Gençleri karamsar görüyorum.. Halbuki her sabaha umutla uyanmamız gereken günlerden geçiyoruz…

32

Genellikle gençlerde bugünlerle ilgili bir karamsarlık, gelecekle ilgili de bir umutsuzluk hali var. Konuşmanıza bile gerek kalmadan kişiliklerine sinen bu ruh halini anlıyorsunuz. Karşılarına çıkan sorunlara aşılmaz gözüyle bakıyorlar. Yolunu bulan kapağı sorunsuz iklimlere atmaya çalışıyor; şartları değiştirmek için çabalamak ve gerekirse çatışmayı göze almak yerine…

Ne olursa olsun kazanamayacaklarını düşünüyorlar.

Oysa hepimiz kendi özel tarihimizi bir uzun film gibi yaşasak da hayat hızla akıp gidiyor, daha ne olduğunu anlamadan insanlar yaşlanıveriyor. Buna karşılık her insanın hayat süresi içinde yaşadıkları toplumun tarihinin bir ânı sadece; dünya tarihi açısından ise mikro bir an. 

‘Değişmez’ sanılan şeyler, o bize uzun bir film gibi gelen ama aslında bir anlık olan hayatlarımız içerisinde de defalarca değişmiş oluyor.

Umutsuz olmaya gerek yok.

Bir büyük romancıyı kaybettik

Dün dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Nobel ödüllü romancı ve deneme yazarı Toni Morrison 88 yaşında vefat etti. Derisinin rengi siyahtı Morrison’un, üstelik kadındı da. Romanlarında hep kendisine benzeyen insanların hayatlarını anlattı.

Morrison’un dünyaya geldiği yıllarda içine doğduğu toplumda artık siyahlar kölelikten kurtulmuştu; ancak özgür olduklarını hissedecekleri bir hayatları da yoktu. Beyazlarla hiçbir bakımdan eşit görülmüyorlardı. Onların gittikleri her yere gidemiyor, bir arada bulunmaları gereken mekanlarda ayrıcalığı derinden duyumsayacakları bir ilkelliğe itiliyorlardı. 

Reklam

Kadınların durumu da erkek egemen bir ortamın şartlarını dayatıyordu aynı toplumda. Her işte çalışamıyor, iş bulduklarında erkek meslektaşlarından daha az ücrete talim ediyor, iş hayatında her türlü tacize maruz kalabiliyor ve içinde yaşadıkları şartlara karşı çıkmaları var olan haklarını da kaybettirebiliyordu. 

Derilerinin rengi beyaz olmasına rağmen…

Toni Morrison’un yerine koyun kendinizi: Derinizin rengi siyah ve kadınsınız, 1900’lü yılların ilk yarısında doğmuşsunuz…

Umutsuz ve karamsar olmak için her türlü sebebiniz var.

‘Beloved’ (Sevgili) onun en fazla ses getiren romanıdır. Bazı eyaletlerde hala köle statüsünün bulunduğu yıllarda yaşanmış bir olay üzerine kuruludur roman. Kendi yaşadıklarını yaşamasın diye çocuklarını öldürmeye kalkan zenci bir kadının hikayesidir. Yaşanan, zaman dilimi açısından Morrison’un babaannesinin hikayesi de olabilirdi. Babası, iş-güç sahibi iki siyahinin beyazlar tarafından linç edildiğine şahsen tanıklık etmiştir çünkü.

O kadının (adı Margaret Garner’dır) hikayesini bugünlere taşıyarak Pulitzer ödülü kazandı Morrison

Nobel edebiyat ödüllü bir yazar olarak ülkesinin en itibarlı eğitim kurumlarından Princeton Üniversitesi’nde hocalık da yaptı.

Kendi eğitim hayatında deri rengi beyaz olmayanların gidemediği okullarda okuyamadığı halde… Siyahiler için açılmış Howard Üniversitesi’ne kaydolmak için geldiği başkent Washington’da, o dönemde, kendisi gibi olanlar hala ayrı restoranlara gitmek, ayrı otobüslerde seyahat etmek zorundaydılar.

Reklam

Filmler ve gerçekler

Aynı dönemi (1960’lar) farklı bir cepheden yansıtan ‘Green Book – Yeşil Rehber’ filmi geçen yılın birkaç Oscar ödülüne layık görülmüştü. Filmde, olağanüstü bir piyano virtüözünün yaşadıkları anlatılır. Konser için çağrıldığı yerlere kendisini götürmesi için bir şoförle anlaşır piyanist ve seyahate çıkarlar. Piyanist siyahidir, şoförü ise beyaz. Şoför her yerde geceleyebilir, ancak piyanistin kalabileceği sadece siyahilere açık az sayıda otel vardır ve onların hangileri olduğunu öğrenmek için ‘Yeşil Rehber’e bakmaları gerekmektedir.

Filmin senaryosu yaşadıklarını piyaniste şoförlük yapan babasından öğrenmiş Nick Vallelonga tarafından yazılmıştır…

Nasıl olmuşsa NASA’da kendisine yer bulmuş siyahi kadın matematik dehası 1918 doğumlu Katherine Coleman Goble Johnson’un hayatını beyaz perdeye yansıtan ‘Hidden Figures – Saklı Rakamlar’ filmini izlemişseniz fark etmişsinizdir: NASA’da siyahilerin de çalışacağı asla düşünülmediği için, onun gidebileceği, ayak işleri yapan renktaşlarının bulunduğu hayli uzak bir binadaki tuvalettir.  

Zenciler bunları yaşarken aynı dönemlerde (1950’ler) aykırı düşünce sahibi olarak görülen ‘solcu’ aydınlar da, deri renkleri beyaz olmasına rağmen, toplum tarafından dışlanmakta, hatta cezaevlerinde konuk edilmekteydiler. Joseph McCarthy adlı senatörün takıntıları yüzünden…

Robert de Nero’nun başrolünü üstlendiği 1991 yapımı ‘Guilty by Suspicion – Kuşku Yüzünden Suçlu’ filmi ile daha yakınlarda (2015) çevrilmiş, ‘yasaklı’ olduğu için kendi ismiyle yazamadığı halde Nobel kazanmış senarist Dalton Trumbo’yu Bryan Cranston’un canlandırdığı ‘Trumbo’ filmi onların başına gelenleri anlatır.

Arthur Miller’in 1953’te yazdığı ‘Cadı Avı’ diye çevirebileceğimiz ‘Crucible’ oyunu da, McCarthy tarafından ‘solculara’ ayrımcılık yaşatılan yasakçı ABD’ye, kendi tarihindeki olumsuzlukları örnek olarak sunar.

Buradan oraya baktığımızda bir ‘dünya devi’ olarak gözümüze çarpan ve sanki hep öyleymiş hissini veren ABD’nin fazla uzak olmayan tarihinden söz ediyorum.

1950’lerden, 1960’lardan…

Romancı Toni Morrison’un yetiştiği, piyanist Dr. Don Shirley’in konser vermek üzere dolaştığı, ABD’nin ilk siyahi başkanı Barack Obama’nın doğduğu günlerdeki ABD’den…

Umutsuzluğa yer yok

Karamsarlık ve umutsuzluk o insanların önünü kapatmadı, tam tersine onları biledi.

Kendisiyle beyaz bir kadın muhabirin yaptığı mülakatı izledim; Toni Morrison orada “Romanlarınızda hep siyahiler ön planda, romanlarınızdan birinde ana karakter olarak bir beyazı  okuyamayacak mıyız?” sorusuna, “Bu sorunuzu duymamış olayım, ne kadar ırkçı bir soru bu” cevabını veriyordu. 

Herhalde o sorunun sorulmasından, soruyu soranı terslemesine yol açtığı için, büyük keyif almıştır Morrison

Umutsuzluk bulutunu elimizin tersiyle üzerimizden kaldırmaya bakalım.

ΩΩΩΩ

32 YORUMLAR

  1. *******
    Katmış rengi güce kadın,
    Tahayyülü yüce kadın,
    Besbelli bir idealist!
    Nedir senin göbek adın?!

    Kar beyazı, kara kışlar,
    Üzgün geçti yakarışlar,
    Besbelli bir idealist!
    Geleceğe bu bakışlar!

    Görülmeğe değer hali,
    Karamsarlık vurmuş belli,
    Besbelli bir idealist!
    Enerjisi ümit pilli!

    “Alın açık”, “duruş” asil,
    Bir bakış ki buna delil!
    Besbelli bir idealist,
    Örnek ala, yeni nesil!
    …..
    *******

  2. Ümitli olmak için

    Gençlerin ümitli olması ileriyi görmeleri ile olur. İlerisi  de ilimle görülür. İlmi bırakıp oyunla vakitlerini dolduran, öğrenmeden sınıflarını geçen, çalışmadan yaşayabilen gençlerin ümitli olmasını beklemek boş hayaldir.

    Bundan sorumlu da gençler değil, anne babalardır. Tüm çabaları servet biriktirip çocuklarına mal bırakmak, çalışmadan yaşamalarını sağlamak. Onlar da hazır mirası yeyip yaşama peşinde. Bunun temel dayanağı işçilik sistemi, emeklilik sistemidir.

    Önce babalar ve anneler ortaklık sistemine geçmelidirler. Öğrenmek için okumak,  üretmek için çalışmak öğretilmelidir.

  3. Türkiye eskiden de iyi yönetilmiyordu. Gençler dahil toplumun büyük kesimi eskiden de geleceğe pek umutla bakamıyordu. Fakat şöyle bir umut vardı. Orta bir geçer notla ülkeyi yöneten iktidar partisi zayıf not alıp sınıfta kalmaya başlarsa bir şekilde erken veya normal seçimle iktidarı kaybediyordu. AKP ise ilk 8 yılı orta notla geçerken son 9 yılda sınıfta kalıyor. Fakat buna rağmen iktidarını sürdürüyor, oluşan umutsuzluğun nedeni budur.

    AKP=Erdoğan başarısız olduğu dönemlerde nasıl seçimleri kazanıyor ?
    1- Dini siyasete alet etmede sınır tanımıyor.
    2- CHP başa gelmesin diyen muhafazakar seçmeni kullanıyor.
    3- Aşırı propaganda ile 1 yapıyorsa bunu 3 imiş gibi gösteriyor.
    4- Kamu kaynaklarından çok sayıda kurum ve kişileri destekleyerek yandaş yapıyor.

    Diğer yandan 2002’de 130 milyar dolar olan toplam dış borç bugün 500 milyar dolar oldu. Yani yapılan her şey borçla yapıldı. Eğer topluma bu gerçekler anlatılamaz ise, sonunda borçlanma ile yaşama şeklindeki saadet zinciri bir yerde mecburen kopacak. O zaman özel ve kamu şirketlerinin bazısı çok ucuza yabancılar tarafından satın alınacak (1994 ve 2001’de benzerlerini yaşamıştık). O zaman AKP=Erdoğan’ın oyu %2’nin altına inecek … İyi de Türkiye için çözüm bu mu olmalıdır ?

    Fizikte bir deney her zaman tekrarlanabilir. Fakat sosyal hayatta deney yapılamaz, sadece yaşanır ve tecrübe edinilmiş olur. Umarım Temel fıkrasındaki gibi olmaz : Temel cinayet işlemiş ve idama mahkum edilmiş. İdamdan önce son sözünü sormuşlar. O da “bu baa ders olsun demiş”.

  4. Ölen amerikalı yazar ve amerikan toplumuna baktığımda, bence, çıkarılabilecek en son derslerden birisi “umudunu kaybetmemek” olur.
    – Eğer konu “umudunu kaybetmemek” olacaksa, herkesin yaşamında, umudunu kaybetmemesi gerektiğine örnek birçok deneyim vardır. Bunun için amerikan toplumuna ve yazarın yaşamına bakılmaz. Belki orda da bir umut vardır ancak “umudunu kaybetmemek” gerekliliği, yazar ve amerikan toplumuna bakılarak söylenemez.
    – Ben yazarın hayatına ve amerikan toplumuna baktığımda, müthiş bir dönüşüm yeteneği, kapasitesi, aklı, ruhu görüyorum.
    – Eğer konuyu karükatürize edecek olursak, tam bir şeytandan, bir meleğe dönüşümü görüyorum.
    – Amerikanın toplumunun, sorunlarını halletme gücünü, hatalarından, yanlışlarından ders alma yeteneğini, aklını, ruhunu görüyorum.
    – Yukardaki yazdıklarım sadece amerikan toplumunun özelliği değil kuşkusuz. gelişmiş bütün ülkelerin ortak özelliği, hataları ile yüzleşebilme, hatalarını tespit edebilme, hatalarını tamir edebilme gücü, yeteneği ön plana çıkıyor. Bu hatalar içine ahlaki hatalar da giriyor. başka hatalar da giriyor. Bir zamanlar dünyanın en zalimi olanlar, daha kuşak değişmeden, dünyanın en iyilerinden olabiliyor. Bu dönüşüm, bu kendini iyileştirme yeteneği, amerikan toplumundan da, yazarın hayatından da, gelişmiş ülke toplumlarının dönüşümlerinden de çıkarılması gereken ilk derstir.
    – İşte, amerikan toplumuna ve gelişmiş ülke toplumlarına baktığımda ben bunu görüyorum.
    – Amerikan toplumunun yaşamından ders çıkarmaya çalışıyorum. Bu dönüşümü yapabilme gücünü ve yeteneğini nasıl edindiklerini anlamaya çalışıyorum. Yazardan da bunu beklerdin doğrusu…
    – Amerikalı yazarın, beyazların onlara ve çevresine yaşattığı büyük acılara rağmen, gazetecinin beyaz kahraman ile ilgili sorusuna verdiği cevap, tam bir derstir. İnsanlık dersidir, dönüşüm dersidir, ahlak dersidir.
    – Aynı dersi, nelson mandelada da görmüştüm. beyazların yaptığı onca kötülüklere rağmen, beyazlarla barış içinde yaşamayı tesis etmeye çalışmıştı.
    – İşte esas önemli nokta burası. Umarım sayın koru, birgün, bu toplumların bu dönüşümü nasıl yapabildiği üzerine bir yazı yazar. Umarım bu konu bu yönüyle tartışılır da, bu tartışmalardan sonra, biz, ülke sorunlarımızı nasıl çözebiliriz, nasıl daha ahlaklı, daha insancıl olabilirizi öğrenebiliriz.

  5. 2018 Gallup Küresel Duygu Raporuna göre, 145 ülkede yapılan araştırmada Türkiye vatandaşların kendini en mutsuz hissettiği 4. ülke. Aynı rapora göre Türkiye’de antidepresan kullanımı dört yılda iki katına çıkmış. 2017 yılında 37 milyon kutu antidepresan ilaç kullanılmış.Ülkeyi yönetenler bağımsız bir sağlık kuruluna sevk edilsin, en az üç rahatsızlık (narsizm,şizofreni,paranoya)(rahatsızlık belirtisi, patoloji demiyorum) tespit edilmez ise bana tüm rahatsızlıkların raporu verilsin.

  6. Sayın KORU!
    Troller Türkiye’yi yaşanmaz hale getirdi.Sitenizi de okunmaz hale getirecektir.
    Sitenizin yasal şekilde hacklenmesini istiyorsanız trollerin yazmasına müsaade edersiniz.
    Bu yazdığımın “FARKLILIK” konusunda yazdığımla çelişki olduğunu düşünmüyorum.
    Troller varsa ben yokum. Diyebilirsiniz ki, “tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış” Bu da sizi tercihiniz.Buna da bir şey deme hakkım yok.

  7. Kuran’ı okuyup anlayan, ipuçlarının farkında biri için, nihai analizde müslüman olarak doğmuş olmak bir şanstır. Ancak malesef, müslümanlar «akıl-iman sentezi» ile yetiştirilemediği (= öğretilmediği / eğitilemediği) için gelişme yolundaki başarısızlıkları, mutsuzsuzlukları ve karamsarlıkları çoğalan bir toplum haline geldi. TC CHP’nin ilk dönemlerinde M. Kemal önderliğinde bir şans vardı. Ancak o dönemde «ahlaklı» davranılmadı. Evvela kendisinin iyi bir örnek olduğunu sanmıyorum. Akıl yetseydi, aklı yok değildi. Neyse konu çok yönlü dallı-budaklı, uzatmak istemiyorum… Bugünlere-geleceğe odaklanalım.

    Bugün karamsarlıktan kurtulmak hem kolay hem de zor. Kaburgamıza bağlı. Türkiye’nin kaburgasının önemli bileşeni askerlik ocağıdır. Yapılması gerekeni öğrencilik yıllarımdan ve askerliğimden sonra daha da katmerleşerek içimde yaşatıyorum. Şahsi değil, ülke adına karamsarlık hiç bitmeyen bir dert durumunda…

    Daha önce burada da yazdım. “Vatan Hizmeti” kapsamında askerlik ocağı katma değer üretimi için fedakarca kolları sıvamadığı sürece bu dejenere gidişatı durdurup tersine çevirmek zor. Bu ülkede “az” sermayeyle çok “iş” yapma potansiyelinin ocağı askeriyedir. Maşallah, her işe yetecek sayıda askerimiz var, ama bu vatanseverler de tüketici olmaktan memnun. En üst yönetici kadrosu hem çalışır ve hem çalıştırırsa disiplinle bir şeyler ortaya çıkabilir. Ama, malesef geleneksel olarak en üst kademe hayat tarzı olarak “M. Kemal”in sünnetine sıkı sıkıya bağlılar. İlk dönemde yapılan şeylerin devrim niteliği olabilir. Ancak darbe niteliği daha fazladır. Ha Hz. Peygamberin sünnetine uyuyoruz diye beline kadar sakal bırakıp aklını kullanmayan ezbere müslümanlar, ha darbeci askerler, farkeden ne?

    “Akıl-İman Sentezi”, geleneksel değeri-yekünü çoğunluğu teşkil eden bu iki kesim için balans ayarıdır. Aslında, karamsarlığa mahkum olmak yerine, görebilene bu dönemde de büyük bir şans var. TC-CHP başlangıç dönemi neticede bu dönemde TC-AKP’yi doğurdu. Ancak bilgi ve tecrübe birikimimiz o günlerden çok daha fazla.

  8. Halen bir sömürge imparatorluğuna sahip bulunan Sinsi İngizler İçeride Jön-Türkleri ve İTTİHADİ
    TERAKKİ cemiyetini ve dışardan da çaktırmadan Almanları kullanarak, kendileri için en büyük rakip ve düşman gördükleri Osmanlı Devletini – sırtını yere getiremeseler de, İngiliz oyunları ile – çökertmiş ve bitirmişler. Nitekim, İNGiliz Devlet adamı Gladstone, Türklerin BELİNİ bir daha doğrultamıyacak derecede KIRDIK demiştir.

    Müstevliler LOZAN’da da büyük çaba göstererek Osmanlının pekçok toprağına konmuş, İmparatorluk yapısından gelen pekçok etnik yapıya ve lisana da müdahele için yoğun çaba sarfetmişler. Buna rağmen, Lozan anlaşması İmparatorluğun Müslim- gayrimüslim yapısına göre yazılmış, kürtler de diğer etnik unsurlar ve Türkler gibi KAHİR Çoğunluğu teşkil eden Müslüman tarafta yerini almıştır. Lozan Anlaşmasına göre, gayrimüslimler azınlık olarak kabul edilmiştir.
    Ne garibtir ve ne garip bir anlaşmadır ki, yeni Devlet içerisinde, AZINLIKLAR çoğunluktan daha fazla hakka ve sınırsız Özgürlüğe sahip kılınmış, müslüman Halk ise, pek çok ekonomik, sosyal ve dini haklarından MAHRUM bırakılmıştır.
    Ne var ki, git-gide gelişen şartlar hep – ULEMADAN ve KİTAPtan (okumadan) mahrum bırakılan – müslümanların aleyhine işlemiye devam etmiştir.

    Bu yönü ile ABD’de SİYAH İnsanlara uygulanan muamele ve yasaklamalar Ülkemizde de
    Yönetime hakim olan Kripto AZINLIKlarca Müslüman Çoğunluğa (buna – tabii olarak – Kürtler dahil) karşı uygulanagelmiştir.

    Nitekim, OSMANLI döneminde, Meşhur Şair Abdülhak Hamid’in Fransız karısı, baktıki İTİBAR kapalı kadınlara gösteriliyor, O da beyinden aynı kıyafeti istemek ihtiyacını duyuyor.
    Cumhuriyet ve Lozan’la birlikte, itibar (tahsil yapma, memurluk … gibi) AÇINMIYA-Çıplaklığa yönelince, Halk, dayanamayıp – hep, zorla olmasa da – bu defa bu yöne yönelmek zorunda kaliyor. Vaktiyle, Orospuluğunu, tefeciliğini, hazine yağmacılığını gizliyenler, zamanla övünerek savunmuya başlıyor.

    KORU’nun naklettiği gibi, Sözüm ona, Özgürlükler ülkesi ABD’de de MÜSLÜMAN olmasa bile, SİYAH olmak, pekçok mahrumiyeti peşinden getiriyor, diğer insanlarla aynı okula, aynı restorana, aynı memuriyete girmek, aynı otobüse binmek, aynı yolu kullanmak…. mümkün değildi, daha 1970 lere kadar. İşin garibi, pekçok siyah BU HALİN doğal olduğunu sanıyordu, Köleleştirildiğinin farkında bile değildi.
    Bereket ki, Koru’nun dile getirdiği (veya getirmediği) bazı yazarlar ve liderler çıkıverdi ve
    gerçekleri ve özgürlükleri dillendirmiğe başladı.

    Hatta, Türkiyemiz’de de öyle haller oldu ki, DEVRİN CHP’li İçişleri Bakanı, o dönemlerde, Çareyi Komunist fikirlerin gelişmesinde gören bazı kişilere, “size ne oluyor ki, bu memlekete komünistlik gelecekse
    onu da biz getiririrz” diyordu.

    Koru, umarım bir gün ABD’deki SİYAHİ MüSLÜMANLARDAN ve varsa (bilmiyorum) romanlarından da bahis açar. Müslüman olmasa da hamile kadın ROSA PARK’ın çektiklerinden ve kendini isyana ve SİYAHİLERİ AYAKLANMAYA götüren maceralarını da yazabilir.

    ABD’de MÜSLÜMAN siyahi Özgürlük liderlerinden MALCOM X, önemli olan “ÖZGÜRLÜKTEN MAHRUM” olduğunun, ESARETİNİN, HAK ZAYİİNİN farkına varmaktır” diyor. Batılı BEYAZ ADAMLAR yeraltı ve gece kuluplerinde hayatını berbat ederken, galiba bir kişinin sarsması ile kendine gelir ve “BENLİKLERİNİN YOK edilmiye çalışıldığı” nın farkına varır, yokluk ve hiçlik içinde bir hayat sürerken. Bundan sonra HÜRRİYET Mücadelesine başlar ve oldukça da BAŞARI SAĞLAR.
    Onun işaret ettiği gibi, önemli olan HAKKINI-HUKUKUNU kaybettirildiğinin FARKINA varmak ve
    Onun MÜcadelesini verebilmek, hele hele, yokluk ve zulum altında iken.

    Nitekim, Demokrasinin ve insan haklarının söz konusu olmadiği DEMOKRASİ Rüzgarlarının estirilmediği Dönemlerde, Remzi Oğuz Arık, Nazım Hikmet, Osman Yüksel Serndengeçti, Necip Fazıl, Kemal Tahir gibi “gönlü Özgür” düşünürler de bizde ” HAKKINI KAYBETMİŞ” Olmanın ŞUURUNA vararak, hakiki ÖZGÜRLÜK ve fikir mücadelesine koyulmuşlardır.
    Son dönemde de Fethi Gemuhluoğlu, M.Şevket Eygi, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak bu türlü çaba gösterenlerdendir.

    Özetlersek, İslamı kolayda, sokakta, kucakta bedava bulan ve onu DERİNLESİNE tanıma arzusu duymiyan ” tarihini, dinin araştırmıyan ” müslümanlar ve aydın geçinenler ile zenginleri bugün gelinen noktanın büyük sorumluları durumundadır

  9. Halen bir sömürge imparatorluğuna sahip bulunan Sinsi İngizler İçeride Jön-Türkleri ve İTTİHADİ
    TERAKKİ cemiyetini ve dışardan da çaktırmadan Almanları kullanarak, kendileri için en büyük rakip ve düşman gördükleri Osmanlı Devletini – sırtını yere getiremeseler de, İngiliz oyunları ile – çökertmiş ve bitirmişler.

    • A Serdar bey, merhaba! Kusura baknasaniz size bir sorum olacak.
      Her yazınızda hep yabancıları suçluyorsunuz…
      Benim anlamadiğım bir konu! O suçladıklarınızın 2 beyni 2 kafasi elleri bacaklaride dördertanemi?
      Bizim kilerin elleri armutmu topliyor? Yoksa beyinlerinide ingilizlere kırayami vermişler?
      Bence biz nerde yalniş yapiyoruz! Di-ye düşünürsek, suçun kimde olduğunu anlariz ve biliriz.
      Suç bizde… biz kendimizi avutmak icin kendi kendimizi aldatiyoruz..
      Hoşca kalin.

  10. Gençler nasıl karamsar olmasın? Çok ilginç bir zaman dilimi yaşıyoruz. Çok başarılı, devlet büyüklerinin ödüller verdiği, belki nobel alabilecek bilim adamlarımız (bunu ispatlayabilirim), dedikodu ile işsiz bırakıldılar. Öğrencilerin en çok taktir ettiği ve güvendiği hocaları aynı akibeti yaşadı. Ve benzer yüzlerce örnek var. Bunları gören tabii ki karamsar olur. Mevcut durumdan memnun olanlar bile gelecek endişesi yaşıyor. Çünkü kural, hukuk, adalet vs hiçbirşeyin standardı yok. Var mı? Yazacak çok örnek var ama zaten halkın içinde olanlar bunu görüyor. O yüzden burada bitireyim. Allah mağdur ve mazlumlara yardım etsin…

  11. Fehmi Koru’nun bugünkü yazısında ABD’nin yakın geçmişinden verdiği örnekler dikkat çekici. Birkaç örnek de ben vereyim. 1950’li yılların başlarında ABD’de bikini ile denize giren kadın sayısı yok denecek kadar azdı, onlara da iffetsiz gözüyle bakılıyordu. Alkollü içecek üretimi 1880’de Kansas’ta 1919-1933 arasında tüm ABD’de yasaklanmıştı. Kadınlar 1920 yılında oy kullanma hakkına sahip olmuştu. Einstein’ın hayatını anlatan ‘Genius’ dizisinde kadınların üniversitede okumasının ne kadar zor olduğunu görmüştük, bu durum ABD için de benzerdi. Şifalı olduğu iddia edilen şurupların (Bak : Red Kit) denetimine ancak 19. yüzyılın sonlarında başlanmıştı. Eskiden berberlerinde hacamat dahil birçok operasyon yapılıyordu. 1900 yılında New York sokaklarında tezek hayatın bir parçasıydı …

    Gelişmiş ülke insanları ile gelişmemiş ülke insanları arasında ahlaki bir fark olmadığı kanaatindeyim. Aradaki fark ‘erdem=fazilet’ yani akli ahlaktır. Erdemli bir toplumda liyakat esastır ve bu da gelişmenin olmazsa olmaz şartıdır. ABD ve Batı Avrupa tarihi bir bütünün parçalarıdır. 1500’lü yıllarda başlayan Rönesans ve Reform hareketleri bu gelişmenin temelidir. (Bu tarihi dönüşümde yüksek bir medeniyete sahip Endülüs İslam Devleti’nin de rolü büyüktü).

    Dünyanın geri kalanında hala din (geleneksel din), milliyetçilik ve sosyal-siyasal sorunlar tartışılıyor, bunların etrafında iç ve dış çatışmalar yaşanıyor. Fakat bilim-teknoloji (fen bilimleri ve matematik ile mühendislik) alanında nasıl gelişiriz konusu tartışılmıyor. Bu hayati konularda zihin açıcı ve yol gösterici fikirler ve örnekler duyamıyoruz. Tabi ki halkın tamamının böyle bir çabaya katılması beklenemez. Fakat İngiltere’nin kalkınma döneminde aristokrat ve burjuva kadınları beş çaylarında o dönemdeki bilimsel ve teknolojik gelişmelere de sohbetlerinde yer verirlermiş.

    Osmanlı Devleti dine bağlanmak veya dinden uzaklaşmak yüzünden çökmedi. Bilim ve teknolojide geri kaldığı için çöktü. ABD ve Batı Avrupa ile aramızda ahlak farkı yok erdem farkı var. Sayın Fehmi Koru’nun bu hayati konuyla ilgili de makaleler yazmasını umuyorum.

    • Ahlak derkrn hangi ahlaktan bahs ediyorsunuz?
      Neden hep kadinlardan! Örnek veriyorsunuz da erkeklerden hıc örnek vermiyorsunuz?

      Sizin anlatmaya çalıştığınız ahlaksizlik bizdeki erkeklerde tavan yapmiş
      ABD de kadın çıplak da gezse erkekler dönüp bakmazlar.
      Genelde sizin düşündüğünüz ahlaksizliklar, maalesef en fazla Müslüman ülkelerden buralara göç edenlerde var.

      Diğer bir Ahlakda insani ılişkiler! Insanların din, irk, zengin fakir, yüksek mevkili, çöpçüsü temizlikcisi, ne olursa olsun mevkilerine göre değil insanlıklarına değer verip yardım ederler vede yardim etmeyide çok severler.

      Buralardan Türkiyeye gezmeye gitmiş,
      Bayanlar! Türk erkekleri rahat birakmadiklari için tatillerini yarida kesip geri gelmiş olanlardan epeyce, karşilaştim.

      Ya bizde? Efendim o ünüversite mezunu şu zengin, baş uzerinde taşinirken…Diğer tarafat, tamirci veya çoban olduğu için aşağılanlar.

      Kuran-iKerim, zina yapanlardan bahs ederken, erkek veya kadin ayirimi yapiliyormu?

  12. Karamsar mıyız? Hayır karamsar değilim şahsen. Ancak gerçekçi olmak zorundayız. Bütün dünyayı etkileyen ve Türkiye’de, adeta laboratuvar gibi, ön testleri yapılan bir faşizan süreç yaşıyoruz. Bu süreçte kültür ve eğitim düzeyi düşük kitleler (daha önce de olduğu gibi) yoğun propaganda ile harekete geçirildi. Ben siteye çok yorum yazmıyorum. Çoğunlukla vaktime yazık olduğunu düşündüğüm için ve benzer görüşleri Nurdan Hanım gibi bazı yorumcular dillendirdikleri için yazmak çok cazip gelmiyor. Ama tespitler önemlidir. Burada yorum yazanların kim olduğunu bilmiyoruz ama seviyelerini ve birikimlerini anlıyoruz. Paralı yada gönüllü yazan AKP taraftarlarına birşey anlatmak pek olası değil. Onlar, Allah (CC) tarafından teyitli olduğuna inandıkları bir reisin peşine düşmüşler, o ne derse onu tekrar ederler. Dünya gerçekleri, tarihi gerçekler, yaşanan rezaletler vs. onları ilgilendirmiyor. “Parti kurulurken kimler vardı, halk bu partiye o zaman niye oy verdi, hangi sivil ve asker kişiler darbe hazırlıkları yaptı, sonra nasıl bu kişiler reisle kanka oldu, reis önceleri ne diyordu da şimdi demiyor vs.” gibi soruların da onlar için önemi yoktur. AKP destekçi kitlesi farklı tabakalardan oluşuyor. Burada yazanlar birkaç tabakayı temsil ediyor gibi. Ama mantık aynı. Zaten halkın çoğu (AKP destekçilerinde bu oran daha yüksek olabilir) gerçeklikten kopuk ve kendi dünyası içinde yaşıyor.
    Bu “dünyadan habersiz ama herşeyi bildiğini sanan kitleler” dünyanın her yerinde bir problem. Bunların hassasiyetlerini tespit edebilenler çok rahat manüple edebiliyor. En gelişmiş ülke ABD’de bir deli, deli saçması laflarla başkan oldu ve bir daha olacak gibi. Benzeri İngiltere’de yaşandı ve yaşanıyor. Tescilli yalancı bir demagog Başbakan oldu. Bizdekileri yadırgamıyorum.
    Şimdi bu problemlerin kolay bir çözümü var mı? Yok, hele eğitimi, okumayı, karşısındakini anlamaya çalışmayı bir suç olarak tanımlamış “yüce milletimiz” için çok zor bir durum. Son beş yıldır ülkedeki en büyük suçlar “eğitim”, “kitap okuma” ve “başkalarıyla diyalog kurma” çabaları olarak tarihe geçti. Bu cadı avında AKP taraftarı olmayanlar da benzer davranışları sergiledikleri için sadece iktidarı suçlamak yanlış.
    Türkçe’de hoş atasözleri var: 1-Kendini düşünmeyin kim düşünür. 2-Ahmak dostun olacağına akıllı düşmanın olsun. 3-Ayıdan post Moskof’dan dost olmaz. 4-Cücüğü güzün sayarlar.
    Herkes yaptığının karşılığını bulacak ve buluyor. Burada yada öbür dünyada. Tabii ki bu dünyada mutlak adalet yok, biz kendi değerlerimize ihanet etmeyelim, başkalarını değiştirmek bizim elimizde değil. Biz gene de enseyi karartmayalım. Allah dilerse bu topluluktan da iyi şeyler lütfeder.
    Kalın sağlıcakla,

  13. Cemaatle falan bir alakası olmayan,Akpartinin tokadını yiyene kadar da Akpartiyi savunan,fakat hasbelkader KHK yla işinden atılan bir tanıdığımın ameliyatlık bir durumu olmuştu.Ameliyat öncesi doktor ne iş yaptığını sorunca KHK yla atıldığını söylemekten korkmuş ;” Ya fanatik birisiyse diye düşündüm,ne olur ne olmaz diyerek başka birşey söyledim” demişti.Maalesef bu psikolojide olan insan sayısı az değil.Ama bazıları çıkıp hala daha “yaw ne var ki?” diyebiliyor pişkin pişkin.

    Yılların gazetecisi Fehmi Koru 4-5 sene önce neredeyse hergün televizyon kanallarındayken,bir gazetede mesleğini icra ediyorken şimdilerde ancak -arada bir saldırıya uğrayan -kendi internet sitesinde yazabiliyor.Bazıları diyor ki “yaw ne var işte yazıyor ya!”.”İyi de kardeşim adam geçim kapısından olmuş,bunu da mı düşünemiyorsun?”desen cevap “hüloğğ”oluveriyor.

    Akpartinin kurucu kadrosu trenden iteklenmiş,bazıları da artık yeni bir oluşuma niyetlenince dünkü yazının yorum köşesinde yazan örnekler gibi ” hıyanet içindeler”diyenler çıkabiliyor,adeta otursun oturdukları yerde diyenler var.Herşey güllük gülistanlıklıkmış,biz başka bir dünyada yaşıyormuşuz nitekim.İnsanın sorası geliyor bu tiplere ;”Allah bu memleketi sizler için yaratmıştı değil mi?Başkasının halinden anlamak,derdiyle dertlenmek de ilkel kabilelere mahsus bir ayin biçimiydi değil mi?”Daha öte ne söyleyelim ki?Anlamak için düşmek lazımmış zahir…Sözün gerisini Sezai Karakoç’un “”ÖTESİNİ SÖYLEMEYECEĞİM” şiirine havale ediyorum…

  14. Her sabah kalktığımızda binlerce kez şükretmemiz gereken bir zaman diliminde yaşıyoruz.15-20 yıl öncesi ile kıyaslanamayacak günlerin içinde bulunuyoruz.Ülkemizde hiç bir şeyin
    eksikliğini,yokluğunu çekiyoruz elhamdülillah.

    Maddi açıdan da böyle,maddi açıdan da böyle.

    Maddi açıdan meydana gelen iyileştirmelerin haddi hesabı yok.
    Eskiden şehirlerarası yollar tek yönlüydü ve iki araba yanyana zor geçerdi.Bu gün İstanbul’dan Urfa’ya,Van’a bölünmüş yollarda seyahat ediyoruz.Van-Erciş arasındaki yol,adeta otoban gibi örneğin.Van depremde yerle
    bir oldu,bir yılda yeniden yaptık.Uçağı
    ancak gökyüzünde görürdük,içine girip
    yolculuk yapmayı hayal bile edemezdik.

    2001’de kişi başına düşen milli gelir 2.200
    dolardı,bugün 10 bin doların üzerinde.İhracat 31 milyar dolardan
    180 milyar dolarlara çıktı.

    Marmaray,hızlı tren,denizin (körfezin) üzerine kurulan köprüler,dağların altından açılan tüneller,metrolarla …tanıştık yeni dönemde.

    Eskiden 2.el bir arabaya,beyaz eşyaya para yetiremezdik.Şahsen evlendikten 5 yıl
    sonra buzdolabı alabilmiştim.

    Bugünkü gençler SSK hastanelerindeki
    ilaç kuyruğunu da bilmezler tabii ki.
    Okullar açıldığında velilerin ellerinde kitap ve yazar listesi ile çocuklarına kitap bulmak için çektikleri zorlukları da bilmezler mormal olarak.Çünkü böyle bir şeye şahit olmadılar.

    Emeklilerin 2 bayramda 2 ikramiye almaları da hayal edilemeyecek bir iyileştirmedir.

    İnternet,telefon,beyaz eşya,otomobil,
    bilgisayar gibi günümüz araçlarını kullanmada dünya milletleriyle aynı
    imkanlara sahibiz.

    Terörle mücadelede ABD ve İsrail istihbaratından haber bekleme dönemleri
    geride kaldı.

    Bir öğretmen maaşı 300 dolar civarında idi.Demek ki bugünkü asgari ücretten
    daha azmış.

    Olumlu gelişmeleri buraya yazacağımız bir yoruma sığdıramayız.Onun için burada kesiyorum.

    Mütedeyyin halkımızın dini özgürlüğün yaşanması konusunda çektiği sıkıntıların
    geride kaldığı da bilinen bir husus.Bu konuya daha önce bir çok yorumda değindiğim için tekrarlamayacağım.

    Hülasa bir yeyip bin şükretmemiz gereken
    günlerdeyiz vesselam.Fehmi Bey’in niçin umutsuzluk konusuna değindiğini anlamış değilim.Olsa olsa 70’ini aşmış bazı gençlere moral vermek istemiş olabilir diye düşündüm sonunda.

    • Yazı proğramı yapacağını yapmış gene.
      Bir kelimeyi yazıp ara çubuğuna basınca yazdığım kelime başka bir kelimeye dönüşüyor.Çoğu zaman farkına varıp
      düzeltiyorum.Ama dikkatimden kaçtığı da oluyor. “Ülkemizde hiç bir şeyin
      eksikliğini,yokluğunu çekmiyoruz elhamdülillah.” yazdım, çekiyoruz diye çıkmış.Neyse ki cümlenin gelişinden ve yorumumun içeriğinden kastettiğimden
      farklı bir anlam çıkmaz.

    • Müslüman ümitsizliğe düşmez.Elbette ümitsiz olmayacak,geleceğe karamsar bakmayacağız. Amenna fakat işsizlik,aşsızlıktan öte demokrasi,insan hakları,adaletin hakça tesisi ve gecikmemesi, fikir ve ifade hürriyeti,basında tekelleşmenin önlenmesi, liyakatin esas alınıp iltimasın bitirilmesi gibi hususlarda değişim ve dönüşüm bekliyor insanlar.Maddi boyutta da çokça sıkıntı var ama dediğim gibi o kısmın düzelmesi yukarıda saydıklarımla mümkün.

    • Komsusu ac ken tok uyuyan bizden dryildir Anladigim kadariyla sizin tuzunuz kuru birbucuk milyon insan isinden olmus.sizi ilgilendirmiyo Sozun bittigi yerdeyiz

    • Pek çok insanın mağdur olması pek çok insana da fırsat kapısı açtı. Örneğin boşalan kadrolar birileriyle dolduruldu, sahibi tutuklandığı için batan şirketlerin rakipleri mutlu oldu vs. Birilerinden alınanlar ganimet olarak bazı yüzleri güldürdü sonuçta. Bu açıdan bakınca Bekir bey gibi düşünmek pekala mümkün.

  15. Yazdığınız kadar ağır olmasada artık ülkemizde de bir yapı oluştu o yapidan olmayan iyi eğitim alsada ise giremiyor belli makamlara gelemiyor ülkesinde ne yapsa başarılı ve iyi bir yer edinememe korkusu var gençlerde makam mevkilere baktığınız zaman iki il basi cekiyor iki il Karadeniz de yer alıyor.etrafimdamdaki genclerin çoğunluğu yurt dışı alternatifkeri ile meşgul tabii bu olanları ileri düzeyde bu yapıya bağlı olanların anlamasi güç onlara göre ülkemiz neredeyse Almanya’yı geçti.dogru bir alternatif çıkmazsa durum iç açıcı değil kısaca onu soyleyim.bizim acimizdan

    • Sayın Koru,
      Bunun sebebini yetişkinlerin inanç yönünden zayıf olmaları olarak görüyorum. Yarın kötü olacak diye yaşanır mı? Allah teala her zorluktan sonra bir kolaylık olacağını haber veriyor İnşirah süresinde
      Ayrıca Yusuf Suresi 87. ayette Allah ‘ın rahmetinden ancak kâfirlerin ümitlerini keseceği bildirilmiştir;

      İnanç, önce kendine inanmakla başlar.
      O saydığımız insanların hepsi kendilerine inanan insanlardır.

  16. Evet, gençler çok umutsuzlar. Dünyanın neresinde olursa olsun gençler adate kendilerini korku, endışe ve umutsuzluğa kaptirmişlar.

    Doğanin hor kullanilmasindan, iklimden tutunda savaşlardan işsizlikten, ve insanliğın yok oluşundan, herşeye karamsar bakıyorlar.

    Gençlerin bu duruma düşmelerine bizim kuşak ana ve babaların rolu oldukça fazla ve gençlerin Pisikolojilerinin bozulmasina sebep oluyorlar.

    Amerkali köle soyundan gelen zrncilerin gençlerinin durumu hiç iç açıci değil.
    Bence dedelerinin geçmişdeki çektiklerini
    Sürekli romanlarda ve filimlerde yarayi kaşir gibi tekrarlamaları, zencilerin soyundan gelen ve gelecek olan nesillerine çok zarar veriyor.
    Şu an ABD de zenciler çok geniş haklara sahipler, fakat o haklar onlarin şuç oranlari artiriyor.

    Ben iki olaya şahit oldum vede mudahale ederek onlari önladim.
    Bir gün yolda yüryordum iki zenci genç aralarinda ağiz kavgasi ediyorlar.
    Onlari görenler yollarini değiştirip uzaklaşiyorlar.
    Ben tam tersini yaptim ve af edersiniz deyip ortalarindan geçip bir kaç mete uzaklaştiktan sonra, “hey çocuklar niye kavga ediyorsunuz?” Deye seslendin, küçuk 15 veya 16 yaşlarinda olan bana dönup sertce ” biz kavga etmiyoruz munkaşa ediyoruz.” Dedi, ona sürekli ben 21 yaşindayim, bana hakaret etmeye hakkın yok” diyen çocuk hiç birşey söylemedi. Diğeri gene “bu bizim aile meselemiz siz karişmayin” deyince, bende ona “30 saniye öncesine kadar yabanci idim fakat şu an sizi kendime torun olarak aldim ve mudahale hakkim oldu” dememle birlikte o kizgin çocuk başladi gülmeye. Gulunce hemen yanina yaklaştim, “sen ne kadar yakşikli bir gençmişsin, kavga ettiğinde cok çirkindin, hatta bu çirkin delikanliyi torun edinsenmi edinmesemi diye tereddüt etmiştim.”
    Diğeri çok üzüntülü idi baktim gözlerinden yaş geliyor.
    Burdaki hapishaneler özel ve sahipleri nerde ise suç işlenmesi için dua ediyorlar.
    Çünkü mahkümlarin parasini devlet onlara ödüyor. Otel sahipleri gibiler yatak basina yüklü para aliyorlar.
    O çocuklara bunu ve zenci olduklarini hatirlatarak, biraz nasihat ettim, ve tartişmalarinin nedenini sordm.
    Söylediler büyük olana küçukten özür dilettim, kucaklaştilar ve banada teşekur edip birdaha kimselerle tartişmayacaklarina dair söz verdiler.

    Diğer olayda, belediye otobüsune para vermeden binmiş konturol polisleri onu otbusten ibdirip ceza yazmişlar.
    Ceza yiyen çocuk ben zenciyim diye beni yakaladiniz öburlerini neden yakalamadiniz diye polisin üzerine yürüyüce polis hemen tabancayi çekti.
    Polise karşi gelen veya sözünü dinlemeyenleri öldürme emri verilmiş ve
    Polis kendisini korumak için onu vurmak zorunda.
    Ben aninda çocuğun önüne geçtim ve çocuğa ķızdım,o vazifesini yapiyor, diyerek geri itekledim.
    Sonra çocuğa biraz nasihat ettim.
    Ben çocuğun önüne geçince Polis, heme tabancasini geri koydu.

    Buralarda işsizlik sorunu yok, birbirlerini aşagilama küçük gorne diye bir olay yok.
    Bir azcık isni bilen rahat hayat yaşar.
    Ama, Karagulle hoca sermaye diyiyor.
    Dunyanin her yerinde gözlerini para bürumuş, insanlıktan nasiplerini almmis silah tücarlari, ilaç tücarlari ve milletin sağligi ile oynayan . Sağlikcilar ve savaşcıardan olan elamanlari vasitasi ile.
    Dünyayı insanlara zindan ediyorlar.
    Elinde imkan olsa tuzağa düşürülmüş ve düşürülmek istenilen gençleri hayata döndürmek için uğraşirim.
    Maalesef benim imkanim, kendi çocuklarim, cevren ve tesemadüfen karşılaştığım gençlere yardimci oluyorum.

    Gençleri ilk önce sevgi duşuncelerine saygilı olarak onlarin hallerinden anlaip, sıkıntılarını iyilikle gidermek. Onlar için
    En iyi çözümüdür.
    Fehmi bey, bundan böğle gençlerin sorunlari ile ilgi yazilarinizin devamini bekliyoruz.
    Elkerinize sağlik.

    • Bizlerde sizin düzene millete ve en tepe yoneticiye ofke kusmadığınız yorumlarınızı okumayı bekliyoruz..Bugun olduğu gibi.
      Umut her daim insanın sahip olması gereken olgudur.Ümidi kaybetmek yaşamı kaybetmek ile eşdeğerdir.
      Her şeyin çözümü vardır yeterki sağlığımız ve aklımız yerinde olsun
      Saygılar.

      • ahmet bey! biz de senin temizlikçilikten vatandaşlığa terfini bekliyoruz. Ya da, insana tapmaktan vazgeçip, Allah gibi kusursuz görmemenizi bekliyoruz. Ya da, tebadan vatandaşlığa geçmenizi bekliyoruz. Ya da milyonlarca insan yoksulluk sınırında iken, ülke tarumar edilmişken, yöneticiler gemicikler alırken, insanlar zülme uğrarken, insanlığınızdan utanmanızı bekliyoruz.

  17. “Anlaşılamayan anlattıklarımı “bir de bu şekilde anlatayım yazısı olarak okudum yazınızı.Nasip!

    Not:Siteye saldırı sonrası yazılara yapılan yorumları çok sonra okuyorum.Sonradan yorumları okuduğumda ise insanların birbirlerine yazdıkları cevapları da görüyorum;demek ki yaşadığım problem herkese münhasır değil diye düşündüm .Fakat merkezi bir gönderinin herbir okuyucu bilgisayarında farklı görünmesi de bana anlamsız görünüyor.Oysa kullandığım tablette -mesela dün – günboyu sıfır yorum görünmekteydi.Çözemediğim bir anlamsızlık var.

    • aynı sorunu bende yaşadım. bir okur cntr+f5 i denememi, olmazsa önbelleği temizlememi tavsiye etmişti, bunları da yapmama rağmen yorumları göremedim.

      • Benim bilgisayarim bozuldu epeydir onu kullanmiyorum ve cep tekefonumdan siteye giriyorum.
        Bugün, kütüphanede siteye girdim, ayni sizin dediğniz gibi yorumlar gözükmiyordu.
        Birde cep telefonudan deneyin bakalim.

        • Merhaba Nurdan hanım.Ben uzun süredir akıllı telefon kullanmıyorum .
          Hem bu telefonlara ciddi ihtiyacım yok,hem de şu zamanlar için ona yapacağım harcama benim için israf niteliğinde.Zaten az konuşuyorum,
          bu sebeple eski tip telefonla idare etmek durumundayım.Problem editoryal olarak halledilebilecek bir durum sanırım.Seçimlerden sonra yorum sayısında düşüş olmuştu.Saldırıdan sonra hepten düştü.Bu duruma bahsettiğimiz teknik problemin de bir katkısı var muhakkak. Oysa ben buradaki yorumlardan da istifade ediyorum.Karar Gazetesindeki gibi civciv yemleme kabilinden değil bu sayfa.Fikir alışverişlerine daha müsait.Bir nevi think thank vazifesi görecek mahiyete sahip.Canlandırılması lazım diye düşünüyorum .

          Problem çözülene dek önce küçük bir cümleyle yorum sayfasına girilebilir;çünkü yorumu gönderdiğinizde sayfada bekleyen yorumlara ulaşabiliyorsunuz.Umarım problem yakında halledilir.Selamlar.

      • wordpress pek kullanmadım sorun TARAYICI ÖNBELLEKLEME açık olması neden oluyor. Bunu fehmikoru editörü kaldırması gerekir. Aynı sorunlar bendede oluyor enson sadece chrome editörlerde yukarda sayfayı yeniden yükleye bir ikikere tıklayınca yeni yorumları yüklüyor.
        fehmikoru editörüne kendisine youtube’da “wordpress dersleri” diye aratma yapsın profesyonelden amatöre bir çok ders geliyor burdan kendini geliştirsin. Ayrıca ingilizce video derslerde çok.

        https://www.hostinger.web.tr/rehberler/wordpress-onbellek-cache-temizleme/

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız