri kabul ediyordu.

Bir ara Turgut Bey ortalıktan kayboluverdi. Yan salonda Cumhurbaşkanı olarak ilk kararnamesini imzalamakla meşgulmüş. Yeni başbakanı atayan kararnameyi…

İsim biraz sonra duyulunca salonda bomba düşmüş etkisi yaptı.

Özal 18 isim arasında yer almayan birini başbakan olarak atamıştı…

Yıldırım Akbulut’u…

Haftalar öncesi 18 isim ortaya atarak tarafları yarışa sokmuş, adeta birbirine düşürmüştü; aklında ise kendisine muti olacağını düşündüğü 19. bir isim vardı. Yarışa sokmayarak erken saldırıları engellemeyi umduğu Yıldırım Akbulut’u böylece koruma altına almış oldu.

Açın, o günlerdeki gazetelere bu gözle bakın bakalım, daha ilk günden Yıldırım Akbulut’u gözden düşürmek için hangi manşetleri atmış, hangi alaycı ifadeleri kullanmışlar…

Düzgün adamdı Yıldırım Akbulut. Hep milleti düşündü. Hangi görevi üstlenmişse orada yanlış yapmamaya, yanlış yapılıyorsa ona alet olmamaya özen gösterdi. 

Türkiye Yıldırım Akbulut’a çok şey borçludur.

Allah rahmet eylesin, Cennet’iyle mükafatlandırsın.

ΩΩΩΩ

35 YORUMLAR

  1. Bizim oralarda Cenaze Gömülmeden ailesine Taziye (Baş Sağlığı) verilmiyor.
    Caneze sahipleri caneze ile uğraşırken milleti nasıl kabul edecekler? Neyse bizim çok bilmişler Fehmi Koruya adet töre ve Din öğretiyorlar.
    Millet Camide cenaze namazı öncesi’mi taziye veriyor yoksa namazdan sonrami?

  2. Allah Rahmet eylesin. Yıldırım Akbulut, becerikli, çalışkan,ve dürüst bir insan olduğu için muhalefet ve basın Rahmetli için söylemedikleri ve yazmadıkları kalmamıştı. Muhalefet liderler onun için!
    Bilmem uzaktan kumand’a ile yönetiliyor vari aşağılayıcı laflar ederdiler. Hele basın? Basın o kadar çığrından çıkmışdiki acımasız’dılar yalan ve hakaretler kırıla gidiyordu, fakat Rahmetli onlara karşı sankı hiç o lafları işitmemiş yazılanları okumamış gibi zerre kadar kin dahi gütmezdı. Kibarliğindan hiç taviz vermiyordu

    Bir gün gazeteciler kendileri sordu, “Özalın gazeteciler ve kendisine hakaret edenler içın açılmış sayisiz davalar var. “Sizin hakkınızda basın yazmadığını bırakmadı siz onlara neden dava açmiyorsunuz? Aksine kibarda davraniyorsunz?” Diye sorduklarında. Akbulut, “yoruluncaya kadar yazarlar, ve yazdıklarına pişman olduklarında,kendliklerinden dururlar.” Diye cevap vermiştı. Nitekim bir müdet sonra hız kesmiştiler.

    Rahmetli Özal kendisinin karşısında el pençe duranları değıl kendisinden daha becerikliler ile çalışmayı sevmesinden dolayı, başta ailesi olmak üzere muhalefet partiler ve liderleride her icratına çivi çakardılar. Hadı muhalefet parti başkanları onun rakibi idiler.
    Ya! Ailesi nasıl M Yılmaz gibi yarım saate bir kelime konuşamayan birisini Özala rağmen partinin başına getirip Türkiyenin başına bakan yaptırdılar.

    Özal zamanında Türkiyede 67 il vardi. ANAP’ın 67 il başkanları arasından tanımadığı bilmedığı Rahmetli Akbulutu, nasıl olduda Başbakan ve Meclis başkanı yaptı.

    Õzal Doğu illerinde yalnış hatırlamiyorsam, seçim çalışmaları yapiyormuş ve proğramında’da Erzincan yokmuş. Erzincandan geçerken Akbulut arabasını önüne geçiyor ve “burada halkın sorunlarını dinlemeden geçemesiniz,” diyerek durduruyor ve Özalın proğamına Erzincan’ ide ekletiyor.
    İkisinede Alkah rahmrt eylesin.
    Ben Mesut Yılmaz parti başkani olduktan sonra o partiye oy vermedım.

  3. Rahmetli’yi nasıl bilirdik? Trolleri olmadı Rahmetlinin, aile üyeleri de bir yüzükle başlayıp gemiciklere vs. ulaşmadılar. Ofer Kardeşler’le, beşli müteahhitlerle de işleri olmadı. O zamanki malum basın (Sabah, Hürriyet, şimdi övgüler düzen bir kısım İslamcı mevkuteler vs., neredeyse bütün basın diyeceğim de şimdi yasaklanan biri hariç) Rahmetli’yi sevmedi, hep aşağıladılar ve hor gördüler. Her şeyden aleyhinde bir hikaye uydurmuşlardı. Ülke ekonomisi olabilecek en iyi dönemini yaşamıştı ama ne yaparsın ki halkımız mutlu olmadı. O zaman derin çevrelerle daha iyi ilişkileri olan partiler ve kişiler öne çıktılar. Şimdi bakmayın bu Ayvatoğullarının timsah göz yaşlarına, burada güya Y. Akbulut’a gözyaşı döktüklerine. Yıldırım Akbulut’un kurup geliştirdiği Turgtu Özal Üniversitesi’ni de bir kararname ile kapatanlar şimdi cenazesinde tam saf olmuşlar. Ne yaparsın dünya böyle, bu timsah gözyaşlarına inanırsanız size kolay gelsin.

  4. Özal’ın ölümünden sonra Çetin Altan şöyle yazmıştı: “Turgut Bey’i hoş bir hayranlık, hayran bir hoşlukla hatırlayacaksınız…”
    Aynen üstâdın dediği gibi oldu; birkaç budala dışında medya leşkerlerinin hemen hepsi nedamet getirdiler…
    Özal düşünce ve ifade özgürlüğünü vurgulardı sürekli. Basın, Özal’ı kıyasıya eleştirirdi. Özal kimseye kızmaz, kimseye bağırıp çağırmaz, kimseyi mahkemeye vermezdi. Gazeteleri kapatmaya, basını susturmaya kalkmazdı… Çetin Altan’la samimiyeti bazılarını çok kızdırırdı. (Özal büyük adamdı. Çetin Altan da 20. yüzyılın en büyük yazarlarından biriydi.)
    Bu girişi şunun için yaptım. Ortalık it, kopuk ve trol kaynıyor. Sürekli Erdoğan’dan “milletin adamı” diye söz ediyorlar. Bu ifade gerçeği yansıtmıyor. Erdoğan milleti birleştiren bir adam değildir. Milleti bölen bir adamdır. Demeçleri ve icraatları hep bu yöndedir. “Bunlaaaaarrr” diye başlayan kara çalmaları ile milleti bölme konusunda 18 senede epey mesafe katetti.
    Bu bağlamda Özal ile Erdoğan’ı karıştırmamak gerekir. Özal’ı ve dönemini herkes özlüyor. Erdoğan’ı ise fikir namusu olmayan yandaş ve troller dışında kimse özlemeyecek.
    Özal’ın büyüklüğüne dair bir örnek daha vermek isterim. Kenan Evren giderayak bir münasebetsizlik yapmış ve başörtüsü konusunda yanlış bir tutum takınmıştı. Başörtüsü konusu gündem olmuştu. Özal şöyle dedi: “Ne annemin başını açabilirim ne karımın başını örtebilirim.”
    Büyük ve kıymetli bir söz. Özal 89’da bu noktada idi. Bazılarının bu noktaya / yere gelmesi epey uzun sürdü. 2010’lu yılları buldu.
    Özal’ın Çetin Altan’la olan dostluğundan söz ettik. Bugün bir Orhan Pamuk var Türkiye’de… Siyasetçilerin Orhan Pamuk’la nasıl bir münasebeti var? Devlet Bahçeli mesela… Pamuk’a “yazar bozuntusu” diyor… İşte seviye… İşte yerli ve milli ruh! Milletin Adamı Erdoğan da aynı kanaatteyse bunu dile getirmekten kaçınmamalı. “Her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir” deyip topu taca atmamalı.
    Gelelim internet denen güzellikler alemine… Ne kadar kifayetsiz muhteris varsa büyük yazarımıza çemkiriyor sosyal mecralardan…
    Eli kalem tutan, makbul, yerli ve milli bir tip şöyle bir tweet atmış: “Orhan Pamuk’u çok başarılı buluyorum. Türkçeyi ana dili gibi konuşuyor.”
    Ne espiri ama… Bu adamın bir tık altındakiler trollük yapıyorlar. Trollerden bir tık yukarda olan bu adamı da televizyondan gözümüze sokuyorlar. NTV’de Gece Gündüz programında konuşturdular adamı…
    Bir de ODA TV var… Orada da başka çeşit ruh hastaları var… Edebiyatın ahmaklaştırdığını söyleyen tipler…
    Bütün bunlar bana Gençliğe Hitabe’den esinle şunları söyletiyor: “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün gazeteleri zaptedilmiş, bütün televizyonlarına girilmiş, bütün namuslu kalem erbâbı dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.”
    Yakın bir gelecekte iktidardan gidecekler ve Türkiye süratle normalleşecek…

  5. Hasan bey “Bunlar ne ki, dünyalık makamlar; bir milletinin gönlünde yer edinmek var -ki, bu da zamanla silinip giden faniliklerden- bir de Rabb’i makamında ismi yazılı olanlardan olmak var…Böyle Türk büyüklerinin fazlaca olduğuna inananlardanım.” buyurmuş; elhak öyledir!
    Nihayet; insan ölür eseri kalır/eşek ölür semeri kalır!
    O fazlaca olduğuna inandığınız türk büyükleri arasında; her gün bir başka mega projenin açılışını yapan, durmak yok yola devam diyerek koşan terleyen, yaptırtmayacaaz ettirtmeyeceez diye yırtınan takozlara/muhalefete rağmen kanalistanbulu da açacaaz diye gecesini gündüzüne katarak çalışan devletbaşkanımız da var mı acaba?
    Efendim?
    19 yıl çok mu fazla?
    O bayıldığınız japonyayı 2.savaştan sonra ayağa kaldıran parti kaç yıldır iktidarda haberiniz var mı?
    Ney?
    Akbulutun görev süresi 17 aymış, eski türkiyedeki hükümetlerin ortalmasına bakarsanız rekor sayılır:)))

    • LDP’nin 2.dünya savaşından sonra iktidar olan partiyle bir ilgisi yok. bu yeni bir parti ve şimdiki başbakan da 2020’de iş başına geldi.

      ama senin için önemli değil nasıl olsa yazdıklarını onaylayan bir inşaat kalfası var.

        • zaten 1923’ten beri de Türkiyeyi CHP yönetiyor ak partililere göre. CHP lilere göre de 1950’den beri Demokrat Parti yönetiyor. zaten 128 milyar doları kimin 6 liradan sattığı da kimlerin 6 liradan alıp 8 liraya piyasaya dağıttığı da sırf bu yüzden bulunamıyor bir türlü. arada 38 milyar dolar karı kimler cebine attı kayıtlarda olduğu söyleniyor da kayıtları okumaya kimse yanaşmıyor. (rakamlar Çiller hükümetine ekonomi danışmanlığı da yapmış olan akonomi yazarı sn.Memduh Bayraktaroğlu’n ifadesi)

  6. https://www.ahmetdonmez.net/zeytinyagi-su-mahrem-hizmet/

    Bu yazı dizisinin bundan sonraki bölümlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için böyle bir yazıyı elzem gördüm.
    Çünkü okuyucunun çoğu, bilmediği bambaşka bir dünyaya adım atacak.
    Buna Cemaat’in kendi tabanı da dahil. 
    Hatta tahminimce onların şaşkınlığı, diğer okuyuculardan fazla olacaktır. Çünkü bugüne kadar bildikleri, kendilerini vakfettikleri, uğruna bedel ödedikleri “Hizmet”ten çok başka, bambaşka bir “Hizmet”le karşılaşacaklar.

    Evet, belki herkes Cemaat içerisinde bir de Mahrem Hizmetler ya da Hususî Hizmetler adı verilen ‘gri’ bir alanın olduğunu duymuştur. Biliyordur. Ancak erbabı ve ilgilisi dışında kimse bu mahrem duvarlar arkasında neler yapıldığını bilmez. 
    Fakat burası bilinmeden ne bu yazı dizisinde anlatacaklarım tam olarak anlaşılabilecek ne de yıllardır olup bitenler…
    Bugün Cemaat içerisinde yaşanan kafa karışıklıklarının en büyük nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum. 
    Çünkü aslında eleştiri konusu yapılan, üzerinde konuşulan, hatta yıllardır suçlamalara neden olan meselelerin tamamı, işte bu loş bölgede yaşananlardan kaynaklı. Daima “gün ışığında” kalan ve tek işi Allah rızası için insanlık hayrına koşturmak olanlar, Cemaat’in tamamını kendileri gibi bildiklerinden ötürü, söylenenlere asla ve asla inanmamakta, hepsini birer algı operasyonu gibi kabul etmektedir.

  7. Gerek yazıda ve gerekse yorumlarda , Hakkın rahmetine kavuşmuş bir fani için klasik sayılabilecek bir çerçevenin dışına çıkılmamış olduğunu görüyorum ; bu nedenle ben konuya biraz farklı açıdan bakmak istiyorum .
    Evet , Y.Akbulut ; son derece dürüst , hiç bir art niyet taşımayan , samimi , inançlı ve her yönden iyi bir insandı . İşte bizim siyasi hayatımızda böyle insanların pek yeri olmadığının , fazla barınamadığının ve nasıl siyasi entrikalara alet edildiğinin en büyük örneklerinden birisi Y.Akbuluttur ! Nitekim bu tutum ve davranışları ; onun siyasi hayatının , pek hoş olmayan bir şekilde sonunu getirmesine sebep olmuştur. Gayet tabii ki bu konuda T.Özal’ın da çok büyük rol oynadığını özellikle belirtmek gerekir ! Hemen hemen yaptığı her göreve gelişinde yardım ve desteğini esirgemeyen T.Özal bir yandan da rahmetliyi hep bir vesayetçi gibi görmüş ve öyle kullanmak istemiştir .Rahmetli de belki vefakarlığından yani nankörlük etmemek amacıyla veya iyi niyetinden hatta T.Özal’ın siyasi gücü ve kuvvetiyle baş edemeyeceğini düşündüğünden veya siyasi mücadeleye girmek istemeyişinden vs. kenara çekilmeyi , sessiz kalmayı , olan biteni kabullenmeyi tercih etmiştir.
    Allahü Teala rahmet ve merhametini esirgemesin , mekanı cennet olsun .
    Herkese selamlar saygılar

    • Ali namlı bey “klasik sayılabilecek bir çerçevenin dışına çıkmışken” bize eski türkiyenin istikrarsız hükümetleri ile son yılların akp iktidarı arasında yönetim kalitesi ve verimlilik açısından bi kıyaslama yapamaz mıydınız?
      En azından kabataslak bi karşılaştırma yaparak yeni türkiyenin artıları nelerdir, eski türkiyenin eksileri nelerdi gibisinden yani…

  8. Merhum Özal’dan sonra, merhum Akbulut hatırladığım kadarıyla 17 ay başbakanlık yaptı.
    Kamu hizmetlerinin görülmesinde ve devlet idaresinde çok başarılı bir dönem kabul edilir.
    Akbulut döneminin en karakteristik özelliği,devletin işleyişine, özellikle bürokrasiye siyasi müdahalenin minimum olmasıdır.Bürokratın siyasiye “gölge etme başka ihsan istemem” diyebildiği bir dönemdir.
    Buradan da şunu çıkartıyoruz. Ehil bürokrat bulur siyasi müdahalede bulunmadan yasaları uygulamasını istersen işler yolunda gidermiş.
    Hem bürokratın ehliyetsiz, bir de siyasi olarak kısa devre yaparsan işler raydan ve şirazeden çıkıyormuş.
    Zaten ehil bürokrata yasa dışına çıkacak derecede siyasi müdahalede bulunamazsın. Konusu suç oluşturan işlem yaptıramazsın.
    Bu nedenle ehliyetsiz ve tepe tepe kullanabilmek için de defolu bürokrat bulunuyor.Bu bürokratlar da bu makamları normal bir zamanda rüyalarında göremeyecekleri için ne denirse harfiyen yerine getiriyor. Yandaşlıkta zirve yapanlar birşey bile söylemeden durumdan vazife çıkararak yapıyorlar.

    • Sayın yk bu bürokrat dediğin canlı türü bulunmaz hint kumaşı mıdır nedir? Memur dediğin maaşlı bir emir kulu değil midir? Yönetici otoritenin emirlerini yerine getirmek ve aldığı maaşı haketmek suç mudur? Ya da böyle olduğu için çemiş memura tapınmalı mıyız? Birçoğunun yerine birer kangal köpeği bağlasak bile daha iyi görev yapar! Sen de seçilmiş hükümeti bıraktın atadığı memura mı taktın?

  9. Bir zamanlar parti içi adaylar olurmuş, demokrasi varmış. Nereden nereye. Şimdi parti liderleri birer sultan. Ölene kadar inmiyorlar partinin sırtından. Ölme eşeğim ölme. Böyle demokrasinin de … diye ağzımı açacaktım. Ama bayramı bekleyeyim artık.

    • Ender bey mevcut iktidarı beğenmiyorsanız millet ittifakının güzide partilerinden birine girip oralarda yapılan çok adaylı demokratik, serbest mi serbest seçimlere katılarak hem bizlere örnek olabilirsiniz hem de demokrasimize çok değerli bir katkıda bulunmuş olursunuz; ya da çok biliyorsanız kendiniz gibilerle bir parti kurun, biz de alkışlayalım(ya da eğlenelim:)

  10. Kayyum başbakan olarak görev yaptığı dönemde rahmetliyi ingilizce bilmiyor diye sarakaya alan mütareke basını bugün de aynı tantanayı sürdürmektedir…
    Anadili gibi ingilizce ve almanca konuşan başbakanlar da gördük, kimi prof kimi şair; hepsi de ekonominin içine edip gitmişlerdi!

  11. Uzun uzun yazmaya gerek yok . sayın H Gayret in yorumuna aynen imzamı atıyorum .. selamlar .. bu arada merhuma ALLAH cc rahmet eylesin ..mekanı cennet olsun inşaallah

  12. !!!!Ülkenin iyiliğinden başka bir şey istemeyen düzgün evlatları da var Türkiye’nin…!!!

    Dün yazmıştım 128 milyar hortumunun ne kadar yalan olduğunu ve İlhan kesiciyi örnek vererek Bugun Ahmet hakan köşesine taşımış. BAKIN :
    !!!!!“128 milyar dolar nerede” diye…
    128 milyar doların hortumlandığı algısı yaratılıyordu.
    Ve bu algı, zihinlere kazınıyordu.
    İşgüzar kamu görevlileri, asılan pankartları polis ve zabıta marifetiyle anında engelleyerek…
    Ne yaptınız İlhan Bey
    Bu algının daha da pekişmesine olağanüstü katkı sunuyorlardı.
    Derken… Birden…
    CHP’li İlhan Kesici, üstelik CHP’ye yakın bir TV kanalında…
    Bütün sihri bozan bir çıkış yapıverdi.
    “128 milyar dolar kaybolmaz” dedi. “Okumayı bilenler girerler Merkez Bankası bilançosuna, ne olup bittiğini görürler” dedi. “Her şey kayıt altındadır. Devletin kayıtlarındadır” dedi.!!!!!
    ALGIYLA İKTİDAR OLUNMAZ ÇIKIN ADAM GİBİ DAHA İYİSİNİ YAPACAĞINIZI ANLATIN . PROJE SUNUN , ÇÖZÜM ÖNERİN .YOKSA SİTTIN SENE BU MİLLET SİZİ SEÇMEYECEK.
    BU ÜLKENİN BİNASINA BİR TAŞ EKLEYİN . ARADAKİ TAŞLARI ÇEKMEYİN

    • İş yapacak insan çok. İktidara 20 yıldır çöreklenen ve beşi bir yerde müteahhitleri ile yandaşlarını yıllardır semirten bu beceriksiz iktidar kenara çekilsin de iş nasıl yapılıyormuş görülsün. Sadece bir rakama bakmak yeterli, kişi başına geliri 12 bin dolardan 8 bin dolara düşürerek halkı fakirleştirdikleri yetmiyormuş gibi, yüksek enflasyonla, torununun torununa kadar yap-işlet dolandırıcılığı ile borçlandıran bir iktidardan bahsediyoruz. Ne başarısı, kime başarı? Yandaşlara evet. Halka ise patates layık görülüyor. Düşün milletin yakasından artık. Kene gibi sömürmekten başka bir faydanız yok.

    • O 128 milyarın hesabı sorulacak. O damat bulunacak ve tek tek hesabı sorulacak bu işlerin. Öyle affımı istedim, affettim gitti yok. Seni bu halk affetmez koçum. Nereye girdiysen bulunacaksın ve hesabın kesilecek. Er veya geç. #DamatNerede #128MilyarDolarNerede

  13. İlk yazacağım şey -hiç değilse Türk Basınının ekserisi için- cümlemin içerisinde “Satılık Basın” olsundu, ama önce merhum Yıldırım Akbulut’a bir rahmet okumak olsun kabilinden; o gün dahi ismi “18 büyük Türk büyüğü” listesinde olmayan, klasik manada da “Büyük Türk Büyükleri” arasında ismi olmayacak olan Akbulut’a Allah’tan rahmet dilemek olsun. Bunlar ne ki, dünyalık makamlar; bir milletinin gönlünde yer edinmek var -ki, bu da zamanla silinip giden faniliklerden- bir de Rabb’i makamında ismi yazılı olanlardan olmak var…Böyle Türk büyüklerinin fazlaca olduğuna inananlardanım. Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.

    Yazı, bir çok başlığı hak edecek kadar çeşitli konulara teşne; komşularımızla olan ilişkilerimizin seyri mi dersin, Türk Basınının hal-i pür melali mi dersin, ABD’nin Türkiye ile olan ilişkileri mi dersin, politik ailelerin aile içi ilişkilerinin siyasallaşması mı dersin, Türk dış politikasının devinimi mi; (ekserisi) Satılık basın kadar ücretli politikacıların varlığı mı dersin, ne dersen de artık… her biri ayrı bir fasıl açılacak kadar yazıyı/yorumu hak ediyor, lakin buna burada ne sayfalar yeter ne de biz buna mukabiliz.

    Benim anlamadığım, o günlerde merhum Özal’ın komşularının rağmına, Ortadoğu politikalarıyla ilgili ABD’nin yanında yer almasıyla benzer olarak, bugün bile Suriye iç savaşının başladığının arifesinde, Türk dış politikasının ABD’nin Ortadoğu projeleri doğrultusunda geliştiği ve uygulandığıyla ilgili benzerlik oldu. Hala aynı noktadayım: Türk dış politikasının Ortadoğu ve özellikle vakti zamanında Irak ve iç savaş başladıktan bu tarafa da Suriye politikalarının halen ABD’nin Ortadoğu projelerine yarar nitelikli olduğunu yorumluyorum.

    Merhum Özal’ın en benimsemediğim politik söyleminden ilki “benim memurum işini bilir”, diğeriyse -kapalı kapılar ardında söylemiş olsa bile- “Türkiye’nin çıkarını ABD ile birlikte davranmakta görüyorum” idi. O günde, bu günde hep savunageldiğim şey, Türk dış politikasında komşularıyla iyi geçim ve tarafsız tutum olmakla beraber bir ağabey niteliğinde onlara yol gösterici olmak gibi bir uygulama olsundu. Bu öteden beri var olsaydı, şimdi ülkemizin hali her hâlükârda hem iç, hem de dış ilişkilerde bayağı parlak olurdu diye inanırım.

    Özal yönetiminden bu tarafa yarım asra yakın bir zaman dilimi geride kaldı. Y, Z kuşakları tabi ki o günleri yaşamadılar ve o günkü büyük Türk siyasetçilerini tanımazlar, bilmezler. Hele, yetki bakımından siyaset dışı gibi görülüp aslında siyasete büyük etkisi olan aile bireyleri ve akrabalar var ki, bunlar, adı büyük Türk büyükleri listesine giremeyenlerden olsalar bile Türk Siyasi hayatında dönemleri itibariyle hiç eksik olmamışlardır. Mesela Semra Özal.. Turgut Bey’e karşı Mesut Yılmaz’ın safında yer tutabilmiş ve eşini bayağı zora sokabilmişti.

    Netice itibariyle sağcı olsun, solcu olsun veya başka bir meşrepten olsun, büyük Türk idarecilerinin ülkesine, vatanına, milletine ihanet içinde olabileceğine inanmam, bunu varsaymam. Lakin siyasetin, politikanın, iktidar olmanın vermiş olduğu gücün, uygulayıcılarına çok dostane yollar açtığına, onu sürekli zirvede tutacağına inanmalarına ve bir “Herkül” gibi ya da bir “Firavun” gibi uygulamalar içine girebileceğine ihtimal verebilirim.

    İşte büyük zarar ve kayıpları, idarecilerin girmiş olduğu bu halet-i ruhiye içerisinde yaşıyoruz.
    Onları dengede tutacak, ne kendilerini kaybedecek ve ne de idare ettiklerine kaybettirmeyeceği mekanizmaları işler tutmak gerekir. Mesela, -uhrevi ya da dünyevi- “hesap verilebilirlik” mekanizması.. hem idarecide hem de idare edilenlerde sürekli güncel kalmalı.

  14. “Siyasete güç ve kuvvet kazanmak için atılan, Şeytan ile mukaveleyi imzalamıştır” der büyük düşünür Max Weber. Ayrıca siyasetin bozucu etkisi de çok fazladır. Zamanla içten çürütür. Tüm bunları göz önünde bulundurarak ben de Yıldırım Akbulut’un temiz ve saf kalmış nadir siyasetçilerden olduğunu düşünüyorum. Allah rahmet eylesin.

  15. “Bizim basın onun bu özelliğini erken keşfetmiş ve bu yüzden her zaman en iyi yaptığı davranış tarzını ona karşı sergilemişti: Karşı çıkarak, küçümseyip lakaplar takarak, alaya alarak ve sonunda yerinden ederek…

    Hakkında fıkralar uydurarak manşetlerinden saldıranlar bugün arkasından “Çok büyük adamdı” diye yazıyorlar…”

    Bu satırlar niyeyse bana vaktiyle a.gül cb adayı olmasın diye kıyametleri koparan basının daha sonra da muhalefetin çatı adayı olabilsin diye onu yere göğe sığdırayışını hatırlattı:)
    Mütareke basınıdır…

    Aynı basın bir gün b.albayrakı da muhalefetin ortak adayı gösterirse yemin ederim hiç şaşırmam(matrakçıbaşı al sana gülmece!)

    Eski türkiyede medya hükümet kurup yıkmak konusunda ustaydı; artık o devir kapandı!
    O devrin kayıp giden yıldızları da yeni türkiyenin kıymetini daha iyi anlamamıza vesile oluyordur inşallah…

    Bugün türkiyede milletin adamı iktidardadır ve milletin düşmanlarını hizaya sokmasını bilmiştir(başta da evinde pijamayla başbakan ağırlayan medya patronlarını) ve ipin ucu artık milli iradenin elindedir.
    İtirazı olan?

    Allah bugünümüzü sağlayan devlet büyüklerimizi; son başbuğ bahçeli ve milletin hizmetkarı devletbaşkanımızı başımızdan eksik etmesin!
    Eski türkiyenin hastalıklı yönetim sistemine geri dönmekten başka hiçbir vaadi bulunmayan muhalefet cephesinin şerrinden de cemicümlemizi muhafaza buyursun!!!

  16. Allah rahmet etsin dürüst bir başbakanlık devri ve karmaşık işleri olmayan bir aile hayatı vardı. Yakın zamanda millete yaşattığı felaket ve helaketlerin misli ile fazlasını özel hayatında yaşayıp giden ‘men dakka dukka’ rizeli halefine göre sakin ve selamet bir ahir ömür nasip oldu. Toprağın altı umalım ki üstündeki nümayiş ve tantanadan daha sehil ve ahsen olsun. “Herkes ölümü tadacaktır; yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak ancak kıyamet gününde verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır da cennete konursa artık kurtulmuştur. Dünya hayatı zaten aldatıcı şeylerden ibarettir.” Ali imran-185. Teemmel

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız