Yeni bir dünyayı zorluyor korona virüsü; bunu bir günüm üzerinde düşünürken anladım…

14

“Yüksek risk grubundan olduğu günde en az beş vakit tekrarlanan 65 yaş üzeri biri ne yapar?” merakında olanınız vardır herhalde. 

Merakınızı kendi adıma cevaplayayım: Evde oturuyoruz, mümkün olduğunca dışarıya adım atmıyoruz. Farklı bir kentte yaşayan çocuklarımız bizim sağlığımız konusunda bizden daha hassas; özlem dayanılmaz hale gelene kadar bizlerden uzak duruyor, geleceklerse günler öncesinden kendilerine PCR testi uygulatıyorlar…

Günümü birkaç bölüme ayırdım. Çok erken saatte kalkıp yazım için bazı günlük gazetelere internetten göz atıyor, önemli bulduğum yazıları okuyorum. Sonra bu yazı. Dünyanın dört bir tarafında çıkan gazeteleri ‘pressreader’ programı üzerinden tabletimden okuyorum. İki saat kadar süren bir uğraş bu. Yine tablete indirdiğim kitaplar için ayırdığım en az üç saatim var. Akşamları da abone olduğum üç değişik platformdan güncel diziler ile kaçırmamaya çalıştığım filmleri izliyorum. Hafta sonları dizi ve filmlerin yerini yabancı lig maçları alıyor…

Çok erken kalktığım için gece uykum 4-5 saati geçmiyor; alacağım olan saatleri gün içinde uyuyarak tahsil ediyorum.

Uyku sırasında arayan olur ve sonradan geri aramam gerekirse her yeni kişiye tekrarladığım bir özür cümlem var: “Birisi, ‘Yaşlılar geceleri neden uyuyamaz?’ diye sorup sorusunu kendisi cevaplamış: ‘Gündüz uyurlar da ondan.’ Ben de işte o gruptanım.”  

Evden dışarıya çıkmamız için gerçekten çok önemli bir işimiz olması gerekiyor. Mutlaka yüz yüze görüşülmesi gereken bir iş veya görüşme. Onlarda da yetkililerin uyarılarını harfiyen yerine getiriyoruz: Maske, mesafe ve temizlik… 

Rutin bir hayat, oh ne rahat.

Kendimi bazen ‘McDonalds ineği’ gibi hissetmiyor değilim. Doğumunu takiben yağlansın diye dar bir cenderenin içine sokulan buzağı hiç kımıldamadan günlerini geçirir McDonalds çiftliklerinde; kıvamına gelince de hamburger köftesi olmak üzere kesilir. O hesap.  

Reklam

İhtiyaçlar?

Kendimizi dışarıya atınca

Hemen bütün marketlerin evlere servisi bulunduğu için ihtiyaçların karşılanmasında hiçbir güçlük yok. Ne istersek aynı gün içerisinde kapımıza kadar ulaştırılıyor. Şımarıklık yapıp ekmeği bazen Bilecik’in bir köyünde internet müşterileri için üreten ‘Gülsen Teyze’den, bazen İstanbul’un kenar mahallelerindeki fırınlara sipariş vererek kargo ile getirtiyoruz. İştigal alanları korona yüzünden boşa çıkmış bazı tanıdıkların bizi “Sucuk-pastırma ihtiyacınız olabilir mi?” tarzı sorularla aradıkları oluyor; onlara da “Hayır” diyemiyoruz.

Haftada bir gün de kendimize siparişle pide veya döner ziyafeti çekiyoruz. İlk amaç ağız tadımızı çeşitlendirmek olsa da, yemek sektöründen esnafın ayakta kalması gibi bir yan dürtüyü de önemsiyoruz.

Kendimiz de yemek konusunda daha önce hiç düşünmediğimiz denemelere açık hale geldik; ama iştahınızı kabartmamak için o konuya şimdilik hiç girmeyeyim. 

En koyu tedbirlerin uygulanmaya başladığından bu yana hiç yapmadığımız bir şeyi dün gerçekleştirdik ve 10.00 ile 13.00 arası olarak belirlenmiş izin vaktimizde bir alışveriş merkezine (AVM) yolumuzu düşürdük.

Büyükten ötede dev bir AVM. İçinde her markanın kocaman mağazaları. Devasa bir marketi de var. 

Her şeyi var, ama müşteri pek yok.

Reklam

Önceleri neredeyse müşteri sayısınca tezgahtarı bulunan koca mağazalar artık bir veya iki satıcı ve bir kasiyerle döndürülüyor. Yerli alıcı bayağı azalmış, ticari hayatı ayakta tutan yabancılar da şu sırada kendi ülkelerinde ev hapsindeler.

Mağazalarda büyük indirimler var ve TL cinsinden fiyatları doların şimdiki değerine çevirdiğimizde ülkemizde her şeyin çok ucuz olduğu sonucuna varmamak elde değil. TL olarak ise, özellikle emekliler ve dar gelirliler için, fiyatlar el yakıyor.

Tevekkeli, az olan müşteri grubu, mağazaları biraz da bizim türden bir merakla geziyor.

Neredeyse bir yıla yaklaşan ev hapsi sebebiyle gezerek beğenme ve beğendiğini alma iştahımızın da köreldiğini fark ettim. Beğendiğim neye el atsam, “Alırsam ben bunu ne zaman, nerede giyeceğim?” sorusu beynimi zorlayıp durdu.

Düşün düşün, zordur işin

Korona günlerinin kalıcı etkileri kendini en çok doğal saydığımız alışkanlıklarda gösterecek. Şimdi normalden çok daha az tüketiyoruz ve sonrasında da bu yeni durumun etkisi altında kalacağız. Mağazalar ve marketlere gidip alış-veriş yapmak yerine, internet üzerinden sipariş vermeyi yeğleyeceğiz. 

Peki de, AVM’ler eski cazibesini kaybetmeyecek mi? Sadece İstanbul’da milyonluk yatırımlar eseri 100’den fazla AVM var; bunların akıbeti ne olacak? 

Belki yine mağazalara gideceğiz, ama bu defa bir şeyler satın almak için değil, internette beğendiğimiz bir malı gözümüzle de görüp elimizle tartmak için yapacağız bunu.

Yıllar önce çoğunu ilk kendisinin düşündüğü her türlü yeniliği bir kere denemeye açık bir dostum, ‘sanal AVM’ projesi gerçekleştirdiğini anlatmış ve yaptığını göstermişti de… İlgi görmedi, yürütemedi projesini. Onun 15 yıl önce akamete uğramış projesi bugün TV ekranlarında “Ben de mağazamı internette kurdum” diyen küçük satıcıların arz-ı endam ettiği reklamlarda karşıma çıkıyor.

Projenin parlak olması yeterli değil, zamanlaması her şeyden daha önemli.  

En fazla etkilenecek alanların başında da havacılık bulunuyor. Görüşmeler için bir şehirden diğerine, bir ülkeden ötekine gidiliyordu, şimdi bütün görüşmeler Zoom üzerinden yapılıyor. En ilginç konularda panellere evimin rahatlığını terk etmeden katılabiliyorum. Panelistler de konuşmalarını evlerinden yapıyorlar.

Dev havalimanları, devasa havayolu şirketleri gelecek tasarımlarını bu yeni gerçeklik üzerine yeniden gözden geçirmek zorundalar. Seyahatleri cazip hale getirmek yetmez, insanları hareketlendirecek yeni meşgaleler bulunması şart.

ABD ve Avrupa’da sivil havacılık için uçak üreten firmalar iflas korkusu yaşıyorlar.

Günümün bir bölümü de böyle konular üzerinde düşünmekle geçiyor.

ΩΩΩΩ  

14 YORUMLAR

  1. Pandemi benim yaşantım ve sağlığımı etkilemedi.
    Neden etkilemediği;
    Dr.Benjamin Light beyin burada bizlere tavsiye ettiği değerli bilgilerini
    Benim gida gibi yaşamım’ın bir parçasi olması.

    Aslında açík havada sipor yapmayi ve kíş gúnlerinde evin camlarını karşılıklı açarak havasını sık sık değiştirmeği kendime hobi etmişim.

    ABD halkı, ne perde nede cam açar 24 saat elektırır işíğínda otururlar, ve geneldede evlerinde kedi kõpek beslerler, yemek yapmazlar kahvaltıde dahil dişarda yerler. Bu saydıklarım yemek hariç hindistan pakidtan asılı abd lilerdede var.
    Bu özeliklerinden dolayı ABD liderliğínı pandemide’de kimselere bırakmadı.
    Yalnız şimdi uzmanların uyarısına uyarak ara sıra cam ve perde açiyorlar.
    Kanada’da en yüksek vürüs Hindistan ve Pakistanlıların yaşadığı mahallerinde var. En düşük ise Çin Kore gibi asyalıların mahallelerinde, çünkü onlar sürekli sipor yapmanın yanı sira kurarlara ve tavsiyelere uyuyorlar.
    Bu milletler ABD’dede aynı fakat! bunlardan bin beter abdli siyahlar ve latinolar hiç kurallara uymiyorlar.
    ve adeta vürüs úretiyorlar.
    Yalnız bu saydıklarım Trump ve
    taraftarları yanında solda sifir kalırlar.

    Evet Dr. beyin tavsiyelerini yemek içmek gibi önemsediğimden dolayı yaşım 70 boyum 152 kilom genelde 44 ile 46 arası değışır, Kalp,ciğer, kemik ve eklemlerimin çok sağlıklı olduğunu çekap yapan uzmanlar sõyliyor.
    Vitaminde dahil hiç bir ilaç kullanmiyorum. Bu arada nezle dahi olmiyorum.
    Fakat oldu bitti rahat iki erkeğin yediği yemek kadar yemek yememi azaltamadım, doktoruma soruyorum, sadece kahkaha atarak güliyor.

  2. Ters çevrilmiş sebze kasası üzerine serilmiş eski bir gaste ve üzerinde itinayla dizilmiş zeytin peynir, salatalık domates, belkide bir karpuz yanında mis kokan pide dilimleri..
    Sadece ağzım sulanmadı, göğsüme vuran hafif bir şaka yumruğu busesi gibi sızı ile gözlerime bir buğu çöktü. Şehirlerin yaylaların ormanların üzerine çöken bir sis bulutu misali.
    Birkaç dakika ara verdim okumaya yazınızı ve daldım hayallere. Lakin fazla gidemedim, ne ormandan bir kuş sesi, nede dereden geldi su sesi.
    Su sesi gitmiş, gelmiş hiç sesi sanki.
    Yaylaya çıkmadan döndüm hemen geri.
    Herkes özal göbeği severdi, gitmiş göbek, gelmiş trampın hamburgerci avanelerinin sanki piramit misali belden aşası şiş, üstünde duruyor bir kafa şekli. Geldi aklıma paranın üzerindeki piramit resmi. Benzetecekler sanki ona herşeyi.
    Eskiden bir mağazaya girmeden ismine bakılır, ona göre girilir, sepete ne koyduğuna da, kaç para tuttugunada bakılmadan alınıp çıkılırdı.
    Artık trend değişti, önce broşürleri inceliyon, her broşürden en ucuzunu işaretliyon. Sonra bir alışveriş, bir fiş.
    Demem o ki, önce mala, sonra cebindeki paraya bakıp öyle alıyon.
    AVM ler boş kalmaz meraklanma, içi dolu olur, müşterisi belki farklı. Belki bir okul, belki kültür sitesi.
    İşte koronadan sonra birçoğumuzun hali. Boşuna demiyom iletisimden korkma, sende git batılının işine sok burnunu.
    Onlar nasıl bit gibi bitiyorlarsa burnumuzun dibinde, bizde görelim geleceğimizi
    Allah sonumuzu hayreyleye.

  3. Korona pandemisi aslında dünyaya güçlü bir mesaj veriyor. Fakat medyada bu mesaja dair herhangi bir tartışmaya rastlamadım bugüne kadar. Bence mesaj şudur: Dünyanın nüfusu fazla arttı ve sınır değere yaklaştı. Ayrıca bu fazla nüfus büyük şehirlerde yoğunlaştı ve insanlar işe gidip gelirken hayvan sürüleri gibi yan yana sırt sırta bulunuyor. Benzer bir durum sosyal hayatta yaşanıyor.

    Örneğin birçok lokantada masalar çok yakın, aynı masada yemek yiyenler kollarını fazla açamıyor. İstanbul’da insanların yürüyen merdivenlerde bile yürümek zorunda kalacak kadar aceleleri var. Caddelerde yürürken dikkat etmek zorundasınız, her an birine çarpabilirsiniz. Bu örneklere daha pek çok benzerleri eklenebilir.

    Kapitalizm verimliliğe çok önem verir, birim zamanda kazanılacak paranın maksimalize edilmesi hedeflenir. Bunun bir sonucu insanların robot gibi çalışması ise diğer bir sonucu da birim alanda daha fazla insanın sıkışık bir vaziyette bulunmasıdır. Şimdi modern zamanlarda ilk defa kapitalist verimlilik anlayışı, normal mikroskopla bile görülemeyen küçüklükte bir virüsün tehdidi altında. Fakat umut aşıya bağlanmış ve bu sayede korona pandemisi atlatılıp eskisi gibi yaşamaya devam edilecek gibi gözüküyor.

    Kanaatim o ki bundan sonra benzer pandemiler dünyayı daha fazla ziyaret edecek. Mevcut kapitalist tüketim yaşam tarzı artık sürdürülebilir değildir. İnsanoğlu kapitalizm ve sosyalizm arası yeni bir senteze muhtaç diye düşünüyorum. Bu ise kolay olmayacaktır. Zira bazıları insanlık için zararlı yan etkileri olsa da yüksek kazanç getiren kapitalist verimlilik! uygulamalarını devam ettirirken diğerleri insani gerekçelerle kâr savaşında geri kalmayı göze alamayacaklardır. Bu nedenle uluslararası yeni düzenlemelere gerek vardır. Bunun ise kolay olacağını sanmıyorum. Ancak ya bu pandeminin beklenenden uzun sürmesi yada başka pandemilerin dünyaya bela olması ile bu gerçeğin farkına varılabilecektir sanıyorum.

    • Anadolu’da nüfusu 500 bin hatta 100 binin altında şehirler varken İstanbul’un nüfusu 18 milyona dayandı. Büyük şehirlere aşırı kalabalıktan kaynaklanan başta trafik olmak üzere sorunlarını çözmek için aşırı yatırımlar yapılıyor. Yani makro düzeyde verimlilik de sağlanamıyor!

  4. “Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” Bu sözcük eskiden hamaset nutuklarının vazgeçilmezi idi. Korona çıktığından beri tüm Dünya insanı için geçerli bir gerçek. Eğitim, üretim, sosyal yaşam, ticaret… aklınıza gelen her konuda çok şey değişecek, değişmeye başladı bile. 2000 yılından beri yatılı okul, üniversite arkadaşlarıma, sülaleme, meslektaşlarıma anlatamadığım; birbiri ile anlaşabilen 10-15 aile büyükçe bir arazi alıp hem doğal üretimle doğal beslenelim, hem de kendi huzurevlerimizi şimdiden yaratmış olalım önerimin değeri ortaya çıkmış oldu. En zor iş toprakla uğraşmaktır, kendimiz yapamayacağımıza göre gerekli ekipmanları temin edip bu işten anlayan aileleri istihdam edebilirdik. Adına çiftlik de, huzurevi de, yaşlılar tatil köyü de… ne dersen de. En fazla iki katlı üçerli beşerli yan yana küçük daireler, ortak ısıtılan, ortak soğutulan… Ortak yemekhane, salon, spor salonu, havuz, misafirhane vs. Hem ekonomik, hem doğal, hem üretim yapılan, hem keyifle yaşanılan ve keyifle ölünen bir yer.

  5. Yeni gelinle kaynana oturmuşlar , birbirlerini daha yakından tanımak için sohbet ediyor , huylarından , tutum ve davranışlarından bahsediyorlarmış.Önce kaynana sözü almış,
    – Benim bir gül takma huyum var : Eğer gülü saçıma takmışsam , o gün çok neşeliyim ,keyfim yerindedir demektir .Eğer kulağıma takmışsam keyfim yoktur , moralim bozuktur .Gülü yakama takmışsam çok öfkeli , gergin olduğum anlamına gelir ; öyle günlerde bana hiç yaklaşma ! Bunları sakince dinleyen gelin sözü almış bu sefer ,
    – Anneciğim , benim hiç öyle değişik huylarım yoktur .Sabahtan akşama kadar bacak bacak üstüne atar, sigaramı yakarım ! Sen gülü nerene takarsan tak , ben keyfime bakarım !
    NOT: Bu bir fıkradır , teşbihte hata aranmaz ; Hocamız bunu iyi bilir .Ancak ben şunu merak ettim :Hocamız hiç okuyuculara zaman ayırmaz mı ? Yani bizlerin bu köşedeki destanlarımızı ! ne zaman okur ! Galiba havaya kürek sallıyoruz !
    Baki selamlar

  6. Mevsimin ilk karı, yaşadığım Anadolu’nun küçük bir beldesinde doğayı beyaza bürürken, dünyamızı saran korona virüs illetini de örtüsü altına alıp, tabiatta filtrasyon görevini ifa ettiği demde, onu da bir daha karşılaşmamak üzere çekip götürse dünyamızdan diye ümit var oluyorum.

    Olmalıyız da… Bu böyle devam edip gitmeyecek elbette lakin, dünyanın/hayatın devinimi içerisinde yaşam alışkanlıklarımız, davranışlarımız; eşya, mekan ile coğrafya da değişime uğruyor ve bugün biz bu değişimi “yeni normal” ile tanımlıyoruz, tanımlamaya çalışıyoruz. Kim bilir, iki üç kuşak gerilere gittiğimizde ve yaşanmışlıklar dile gelip konuşsa, bugünün dünyası insanlarının pandemi öncesi yaşam şeklini “normal ötesi” diye tanımlamaya çalışırlardı…

    Onlara göre -tabi ki değişik coğrafya ve kültürleri de göz önünde tutarak- günümüz dünyası insanları ölçüyü aşmış, değerleri iğfal etmiş, doğayı tahrifte sınır tanımaz bir yaşam sürüyordur. Makarayı bir kaç yüz yıl geriye sardığımızda onlarda bizim için bunu düşünen nesiller adına aynı yargıya varmış olacaklardır. Nitekim öyledir de…

    Dünyamız, kendini hoyratça kullanan ve belki de geçmişinde hiç bu kadar yoğun/ağır nüfusu misafir etmediği üzere, ne onların devasa sanayi tesisleri ve çevreye etkileri ile ve nede dünyayı toz duman edebilecek büyüklükte nükleer ve ötesi silah/enerji tesisleri ve çevreye etkilerini kaldıramayacak bir duruma düşmekten insanları sınırlayan, hareket kabiliyetini kısıtlayan bir virüse müptela kaldı. Bu kısıtlama sonucu ozon tabakasında meydana gelen deliğin kapanma noktasına vardığı söyleniyor.

    Çoğumuz, dünyamızın Covid-19 virüsüyle nasıl bir dönüşüm gerçekleştireceğini kestiremiyoruz bile. İngiltere’de mutasyona uğrayan ve 2021’de yeni dalgası beklenen bu illet kim bilir insanlığa daha neler yaşatacak…

    Belki de yaş sınırı gözetilmeksizin hepimizi evlerimize hapsedecek!

    Allah beterinden korusun.

  7. Her devlet vatandaşlar’ının refahı için ülkesının sağlık bilim ve teknoloji dalında bilim adamları yetıştırır.

    Bilim adamları olan ülkeler 65 ve yukarı yaş guruplarını hapis etmek gibi çağ dişı bır uygulama yapamaz.
    Yapmaya kalkışsa halk onu anında indırır ve ayrımcılıktan mahküm ederler.
    Bizdeki gedikliler sadece kendi ceplerini düşündûkleri için, Türkiyede yaptıklari yatırmlar az geldıği için başta ABD olmak ûzere dünyaya milletın vergileri ve her konuda kullandığı Diyanet vasıtası ile CAMI adı altında iş merkezleri yaptırıyorlar.

    1 Nisan 2016 tarihinde Erdoğanın açılışını yaptığı Cami adı altında rant merkezleri yaptıriyorlar.
    Aşağidaki yazı birisinin doktora tezinden bir bõlûmün kopisi.
    ××××××××
    “ABD’de Türk Amerikan Toplumunun gittikçe daha görünür ve kalıcı hale geldiğinin bir işareti olan bu merkezler, klasik Osmanlı cami merkezli şehirleşme kültürünün de birer modern örneğini sergilemektedirler. Bu projeler arasında en çok dikkat çekeni Maryland Eyaleti’nin Lanham bölgesinde TACC (Türk-Amerikan Toplum Merkezi)’nin T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı ile birlikte yürüttüğü projedir. Yaklaşık 240 dönüm alanda ki külliye 2016 yılında tamamlandı.
    ​​​​​​
    700 kişiye hizmet edecek cami, kültür merkezi, kütüphane, amfi tiyatro, fuar alanı, bilgisayar laboratuvarı, Türk hamamı, yüzme havuzu, spor salonu, kahve evi gibi dini, kültürel ve sosyal alanlar bulunuyor.
    ××××××××

  8. Sn.KORU;
    Akciğerlerimizin zorlu solunuma ihtiyacı vardır.(forced respiration). Bunu en uygun egzersizle sağlayabiliriz. Yani rutin günlük ve özellikle ev içi hayatımız akciğerlerimize bu imkanı pek veremez. Açık ve temiz havada mevsim ne olursa olsun uygun saatlerde hergün en az yarım saat kırkbeş dakika yürümeniz ve ara ara tempolu yürümenizi ve nefesinizin sıklaşmasını ve zorlanmasını tavsiye ederim. Bunu gerekirse evinize yakın değilse aracınıza atlayıp uygun ve sakin olan bir parka gidip, mümkünse maskesiz solunum şeklinde yapmanız çok değerli. Kuşkusuz tüm süre boyunca force solunum yapamayabiliriz. Egzersiz boyunca yükselen ve daha sonra alçalan fazlarda tempo en doğru egzersiz tipi olacaktır. Zamanla form tuttukça temponun ritmini kendinize göre ayarlayabilirsiniz.
    Akciğerlerimizin özellikle apex dediğimiz kubbe(dome) kısımları olan üst bölgeleri bu zorlu solunumdan çok yarar görürler.Gerek kan dolaşımının hızlanması gerekse solunumun hızlanması ile akciğerlerimiz hem taze havayla hem de daha fazla kan dolaşımı ile adeta yıkanır, arınırlar. Bu da akciğerlerimizin savunma ve fonksiyon gücünü artırır ve hem sistemik hem de lokal olarak savunma faktörlerinin üretim ve salınımını artırır. Ayrıca balgam üretimi de artarak ac hava yollarının mukus dinamiğine ciddi katkıda bulunur. Malumunuz ac ler hem solunum yapar hem mukus salgılar hem de dolaşım sisteminin kilit organlarından biridir. Ciğerlerimizi intentional(maksatlı) olarak force etmemizin genel sağlık dinamizmine olan katkısı bir yana pandemiden korunmada de çok ciddi olumlu katkıları vardır. Hemodinami dediğimiz sistemik kan dolaşımının da bu egzersizden payına düşenlerini anlatmaya sayfalar yetmez.Belki uyguladığınız bu tavsiyeyi yeniden hatırlatmış olmayı konunun önemine binaen yaptığımı ifade etmeliyim.
    Sağlıklı günler dileklerimle

  9. Günlük rutininiz fazla sakin sanki sayın koru. Kısa yürüyüşler ve hafif egzersizler yapmayı ihmal etmediğinizi umarım.
    Pandemi dönemi türk halkının kilo aldığına dair rivayetler var. Bilmem doğru mu? Geçenlerde yazmıştım obezitede avrupa birincisi olmuşuz. Ekmeğe dayalı ögünler ve sporun önemini anlama fukaralığı sonuçları itibarıyla “sağlam zihin sağlam bedende bulunur” sıkıntısını getirir ne yazık ki. Kimse pahalı bir spor salonuna gitmek zorunda değil. Hafif yürüyüşlerle başlayıp giderek arttırabilir. Evde egzersiz yapabilir. Akşam yemeklerini azaltabilir. Ufak şeyler büyük değişimler yaratabilir. Sanırım pandemi bugün insanlara hiç bir şey anlatmadı ise asgari müşterekte sağlığın ne kadar önemli olduğunu göstermiştir diye düşünüyorum. Ve sevdiklerimizle birlikte olmanın, bir masa etrafında toplamanın, dostlukların ne kadar değerli olduğunu.
    Bir de hayatın kısa olduğunu, olabildiğince iyi değerlendirmek gerektiğini. Pandemi sonrası hayatımız eskisi gibi olmayacak, buna zihnen ve bedenen hazırlanmak gerekiyor, bir çoğumuz farkındadır sanırım.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız