Bu defa sonuç alıcı farklı bir yol bulalım; dünyamızı kana boğulmaktan uzaklaştıralım…

44
Reklam

Türkiye başta olmak üzere pek çok ülke İsrail’in Filistinlilere reva gördüğü muameleyi kınadı. İslam Dünyası’nın İsrail ile ilişkilerini aleniyete dökmüş olanları da, bayram öncesine, Ramazan’ın son günlerine -Kadir gecesine- denk düşen saldırılar karşısında sessiz kalamadılar. ABD de, önce kınamada dikkatini Gazze’den İsrail’e yönelen ev yapımı füzelere çevirmiş görünse de, sonunda saldırıların bilançosunu gördü ve tavrını değiştirme yoluna girdi.

Saldırıların son bilançosu dünya için utanç verici: İsrail’in hava saldırıları sonucu 10’u çocuk olmak üzere 28 Filistinli Gazze’de hayatını kaybetti. Kudüs’teki gösterilere orantısız güç kullanarak müdahale eden İsrail 300’den fazla Filistinli’nin yaralanmasına yol açtı.

İsrail tarafından da iki kadın asker saldırılar sırasında öldü. 

Ölen bir de Hintli kadın var.

Kudüs’teki Mescid-i Aksa içerisine kadar giren tepeden tırnağa silahlı İsrail askerleri görüntüsü İslam Dünyası’nda sinirleri germek için yeterli.

Filistin’de akan kan El-Kaide’ye, IŞİD’e ebelik yapıyor

Politikacıların kendi küçük çıkarlarına uyduğu için kanlı olayların önüne geçmeleri beklenemez; bütün dünya ayağa kalksa bile İsrail’in saldırılarını bu noktada durduracağını ummak ham hayal. 

Daha önceki benzer olaylarda hesap vermeye zorlanmadığı ve Birleşmiş Milletler’den (BM) yıllar boyu çıkan aleyhine kararlara uymadığı halde herhangi bir yaptırımla karşılaşmadığı, son zamanlarda aleyhine kararlar ABD’nin ‘veto’ duvarına çarptığı için, İsrailli politikacılar kendilerini bu defa da rahat hissedecektir.  

Reklam

Filistin’le ilgili her kanlı olay İslam Dünyası’na bir fatura çıkartıyor.

Radikalleşmede en önemli etken Filistin halkının uğradığı muameledir.

El-Kaide ve IŞİD gibi örgütler kendilerine taraftar bulmada en büyük propaganda unsuru olarak Filistin konusunu ve dünyanın duyarsızlığını kullanmakta.

O tür örgütlerin esas zararı İslam Dünyası’na…

Batı, kendisine karşı terör eylemleri yaptıkları için El-Kaide ve IŞİD türü örgütlerle mücadele ederken, o örgütlerin taraftar bulmada kullandıkları propaganda unsurunun İsrail saldırganlığı karşısında suskun kalan kendi tavırları olduğunun tam farkında değil.

Durumun farkında olanlar da o tür örgütlerin varlığından kendi politik çıkarları için yararlandıkları için bu duruma aldırmıyorlar.

Filistin’de yanan ateş orada kalmıyor, bütün dünyayı kana boğuyor…

İslam Dünyası insanlarının Ramazan Bayramı’nı kutlamaya hazırlandıkları şu sırada bu konu üzerinde düşünmeleri şart.

Reklam

Korona, Batı ve İslam Dünyası

Korona salgını, konu üzerinde düşünürken doğru teşhislerde bulunmada yardımcı olabilir.

Dünya 16 ay boyunca bir virüsün etkisi altında kaldı. Toplam vefat sayısı 3,5 milyona yaklaştı.

Herhalde modern dünyanın karşılaştığı en toplu ölüm olayı bu salgın.

Ancak görüyoruz, alınan tedbirler ve yaygın aşı kullanımı işe yaradı ve pek çok ülke normale dönme hazırlığında.

Önceki gün İngiltere’de korona yüzünden tek bir ölüm vakası yaşanmadı.

Normale dönen veya dönme eşiğinde olan ülkeler arasında tek bir Müslüman ülke bulunmuyor. Nüfusu az, kasası dolu olan ülkeler bile henüz normale yakın bir noktada değil.

Bir ara vaka ve ölüm sayılarında çok önümüzde bulunan ülkelerin bugün hayli gerisinde ülkemiz. İspanya ve İtalya gibi Kovid-19’un en fazla vurduğu ülkeler ve bu arada Yunanistan, diğer Batı ülkelerinin bu yaz tatil geçirme hedefleri haline gelebildi.

Türkiye genellikle korona yüzünden uzak durulması gereken ülkeler listelerinde yer alıyor.

Diğer İslam ülkeleri ile birlikte.

Konu üzerinde düşünürken bu durum da göz önüne alınmalı.

Bir yol haritası önerim

İlk kez önceki tavırlardan farklı açıklamalar duyulmaya başladı.

Diyanet İşleri başkanı Ali Erbaş’ın şu açıklaması sözgelimi:

“Bugün artık slogan atmak, ağıt yakmakla yetinemeyiz. Çözüme dair müşahhas, kalıcı ve gerçekçi adımlar atmak zorundayız. Derhal toparlanmalı ve ümmetin vahdetini temin etmeliyiz. Bu zor değildir. Buna ulema öncülük etmelidir.”

Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da “Kınama yeterli değil” anlamına gelen bir açıklama yapmış…

İyi ve olumlu bu iki açıklama da…

“Müşahhas, kalıcı ve gerçekçi adımlar” ne olabilir?

Üzerinde düşünmeye değer.

Ben düşündüm, yol haritam biraz aşağıda.

Tabii, yıllar ve yıllar boyu ne zaman şimdikine benzer kanlı olaylarla karşılaşılsa atılmış ve bir işe yaramamış adımlardan farklı olmalı bu defa atılacak adımlar…

İsrail’i geriletecek, en yakın dostlarını bile arkasında durmaktan kaçınmaya sevk edecek, Filistin halkının haklı taleplerine kulak vermeyi getirecek bir yöntem bulunmalı.

Bu ancak dünya kamuoyu kazanılarak yapılabilir.

Gazze’de içecek temiz su, düzenli elektrikten yoksun, iş bulmanın imkansız olduğu hayatlar sürdüren Filistinlilere insan onuruna yakışır imkanlar sağlanmalı. 

Batı Şeria ve Kudüs’te asırlardır yaşayan Arapları yerlerinden edecek yöntemlerine son vermesi için İsrail sıkıştırılmalıdır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (International Criminal Court, ICC) İsrail’in Gazze’de uyguladığı politikalarıyla ‘insanlık suçu’ işlediğine dair başlattığı soruşturma bir an önce sonuca ulaştırılmalı ve suçlu bulundukları takdirde o suçların işlenmesine talimatlarıyla yol açan politikacılar cezalandırılmalıdır.

İsrail’in bir ırkın diğer ırklara üstün olduğu yapıda bir devlet -bir ’apartheid devleti’– olma yolunda kat ettiği mesafe o noktaya ulaşmadan sonlandırılmalıdır.

Şimdi uygulanan dış destekli saldırgan politikaların sonucu öyle bir devlete dönüşmektir; bunun yanlışlığı İsrail halkına da anlatılmalıdır.

Yapılabilir mi bütün bunlar?

Hayli zor.  

İslam Dünyası’nın günümüzdeki durumu yüzünden bu zorluk.

Korkarım yine kınamakla yetinilecek ve ölenler öldüğüyle kalacak.

ΩΩΩΩ

Reklam

44 YORUMLAR

  1. O çok sevdiğiniz özgürlük ve adalet abideniz Biden konuşmuş.İlk açıklaması “israilin savunma hakkı var” diyor.hazretleri. Abd ıçin ne değişti. Hiç birşey.

  2. Nurdan abla benim bildiğim “dağ kabilesi” çerkezlerdir ama sen yine getirip efendi türkün sırtına vurmuşsun damgayı:
    “20 sende 82 miliyonu milatan önceki dağ. kabilesi yapmış birisi halen daha zalimliklerine devam etmesine rağme 30% bir taraftari varsa vay olrada yaşıyan insanlari haline vay.”
    Bu iftiralarına karşılık anadoluda şöyle derler:
    Eşşeğimin alnı sakar, kendi adını başkasına takar!”

  3. Ender, senin de bi dediğin öbür dediğini tutmuyor bilader:
    “One-minute ile, silah göndermekle, Türkiye’yi kutuplaştırdıkları gibi dünyayı da kutuplaştırmakla herhangi bir çözüm olması mümkün değil. Çatışmadan kimse kazanmaz.”
    Hem “…kutuplaştırmakla herhangi bir çözüm olması mümkün değil.” diyorsun hem de “Çatışmadan kimse kazanmaz.” diyorsun!
    Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu???

  4. Bu bölümde size bir Cemaat bankası, önemli bir savunma şirketi, derin devlet ve istihbarat dünyasına yakın karakterler, bir Cemaat’in en üst düzey isimleri ve o Cemaat’in en önemli mahrem imamının dahil olduğu sıradışı bir çemberden söz edeceğim.

    İçinde büyük paraların, banka kredilerinin, iflasların, komisyonların, ortaklıkların, gayrı resmi iş bağlantılarının, ilginç simaların olduğu çarpıcı bir hikaye…

    Burada adı geçen savunma şirketi, Milsoft.

    Cemaat’in en üst düzey isimlerinden kastım, Mustafa Özcan ve Cevdet Türkyolu. 
    Çembere dahil olanlar arasında Cemaat’in en önemli mahrem imamı derken kastettiğim ise Adil Öksüz. 
    Bu Milsoft ve onunla bağlantılı ilişkiler etrafında adı geçecek diğer iki mahrem isim; Kemal Batmaz ve Harun Biniş. Hani 15 Temmuz akşamı Akıncı Üssü’nde yakalanan iki sivil imam…

    Başkaları değil, 30 yıllık Zaman gazetesi yazarından çarpıcı bir yazı:

    https://www.ahmetdonmez.net/milsoft-olayi-1/

  5. İsrail on yıllardır Dünya’nın gözünün içine baka baka insanlık suçu işliyor. Türkiye kendi sorunlarını çözemezken, Filistin sorunuyla Araplar bile doğru dürüst ilgilenmezken, Filistin’in işbirlikçi yöneticileri bile bizimkiler kadar dert etmezken nedir bu Filistin sevdası anlaşılır değil. Osmanlı Ordularını düşmanlarıyla işbirliği edip arkadan vuran onlar, topraklarını Yahudilere satanlar onlar. Onların başına gelenin aynısı çok uzak olmayan bir gelecekte bizim başımıza gelebileceği öngörülmeden Doğu’da İsrail’e, İstanbul’da Araplara arazi satışımız son hızla sürüyor. Hem de bu tür bilgiler devlet sırrı diye halktan gizlenerek. Ayranımız yok içmeye, tahtarevanla gidiyoruz bilmemnereye…

    • Yahya bey, şimdi güneydeki sevdiğimiz küçük ülke durduğu yerde duramadığı için etraftaki arazilere de biyandan el atıyor ya; o yüzden bizim de sevdiğimiz alan gittikçe büyüyor tabii; yani bu “filistin sevdası” biraz da böyle böyle oluşuyor işte, ne yaparsın?

      • Bu yüzden Süleymaniye rezaleti yaşandı, Rus uçağında kıvırıldı, Putin’in odasının kapısında el pençe duruldu, Rahip Brunson için tak talep şak icap yapıldı, Trump mektubu yalanıp yutulup bir yerlerimize sokuşturuldu… daha sayayım mı? Ne sözü dinlenen bir devlet olduk Allah’ım. Pes diyorum size Ha Gayret. Lütfen şu bayram günü Türkiye uluslararası şu örgütte veya herhangi sözü geçen bir devlet tarafından dikkate alınıp saygı görüyorsa bildir, moralimiz düzelsin. Yöneticilerinin alayı sahtekar İslam İşbirliği Teşkilatı’nı sanki takan varmış gibi söyleme yeter.

  6. Hepi topu 80 yıl evvel, Hitler denilen zalimin, zavallı atalarına yaptığı işkenceleri, kötülükleri ne çabuk unuttular da bu insanlar aynısını ve hatta daha beterini Filistin halkına reva görüyor ve nasıl bu kadar alçaklaşabiliyor?

  7. 15 Temmuz gecesi darbe haberini alır almaz, “Erdoğan’ın kalemi kırılmıştır” diyerek sevincini paylaşan Alparslan Kuytul’a bağlı Furkan Vakfı kripto elemanlarının itikaf oyunu bize zülmediyorlar yalanı .Alkol yasaklanmış verin bana alkolümü debelenmelerinden sonra, İsrailin yaptıklarını Erdoğana bağlanyanların gerizekalı yorumlarıyla bir ramazanı daha bitirdik. Bayramdan sonra göbeğini kaşıyan adamın yeni itiraflarını duyacağız gibime geliyor.

  8. Cehennem zebanileri, biraz dinlenmek için mutat işkenceye ara vermişler . Hitler ile Stalin hemen bu fırsatı değerlendirmek için bir araya gelirler ve başbaşa vererek elleriyle de ağızlarının yanını kapatarak fiskos etmeye başlarlar .Bunu gören bir zebani merak edip yanlarına yaklaşmış ve gizli gizli ne konuştuklarını sormuş. Hitler cevap vermiş ,
    – Bizim geçici bir süre için acele dünyaya gitmemiz lazım.Ne olur Allaha yalvar da bize izin versin !
    Böyle bir istek karşısında hayretler içinde kalan zebani şaşkın bir şekilde sorar ,
    – Sizin tekrar dünyada ne işiniz var ? Siz orda iken dünyanın başına bela olmamış mıydınız !
    Hitler ile Stalin şöyle bir bakışmışlar ve zebaniye dönerek,
    – Doğru , o zaman dünyanın başına biz bela olmuştuk ! Ama şimdi dünyanın başına bela olanlar için bizi çağırıyorlar ! Yani anlayacağın iş bize düştü !
    Selamlar ,iyi akşamlar

  9. Müslüman liderleri ile Netenyahun’nun ne zaman başılari sıkıştıkça şamar oğlanları olan Filistinliler sayesinde gûndemi gene saptırdılar.
    Fakat dışarda yasiyanlar, gündemin peşini bırakmiyorlar. Bari bende onları buraya kopileyıp yapıştırarak gündemi canlı tutmek istedim.’

    “Cem Uzan’dan fotoğraflı ‘128 milyar dolar’ iddiası: AKP’nin paraları Katar’da
    Genç Parti Kurucu Genel Başkanı Cem Uzan, Katar iddialarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, ‘AKP’nin paraları Katar’da’ dedi, sosyal medya hesabından bir de fotoğraf paylaştı.

    12.05.2021 16:22 Güncelleme: 12.05.2021 16:31

    Cem Uzan’dan fotoğraflı ‘128 milyar dolar’ iddiası: AKP’nin paraları Katar’da
    Google News

    Gazeteci Günel Cantak’ın Youtube yayınına konuk olan Genç Parti Kurucu Genel Başkanı Cem Uzan, “AKP’nin paraları Katar’da duruyor. AKP aldığı komisyonları Katar’da depozitliyor, oradan da tekrar Türkiye’ye yabancı sermayeymiş gibi getiriyor” açıklamasında bulundu.

    Katar iddialarına ilişkin konuşan Uzan, “AKP’nin paraları Katar’da duruyor. AKP aldığı komisyonları Katar’da depozitliyor, oradan da tekrar Türkiye’ye yabancı sermayeymiş gibi getiriyor. Şimdi ben size bir fotoğraf göstereceğim. Bu fotoğrafta dört kişi var. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Katar Emiri Al Qahtani, şu anda kayıp olan meşhur bizim damat bakan ve bir de Katar Maliye Bakanı var. Bu Katar Maliye Bakanı, Katar’ın 300 milyar dolarlık yatırım fonunu yönetiyor ve hazır olun, Türkiye’de bulunan QNB Finansbank’ın yönetim kurulu başkanı. Qatar Airways’in yönetim kurulu başkanı. Şu anda tutuklandı, Katar devleti tarafından tutuklandı” dedi.

    UZAN: BU İBRETLİK BİR REZALET FOTOĞRAFI

    Bu ismin masada yemek yiyen dört kişiden biri olan Katar Emiri tarafından tutuklandığını söyleyen Uzan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu fotoğraf ibretlik bir rezalet fotoğrafıdır. Türkiye’nin çalınan paralarının nasıl aklandığının fotoğrafıdır. Dört kişi var, bir tanesi kayıp, bir tanesi hapiste. Günü zamanı gelecek, elbet bu iktidar değişecek. Katar devleti de Türkiye’den çalınan paraları tıpış tıpış iade etmek zorunda kalacak. Katar ile swap kapasitesi artırıldı diyorlar. Bu 128 milyar operasyonu için de swaplar da var. Şimdi Maliye Bakanı’nın, 15 milyar dolarlık oldu deniyor swap için, 15 milyar dolarlık bir operasyonun içinde Katar Maliye Bakanının olmama ihtimali var mı? Türkiye soyulmuştur, Halkbank, Ziraat, Vakıfbank, bu üç banka üzerinden satılıyor 128 milyar dolar. Bunun içinde 128 milyar doların ne kadarını QNB aldı?”

    SOSYAL MEDYA HESABINDAN DA PAYLAŞTI

    Uzan, söz konusu fotoğrafı, “İbretlik rezalet fotoğrafıdır. Türkiye’nin çalınan paralarının nasıl aklandığının fotoğrafıdır. Masadakilerin biri kayıp damat, bir tanesi Katar Maliye Bakanı Ali Şerif el-Emadi rüşvetten tutuklandı, hapiste” notuyla sosyal medya hesabından da paylaştı.

    Cem Uzan, “Geçen sene Mayıs 2020… Katar ile swap kapasitesi artırıldı. Bu 128 milyar operasyonu içerisinde swaplar da var. 15 milyar dolarlık operasyonun içinde Katar Maliye Bakanı bilgisinin olmaması mümkün mü? Değil” ifadelerini kullandı.

    Cem Uzan AKP Katar 128 milyar dolar paralar iddia
    BAĞLANTILI HABERLER
    Babacan: İktidar ve küçük ortağı illegal yapılardan bile medet ummakta
    Cemil Çiçek: Geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye’de kayıt dışı siyaset yapan aktörler vardır
    Gamze Akkuş İlgezdi: Aşı sıkıntısının sebebi 128 milyar dolar mı?
    Turizm tesislerinin ödemelerini erteleme çalışması yalnızca AKP grubuyla paylaşıldı
    ×××××××××
    http://www.artigercek.com/

    • Cem uzan once 6.5 milyar $ ın hesabını versin, Çukurova barajında , imar bankasında,teslimde,mağdur ettiği insanlara çaldıklarının hesabını versin. Motorola’yı dolandırdığını, Amerikan mahkemelerinden verilen kararların hesabını versin. Hiç değilse banker bilo filmindeki Şener şen tiplemesi kadar şerefli olsun ve “çaldım ama niye çaldım hele bir sor “ desin. Böyle şeref yoksunu insanların, Türk siyasetinde olmadı eski Türkiye’nin ayıbıydı ama yeni Türkiye’nin yüz karası oluyor.Kimi desteklerse desteklesin ister Akparti yi ister millet ittifakını desteklesin şerefsiz olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. Hangi ittifak yanlarında olduğuna izin verirse onlar baştan kaybedecek. Sayın Erdoğan a mavi boncuklar göndererek hakkındaki davalardan kurtulabileceğini sandı ama o cepheden yüz bulamayınca şimdi diğer cepheye şirin görünmeye çalışmasında onu kurtaramayacaktır. Hırsız ve dolandırıcı yaftasıyla kıstırıldığı köşede geberip gidecek. Bu tip Zübükler artık insanları kandıramasın ümidi ile hukukun ve adaletin hakim olduğu Türkiye’yi hayal etmeye devam etmekten başka kurtuluş yolumuz yoktur

  10. .Îşi ehlisine değıl adanına vernek Hangi Dinde Var?

    Eski Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yusuf Ziya Özcan yeni kitabında görev yaptığı tarihte yardımcısı olan YÖK Başkanı Yekta Saraç’ı yetersiz olması nedeniyle görevden almak istediğini, ancak dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın buna karşı çıktığını belirtti.

    Özcan, “Başörtüsü Ve Katsayı Sorunları Nasıl çözüldü, YÖK Anıları” ismiyle yayımladığı kitabında, o tarihte yardımcısı olan YÖK Başkanı Yekta Saraç’ı, ‘Başbakanın kulağı’ gibi çalışması ve yetersiz olması sebebiyle görevden almak istediğini ancak Erdoğan’ın “Yekta’yı görevden alırsanız çok muhterem babası ve annesi üzülür, ben de üzülürüm.” demesi üzerine vazgeçtiğini kaydetti.

    Özcan, “Yekta hocanın iş yapmadığını, kimse tarafından sevilmediğini söyledim. Cevabı şoke ediciydi: “Ben Yekta’nın hiç dostu olmadığını biliyorum…”

    “ATAMALAR LİYAKATE GÖRE DEĞİL SADAKATE GÖRE”

    Sözcü’den Veli Toprak’ın aktardığına göre, Başbakanın liyakatten ne kadar uzak olduğunu düşündüğünü anlatan Özcan, günümüzde, rektör atamalarının liyakate göre değil, sadakate göre yapıldığını da belirtti. Göreve atanmadan önce dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve o tarihte Başbakan olan Erdoğan ile tanışıklığı olmadığını da açıkladı.
    ********

    • Maşallah hanımlığınızı kullanıp dedikoduları döktürmüşünüz. Bırakın mahalle ağzıyla dedikodu yapmayı yok çapsız mış yok üzülürmüş bu kadar safsata yeter

    • Nurdan abla “.Îşi ehlisi yardımcısı olan YÖK Başkanı Yekta Saraç değıl Eski Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yusuf Ziya Özcan” mıymış demek?
      Neymiş ki şimdiki yök başkanının öbüründen eksiği; haa öbürü abd deki fetöcü polis enstitüsünün kurucu rektörüydü değil mi, evet daha bi liyakatliymiştir mutlaka!

  11. Müslüman’ın Anlamı iyi insan. Selamin anlami Barış, demek!
    Bunların hangisi bizde mevcüt.
    Paraya tapmış, tembeller siyaseti seçiyorlar.Batılı ülkelerın halkları genelde fanatık olmadıkları için
    ülkeyı hırsız siyasetçilerden koruyabiliyorlar.
    Müslüman ülkelerin siyasetçileri ise sıradan halkın tepesınde tokmak gibi duruyorlar, bunuda nasıl beceriyorlar Yahudi Hırıstiyan gibi din ve irk düşdüşmanlığı ile beceriyorlar.
    Be 14 sene Multifaith Action Sosiyety’sinde görev yaptım.
    Ordaki Dini liderler her birisi gerçek birer insan’idılar. Müslüman lider tahsilli ve kültürlü birisiydi. Tabii Diyer inaçlar’ın ve Dinilerinde liderleri’de en az bizimki kadar ehliyetli idiler. Semavi dinleri’de dahı! Tam 73 tane değişik inançlardan kurulu bir Dernekti Her kes kendi cebinden harciyordu.
    O dernek Dünya barışı için çalışiyordu! Siyasetcısı olsun din alimleri olsun fanatıklik yaptılarmı en başta kendi dini lideri onu durduriyordu.. Müslüman lider
    Rahmetli olduktan sonra yerine kimseyi bulamadılar. Bulamadıla çünkü onlar Îslamı güzelikleri ve barışını anlatmak yerine sanki evde ailesine anlatır gibi ordaki topluklara kafir diyip çıkıyordular.
    Ben ABD’ye Taşındıktan sonra’da zannedersem Halen daha Müslümanları temsilen lider bulamadılar. Çùnkü al birini vur ötekine.
    Kanada bu gibi dernekleri destekliyor. Hiç unutmam bir toplantiya katılan, BC Biritish Colombia piravici Baş Bakanı “bu dernekler siyasetçileri hizaya getiriyorlar”demişti ve bayağı gülmüştük.

    Yahudiler hiç bir zaman Müslüma Terörist kelimesini kullanmazlar, vede.
    Bizde Erdoğan ne ise Yahudilerdede Netnyahu, ayni, zaten arap liderlerde bunlardan dah beş beterler, vede
    Din ve Irkcılığı kullanarak dünyada saltanat sùrdürùken ahiret ateşine’de bolca odun hazırliyorlar.
    20 sende 82 miliyonu milatan önceki dağ. kabilesi yapmış birisi halen daha zalimliklerine devam etmesine rağme 30% bir taraftari varsa vay olrada yaşıyan insanlari haline vay.

    Bir bizim sıradan Müslümanların ve basının haline bakın!
    Birde bizim siradan Yahudilerin ve yahudi basının haline bakalım!

    “Türk Yahudi Toplumundan açıklama
    Türk Yahudi Toplumu İsrail´deki olaylarla ilgili açıklama yaptı.

    10 Mayıs 2021 Pazartesi
    Türk Yahudi Toplumundan açıklama
    Ramazan Bayramı arifesinde, her birine saygı duyduğumuz İbrahimi dinler ve kültürler için kutsal olan Kudüs’te yaşanan son gelişmeleri büyük bir üzüntü ve endişe ile takip ediyoruz.”

    “Bu bağlamda, bir an evvel barışçıl bir çözüm bulunması için ele ele verilmesini ve şiddetin yerini kucaklaşmaya bıraktığı bir mübarek Ramazan Bayramının sulh ve huzur içinde geçmesini Yüce ALLAH’tan diliyor, dua ediyoruz.”

    1 İsrail nüfusu 2021´e girerken 9.291.000´e yükseldi

    https://www.salom.com.tr/haber-117082-Israil_nufusu_2021acutee_girerken_9291000acutee_yukseldi.html

    • Bizde Erdoğan ne ise Yahudilerdede Netnyahu, ayni, zaten arap liderlerde bunlardan dah beş beterler
      Allah kalp gözünüzü kapatmış bari organ gözünüz açılsın da bi olanlara bakın yazık.

      • ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, İsrailli mevkidaşı ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Pentagon’dan yapılan açıklamada, Austin’in bebek, çocuk, kadın, yaşlı demeden katleden İsrail’e destek mesaj verdiği aktarıldı. Reuters’ın haberine göre; Sözcü John Kirby, “Bakan Austin, İsrail’in meşru müdafaa hakkına yönelik Bakanlığın güçlü desteğini iletti” ifadesini kullandı.

    • Nurdan abla bu ne ki?
      “Müslüman’ın Anlamı iyi insan. Selamin anlami Barış, demek!
      Bunların hangisi bizde mevcüt.
      Paraya tapmış, tembeller siyaseti seçiyorlar.Batılı ülkelerın halkları genelde fanatık olmadıkları için
      ülkeyı hırsız siyasetçilerden koruyabiliyorlar.”

  12. Tecrübelerimiz zorba düzenlerin işleyiş mantığını bize iyice öğretmiş bulunuyor? Tam da ihtiyaç zamanında Filistin mahallesinden dandik bir kaç tane bomba İsrail bölgesine fırlatılır ve İsrail yönetimi bu durumu Filistinlilere çökmenin meşrulaştırılmış gerekçesi yapar…

    Kendi zamanının şartlarıyla yönetilen Osmanlı Devleti’nin özellikle ihtiyarlık dönemlerinde artış gösteren zaaflarından kaynaklanan eleştirilecek yönleri,hatalı uygulamaları olabilir. Ancak gücünün etkin olduğu dönemlerde yönetimi altındaki coğrafyalarda bir istikrar sağladığını görmemek de ona karşı yapılmış büyük bir haksızlık olur.

    Osmanlı’nın çekildiği yerlerin birçoğunda ciddi huzursuzluklar oluştu. Osmanlı döneminde Filistin diye bir mesele yoktu, hatta bu mesele yıkılış sebepleri arasında bile sayılabilir. Sadece geçen 30- 40 seneyi hayalen bir hatırlamak bile yeter;Yemen,Sudan,Somali karışıklıkları, zaten huzursuz bir yönetime sahip olan petrol zengini Irak’ın 1990 sonrası içine düştüğü durum ve harabeye dönen bir ülke…benzer yönetim şekline sahip Suriye’nin Arap Baharı? sonrasına tekabül eden ortadaki hali, zaten iç huzurunu yakalayamamış Mısır’ın,Libya’nın halleri,yine doksanlarla birlikte Cezayir’in içine düştüğü durum,Bosna,Kosova kıyımları gibi manzaralar Osmanlı’nın gerileme dönemi sayılan 1700’lü yılların içinde bile yaşanması mümkün olaylardan mıydı?

    Bu coğrafyada güven nasıl sağlanır?
    Kendisi bir sorun yumağı durumuna düşmüş,yeni sorun kaynaklarının problem çözmesi mümkün değildir.
    Önce intibah!..

  13. Hep aynı yöntemleri deneyip farklı sonuç beklemek ahmaklıktır.

    Sözde Müslümanların yapacağı tek şey kınamaktır. Bunlardan çözüm beklenemez.

    Çözüm odaklı Ekmeleddin İhsanoğlu Seçmeyerek daha önce hata ettiniz. Ekmeleddin İhsanoğlu zamanında Çok güzel adımlar atılmıştı.

    Ekmeleddin İhsanoğlu:

    Ekmeleddin Mehmet İhsanoğlu (d. 26 Aralık 1943, Kahire), Türk bilim tarihi profesörü, akademisyen, diplomat, siyasetçi, yazar. 2004 ve 2014 yılları arasında Birleşmiş Milletler’den sonra ikinci büyük uluslararası örgüt olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nın genel sekreterliğini sürdürmüştür.

    Türk kültürü, İslam Dünyası ve Batı Dünyası ilişkileri ve Türk-Arap ilişkileri hakkında değişik dillerde çok sayıda eseri olan İhsanoğlu, Bilim ve eğitim tarihine katkı ve hizmetlerinden dolayı birçok ödülün yanı sıra Devlet Üstün Hizmet Madalyası sahibidir.
    Kaynak:Wikipedia

    Zamanında ki Filistin çözümleri:
    https://www.youtube.com/watch?v=b7U4W-jI_ik

    • Ekmeleddin İhsanoğlu, Başarıdan başarıya koşmuş.

      Bu milletin Akıllanması için 40 fırın ekmek yemesi lazım.
      Tosunlar, kriptocular gelin gelin bu millet akıllanmaz.

      Kılıçdaroğlu Çok çabalıyor ama bu millet akıllanmaz doğru söyleni 9 Köyden kovuyor.

      Kılıçdaroğlu 2 anahtar vaat et asgari ücreti 10.000 tl yapacağım de nasıl kazanıyorsun.

      bu hayat böylemi olur.
      https://www.youtube.com/watch?v=G3gQtt9C8KQ

      • İsmai bey haksızlık etmeyin ama; ekmek için eklemeddin amca chp nin tarihinde gördüğü göreceği en yüksek oyu almıştı, az şey midir bu?

  14. AKP Kürt politikası ile,Filistin ve Çin’deki Uygurlar ıkarşılaştıralım.AKP kürt politikasında, Kürtlerin özgürlük veya Türkiye’ye bağlı eyalet isteği vatan hainliği sebebidir.Amaçları uğruna Kürtlerin yaptılakları silahlı veya silahsız,hatta TC.kanunlarına göre serbest partili mücadeleleri hep inahet söylemleri ile karşılık buldu.Kürtler üzerine tarih bıyunca yapılan baskı ve tazyikler hep vatan müdafası söylemi ile savunuldu.Kürt diye bir topluluk yoktur onalr aslında Türk’dür denildi.Kürt bölgeleri egemenlik hakkımızdır denildi.Şimdi aynı söylem ve zihniyeti Filistin ve Çin’deki Uygurlar üzerine uygulayın. Uygurların Çin egemenliği ,Filistinliler diye bilinen aslında İsrail e sonradan iskan edilmiş olan Arap ve Türk topluluğu İsrail’in egemenliği altındadırlar.Çin’in Uygurlar üzerinde,İsrail’in Filistinliler üzerinde egemenlik hakkı vardır.Her iki ülkedeki ayrılıkçı ve terör eylemleri karşısında her iki ülkenin egemenlik hakkını koruma ve kollama hak ve görevi vardır.Türkiye’ nin Kürt yezine tezini Uygurlar ve Filisitinliler üzerine uygularsanız;Çin’deki Uygurlar ile İsrailde’ki Filistinliler diye bilinen gruplar aslında vatana ihanet suçu işlemişler ve terör yapmaktadırlar.Çin’de Uygurlar,İsrail’de Filistinliler diye bir topluluk yoktur.Doğruya doğru.Ayını olayı Türkiye ‘de başka başka memleketlerde başka uygulayamazsınız.Türkiye’deki Kürtleri başka kefeye koyar ve onları hain gözü işe bakar,Çin ‘deki Uygurlar ile İsrail’deki Filistinliler diye tabir ettiğiniz topluluğu işgal altındaki zavallı ezilen halk olarak görür ve lanse ederseniz kendiniz ile çelişirsizin.Dürüst siyaset gütmeniz gerekir.Ayrıca Türk siyasilerince,İsrail e verilen topraklar şu kadardı İsrail komşularına savaş açarak toprak işgal etti şeklinde asılsız bir savunma yapıyorlar.1947 ve 1948 yıllarında İsrail egöç eden Museviler Arapların ellerindeki toprakalrın %95 ni onlardan satın aldılar.BM, Kasım 1947’de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti. Kudüs şehrine ise BM denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. Bu yüzden ilk İsrail-Arap savaşı olan İsrail-Filistin Savaşı başladı.

    14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler.

    1949 yılının ilk aylarında BM nezdinde İsrail ile onunla savaşan Arap ülkelerinin her biri (o dönemden beri İsrail’le müzakere masasına oturmayı reddeden Irak hariç) arasında doğrudan müzakereler düzenlendi ve bunların sonucunda bir ateşkes anlaşması imzalandı. Anlaşma uyarınca sahil şeridi, Celile ve tüm Necef İsrail’e, Yehuda ve Samiriye (Batı Şeria) Ürdün’e, Gazze Mısır yönetimine ve Kudüs’ün ise Eski Şehir’in de dâhil olduğu doğu kısmı Ürdün’e, batısı da İsrail’e bırakıldı.1967 Arap-İsrail Savaşı, Üçüncü Arap-İsrail Savaşı, Altı Günün Savaşı veya Haziran Savaşı, 5 Haziran 1967 Pazartesi, İsrail ile Arap komşuları Mısır, Ürdün ve Suriye arasında başlayan ve 6 gün süren savaşa verilen addır. Arap İttifakı’na Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir de asker ve silah yardımıyla katılmışlardır.

    İsrail’in kesin üstünlüğü ile bitmiştir. Savaşın sonunda Mısır’dan Sina Yarımadası’nı, Suriye’den Golan Tepeleri’ni ve Filistin’in Gazze Şeridi ile Batı Şeria topraklarını alan İsrail topraklarını dört katına çıkarmıştır. Savaş sonrasında Sina Yarımadası’ndan Mısır lehine çekilen İsrail ilerleyen dönemlerde diğer toprakları ilhak ettiğini açıklamıştır. 1964 ‘den itibaren Arap-İsrail çekişmesi Filistin Kurtuluş Ordusu isimli teörö örgütü tarafından yürütüldü. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) İsrail ile savaşmak için 1964 Arap Birliği zirvesinde kurulan askeri kanadı idi. Bununla birlikte etkili bir FKÖ denetiminden ziyade çeşitli ev sahibi hükûmetler, genellikle Suriye tarafından kontrol edilmiştir.1987 yılında Şeyh Ahmed Yasin, Abdülaziz el Rantisi ve Muhammed Taha tarafından İlk intifadanın başlangıcında Mısır’daki Müslüman Kardeşler örgütünün Filistin kanadı olarak Hamas terör örgütü kuruldu.Hamas halen Gazze ‘den roket saldırıları yapmakta,İsrail’in yerleşim yerlerinde terör eylemleri yapmaktadır. 2020’de Kudüs’ün yeni başkent olarak ilan edilmesi yeni bir gerginlik yaratsa da çoğu ülke bunu tanımamıştır. Günümüzde Kudüs’ün başkent olmasını resmî olarak tanıyan BM üyesi devletler Avustralya , Rusya ,Çek Cumhuriyeti Honduras, Guatemala, Nauru, ve Amerika Birleşik Devletleri’dir.(Kaynak:Vikipedi).Siyasette ramantizm(duygusallık) olmaz,realizm (gerçekçilik)olur.Romantizm(duygusallık) gerçekleri görmenizi engeller ve gerçekçi siyaset yapamaz ve dolaysiyle dünya kamuoyunda rezil olursunuz.Vay ,Filistin Osmanlı nın toprakalrıydı!Vay,Kudüs’de paygamberin kokusu var!Vay,Mescid i Aksa’da peygamberin ayak izi var!Vay,Çin’de Türkler var!Vay ,İsrail’de müslümanlar var Vaysen Türk ve islam düşmanısın,sen hainsin!Gibi asılsız ,haksız ve duygusal söylemleriniz siyaseten karşı tarafınızda olanlara zulüm olur.Düşün bir kere .Türk toplumu Moğolistan çöllerinde iken, istila ve işgallerle(bazıları fetih/fütühat diyor)bu topraklara geldi devletler kurdu.Buralar bizim,burlar bizim egemenlik hakkımızdır diyorsunuz.O halde , başkasının egemenlik hakkına asla karışamazsınız.”Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. ”Mâide Suresi – 8 . Ayet ”Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutun; kendinizin, ana babanızın ve yakınlarınızın zararına bile olsa… Allah rızası için şahitlik yapanlar olun. Şahitlik yaptığınız kimseler, zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Allah’ın hakkı, onların her birinin hakkının önüne geçer. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. ”Nisâ Suresi -135. Ayet.” Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor…..”Nisa Suresi- 58. ayet.”Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma…..”Şura suresi- 15.ayet.”Adalet olunca yiğitliğe lüzum kalmaz.” Anonim Söz .”Haksızlığa sapıp bütün insanların seni izlemeleri yerine, adaletli davranıp tek başına kalmak daha iyidir.”Mahatma Gandhi.Saygılar.

  15. Hakan bey “…biz de benzer bir senaryoyu yaşamıştık, senaristlerin işine de yaramıştı.” buyurmuşsunuz da; vallahi bu engin tiyatro bilginiz ve senaryo yazarlığınız, sahne performansınız insanı hayran bırakıyor! Ömrü hayatında belki tek müsamerede görev almamış, tek tiyatro metni okumamış, bir salondan içeri girse; sahne neresi, dekor nedir, perde neyle neyi birbirinden ayırır en küçük bir fikri olmayanlar başımıza sanat eleştirmeni kesildiler ya, pes yani!!!

    • tamam. madem çok anlıyosun bu tiyaüro oyun perde sahneden anlat o zaman;

      millet ile devlet arasında perde durur mu?

      Hadi anlat birazda senden dinleyelim;

      Aliyev-Putin- Erdoğan- Boris Johnsen arasındaki tiyatroyu anlat.

      socar- lukoil oyununu — ağar-peker ayağını anlat ki 270 tanker gemi filosuna çökecek olanlar kim? hadi buyur mikrofon sende….

      petrol fiyatları düşünce sevkiyat masraflarından kaçan petrol devleri 270 tanker gemi filosunu ya boşa düşürecekler ya da bu filo el değiştirecek. yeni sahipleri kim olacak?

      perdeyi açtım hadi oyna bakalım….)))

  16. Ender bey “…tüm dünya ile barış köprülerini tekrar kurmalıyız.” buyurmuşsunuz da; bunu “yurtta sulh konseyi” bir kere denemişti hatırlarsanız? Bence artık hiç denemesinler!

    • Mehmet Ağar’a sor ” ben olmasam bu marinayı kimse koruyamaz, mafyalar çöker buralara” diyor. e böyle dediğine göre otorite ondan soruluyor herhalde.

  17. “lakin kendi gerçekliğimize göz yumarak ne kendimize ve ne başkalarına yardım edemeyeceğiz.” demiştim dün.

    “Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (International Criminal Court, ICC) İsrail’in Gazze’de uyguladığı politikalarıyla ‘insanlık suçu’ işlediğine dair başlattığı soruşturma bir an önce sonuca ulaştırılmalı ve suçlu bulundukları takdirde o suçların işlenmesine talimatlarıyla yol açan politikacılar cezalandırılmalıdır.” diyor sayın koru.
    israilin kanlı katliamlarına engel olmanın tek yolu budur.
    meclisimize verilen soruşturmalara bakalım, mesela en son akp belediyelerinin insan kaçakçılığı olaylarına karıştığına dair olan iddiaları araştırmak için verilen soruşturma önergesi akp oyları ile reddedildi.
    şimdi ülkemizde gücü elinde tutanlar gerçeklerin ortaya çıkmasına izin vermiyorsa, gücünü engellemek için kullanıyorsa ve gerçekler ortaya çıkmak için gücün el değiştirmesini beklemek zorunda kalıyorsa -ki bir gün ortaya çıkmak gibi bir huyları vardır- yine de şimdilik burdan dünyada gücü elinde bulunduran israilin de insanlık suçu işlediğine dair soruşturmanın neden sonuca ulaşmayacağını anlamak mümkün sanırım, ta ki güç el değiştirene ve müslümanlara geçene kadar. bu da eninde sonunda olacaktır, çünkü devirler vardır.
    kendi gerçekliğimizi düzelttiğimiz zaman dış dünyada da bazı yansımaları olacaktır şüphesiz. o zamana kadar filistinden doğu türkistana, içerden dışarıya olaylar karşısında içimiz kan ağlamaya devam edecek görünüyor, maalesef.

    • dün akşam haber kanallarının tartışma programlarına bir göz attım, ama konu israilin saldıraları değildi, neredeyse tamamında sayın ali babacanın açıklamaları vardı.
      havuz medya açıklamaları parmağına dolamış etik mi diye tartışıyor.
      bana kalırsa doğru soru etik mi diye sormak değil.
      ne kadar etik diye sormalı.
      mesela kendi bakanlığına kendi firmasından kendisinin satış yapmasından ve daha mı az etik yoksa daha mı çok etik diye sorulabiir mesela, insan aklı kıyasla konuyu daha iyi anlar çünkü. bakan satış süreci sonrası teşekkür ve takdirlerle gitmişti.
      ak partideyken CB seçimlerinde gülün adaylığı için çalışıyor olması ne kadar etik ile ilgili kıyas yaptıktan sonra düşünecek olursak
      bir kişi çalıştığı iş yerinden mutlu değilse, sorunları varsa başka bir iş ararken mevcut işini bırakarak mı iş arar yoksa çalışırken mi? ​
      nçalışırken aiş etik tartışılabilir ama bir de gerçekler ve teammüller var sonuçta.
      bir başka parti kuranlar ya da başka partilere geçenler bu sürecin en azından başında bulundukları partide görevlerine devam etmiyorlar mıydı? mesela sayın erdoğan akp yi kurmadan önce en azından sürecin oluşma döneminde eski partisinde değil miydi?
      muharrem ince yeni parti kafasında şekillenirken de öyle değil mi? bir takım temaslar ve görüşmeler eski partide iken devam etmiyor mu yani bu neredeyse herkes için böyledir. kimse işten ayrılıp ya da partisinden ayrılıp gelecek maçlara bakalım demiyor, mevcut şartları içinde yeni seçenekleri üzerinde çalışıyor.
      çok etik bulmayabiliriz ama bir de gerçekler var sonuçta. kendi yaptığımız şeyleri başkasında etik bulmamak ta pek etik sayılmaz değil mi?

      bir de sayın babacanı herşeyini! borçlu olduğu erdoğana vefasızlıkla suçluyor havuz medya.
      ben buna katılmıyorum.
      fikirler değiştiyse ayrılık iyidir.
      sayın erdoğan da her şeyini sayın erbakana borçlu diye düşünmek lazım o zaman. neden onu bıraktı o zaman diyebilir miyiz kendisi için. bence diyemeyiz.
      vefaya gelince bakanlar kurulu olmasa başbakan olur mu?
      öğrenci olmasa öğretmen,
      hasta olmasa doktor…
      öyleyse her kes biribirine ihtiyaçlıdır ve kimsenin diğerine hayat boyu seni ben yarattım ben bakan ettim diye tahakküm etmesi beklenemez. ben olmasam iyileşemezdin demeye hangi doktorun hakkı olabilir? burada doğru olan karşılıklı saygıdır. insanlar birbirini var ederler.
      şimdi bu satırları okuyan olmasa ben neden yazayım?

      • sayın gülün adaylığı gündeme gelebilir mi?
        bence o defter kapanmıştır ve kapanmalıdır.
        fikir aşamasında yeni seçenekler üzerinde çalışmak hoş görülebilir ise de sonrasında insanların varlıklarıyla ortaya çıkması gerekir, nitekim sayın babacan ayrılmış ve parti kurmuştur.
        sayın gül için aynı şeyi söylemek mümkün değildir, o şartların oluşmasını beklemeyi tercih etmiş ve çoğu zaman sessiz kalmıştır, bence bu yanlıştır. o nedenle sayın babacanın sayın gülün nkazanabileceğine ilişkin yorumuna katılmak mümkün değildir, hiç ihtimal yoktu. bugün de yok.

  18. İsrail’in ne yapmak istediği çok açık. Netenyahu ve radikaller zor durumdalar, yolsuzluk boyu aşmış, dört defa seçim olmuş sonuç değişmemiş. Bu durumda Filistin’e saldırmanın birden çok faydası var. Oyları artacak, belki iktidarı garantileyecekler. Bizim bu konuda tecrübemiz var. Haziran 2015 sonrası biz de benzer bir senaryoyu yaşamıştık, senaristlerin işine de yaramıştı. Ayrıca ABD’de yeni iktidara gelen ve Filistin’e sempatik duran Biden ve ekibi zor durumda kalacak. Böylece dünyada yeniden barış ve diyalog ortamı oluşma riskini de ortadan kaldıracaklar.

  19. Ya da dünkü yazı başlığındaki bir soruyu sormakla başlayabiliriz:
    ”sen çomça’mısın ki kazandaki çorba mı sandın da ortalığı karıştırıp durun? abe kızan”
    sonra kendi kendimize konuşup soru soralım:
    ”bu Netanya hu, ne yapmak istiyor ya hu?”
    toprak desen, ev desen, bağ bahçe desen, hatta suyu kaynağından, yemi tarlasından..
    ne istediyse verdi! birileri.
    yetmedi gari, şimdide ortadoğuyu mu istiyor acaba?

    • cevabı basit israil de hükümet kurulmazsa erken seçim olacak o da seçimi kazanmak için filistin kanını kullanıyor.
      size de tanıdık gelmedi mi bu kan içici vampir politikası.

  20. Bunu bir müslüman-yahudi çatışması olarak görmek, öyle sunmak, ümmeti harekete çağırmak (dışişleri bakanının saçma lafları) tam bir aymazlık ve ateşe benzin dökmek olur. Normal bir ülkenin demokratik dünyayı yanına çekmesi, dünya kamuoyunu bunun bir insanlık dramı olması çerçevesinde tavır almaya ikna etmesi ve barışçı bir çözümün bulunması için birlikte hareket etmeye zorlaması gerekir. Fakat içerdeki siyasi islamcılar bunun ekmeğini yemek peşindeler, çözüm de istemezler. İnsanların mağduriyeti üzerinden oy devşirmeyi daha tercih ederler. O yüzden bu iktidardan makul ve mantıklı bir hareket beklemeyin.

    Çin’deki zulüme göz yuman bu iktidar. Bunlardan herhangi bir samimiyet beklemek mümkün mü? Gözümüze baka baka sürekli yalan söylediklerini bilmiyor muyuz?

    Türkiye’deki insanım diyen insanların birinci önceliği bu otokrat ve oportünist tek adam iktidarını bitirmek olmalı. Bu olmadan bu ülkenin dünyada herhangi bir saygınlığının, sözü dinlenirliğinin, bir çözümün parçası olmasının imkanı yok. Türkiye tüm demokrat dünya tarafından saldırgan, gizli ajandası olan, insan haklarını sürekli ihlal eden bir ülke olarak görülüyor ve tüm platformlardan dışlanıyor. Bu durumda Filistin’e yada herhangi bir ülkeye faydası olmasını beklemek de mümkün değil. Önceliğimiz kendi evimizi temizlemek olmalı. Mafya, çeteler, cemaatler, yolsuzlar, hırsızlar ve çıkar çevreleri devletten temizlenmeli. Demokratik parlementer bir sisteme geçiş yapmalı ve tüm dünya ile barış köprülerini tekrar kurmalıyız. One-minute ile, silah göndermekle, Türkiye’yi kutuplaştırdıkları gibi dünyayı da kutuplaştırmakla herhangi bir çözüm olması mümkün değil. Çatışmadan kimse kazanmaz.

    • Aynen ender bey biz ønce kendi evimizi temizlemeliyiz hep ayni lakirti oysa o gun israil buyuk elcimiz diger elciliklerle birlikte israilin verdigi davetteydi israile is yapip muttefik olmak isteyen araplar ve turkiye kuyrukta beklerken birileri kalkmis ustperdeden konusuyor guya halki kalyana getirecekler ayip birazda su dogu turkistandan bahsedin hem dindar hem turk tabi TV lerde osmanli filimleri oynatmak kolay soya sahip cikmak zor buyurdugunuz gibi cetelerle isyapan bir devletten birsey bekleme bu daha iyi gunlerimiz yarin birgun israil guney illerimizide ister hani su mavi marmarada ølenler reisin ønce sahiplendi sonra banami sordunuz cikisini unuttu bu millet

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız