YSK ve yargı sınıfı: Adaletin kestiği parmak neden acımaz? Bu soru üzerine düşüncelerim…

44

Siyasilerin derilerinin daha kalın olması, tahammül derecelerinin diğer insanlara fark atması beklenir. Mahkemeler bu yüzden siyasilerin birbirleri hakkında atıp tuttuklarına veya medyadan gelen aşırı eleştirilere karşı “Olabilir” havasındalar.

“Dün dündür” özlü sözü yalnızca bir dönemi simgelemiyor siyasette; en önemli siyasi kişilikler önceki söylemlerini bugün de kolayca değiştirebiliyorlar. ‘Dün’ eskiden bir-iki yıl öncesine ait olabiliyordu, şimdilerde gerçekten ‘dün’ söylenen ‘bugün’ terse çevrilebiliyor. Ara 24 saate düştü.

İtibardan daha önemli -hatta çok daha önemli- tercihleri olabiliyor siyasilerin… Hep kazanmak, sürekli başarı bu tercihlerde ilk sırada yer alabiliyor. Kaybettiklerinde sendelemeleri biraz da bu yüzden. Yenilgiyi kabul edememek, yenildiğinde koltuğunu kolaydan terk etmemek siyasetin doğasına çok aykırı değil. Ayrıca hep yenecekleri düşüncesiyle bıraktıkları eksik-gedikleri kapatmak gibi bir dertleri de olabiliyor siyasilerin…

Siyaset böyle, yargı ise…

Yargı ile siyaset arasında pek çok yönden fark var.

Devletin en önemli unsurlarından biri yargı, üçüncü kuvvet; ancak yine de devletin diğer kuvvetleriyle ilişkisi ‘bağımsız ve tarafsız’ olmasını gerektirecek biçimde. ‘İtibar’ ise yargıçların üzerine titredikleri ilk özellik olmak zorunda.

Yanlışların bolca yapıldığı dönemlerde, iş başında bulunan siyasi kadroların, yargının saygınlığını korumak gibi bir dertleri olduğunu davranış tarzlarından biliyoruz.

Askeri darbelerin ilki olan 27 Mayıs (1960) sonrasında siyasileri muhakeme etmek üzere kurulmuş olan Yassıada Mahkemesi yargı sistemi dışında özel görevli bir mahkeme olarak oluşturulmuştu. O mahkemenin işleyişi ve vereceği kararların halkın yargıya karşı beslediği olumlu hisleri sarsmaması için…

Reklam

İstiklal Mahkemeleri ise isminde ‘mahkeme’ sözcüğü bulunsa bile aslında gerçek anlamda birer mahkeme değildi. Yargıç sınıfından olmayan siyasi isimlerden birer mahkeme heyeti oluşturulmuştu ve böylece yapılabilecek yanlışlıklardan gerçek mahkemelerin olumsuz etkilenmemesi amaçlanmıştı.

Sonradan ‘Üç Aliler Divanı’ diye anılan en ünlü İstiklal Mahkemesi’nin üç üyesinin (Kel Ali lakaplı Ali Çetinkaya, Kılıç Ali ve Küçük Ali) hiçbiri hukuk eğitimi almamıştı, siyasetçiydiler.

Bizde ve onlarda yargıç…

Bizde o sebeple başka meslek sahiplerinden farklıdır yargı sınıfına bakış. Ülkenin her yerinde ‘Hakim Bey’ ve ‘Hakime Hanım’ diye saygıyla anılır yargıçlar. Görev yaptıkları yerlerde kimselerle yüz göz olmamaları kendilerinden beklenir ve kahir ekseriyeti öyle de davranır.

Halk, kendisine ceza verdikleri de dahil, yargıcı gördüğü yerde önünü ilikler.

Saygının hep böyle kalması doğrudur.

Eskiden Osmanlı’dan devralınan geleneği sürdürürdü yargıçlarımız; padişahların da önünde kaftan iliklediği bir sınıfa mensup oldukları bilinciyle… Son yıllarda, adalet bakanlığı, mensuplarını, sistemlerini görüp değerlendirmeleri için başka demokratik ülkelere de gönderiyor.

Dünyanın başka yerlerinde de yargıçlara aynı türden itibar gösteriliyor.

Reklam

ABD ve İngiltere kökenli filmler ve dizilerde herhalde gözünüze çarpıyordur. Yargı sınıfına olağanüstü değer verme, saygınlık gösterme oralarda da var. “Adaletin kestiği parmak acımaz” anlayışı her yerde sistemlerin lazımı gayrı mufarıkı (ayrılmaz parçası) gibi.

[Şu sıralarda 2000’li yılların başlarında çevrilmiş İngiliz dizisi ‘Kavanagh QC’ dizisini izliyorum. Yargıçlar, savunma ve iddia makamını oluşturan hukukçular peruk takıyor, avukatlar ve savcılar yargıca aşırı kaçacak saygıyı eksik etmiyorlar. ABD film ve dizilerinde de, çoğu aslında seçimle iş başına gelmiş -bir tür siyasi- olmalarına ve üstelik jüri sistemi de bulunmasına rağmen, o cüppeyi giydiğinde yargıca ‘kararı demiri kesecek güçte biri’ muamelesi yapılıyor.]

Bu noktaya kadar yazdıklarım, kendilerini yerel seçim sonrasında başlayan yeniden sayım furyasının tam ortasında bulan Yüksek Seçim Kurulu‘nu (YSK) aklımda tutarak sizlerle paylaştığım görüşlerimdir. Her biri mesleklerinde temayüz etmiş kıdemli yargıçlardan oluşan bir heyettir YSK. Anayasa onlara en geniş yetkileri tanımış, üstelik verdikleri kararların temyizi olmamasını da öngörmüştür.

YSK üyelerinin bu yetkileri kullanırken sorumluluk içerisinde davranacaklarına güvenmiştir sistem. Çok partili döneme geçildikten bugüne kadar da seçim güvenliğinden sorumlu olan yargıçlar ‘şaibe’ kokusu vermeyecek biçimde davranmışlardır.

Oylar sayılacaksa sayılsın, yeter ki…

Seçimlerden sonra oyların sayılmasının talep edilmesi siyasetin doğasına ters değildir, tam tersine böyle talepler siyasilere ters düşmez. Ancak, o süreci yöneten kurumun, YSK’nın, her şeyden önce mesleğin itibarını koruyacak biçimde davranması beklenir.

Meydanı siyasilere bırakmamalı YSK, sürecin sonunda ilan edecekleri tablonun, yargının tarafsız ve bağımsız olma özellikleri korunarak en sağlıklı biçimde alınmış bir karar olduğuna herkesi inandıracak tarzda davranmalıdır.

ABD’de yargıç makinada kullanılmış oy kartını büyüteçle kontrol ediyor.. Yıl 2000..

Dünkü yazımda benzer bir süreci 2000 yılında yaşamış ABD’de, bir yargıcı, elinde büyüteçle oy pusulası kontrol ederken gösteren bir fotoğraf eşliğinde “Keşke bizde de buna benzer bir fotoğraf görebilsek” temennisinde bulunmuştum.

O tür bir fotoğrafı şu günlerde görmeyi hala çok arzu ediyorum.

ΩΩΩΩ

44 YORUMLAR

  1. İstanbula dünyanın en büyük havaalanını yaptık, bugün uçuşlar başladı; hezarfen’in torunlarına da ancak bu yakışırdı ama onlar zaten çoktandır kendi özel havaalanlarını işletiyordu karşıda:) nice memleketin pilotlarını yetiştirdik, hava kuvvetlerini kurduk; şimdi de yeni havaalanımız türkiye ve tüm dünyaya hayırlı uğurlu olsun inşallah..! Havayolu halkın yolu; durmak yok yola devam!!!

  2. Yoruma gerek var mı?
    Çok net.
    Sezai Temelli:
    “Bugün Türkiye’nin en bereketli toprakları burası. (güneydoğu)
    Buralar vadedilmiş topraklar. Geldiler bu toprakları da kuruttular. (Türkler)
    Musa, bütün ömrünü bu toprakları arayarak geçirdi”

    • Harran ovasını kimler kurutmuştur bilmem ama gap projesi ve sulu tarımı türkler başlattı..:) bölgeye yapılan onca altyapı yatırımına rağmen tarımsal üretimde yine de düşüşler olması da bi başka garip durumdur ama..? Neyse, türkiye biraz daha güneye doğru sarkarsa; museviler de böylece muratlarına ermiş olurlar, zaten bizim golan tepelerine kadar da gelmişler..:) Pkk/ypg yi nereye sokacağımızı da artık temelli paşa düşünsün…

    • *******
      Kimse Sezai Temelli,
      Ettiği laftan besbelli!
      Yahudi çalıp durur,..
      Bunlarınki çiftetelli!

      Güneydoğu yumurcağı,
      Var demekki kan bağı,
      Müslümana bir hayrı yok,
      Tam bir yahudi uşağı!..

      İşbu yahudiler var ya,
      Hem asılzade, hem parya!
      Pek doymak bilmez bunlar,
      Temkinli ol ey Sakarya!

      *******

      • Yahudiler ile Siyonist İsrail devletini eşitler görünüyorsunuz ve bende düş kırıklığı yaratıyorsunuz, H.K. Bey. Buradaki bir halka ya da dinsel inanışa yönelik toptancı ve aşağılayıcı dili bizlere sık sık akletmeyi öğütleyen bir arkadaşımda görmek beni sadece üzmedi -sarstı.

        Körfez Savaşı sırasında Amsterdam’daki protesto yürüyüşüne ellerindeki “Katil Bush!”, “Siyonizme geçit yok!” pankartları ve dövizleriyle yürüyen 800’ü aşkın Yahudi’ye, kendisi de bir Yahudi olmasına rağmen kendisine verilen ödülü reddeden biri film yönetmeni diğeri bilim adamı iki güzel insana, İsrail Devleti’nin ve ABD emperyalizminin pisliklerini sergilediği için bir nefret objesi haline getirilmek istenen Noam Chomsky’ye ve daha yüzbinlerce Yahudi’ye haksızlık ettiğinizi düşünüyorum.

        Derin üzünütlerimle. . .

        • Her yahudi siyonist olmayabilir ama siyonistler yahudi, hatta en güçlü ve azgın/etkin yahudi. Bunlara karşı hak ve vicdan sahibi yahudilerin yüzdesini bilmiyorum. Bunların etkinlikleri devede kulak mahiyetinde değilse yahudi olarak seslerini niye duyuramiyorlar? Böyle yahudilerin olmaları olmamalarından tabii ki iyi ancak kaale alan mı var? Örneğin, S. Temelli bu kaale alınmayan yahudiler adına mı o beyanatı vermiş oluyor? Yoksa benim «işbu yahudiler var ya» ifademdeki yahudiler adına mı? Zaten bazen aceleyle oluyor noktalı bıraktığım yerlere sonradan ilaveler yapıyorum… Ne sizi ne de bahsettiğiniz Rabbin indinde gerçekten seçkin olan yahudileri üzmek istemem. Aşağıdaki gibi revizyona tabi tuttum. «OK» olmuş mu?!

          *******
          Her kim ise şu Temelli,
          Ettiği laftan besbelli!
          Yahudi çalıp durur,..
          Bunlarınki çiftetelli!

          Güneydoğu yumurcağı,
          Var demekki bir kan bağı,
          Müslümana bir hayrı yok,
          Tam bir yahudi uşağı!..

          Yahudi’nin siyonisti,
          Kan dökenin makinisti,
          Kinayesi kırık dökük,
          Tuz-buz oldu, düştü testi!

          Güven olmaz vahşi kurda!
          Yahudi’den kasıt burda,
          Orantısız güç kullanan,
          Vurup kıran, eden hurda!

          İşbu yahudiler var ya,
          Hem asilzade, hem parya!
          Siyonisti doymak bilmez,
          Temkinli ol ey Sakarya!

          Asil adem oğlanına,
          Yahudi’nin insanın,
          Lafım yoktur tek kelime,
          Ne Kürdüne, Arabına…

          Tek bir gönlü kırdım ise,
          Hatta fiske vurdum ise,
          Haksızlık bu, af dilerim!
          Yanlış imaj verdim ise….

          *******

          • ……
            Niye dersin tastamam,
            Temelli çıkartamam!

            Öyle laf etmiş, kesin!
            Asabı var, herkesin!

            Beterken bundan beter,
            Revizyon yaptım yeter!
            …..

  3. Yeni istanbul havaalanı ülkemize hayırlı uğurlu olsun; taşınma işlemi tamamlandı sayılır… Artık ganaya giderken londra havaalanında aktarma için bir hafta beklemeye gerek kalmadı..! Ayrıca istanbulda 3(yazıyla üç) havaalanımız oldu:) duyamadım? İki mi? Hayır 3 tane: yeşilköy, s.gökçen ve yeni istanbul havaalanı..! Yenisine karşı olanlar bulgaristandaki havaalanlarına iniş yapıp ordan karayoluyla veya tcdd hızlı treniyle sofyadan halkalıya ulaşabilirler:) ama herkes çok biliyor ki o yüzsüz vatan hainleri
    utanmadan arlanmadan; koltuklarına kurulup uçacaklar hamburga, frankfurta, pensilvanya veya maiamiye doğru…

    • Kredisini devletin karşıladığını sermayesiz 25 yıl yolcu garantili köprüler gibi kapasiteyi geçmezse bütçeden yani bizlerin vergisinden karßılanacağınıda yazsaydın iyi olurdu h.gayret kardeş yazarken atlamadan yaz istersen?

      • Hele sen hiç kullanma yeni havaalanını; banliyö hattına da adımını atma; hem onun yolcu garantili kredisi bilmemnesi de yok; direkt trenden atılırsın ona göre..:)

        • Sapla samanı karıştırma ben havaalanından bahsediyorum benim havaalanına gitmem için istanbulda yaşamama rağmen kşi başı 30 tl vermem lazım 4 kişi ailemle gidip gelsen havaalanına 240 tl sadece yol parası tutar.Ayrıca banliyo trenidea7 sene gecikti bu bir başarıdır.Bilmem ankayabildinmi trol kardeş

          • Metro ve marmarayı kullandığın günlere say gecikmeyi..:) ama havaalanına metro bağlanınca onu hiç kullanmiicaksın ona göre..! Gözünüze dizinize dursun emi!!!

  4. Bu filmi 1994 lerde görmüştük sanırım.
    Gücü eline geçirdi mi bir kere hep aynı sahneler tekrarlanıyor.
    DÜNÜN MAĞDURLARI .
    BU GÜNÜN MAĞRURLARI OLMUŞ SADECE.
    ROLLER AYNI FİGÜRLER DEĞİŞMİŞ SADECE.
    O gün sonun başlangici idi.
    Bu günde birileri için sonun başlangicinin sancıları yaşanıyor sadece.
    Devran değişir yine bu filmleri çok seyrederiz yaşarsak.
    Halkımız böylesini seviyor demek.
    Toplum değiştiği kadar yöneticileri de değişir o kadar.
    Toplumun iyi yönde değişmesi dileğiyle.

    • Avam efendi, toplumun iyi yönde değişmesi konusu eskiye göre daha kolay. Halk ülkenin iyi yönetilmesini istiyor, huzur istiyor ve çoluk çocuğu için iyi bir yaşam standardı. Halk bıktı sahtekarlıklardan…. Suyun başından uzak halkın vicdanı, suyun başında olanların vicdanından daha temiz. Her iş dönüp dolaşıp “nefs” kontrolü noktasında kilitleniyor.

      İşe bunun için ben “akıl*iman sentezi” deyip duruyorum. Öncelikle din adamlarının değişmesi gerekiyor. (Bazı şeylerin pek farkında değiller). Sonra da onlar aracılığı ile halkın. Siyasetçiler aynı halkın içinden çıkıyor, malum.

      “Hakkıdır Hakka tapan şu milletin İstikBal”

  5. Hırsızlık var kardeşim hırsızlık… 29 bin olan oy farkı 17 binlerde….Her şey, sandıkta bir operasyonun olduğunu gösteriyor..

    Her incelenen evrakta..

    Her sayılan geçersiz oyda..

    Her bakılan birleştirme tutanağında..

    Binali Yıldırım’ın oyu artıyor, Ekrem İmamoğlu lehine açıklanan fark, azalıyor..

    Bu ne anlama geliyor?

    Hep.. Ama hep, Binali Bey’in oyunun çalındığı anlamına geliyor….

    Adalet adalet diyenler 13 bin oyun hiçmi değeri yok…….1 oyu için bile adalet demeniz gerekmez mi…….Burada adaletten madaletten dem vuranlara diyorum ki…sizin adaletiniz kendinize…. batsın o zaman adaletiniz…..kim kazanırsa kazansın isterse 1 oyla farketmez….ama herkes tatmin olur…..
    İstanbulun bütün oyları canlı yayında tekrar sayılmalıdır….
    Bunları yapanların peşine düşülmeli… bu sefer kaçmalarına izin verilmemelidir…

    • İstanbul ve Ankara’da uygulanan Adaletin aynısını: Balıkesir, uşak, muş, Malazgirt, Yusufeli ve çınarcık gibi yerler için de istiyoruz. İstanbul ve Ankara öz evlat ise; diğerleri üvey evlat mı? Asıl mesele budur. YSK ve Yargıyı Adaletli olmaya çağırıyoruz. kararlar Türkiye geneli eşit şekilde uygulanırsa işte o zaman Adalet’in olduğuna kanaat ederiz.
      SAYGILAR

      • Bakıkesir de zaten ismail ok da kabul etti.. uşak da yapıldı… sonuç değişmedi bildiğim kadarıyla… haksızlık varsa üzerine gidilmelidir… nusret senin bu anlayışın yanlış….chp nin de ysk ya başvuru yaptığı bir sürü yer var…haklılarsa hak yerini bulsun….senin anladığın milli görüş bu mu yaw.. kalsın o zaman…

        • milli görüş herkese eşit mesafede olur sadece x veya y partisine değil. bizim görüşümüz Adil Düzendir bu yüzden herkese Adil davranıyoruz kardeşim. Bizde ayrım yoktur. Üstünlük ise takvadadır. Saygılar

    • Durum çok vahim.
      17 Yıldır bu lafları CHP ve MHP ederdi. Pardon MHP ittifaktan beri yani 2015’ten beri artık etmiyor(du).
      Gözünü sevdiğim siyaseti…

    • Sevgili kardeşim 1 oy tabiki çok önemli ama ifade edilen partiler arası farklı uygulamalar .Bu senide rahatsız etmiyormu ?Tek taraflı bakma birde kaçanlar arasında kaçırılan senin benim hakkım olan bütçenin paraları varken o bütçeleri nerelere aktardıklarına dair evraklar varsa asılbu belgelere sahip çıkalım zira orada tüyü bitmemiş16 milyon istanbullunun hakkı var birazda bunlara sahip çıkarsan memnun olurum.Selamlar

  6. Mesele yeniden sayım değil. Bu ülkede hukuk denen şeyin yitirilmesi ve bir partinin arka bahçesi haline gelmesidir. 2014 Ankara seçimleri en şaibeli seçimlerden biriydi. Çankaya ve Yenimahalle oyları ile öne geçen Mansur Yavaş nasıl geriye düştü? İtirazlar devam ederken, seçimin üstünden bir hafta geçmeden Melih Gökçek nasıl Mazbatasını aldı? 31 Mart seçimlerinde; 2 oy ile, 4, 8, 15, 20 oy ile Ak Parti’nin kazandığı ilçelerde YSK nasıl oluyor da itirazları reddediyor? Bu ilçelerde Ak Parti geride olsaydı ve YSK bu itirazları reddetseydi sizce seçim kurulu üyelerinin açığa alınma süreleri ne kadar olurdu? 1 hafta, 1 gün, 1 saat? Muş, Bursa, Balıkesir’de AK Parti geride olsaydı sürecin nasıl işleneceğini hepimiz biliyoruz. Eğer bunlar “Eski Türkiye”de olmuş olsaydı, vesayetçilik, dinsizlik, zorbalık her şey söylenirdi iktidara ve askere. Bugün muhafazakar insanların bunu söyleyememesinin sebebi ne? Yeni zalimlerin alınlarının secdeye değmesi mi?

    Bugün Ak Parti 2002’de karşı çıktığı eylemlerden çok daha fenalarını yapıyor. Karşı görüş bildiren İl Seçim KURULU üyeleri fetöcü olmakla suçlanıyor, baskı altına alınıyor. Dün Avrupa’nın en iyi seçim sistemine sahibiz diyenler bugün bir siyasetçiye hırsızlık iftirası atabiliyor. Son 10 senede müşahitlik yapan herkes sandık başkanlarının çok çok büyük kısmının Ak Partili, Eğitim Bir Senli olduğunu bilir. Buna rağmen bu yalanları sürdürmek de bunlara inanmak da hayli ilginç geliyor.

    Erdoğan’a 1994 seçimlerinde yapılanların daha beteri İmamoğlu ve Yavaş’a yapılıyor ve yapılmaya da devam edilecek gibi. Mazbatasını alsa bile ‘Topal Ördek’ muamelesi görüp eli kolu bağlanacak iki Büyükşehir Belediye Başkanı.. Tarih bugünleri de yazacak. Haksızlığa karşı gelenleri de yazacak “Evet ama” diyenleri de başını kuma gömerek zulme dilsiz şeytanlık yapanları da.

  7. Dürüstlük en iyi politikadır.
    Herkes için, herkese ve her şeye rağmen.
    Bir demokratik cumhuriyet politik dürüstlük olmadan yaşayamaz.
    Bir seçimde kullanılmış her oy herkes için değerli olmalıdır.
    Kamu bu oyun değerine göre kurulur ya da yıkılır.
    Genel oy hakkı kolay elde edilmemiştir.
    Bedeli kan ve acıdır.
    Kimse sonsuz azınlık ve sonsuz çoğunluğa mahkum edilmemelidir.
    Ve kimse haklarının kifayetsizliğine maruz bırakılmamalıdır.
    Mutlak eşitliğimiz haklarımızın geçerliliğine, gerçekliğine ve haklarımıza sahip çıkma gücümüze bağlıdır.
    Haklarımız bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin teminatı altında değilse kifayetsizdir.
    Haklarla kendini bağlı görmeyen bir mahkeme de tarafsız ve bağımsız değildir.
    Kendini haklara bağlı görmeyen bir mahkeme tehdit aracından başka bir şey değildir.
    Haklarımız medeniyetimizin ölçüsüdür.
    Haklar paylaşıldıkça çoğalır ve herkese dağılır.
    Haklara saygı, sevgi, uyum ve bağlılık göstermek herkesin yararınadır.
    Ebedi barış ancak bu şekilde kurulabilir.
    Bu nedenle dürüstlük hep en iyi politika olarak kalmaya devam edecektir.
    Herkes için ve her zaman…

  8. İstanbul’da belirsizliğini koruyan seçim sonucu, 31 Mart seçimlerinin sonuçlarının değerlendirilmesine yönelik bir gündemin oluşmasını engellemiş görünüyor. Benim açımdan, İstanbul meselesinin “teknik” nihai sonucu pek bir önem taşımıyor. YSK, başkanlığı hangi adaya verirse versin, Erdoğan ve AK Parti, “siyasi” olarak, en büyük 5 ilde olduğu gibi, İstanbul’da da yenilgiye uğramıştır -zaten bu adaylığa hiç gönüllü olmayıp uzun süre ve direnebildiği kadar ayak diremiş olan Binali Bey değildir yenilgiye uğrayan, Erdoğan’ın bizzat kendisidir.

    Seçimlerin birinci elden kaybedeni Erdoğan’dır. Kazananlar listesinin en başına MHP’yi yazmak isteyenler olabilir, teknik ve rakamsal açıdan bakıldığında, gerçekten de buna itiraz edilemez. Dün, Karar Gazetesi’nden İ. Kahveci’nin yazısından aktararak değindiğim üzere, MHP oylarını hayli artırmakla kalmamış, AK Parti ile yarıştığı her seçim biriminde büyük ortağına muazzam oy kaybettirmiştir.

    Meseleye Türkiye siyasal tarihi ve yakın dönemin siyasal süreçleri açısından bakılırsa eğer, tereddütsüz şu söylenmelidir: 31 Mart seçimlerinin kazananı, dindar muhafazakarlar ve Kürtlerdir.

    CHP’li okur-yorumcu arkadaşlarımı bu tespitime itiraz etmeye ve karşı tezlerini dile getirmeye çağırıyorum üstüne basa basa yineleyerek: CHP seçimlerden başarıyla çıkmış değildir; seçim sonuçlarına damgasını vurarak ülke siyasetinin akışını çarpıcı bir biçimde değiştiren, dindar muhafazakarlar ve Kürtler olmuştur. CHP, oylarında belirgin bir artış kaydetmiş değildir. Bu parti, İzmir ve Eskişehir dışında, büyük şehirlerdeki görünür başarısını, AK Parti’ye desteğini çekerek Erdoğan’a kaybettiren dindar muhafazakar seçmenlerle, o şehirlerde Millet İttifakı adaylarına oy veren Kürtler sayesinde elde etmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti, bu yorum sayfalarında bıktırasıya yinelediğim üzere, dindar yığınların ve Kürtlerin ülkenin ekonomi, siyaset, kültür evreninden ötelenmesi üzerine inşa edilmiştir. Bu iki toplumsal gücün “öteki”leştirilmesi, biri “şeriatçılık” diğeri”bölücülük” olan iki sahte ve suni tehlikenin eğitimden siyasete varıncaya kadar tüm devlet araçlarıyla toplumsal zihine enjekte edilmesiyle mümkün olmuştur. Bu sayede, dar seküler-laik azınlık, biri seküler-modernist gelenek (CHP), diğeri seküler-devletçi milliyetçilik (MHP) aracılığıyla siyaset alanını tahkim ederken, asıl güç her zaman için ordu ve devlet bürokrasisinin elinde kalmıştır -ki pek çok toplum bilimci, haklı olarak, buna “seküler askeri-bürokratik vesayet” adını veriyor sıklıkla.

    Cumhuriyet’in kuruluşundan bügüne, ülkede siyasetin sivilleşmesi ve demokratikleşme adına ne kazanım elde edildiyse, bunu dindar muhafazakarlara ve Kürtlere borçluyuz. Bugün, bu gerçek bir kez daha doğrulanmış oluyor: 31 Mart yerel seçimleriyle ortaya çıkan ve benim sevinçle karşıladığım tablo, dindar muhafazakarların ve Kürtlerin siyasete doğrudan müdahalesi anlamına geliyor. Bir devlet partisinin lideri konumuna düş(ürül)müş Erdoğan’ın devletçi-milliyetçi hamaset dili, Erdoğan ve AK Parti’ye ilk itkisini veren vaadlerin, atılmış onca olumlu adımın tam tersi bir yörüngede seyrederek halkın beklenti ve ihtiyaçlarından kopan, kibirli, buyurgan, keyfi ve adaletsiz yönetim tarzı, dindar muhafazakarın bir bölümünün bu partiden uzaklaşmasıyla sonuçlandı. Sürecin bu şekilde ve hızlanarak devam edeceği benim açımdan kuşkusuz.

    Yenilgiye uğratılan, Erdoğan ve AK Parti gibi görünse de, topyekün Cumhur İttifakı’na destek veren, Erdoğan için “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanını önümüze kattık, mecburiyetlerimizin görevlisi kıldık” diyen, “Elimizde Erdoğan’ın 38 adet yolsuzluk kaseti var, kılını kıpırdatamaz!” diye ortalarda dolaştığı halde hakkında ülkenin cumhurbaşkanına hakaret gibi bir savla souşturma dahi açıl(a)mayan Doğu Perinçek ve zinde güçlerdir. Sabah, Star, Hürriyet, Akşam Gazetesi ve malum TV kanallarına çöreklenmiş seküler çıkar guruplarını ve Pelikancıları da buna eklemek gerekir.

    Saadet Partisi, dindar muhafazakların siyasi geleneğinin önemli bir damarını temsil ediyor. Son 4-5 yılda tüm baskılara direnerek çok doğru bir yerde durmasını bildi Saadet. Hem ülkenin önümüzdeki siyasal süreçleri, hem de geleceği açısından, yaşamsal bir öneme sahip. Halihazırda deneyimli, idealist ve cefakar gönüllülerden oluşan sağlam il ve ilçe örgütlerine sahip bu parti, önümüzdeki süreçte AK Parti yanılsamasından sıyrılacak dindar muhafazakarların biricik adresi. Kurulacağı söylenen yeni parti girişimcileri, Saadet Partisi’ne katılmayı düşünmeye değer bir seçenek olarak değerlendirmeliler bence. Saadet liderliğine düşen görev ise, kendisini bir kitle partisine dönüştürme becerisini ve esnekliğini gösterebilmek. Belki bundan daha önemli görev, AK Parti ve Erdoğan’dan gelen aralıksız salvo ateşlerine hiç aldırmadan, Kürtlerin özgürlük taleplerini cesaretle sahiplenmek, bir yandan HDP’nin altını oyarken, diğer yandan bu partiyi PKK vesayetinden uzaklaşmaya ve Türkiyelileşmeye zorlamaktır.

    Oyunu bozmak için dindar muhafazakarların güçlü bir kitle partisine ihtiyacımız var. Saadet, buyurgan devlet ile PKK arasına sıkıştırılmış Kürtlere kayıtsız kalarak arzuladığı güce ulaşamaz.

    4,5 yıllık seçimsiz dönem bir aldatmaca. Tarihini bugünden kestirmekte zorlandığımız bir erken seçim kaçınılmaz. Zinde güçlerin ekonomik ve siyasi krizi derinleşiyor, önümüzdeki aylarda daha da derinleşeceğine tanık olacağız. Yönetememe krizi, keyfilik ve buyurganlık daha gözlenir hale gelecek.

    Gün, Saadet’te buluşma, bu parti yöneticilerini Saadet’i dindar muhafazakarların ve Kürtlerin kitle partisi konumuna getirmeye yüreklendirme günü.

    31 Mart seçimlerinde sergilediği sağduyulu tavırla kendilerine yönelik saygımı artıran ve ülkenin aydınlık yarınlarına inancımı perçinleyen dindar muhafazakar yığınlar biricik gerçekçi toplumsal güç. Aklını Kemalizm’le bozmamış, modern yaşam tarzı ve din karşıtlığı ile solcu ya da demokrat olma arasında hiç, ama hiçbir ilgi olmadığını görüp sezmeye başlayan arkadaşları da, Türkiye’ye ve Türkiye siyasal-toplumsal tarihine resmi (devletçi) tarih anlayışından uzaklaşrak bakmaya çağırıyorum. . .

    • bernar bey! çok uzatmayacağım meseleyi kısa yazacağım. sizin nasıl saadet partinin iflah olmaz mücahidi olma hakkınız varsa, bir başkasının da iflah olmaz atatürkçü olma hakkı vardır.
      – Bence her ikisi de yanlıştır. orası ayrı.
      – ancak kendi tarafgirliğinizi normal görürken, diğer tarafın tarafgirliğini küçük görmeyin. ne siz meleksiniz, ne de atatürkçüler şeytan. bu tavırdan vazgeçin. sizinki iyi tarafgirlik, atatürkçülerin ki “aklını kemalizmle bozma”. sizce hakkaniyetli bir yaklaşım mı?

      • Hamza Bey, kısaca yazdığınızda da inanın değişen pek bir şey olmuyor. Kısa da olsa, bir metin parçasına hayli yanlışı sığdırabiliorsunuz. Bana yönelik, “Saadet Partisi’nin iflah omaz mücahidi” ifadesinin kendisi, benim AK Parti’nin siyasal alanı sığlaştırıp lumpenleştirdiği yakınmama ayna tutuyor gibi.

        (1) Ben, demokrat ve özgürlükçüyüm. Böyle olduğu için, gözümü dikip dindar-muhafazakar sosyolojiyi izliyorum. Onların siyasal ifadesi AK Parti olduğunda AK Partiliyim. Onlar bir partiden uzaklaştığında, siyasal gelenek nereye işaret ediyorsa orada saf tutuyorum. O gelenek bugün Saadet Partisi, ben de doğal olarak Saadet Partisi seçmeniyim. Yarın bir parti kurulur ve dindar-muhafazakar yığınlar kendi temsiliyetlerini orada bulurlar: Hiç tereddüt etmeden o partinin seçmeni olurum.

        (2) Sivil olandan yanayım, adaletten yanayım, tolumdaki kültürel ve etnik renklerin hiçbirisini ötekileştirmeyen siyasal geleneğe destek oluyorum naçizane. Seküler otoriterliğe karşı, sivil olanın yanındayım. Kemalistlerin, aklını devlet ve modernleşme ile bozmuş otoriter sosyalistlerin, devletçi milliyetçilerin, PKK vesaytindeki milliyetçi Kürtlerin, perinçekçi tayfanın öfkesine maruz kalmam da bu yüzden.

        (3) Siz, toplumsal siyasal süreçlerin bir çözümlemesini yap(a)mıyorsunuz. Metinleriniz,çoğu gündelik olay ya da izlenimlere dayanan, alt alta sıralanmış heyecanlı iddialar manzumesi çoğu zaman. Terimleri bile keyfi kullanıyorsunuz. Söz gelimi, benim hiçbir yorum metnimde “Atatürkçü” türü bir sözcük bulamazsınız. Bu tür ifadelerle ne toplumun siyasal ne de kültürel kodları, süreçleri anlaşılabilir, çözümlenebilir. Ben Kemalizm diyorum her bir metnimde. Çünkü, seküler bürokratik otoriter ideolojinin karşılığı budur. M. Kemal’i tarihsel bir aktör olarak seven sever -ben sevmiyorum. Dindarlar arasında da onun doğru işler yaptığını düşünener vardır. Ama, Kemalizm dendiğinde orada duracaksınız. Bu çok, ama çok başka bir şey.

        (4) Birilerinin tarafgirliğini küçük görmem. Ama, kimse benden bunu kanıtlamak için düşüncelerimi sulandırarak ifade etmemi talep etmesin. Kemalizm, sonuçları bu topluma tarifi zor ağır faturalar ödetmiş hastalıklı bir taasup halidir. Zihinsel ve düşünsel körelmişlik durumudur, otoriter, yer yer faşizandır.

        Her seküler-modernist Kemalist değildir. CHP’ye oy verenlerin içinde bir azınlık oldukları söylenebilir. Atatürk sempatisi, Kemalist ideolojinin kendisi değildir. Ben Atatürk sempatisi içinde olan bir modernistle eşitlikçi bir konumdan ve gerçek bir saygı temelinde konuşup söyleşebiliyorum. Ama aklını Kemalizmle bozmuş bir meczupla siyaset konuşmak gerçketen mümkün olmuyor. Çünkü, öğretilmiş, gerçek hayatta karşılığı olmayan romantik ezberleri tekrarlayıp durmak siyaseti ya da toplumu konuşmak değil. Bu, nafile, yorucu ve bıktırıcı bir çaba.

        İnanç düzeyinde bir meczupluğun sadece dinler alanında yaşandığını iddia etmeyeceksiniz herhalde?

        30 yıl kadar önce birbiri ardına çökmüş, Berlin duvarı altında kalmış faşizan sosyalist rejimlerin dramatik yakın tarihi hiç yaşanmamış gibi ellerinde Stalin pankartlarıyla “İnadına sosyalizm!” diye bağrışmak bir meçzupluk hali değil midir? Ya da 1 Mayıslarda yüzlerini mendille örtüp ellerindeki sopalarla otobüs duraklarına, mağazalara vurup cam çerçeve indirme halleri? Ya da, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz!” diye bağrışmak?

        Sormazlar mı: “Anladık, askersiniz, peki ama düşmanınız kim?” diye?

        • bernar bey, sizin için, size göre yanlış kullandığım kavramı düzelteyim de, kısa yazımda hata bulmayın, böylece de konu güme gitmesin. hem de tekrar, konunun anlaşılabilmesi için bazen en önemli yöntem oluyor.
          – sizin nasıl saadet partinin iflah olmaz mücahidi olma hakkınız varsa, bir başkasının da “aklını kemalizmle bozma” hakkı vardır.
          – Bence her ikisi de yanlıştır. orası ayrı.
          – ancak kendi tarafgirliğinizi normal görürken, diğer tarafın tarafgirliğini küçük görmeyin. ne siz meleksiniz, ne de kemalistler şeytan. bu tavırdan vazgeçin. sizinki iyi tarafgirlik, diğerlerinin ki ise “aklını kemalizmle bozma” diye görmeniz, sizce, hakkaniyetli bir yaklaşım mı?

          • Hamza Bey, ülkede yerel seçimler yapıldı; sonuçları, yakın geleceğe ilişkin siyasal-toplumsal imaları açısından kolay görülür değil. Hayli ilginç ve karmaşık bir tablo koydu önümüze seçmenler.

            Kendimce, Safa arkadaşın sabrını yine zorlayan, uzunluğu dolayısıyla yine mahçubiyet duyduğum bir yorum metniyle düşüncelerimi paylaştım.

            Benim o yorum metnime ilişkin kısa bir değinide bulundunuz. Saadet Partisi’nin iflah olmaz mücahidi olduğum yolunda bir izleniminizi paylaştınız. “Siz melek, Kemalister şeytan mı Allah aşkına!” demeğe getirdiniz. Benim burnu büyük, başkalarının düşüncelerine saygı duymakta zorlanan bir insan olduğumu söylediniz ya da ima ettiniz.

            Ben bunlarda bir fikir göremiyorum. Bunlar, bana ve tutumuma ilişkin izlenimler. Bunlar üzerinden bir tartışmaya girişmemiz her ikimizi de sığlığa sürükler. Böyle bir karşılıklı mesajlaşmanın bu yorum sayfalarını istismar etmek anlamına geleceğini görmek güç olmasa gerek. Dileyen kripto FETÖcü olduğumu düşünsün (ki bunu düşünüp söylüyorlar zaten), dileyen sizinkine benzer izlenimler edinsin. Ne engelleyebilirim, ne de o izlenimlerin yanlışlığını iddia edip bir tartışmaya girişirim.

            Beni tartışmak yerine, buyurun Kemalizmin savunulmaya değer yönlerini dile getirin, düşüncelerinizi paylaşın bizlerle. Kemalistlere yönelik yargımı (saygı duyulmayı hak etmeyen insanlar oldukları düşüncesindeyim) yanlışlayın, beni kuşku ya da tereddüte düşürün.

            Mümkün mü bu?

  9. *******
    Oylar sayılacaksa sayılsın, yeter ki;
    Apaçık ve herkesin içine sinerek,..
    Gerçek neyse sadakat, tek seçenek,..
    Başka yolu yok! doğrusu bu diyerek…

    Hakkıyla sayılmazsa, iş öyle beter ki!
    Partizan baskılara boyun eğeyerek,..
    Üç-beş fazla oy için ülkeyi gererek….
    Geleceğe güven diye ne varsa silerek,..

    Ya hak yerini bulmazsa, vicdan ne der ki?!
    Oylar çalınmış ve hazırlanmışsa kılıfı
    Zan altındaysa, YeSeKe, yargı sınıfı
    Ne der ki bunların karne notu, zayıfı…

    Oylar sayılacaksa sayılsın, yeter ki…
    Hakkıyla sayılmazsa, iş öyle beter ki!
    Adaletin kestiği parmak kan ağlarken,
    Ya hak yerini bulmazsa, vicdan ne der ki?!
    …..
    *******

  10. Mevzuata ve YSK teamüllerine uygun olduktan ve her itiraz eden partiye eşit muamele yapıldığı müddetçe bence yeniden sayımlara kimsenin itirazının olmaması gerekir…

    Yargı konusuna ilişkin olarak ta ;şimdilik bu konunun ülkenin en hazin konusu olduğunu söylemekle yetiniyorum.Şu anki Yargının işleyişine dair asıl söyleyeceklerimi ise ,hakkımda yürüyen bir dava süreci bulunması nedeniyle ,ortamın normalleştiği günlere tehir ediyorum.

    Son olarak İzlemeyen herkese özellikle de Yargı mensuplarına bir muhteşem film tavsiyem var;.Holywoodun bir döneminin birçok meşhur oyuncusunun rol aldığı “Nuremberg mahkemesi “filmini.Film siyah beyaz ve biraz uzunca ama her vicdan sahibinin mutlaka izlemesi gereken nitelikte bir başyapıt.İzleyeceklere iyi seyirler ve örnek olması dileğiyle efendim…

    • 657ye tabi bir memur kadrosundan dreyfüs davası çıkmaz ama nürnberg mahkemelerinden başlarsak o davanın sonu latin amerikalara kadar uzanır ve kaybeden de yine haşhaş kozalakları olur..:)

  11. “İtiraz kuşkusuz demokratik bir hak, sorun orada değil….,” “Yeniden sayımda şahsen herhangi bir mahzur görmüyorum. İçe sininceye kadar da sürdürülebilir sayımlar. Ancak…” bu tarz cümlelere o kadar sık rastlıyoruz ki son günlerde. Nedir yani? Taraftarı olunan siyasi görüş bu kadar mı vicdanını esir aldı insanların, değil beyin hücreleri tırnaklarına kadar işledi mi yani? Bu seçimlerde AKP ye oy vermiş değilim ama şu anda işleyen mekanizma da herhangi bir anormallik görmüyorum. İtiraz sonrası sayımların tekrarı ya da sayım döküm cetvelleri tekrar gözden geçiriliyor. Bu ama’lar ancak’lar ne anlam ifade ediyor, o çok güvenilen yüksek yargıç sınıfının yanar döner insanlar olduğu mu ima ediliyor, her an satın alınabilirler mi? yoksa çoktan satın alınmışlar mı? İktidara bağımlı olmuşlar mış? kaybetmeyi bilmiyorlarmış mış… Bir sabredin bakalım o üst yargı elemanları bir incelemelerini bitirsin, neticeyi görelim. Benim gördüğüm şu; bu ülke de iktidarı muhalefeti, yazarı çizeri, din adamı dincisi, yargıcı avukatı bitmiş. Güvenilecek hiçkimse kalmamış. Ortada objektif yaklaşım sergileyen bir tek kişi yok, herkes kendi siyasi görüşünü kuşanmış ortada ahkam kesiyor, tecrubeli olanların farkı cümleler daha virajlı, bir sağa bir sola ama ana istikamet aynı. Kimin oyu çok çıkarsa seçimi o alıcak, kaybetmeyi hazmediyorum, iktidar alışkanlığım yok diye iktidardan vazmıgeçsin AKP:))))

    • Bu sayfada gördüğüm en objektif yorumlardan biri… ben dahil olaylara taraftar gözüyle bakıyoruz…kendi fikrimizden çok fikrimizin doğru olduğu dikte etmeye yaftalamaya çabalıyoruz…… Benim taraf olduğum yer chp ve hdp nin karşı olduğu yüzde 70 lik yerdir… ben bu seçimleri yüzde 30 luk kesmin yüzde 70 i birbirine düşürdüğü için kazandı sayıyorum…… Kısacası muhafazar kesim başarısız olmuştur….herkes birbirini kışkırtmaya devam ettiği sürece kazanan hep adamlar olacaktır vesselam

  12. Keşke alman köylüsünün alman kralına söylediği berlinde hakimler var sözü bizdede geçerki olsaydı.
    Seçimler şaibeliymiş.akp li böyle buyurdu.
    Bundan öncekiler de akp kazandığı için şaibe yoktu.o seçimlerde atı alan üsküdarı geçiyordu.
    Atın binicisi değişince şaibeli oldu.
    Akp seçim sonucunu olgunlukla karşılayamadı.
    Ve artık yükseliş dönemi bitti.
    Duraklama devrinde parti ismindeki adalet kelimesini gerçek anlamda hayata geçiremediği taktirde ekonomik olarak ülkeyi çok zor günler bekliyor olacak.
    Akp de vefa sadece bir semt ismi olarak hatırlanıyor.
    Parti adındaki adaletinde kaderi böyle olmasın.
    Hukuk ve adalet bir gün herkese lazım olur.
    İnsanın sadece bu dünya da değil ahirette de hesab vereceği inancına sahip olanlar çok iyi düşünmeli.
    Dünyevi iktidarın insanın gözünü ve kalbini karartmamalı.

  13. Akp’li üst yetkililer seçimden önce Türkiye’de en güvenilir seçimler yapılır diye açıklamalar yapardı. Seçimden sonra da 180 derece dönmeye başladılar. Önemli olan Dünyanın gözünde nasıl görünüyoruz. Yaklaşık 1 hafta oldu ama seçim sonuçları muamma olarak devam ediyor. YSK ve yargı baskı altındadır. Eğer adil bir YSK ve yargı olsaydı. Balıkesir muş ve Malazgirt de itirazları kabul edecekti. Dünyada itibar kaybediyoruz ve bu kayıp ekonomiye somut etkiler getirecektir. 10 kere daha oylar sayilsa yine halk nezdinde Ekrem imamoglu seçimi kazanmıştır.
    SAYGILAR SEVGİLER

  14. Aslinda YSK adını değistirmeleri gerek! YÜKSEK ADALET PARTISI “YAP.”
    Geçersiz oy pusulalarının çoğu elle yazilmiş, onları kalibina uyduruyorlar.
    Internette dolaşan o pusulalarindan birisinde şoyle yaziyor “DAMAT VARSA BEN YOKUM” bu oyda YAP alt kurulu olan AKP nin hanesine yaziyor, damat şu an burda yok onun için bu oy geçerlidir.
    Hani döne döne sayilan geçersiz oylar yeniden sayilmasının sebebide bu! Damat alarjisi olanların oylari, Damat yurt dışinde olduğu için geçerli sayiluyor.

    Erdoğan PKK nin dağ kadrosunda akrabaları olan belediye başkanının kardeşide pkk tarafinda Türk askerleri ile çarpışırken öldürülmüştü.

    Birzamanlar bir Adil öksüzümüz vardi ya

    Işte onun kuzeni Ahmet Doğan, AKP’den aday olduğu Kahramanmaraş’ın Andırın ilçesinde belediye başkanı seçildi. Doğan, oyların yüzde 63,64’ünü alarak ilçenin yeni belediye başkanı oldu.

    Yüksek Adalet Seçim Partisi, sadece AKP için çalişiyor.

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız