‘Savaş’ tek çare değildir.. Daha önce kan dökülmeden sonuç alınmıştı.. Mısır dışişleri bakanının anılarından aktarıyorum…

61

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bugün Moskova’da Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ile görüşecek. Herhalde muhatabına günlerden beri konuşmalarında ifade ettiği “Rusya’nın aradan çekilmesi, Türkiye ile Şam rejimini karşı karşıya bırakması” talebini tekrarlayacak.

Keşke konuşmasına “Rusya için dost olarak Suriye mi, yoksa Türkiye mi daha önemli?” sorusuyla başlasa…

DYP-SHP hükümetinin içişleri bakanı İsmet Sezgin 14-19 Nisan 1992 tarihinde yaptığı Suriye gezisinde, Hafız Esad’la görüşmesi sırasında, muhatabına, “PKK gibi bir terör örgütünün mü, yoksa Türkiye gibi bir devletin mi dostluğunu tercih edersiniz?” sorusunu yöneltmişti.

O soru birkaç yıl sonra Türkiye ile Suriye arasında çıkan en ciddi ihtilaf sırasında birkaç kez daha tekrarlanacak ve Öcalan’ın Şam’dan çıkarılmasına yol açacak süreçte de işe yarayacaktı.

Aynı soru, arabuluculuk için devreye giren ve ihtilafın zirveye çıktığı ‘Ekim 1998 süreci’nde Kahire-Şam-Ankara arasında birkaç kez mekik diplomasisi uygulayan Mısır yöneticilerine de her seferinde yöneltilecekti…

Evet, şimdilerde aramızın şeker renk olduğu Mısır, Öcalan’ın Şam’dan çıkıp birkaç ülke dolaştıktan sonra Kenya’da derdest edilip Türkiye’ye getirildiği süreçte çok önemli bir rol oynamıştı.

Keşke Mısır’la ilişkiler bugün de eski düzeyde olsaydı da, Arap Dünyası’nın bu en etkili ülkesi, işin savaş noktasına kadar varmasını önleyecek arabuluculuk görevini üstlenebilseydi.

Uzun yıllar ülkesinin dışişleri bakanlığı görevini yerine getirdikten sonra Arap Birliği genel sekreterliğine getirilen Mısır’ın en bilinen diplomasi yüzü Amr Moussa anılarını bayağı hacimli bir kitapta topladı. ‘Kitabiyye’ adını taşıyan anılarda en önemli bölümlerden biri Türkiye ile ilgili sayfalar…

Reklam

Türkiye Öcalan’ı Suriye’den ayrılmaya zorlayacak baskı sürecini, cumhurbaşkanlarının Meclis’in her yeni yasama yılının açılışını bir hitapla değerlendirdikleri 1 Ekim gününü, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in tehdit içeren konuşmasıyla zirveye çıkarttı.

Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) konunun etraflıca görüşüldüğü ve sürecin ayrıntılarının belirlendiği, o MGK’da yer almış sivil-asker kişilerin her şey olup bittikten sonra yaptıkları açıklamalardan anlaşılıyor.

İsteklerin yerine getirilmemesi durumunda savaşın göze alındığı da…

O MGK toplantısını takiben, dönemin kara kuvvetleri komutanı Org. Atilla Ateş Hatay/Reyhanlı’ya gidip, orada, PKK’ya verdiği destekten vazgeçmesi için Suriye’yi uyarıcı bir konuşma yapmıştı.

Zaten MGK’da kararlaştırılan süreç de Org. Ateş’in o konuşmasıyla başladı.

Dostlar devrede

Demirel’in 1 Ekim’deki Meclis’in açılış konuşmasının o dönemde Arap Birliği’nin başkanı olan Mısır’da ve İslam Konferansı Örgütü’nün (İKÖ) başkanlığını yürütmekte olan İran’da alarm zilleri çalmasına yol açtığı anlaşılıyor. 

İran, dışişleri bakanı Harrazi’yi, Ankara’ya gönderdi.

Reklam

Esas çaba ise Mısır’da kendisini belli etti.

Amr Moussa’nın anılarında (s. 519-525) kendisinin ve o sıralarda cumhurbaşkanı olan Hüsnü Mübarek’in başlattığı mekik diplomasisinin ayrıntıları var.

Moussa’nın Mübarek’i “Bu defa iş ciddi, savaş bile patlayabilir” diye uyarması üzerine Mübarek ona derhal temaslara başlaması talimatını veriyor. Moussa da ilk olarak dışişleri bakanı İsmail Cem’i arıyor ve ona gerekirse hem kendisinin hem de Mübarek’in Ankara ile Şam arasında başgösteren ihtilafı sona erdirmek için görev üstlenebileceğini bildiriyor.

Cem kısa süre sonra mevkidaşına dönüp hem kendisini hem de Mübarek’i Ankara’da ağırlamaktan mutlu olacaklarını bildiriyor.

Aynı gün (4 Ekim 1998) önce Şam’a uğrayıp Hafız Esad’la görüş alış-verişinde bulduktan sonra Ankara’ya geliyor Moussa. Cumhurbaşkanı Demirel, başbakan Mesut Yılmaz ve Cem ile görüşmeleri konunun ciddiyetini anlamasına yetiyor. Demirel sayıp değer verdiği bir dostu saydığı Mübarek’i de beklediklerini kendisine bildiriyor.       

Mübarek de 6 Ekim günü Ankara’dadır. Mübarek ve Moussa’nın bulunduğu bir ortamda, Demirel, Mısırlı konuklarına, Suriye’nin Türkiye’ye düşmanca davrandığını ve bundan vazgeçmesi gerektiğini etraflıca anlatıyor. Sadece PKK ve Öcalan konusu değildir Türkiye’nin hassasiyeti; Hatay’ın hala tartışılmak istenmesi de hoş karşılanmamakta ve bunun da artık gündemden kalkması istenmektedir.

Demirel’e “Esad ülkesinde Öcalan’ın bulunmadığı iddiasında” denilince, Mübarek’e derhal Öcalan’ın Şam’da oturduğu sefaretlere yakın evinin adresiyle o eve girip çıkarken çekilmiş fotoğrafları takdim ediliyor.

Talepler birbiri ardına gelince, Mısır tarafı bunların yazılı hale getirilip kendilerine verilmesinin mümkün olup olmadığını soruyor. Demirel talepleri yazılı hale getirmek için Moussa ile birlikte makam odasına geçiyor.

Makam odasının sadeliği dikkatini çekiyor Mısır dışişleri bakanının. Ahşap masa ile üzerindeki cam arasına yerleştirilmiş Kur’an-ı Kerim’den ayetleri görünce daha da şaşırıyor. “Necmettin Erbakan veya Tayyip Erdoğan’ın makam odası olsaydı şaşırmazdım, ama laik bilinen Demirel’in masasına yerleştirdiği ayetler… beni şaşırttı” diye yazmış anı defterine…

Talepleri yazılı olarak alan Moussa Şam’a uğrayacaktır, ama o saatte tarifeli uçak yoktur. Mübarek “Benim uçağımla git” diyor. Aynı günün (6 Ekim) gecesi Moussa Şam’a ulaşıp Hafız Esad’la görüşüyor ve Ankara’nın ciddiyetini bir kez daha aktarıyor. Tabii, kendilerine verilmiş Öcalan’ın ev adresi ve fotoğraflarla birlikte… 

O ana kadar “Öcalan’ı Suriye’den çıkar” çağrılarına, “Ülkemizde öyle biri yok” cevabını vermekte olan Şam ilk kez yelkenleri suya indiriyor.

Adana Mutabakatı’na giden yol

Ankara’da sorunun son merhalesiyle ilgili ve muhtemelen ‘savaş’ kararının çıkacağı Dış Politika Gelişmeleri Toplantısı’nın yapıldığı 9 Ekim 1998 günü, yıllarını Şam’da koruma altında geçirmiş Abdullah Öcalan’ın bir başka ülkede ortaya çıktığı fark ediliyor.

Süreç orada da bitmiş değil.

Mısır üstlendiği arabuluculuk görevini bir adım daha ileriye taşıyor. Amr Moussa 12 Ekim günü yeniden Ankara’ya geliyor ve Hafız Esad’ın Türkiye’nin başlıca bütün taleplerini kabul ettiğini bildiriyor. Bu arada, Suriye’nin Türkiye ile heyetler halinde görüşmelere hazır olduğunu da söylüyor Moussa.

Heyetler arası müzakereler 19 Ekim’de Adana’da başlıyor.

Türkiye’nin İdlib’teki askeri varlığının gerekçesi olarak bugünlerde kullanılan ‘Adana Mutabakatı’ var ya, işte o heyetler arası görüşmelerin ürünüdür.

İki ülke arasındaki sondan bir önceki en ciddi ihtilaf, Türkiye’nin sorunu sona erdirmek için MGK’da aldığı baskı yoluyla sonuca ulaşma süreci kararının aşama aşama uygulandığı bir ortamda, Mısır’ın arabuluculuğunun da devreye girmesiyle, Adana’da varılan mutabakat metnine yansıyan maddelerle olumlu biçimde sonuca varıyor.

MGK’nın süreci görüşmesi… Askerin uyarısı… Cumhurbaşkanının önemli bir toplantıda (Meclis açılışında) yaptığı tehdit de içeren konuşma… Mısır’dan gelen arabuluculuk teklifine önem verilmesi… Tabii bütün süreç boyunca ülkelerin büyükelçi düzeyindeki diplomatlarının da devrede olması…

“Diplomasi, diplomasi” denilip duruluyor ya, vaktiyle dışarıyla ilgili sorunlar o yolla çözülebiliyordu.  

“Keşke Mısır’la ilişkilerimiz düzgün olsaydı” deyişimin sebebi de bu.

ΩΩΩΩ

61 YORUMLAR

  1. Keşke mesele dış politikada diplomasinin önemini yeterince kavramamış olmak gibisinden ‘yanlış dış politika araçlarıyla sonuç almaya çalışmak’tan ibaret olsaydı. Neler olduklarını Erdoğan’ın kendisinin de pek bilmiyor göründüğü, bugünden yarına değişen ‘amaçlarımız’ ve ‘taleplerimiz’ gerçekçi değil.

    Sayın Koru’nun temennisi gerçekleşsin: Erdoğan gitsin, Putin’le görüşmesine, “Rusya için dost olarak Suriye mi, yoksa Türkiye mi daha önemli?” sorusuyla başlasın.

    Putin’in oturduğu koltuktan kalkıp, “Sayın Erdoğan. Görüşmemize bir gün ara vermemiz mümkün mü? Bana sorduğunuz soru, üzerinde uzun uzun düşünülmeyi hak ediyor. Ben bi gidip kurmaylarımla meseleleri bu soru ışığında bir kez daha değerlendireyim. Sonra bir araya gelelim yarın ve müzakeremizi sürdürelim.” demeyecek her halde.

    Sayın Koru’nun temennisini harfiyen yerine getirmişti Erdoğan, hatırlıyoruz:

    “Amerikalılar YPG’li teröristlerin mi yoksa Türkiye’nin dostluğunu mu tercih edeceklerine karar vermeliler.”

    Bunu demişti, değil mi?

    Sonuç ne oldu?

    Amerikalılar ‘YPG’li teröristlerin dostluğu’nu tercih ettikler. Yetmedi, dostumuz Trump’ın Christmas tebrik kartından iyi dilek temennileri yerine “Dangalaklık etme” çıktı.

    Sayın H. Gayret, Suriye meselemizi basitleştierek anlatmamız ve somut örneklerle açıklamamız gerektiğini söylüyordu önceki gün. “Yeni başlayanlara Suriye savaşı” diyerekten. Zihin açıcı bulmuştum. Onun izinden gidiyorum:

    “Tamam, babasın. Ama senin velet de köteği hak ediyor be Putin kardeşim. Şöyle evinin kapısını aç, kenara çekil, içeri gireyim de Allah artık ne verdiyse senin oğlana bir çullanayım.”

    Erdoğan bunu talep ediyor.

    Bunu tehdit ederek söylese ne yazar? Yaltaklanarak söylese ne yazar? Trump’tan ilham alıp -aşağılanmış olmanın da kuyruk acısıyla- Putin’in eline mektup tutuşturup “Salaklık etme” diye yazsa ne yazar? “Yaw ne çabuk unuttun beni! Bernim ben, Erdoğan. Hani senin S400’lere mal bulmuş mağribi gibi atlayan ümmet lideri” diye sızlanıp şikayet diliyle anlatsa ne yazar?

    Erdoğan, “Vallahi Ümmetin lideri, başımıza konmuş talih kuşu!”, “Cumhuriyet hükümetlerinin 70 yılda yapamadığını başkanlığının bir kaç yılına sığdırdı vallahi! Şu köprülere, yollara, ve şimdi de şu görkemli yeni İstanbul Havalimanına bakın!” müsamereleri arasında ülkenin ekonomisinden girdi, dış politikasından çıktı. Ortada ne huzur bıraktı, ne hukuk. “Devleti 2 cente muhtaç etmek iş mi, Allah aşkına?” diye sordu, milleti bir somun ekmeğe muhtaç etti.

    Rabia’yı alın Erdoğan’ın elinden. Libya’yı, Suriye’yi alın. Şehitler tepesini alın. “Başarı” diye söyleyebileceği ne var, “yarın” diye söze başlayıp anlatacağı ne gelecek hikayesi var?

    İstanbul seçmeninden oy isterken, bu talebini neye dayandırdı? “15 Temmuz”, “FETÖcü zillet muhalefet”. “İstanbul’un düşmesi demek Türkiye’nin düşmesi demek. Millet aklını başına devşirsin. Meselemiz seçim değil beka meselesidir” ve daha bir ton zırva.

    Gözü dönmüş kefenli müridleri, saldırmak için caddelerde Saadet Partisi seçim standı arıyorlardı ellerinde sopalarla.

    Yığdı milleti Yeni Kapı Meydanı’na. “Haydi eller havaya! Hep birlikte Rabia!”

    Tamam, o pamuk eller cebe gitti demiyorum, ama, tam da arzu edldiği üzere, oy sandığına gitti pekala.

    Bırakın milleti, kendi seçmenine söyleyebileceği ne var?

    Erdoğan’ın elinde oy devşirebileceği iki araç kaldı. Ne bir geliri, ne emeklilik maaşı, hiçbir geliri olmayan yüzbinlerce insana AK Parti il örgütleri gibi işleyen valilikler, kaymakamlıklar eliyle dağıtılan sosyal yardım paraları ile Mehter ve Şehitler Tepesi. (Mehter yerini koruyor, 15 Temmuz ise Şehitler Tepesi ile update edildi. CHP muhabbetleri bildiğiniz gibi.)

    Dış dünya ile gerilim, Erdoğan açısından iktidar ömrünü uzatabildiği kadar uzatmanın biricik aracı.

    “NATO gelsin bana yardım etsin” dediği gün Suriyeli sığınmacıları sınır kapılarına yığmasının ve Avrupa ile gerilimi tırmandırmasının nedeni de bu. Alacak yine eline “Bu Avrupa var ya bu Avrupa. . .” sazını eline. Ensar ayaklarına kendileri sayesinde oy tırıtkladığı Suriyeli göçmenler meselesinde akıntının tersine dönmüş olduğunu ve Suriyeli nefretinin şimdi kendisine oy kaybettirdiğini gördüğü için, “Açtık kapıları gönderiyoruz!” diyebilmek için Soylu Süleyman her gün rakam açıklıyor (verdiği rakamlarda yüzler, onlar, birler hanesini tane tane telafuz etmesinin nedeni de içi boş iddialarına inandırıcılık kazandırmak. Millet zaten kuşkulu bu yolla Suriyeli göçmen meselesinin çözüleceğine. Yüz bin diye yuvarlasa rakamı, yanında oturan Damat bile gülme krizine girecek.)

    Bu yılın kış aylarına girilirken gidilecek erken seçimlere kadar, Türkiye Suriye gerilimiyle yatıp kalkmak, şehitler üzerinden yapılan yeni beka söylemine katlanmak zorunda.

    O arada elbette ki şehit cenazeleri Akdeniz sahillerindeki villaların, İstanbul’daki lüks rezidansların, Pelikancı yalılarının önünden kaldırılmayacak. Ay yıldızlı bayrak, sayısını kestiremediğimiz daha bir düzine gecekondu evinin camında, kerpiç evlerin çatısında belirecek hüzün içinde.

    “Uçuracağım sizi!” vaadiyle gelmişti.

    Ölüm ve gözyaşı vaadet ederek devam edeceğini düşünüyor.

    Hak ettiği biçimde gönderilecek.

  2. BİR YERDE KESKE MISIRLA ESKİSİ GİBİ İLİŞKİMİZ OLSAYDI YAZMIŞSINIZ YA BUNU BİLEREK YAZDINIZ YADA ACI GERÇEĞİ AÇIKLAMAMA MÜSADE EDİN ” BU İŞİ BIRAKIN” MISIR ESKİ MISIR MI Kİ, YÖNETİM ESKİSİ OLDUĞU GİBİ SAĞDUYULU MU Kİ, YADA YÖNETİMİN YULARI KİMİN ELİNDE OLDUĞUNU BİLMİYOR MUSUNUZ BU ŞARTLARDA MISIR SADECE SAHİBİYLE İLİŞKİLERİ İYİ OLUR HİÇ BİR ORTADOĞU ÜLKESİ “İSRAİL. SUUD. BAE” (ZATEN BUNLARINDA KİM OLDUĞUNU BİLİYORUZ) İLE İYİ GEÇİNEMEZ…

    • Akif bey bizde de şimdi k.evren olsaydı mısırla ilişkimiz gayet güzel olurdu; o zaman yapılması gereken işi hemen tahmin etmişsinizdir heralde? Yalnız kıptiler için feda edilecek lider yok bizde, kendimiz seçtik, çok isteyen mısıra, yallah…

    • Hüsnü Mübarek çok matah bir adam mıydı sanki. Makul işler ve anlaşmalar yapabilmek için, kafayı yememiş sağduyulu bir lider yeterlidir. Yani pekala El Sisi ile de bir uzlaşma yolu bulabilirdik.

  3. AKP nin yandaş medyası,halifelik kurumu yeniden kurulmalı söylemi içerisine girdi.Bu konuda bir araştırma yaptım.İşte sonuçlar: Bölüm 1. “Halifelik”, İslam Alemi’nde eskiden olduğu gibi bugün de çokkonuşulan, tartışılan konulardan biridir. İslam Alemi’nde oldukça önemli sayılabilecek bir Halifelik Lobisi vardır. Doğal olarak ülkemizde de bu lobinin güçlü uzantıları mevcuttur. Türkiye’de “Siyasal İslamcılar”  olarak nitelendirdiğimiz grup aynı zamanda Halifelik Lobisi’nin Türkiye temsilcileridir.
    Halifelik Lobisi’nin başlıca iddiaları şunlardır:
    1- Halifelik, İslam Dini’nde olmazsa olmaz bir kurumdur. Allah’ın emridir.
    2- Halife, tüm dünya Müslümanlarının  önderi ve yöneticisidir.
    4- Halife, Müslümanların önderi ve yöneticisi olarak dini korumak, Allah adına dini hükümler koymakla görevli ve yetkilidir. Bu yetki, günümüzdeki yasama yetkisi anlamındadır.3- Halife, peygamberin vekilidir.
    5- Halife, aynı zamanda tüm Müslümanların yöneticisi olarak devlet başkanlarının sahip olduğu yürütme görev ve yetkisine haizdir. Halife, dünya Müslümanlarının canlarını, mallarını ve güvenliklerini korumakla da görevli ve yetkilidir.
    6- Adaletin dağıtılması, bunun için yargılama işinin yürütülmesi de halifenin önemli görev ve yetkilerindendir.
    7- Tüm Müslümanlar halifeye itaat etmekle yükümlüdürler. Halifeye itaat etmemek Allah’a karşı gelmektir.
    Yukarıda belirttiğimiz hususlar, Halifelik Lobisi’nin genel iddialarıdır. Bundan başka bazı guruplar, bunlara ilaveten Halife’nin Arap Milleti’nden ve Kureyş Kabilesi’nden olmasını da şart koşmaktadırlar.
    Osmanlı Devleti’nde ise halifeler Allah’ın yeryüzündeki gölgesi (Zillullah) olarak nitelendirilmişledir.
    Halifelik Lobisi’nin iddialarını belirttikten sonra doğru ve haklı olup olmadıklarını inceleyelim:
    Kur’an-ı Kerim’de halife kavramı ile ilgili ayetlerden bazıları şunlardır:
    Bakara Suresi 30. Ayet: Bir zamanlar Rabb’in meleklere: “Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım.” demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: “Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz.” Allah şöyle dedi: “Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim.
    Enam Suresi 165. Ayet: O, sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve sizleri verdiği şeylerle denemek için kiminizi, kiminize üstün kılandır. Şüphe yok ki, Rabbin çabuk cezalandıran ve yine şüphe yok ki, O, tek bağışlayan, tek merhamet edendir.
    Yukarıda verdiğimiz ayetlerden Allah’ın peygamber vekili, tüm Müslümanların önderi ve yöneticisi olacak bir halifeyi emrettiği anlamı çıkarılamaz. Bu ayetlerde kastedilen  halife, genel olarak insanlığın tümüdür. Allah, bu ayetlerle insanlara kendi emir ve yasaklarını dünyada uygulamak görevi ve sorumluluğu yüklemiştir. Ancak, insanların pek çoğunun buna uymadığı gene Kur’an’da ifade edilmektedir.. KAYNAK:İslamda Halifelik Var Mı?/Mehmet Bacaksız.

    • Bu analizi de yeni gördüm. Bazı doğru noktaları olmakla birlikte bu da mantıksızlık ve tutarsızlık içersinde, yani önyargılı ve yanıltıcı olabilecek şekilde dile getirilmiş… Konu önemli. Bir fırsatını bulduğumda döneceğim (bir kahve molası olacak elbette!..).

  4. Sn.koru kim bize güvenipde mekik diploması yapabilir.
    Adamlar gelir bizim taleplerimizi alır karşı tarafa sunar.
    Sonradan bizimkilerin ben demedim o dedi demiyeceği ne malum.

    • Femdamat tersi de mümkün; halep ordaysa soçi burda, aha astana da biraz ilersi diyoruz, adamlar “ee noolmuş, burası da idlip” diyorlar..! Başka bi derdiniz..?

  5. Suriye gezisinde, İsmet Sezgin’in Baba Esad’a sorduğu soru akıllı ve makul bir soruymuş. “PKK gibi bir terör örgütünün mü, yoksa Türkiye gibi bir devletin mi dostluğunu tercih edersiniz?” net, basit ve gayet güçlü ve okkalı bir soru. Soru daha da derinlere işleyecek şekilde de sorulabilirdi. Misal: “Kürtler bizde, Allah’a şükür sorun değil. Ancak sorun olması için Rus devleti olsun, Amerikan devleti ve siyonist devleti olsun dışgüçlerce (ortalığı karıştıranlarca) kaşınan bir konu. Gelin dostça bu konuda da proaktif olalım. Bölge ülkelerine önderlik edelim bir araya gelelim. Bir sonraki etapta bu konuyu kökünden halledebilmek için neler lazım onları da görüşelim”. Böylesine sorumlu, böylesine olumlu, böylesine onurlu tavırlar takınılsaydı. Ortadoğu iyice kana bulanmaz Semavi dinlerin cazibe merkezi turist cennetine dönüşebilir, bölge ülkeleri gelişen ekonomileriyle güllük gülistanlık içinde olabilirdi. Ancak diplomasi ve iyi niyet yerine radikalizm (azgınca kendi nefsine yontmak için uyuşmazlığa şiddete yönelme hali) bölgeye hakim oldu. Sonuç meydanda! Bilindiği gibi, bölge ülkeleri çuvallayan ekonomileriyle boş birer çuval gibi yeri boyluyor….

    Şimdi Sn Erdoğan Putin’e böyle bir soru sorsa Putin’in buna cevabı ne olabilir ki? Muhtemelen der ki “Siz Okyanus ötesinden emperyalist ülkeyi mi yoksa yanıbaşınızdaki komşunuzu mu tercih edersiniz”. Veya “Peki Sn Erdoğan, siz bana Akdeniz kıyısından 1-2 liman ve kenarında bir de üs garantisi verin herşeyi hallederiz”… Yani demek istediğim nokta şöyle bir şey: Siz sorunlarınızı kendi aranızda bir araya gelip proaktif bir şekilde halledemezseniz, başkaları (el oğlu) gelip sizin sorunlarınızı kendi istedikleri bir şekilde halletmeğe kalkarlar. Siz de oturduğunuz yerden cin-ifrit olursunuz… sinir hastası olursunuz..

  6. Monşer denilerek aşağılanan, içi boşaltılan, yılların deneyimine ve geleneğine sırt dönülerek, büyük bir kadroyla – yani bir kaç Tane- yönetilmeye çalışılan dışişleriyle, diplomasi mi yapılır. Hata yapılır insanız ancak hatalar zincirinin bize yutturulmaya çalışılması, bu konulardaki dayatmaların yandaş ama sürü olan medya ile yapılmaya devam etmesi artık gerçek, ama gerçekten sıktı.Muhalefete şerefsiz de kendisine denilince hakaret olsu. Nereye gidiyoruz BU BİRLİK VE BERABERLİĞE EN İHTİYACIMIZ OLAN – bu ifadeden de Tiksiniyorum artık-.

    • Monşer demişken aklıma geldi tahsin bey, bizim sn.bernarın yere göğe sığdıramadığı şeriat dedenin iki mebusun biri(daha adi olanı) dün istifa etmiş, hangi ali prensipte uzlaşamamış olabilirler acaba bi fikriniz var mıdır? Sonuçta duayen gasteci olan sizsiniz yani…

      • Mevzu bahis olan bu bir avuç inşaat zengininin, Pelikancı yalı çetesinin, dünün laikçi militanı bugünün Rabiacısı her devrin adamı dolar tapınıcısı tiplerin ikbaline son vermek ve bu vatanseverlik görevinin aciliyeti ise, mücadelenin hangi cephede verildiği bu aciliyet içinde bir teferruat haline gelir.

        Sayın T. Karamollaoğlu ve onun ilkelere sahip çıkma konusunda övünç abidesi olan Saadet Partisi gönül dostumuz olarak kalmaya devam ediyor.

        Siyasi realizme sırtımızı dönemeyeceğimiz bir dönemdeyiz.

        • Dönemeçsiz dönem mi olurmuş sn.bernar? Yarın çıkıp olmadı şimdi de şu yana dönüyoruz demiicenizin bi garantisi yok allahın izniyle… neyse bakalım, şimdilik “kuzu döner dönmez olsun!”diip geçelim…

          • Yaw bizim dönüşlerimiz cephe içinde kalır, kardeşlikte nezakette kusur etmeyiz.

            Mesele, Devlet ve Tayyip Beyler’in dönüşleri. Öyle keskin dönüşler oluyor ki, bir bakmışsınız küfürler havada uçuşuyor, bir bakmışsınız iltifata takla attırıp işi abartıyor, pazara değil mezara kadar muhabbetlerine dalıyorlar. Neyse artık alıp veremedikleri. . .

            Neyse.

            Bugün de söyledim. Aman şu sıralar AK Parti Meclis gurubuna mukayyet olun, Meclis’i boş bırakmayın.

            Davulcuya mı Davutçulara mı kaçacaklaını ne siz ne ben bilebilirim vallahi! 🙂

    • “Birlik beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günler”in pratikteki karşılığı, gerçeklikten kopmuş her politikacının, son çare olarak kendisinden bir savaş hükümeti çıkarma, milleti kendi arkasında toplama girişimidir. Orta Doğu ve Latin Amerika başta gelmek üzere, dünyada örneği çoktur.

      Mızrağın çuvala sığmadığı aşamaya geldiğimiz için, Erdoğan’ın yakında atacağı adım, medya üzerindeki kontrolü bir kenara bırakıp medyayı susturmak, mümkünse OHAL ilanı olacak.

      Barış Terkoğlu ve Hülya Kılınç’ın tutuklanıp hapse gönderilmesi sadece bir başlangıç. Gidişi yakınlaştığı için, baskı ve devlet şiddetini giderek artıracak.

      Sonuç alamayacağından eminim.

      Beka zırvalaması iş görmüyor artık. Şehitler Tepesi retoriği de iş görmeyecek.

      Eğer hala mümkün olursa kamuoyu araştırmalarının yapılması, önümüzdeki aylarda Erdoğan’ın devlet partisinin yüzde 30 bandının da altına düştüğünü okuyacağız.

      Hemen herkes, yeni partilerin yol açacağı muhtemel kayıplar üzerinde yoğunlaşıyor.

      Erdoğan, AK Parti milletvekilleri gurubunun kefenlere bürünmüş halde halifenin buyruklarına kulak kesilmiş kaldığından emin mi?

      Muhtemelen çok emin.

      Nedense benim önümde duran ışıldaklı küreden, üç vakte kadar mürdiler ordusundan pıtırak gibi Brütüsler fışkıracağı kehaneti çıkıyor. Beyaz perdeden jöleli mürid de geçecek Brütüs rolünde, Hamaset basınının Amiral Gemisi Hürriyet’in eski İslamcısı, laikçi Cihangir cafe ve restoranlarının gediklisi Ahmet Hakan da. Selvi’ye de düşse düşse “Ama ben söylememiş miydim?” yollu yazılar dölenmek düşer -o da hala okuyan birilerini bulursa.

      Gaipten haber veren kürenin işaret diliyle dillendirdiği bir diğer kehanet de, yakında Türkiye hava limanına kıçı başı yara içinde bir uçağın yıldırım yemiş bir Pegasus uçağı gibi ineceği.

      Üç parçaya bölünüp öyle mi durur, beş parçaya mı?

      Spoiler vermede çok bonkör olmayalım de filmin dramatik final sahnesi hepten değersizleşmesin.

    • H.Gayret 5 Mart 2020 at 11:33
      Dini siyasete alet etmeyin pertev bey, bak yoksa ben de siyeseti dine meze yaparım ona göre haa..!
      —————————————————————————————————————
      Her ikisini de hem de her gün yapıyor olmaktan her şeye maydanoz olmaktan bıkmadınız H Gayret

    • H.Gayret bey, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” diyerek Erdoğan’a dini siyasete alet etmemesi çağrısı yapmış. Kendilerini kutlarım.

  7. BAKANLAR VE GÖRENLER

    Sayın yazar yazısına Cumhurbaşkanının “Rusya’nın aradan çekilmesi, Türkiye ile Şam rejimini karşı karşıya bırakması” talebini tekrarlamak için gittiğini söylüyor. Zannederim sosyal medyadaki yorumları ve tepkileri okumuyorum derken sanki hiçbir şey okumadığını mı söylemek istemiş. Zira Sayın Cumhurbaşkanı Rusya giderken “Kalıcı barış sağlamak için anlaşma yolları aramaya” gittiğini açıkça deklare etmişti.

  8. Sayın yazarın kan dökülmeden çözülmüştü dediği mesele daha uzun yıllar kan döküldükten sonra ancak hendek savaşlarının neticesinde çözülebildi; hala sınırötesinde aynı terörle mücadeleyi de sürdürüyoruz… yalnızca ecevitin başbakanlığını sağlama alabilmek için yapılmış bir takas; al papazı, ver papazı… biri imralıya öbürü inzivaya! Ondan sonra gelsin kpss, gitsin cevap anahtarları; güzel çözüm:) daha hala o günlerin yadigarı pislikleri temizlemekle meşgulüz; durmak yok yola devam..!

  9. Putin, Suriyeli mültecilere yönelik toplumsal öfkenin AK Parti seçmenlerini de önüne alıp sürüklediğini görüyor. Putin verecek Erdoğan’a Suriye topraklarında güvenli bölgeyi iç politikada Erdoğan’ın eli rahatlasın diye. Bildiği rotada Rus gemisini milim sapmaya uğramadan yüzdürmeyi sürdürecek.

  10. Kavrayamadığınız tek şey keşke dışpolitikanın kullandığı ya da kullanamadığı aletler olsa neyse bernar hocaa; içpolitika da bi tuhaflaşıyor sanki? Dün saadet zincirine bağlı milletvekillerinin yarısı istifa etmiş iyi mi; hani şu aslan yürekli cihangir ayısı olan..! Kanımca bebecanın parti voleyi vurmuş gibi; 15 baş mebus madamın partisinden gelse, böyle beş adet aslan parçası da piyasadan toplansa, etti mi sana 20 baş mebus, grubu kuran cukkayı indirir cebe..! Kim demiş bebecan piyasayı bilmez diye, hıı..? Gelde nurdan ablayı anma şimdi; nedir bu siyasilerden çektiğimiz değil mi..?

    • Su sıralar sadece aklımıza değil, bence AK Parti milletvekili gurubuna da mukayyet olalım sayın Gayret. Değilse, sizden gözlükleri takıp bu hesabı yeniden ve doğru bir şekilde yapma ricasında bulunacağız. Tevekkelli, yakında havalar ısınacak, Brütüs mevsimi ve hasadı başlayacak gibi -benden söylemesi 🙂

  11. Savcı, bir suikast sonucu öldürülen Rusya’nın eski Ankara Büyükelçisi Karlov davasında mütalaasını açıklamış.
    5 sanık için ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet istemiş. Zamanlama manidar! Erdoğan’ın Rus ayısı Putin’in karşısına çıkmasına üç beş saat kala gelen bu haber, ayıyı yumuşatmaya yeter mi? Bunu, hükümetin Rusya-Avrasya işlerine bakan daimi başdanışmanı olduğundan ziyadesiyle işkillendiğim H. Gayret Bey bilir. O’na soralım: Yeterli olur mu, sayın Gayret?

  12. Fetöcü ve bölücüler yorum adı altında iktidara ve ak partiye en galiz küfürlerini, hakaretlerinin sıralarken tanıdığınız hoşgörü Sayın Cumhurbaşkanı lehine yazılan yorumlara niçin tanınmıyor.
    Bu vesile ile görüşüm şudur.
    Fehmi Koru Ne yazıyor?
    Elbetteki yılların birikimi ile kıvrak yazılar yazabiliyor
    Her konuda söyleyecek bir şeyi var
    Merkeze kendisini koyarsanız taa Özal döneminden en yükseklere ulaşan geniş bir çevresi olduğunu biliyoruz
    İnce eleyip sık dokuduğu komplo yazılarında her olayı farklı bir noktaya çekme yeteneğine sahip
    Ancak elindeki fener ışık değil karanlık saçıyor son yıllarda
    Burada denilen şeyleri “burada da olabilir burada da olmayabilir” diye bambaşka yerlere taşıma gayreti seziliyor
    İnsan bunu basit bir gazetecilik tecessüsü hatta başarısı olarak görebilir
    Fiilen gerçek de çıkabilir söyledikleri
    Elimizdeki bütün yazılar aynı doğrultuda aynı yorum ve aynı çözüm önerisi ile yazılıyorsa işkillenmek elde değil
    Talebi daha çok demokrasi fehmi abinin
    Özgürlük, özellikle yazar çizer takımına sınırsız özgürlük
    Canım ne olacak bir kaç yazarla uğraşmasa devlet diyebilirsiniz
    Üzücü bazı kişisel maceraları duyunca haklı bile görebilirsiniz bu talebi
    Maalesef iş bununla bitmiyor.
    Ümüğümüzü sıkacakları sürece bu basın ordusunun oluşturduğu siyasi çalkantılar sonucu gireceğiz

    • Galiz küfür mü? Nerde? Bu yorum sayfalarında sözünü sakınmazların önde gideniyim. Neymiş en ileri gittiğim nokta?

      “Beceriksiz”, “basiretsiz”, “samimiyet yoksunu”, “ilkesiz”, “omurgasız”, “ümmetin lideri”, “halife”, “aylığını teorik olarak bizim ödediğimiz bir devlet memuru”.

      Bunlar küfür mü?

      Değil.

      Peki saygısızlık mı?

      Elbette saygısızlık.

      Seçmeni olmayıp eleştirdiğim için bana saygı duymayıp ağzına gelen hakaretleri yağdıran siyasetçi cumhurbaşkanı da olsa saygı duymam. Ben vatan haini isem, sen de ya benim memurumsun, ya da Doğu Perinçek’in memuru der geçerim.

      İyisi mi, siz çıkarın bir “RTE’yi Koruma Kanunu” -yakışır da! “Sadece hakaret değil, bundan böyle RTE’ye saygıda kusur etmek de suç” deyin. Döner bir bakarız. Belki korkar tırsarız, kendi kendimize ayar çekeriz. Hele bir çıkarın yasayı, o zaman düşünürüz.

      Zor ve dayanılmaz mı geliyor bu sıfatlar? Karın mı ağrıtıyor?

      Biz ne yapacağız peki?

      Benim gibi yorumculardan söz ederken ettiğiniz laflara bir bakın: “FETÖcü ve bölücü”. Zilletliğimiz mi kaldı, vatan hainliğimiz mi?

      Bakın ben size moral bozucu gerçeğinizi sakince ve dostça fısıldıyayım:

      Alışacaksınız.

      Tez elden alışmaya başlamanızda yarar var. Şimdi artık AZINLIK durumundasınız. Bunun alışma yükünü hafifletmesi beklenir -değilse, işiniz zor gerçekten.

      Bereket versin, yıl sonuna doğru Hanya ve Konya’yı bir dolaşıp geleceksiniz. Ondan sonra siz sağ biz selamet.

      Birbirimizden kurtuluyoruz.

  13. Erdoğan ın ”Yurtta harp,cihanda harp”ilkesi son bulup,Atatürk ün ”Yurtta sulh,cihanda sulh”ilkesine dönülmedikçe ”Şehitler tepesi” hep dolacak;barış,huzur,esenlik,birlik,dirlik hep yok olacaktır.Erdoğan ın kavga,savaş,hırlaşma,kabadayılık,kaba kuvvet,mahalle baskısı,ayrıştırma,düşmanlık,kan dökme siyaseti ve düşmanlık üretme arzuları var oldukça memleket iflah olmaz.Emme basma tulumba gibi ”Şehitler tepesi”hep dolar durur.Doldukça birilerin saltanatı sürer durur.Dönme dolap gibi; dön baba dön!Ama hep aynı yerdesin.”Analar ağlamasın” siyasetinden ”Şehitler tepesi dolacak” siyasetine dönüş, Erdoğan ve iktidarından başka kimsenin işine yaramıyor.Memlekette huzurun yolu, kan dökmek ve düşmanlık siyasetinden geçmez.

  14. Bir basın haberi:”Amerikalı milyarder George Soros, Avrupa’nın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in savaş suçlarına karşı Türkiye’nin yanında durması gerektiğini belirterek Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan desteklenmeli ifadelerini kullandı.”Kaynak:İnternethaber.Yorum:Daha geçen birkaç gün önce,Erdoğan ve yandaşları,birilerini Soros un Türkiye ayağı olmakla suçlamıştı.Üstelik Erdoğan ve avnelerinin Soros ve ekibi ile çekilmiş görüntüleri var iken.Soros Erdoğan ın tarafında.Öyleyse;kim, kimin siyasi ayağı acaba?Erdoğan ın; memleketin başına çorap örenler dediklerinin Erdoğan ile ne işleri olabilir?Yosa Erdoğan,Soros un Ortadoğu taşeronu mu?Erdoğan ın eş başkanı olduğu BOB’un denetçisi, George Soros mu?

    • Savcıları göreve çağırıyor gibisiniz, sayın Ertav. Bence karşılık bulmaz. Soros, Osman Kavala davasında Soros’tur bizim savcılar için. Bağlam ve muhteva dairesine (ve dahi fotoğraf karelerine) Erdoğan girerse, emekliliği gelmiş yaşlı amcaları oynar, ellerini kuaklarına atıp size doğru eğilip sorarlar: “Davos mu? E, bilyorum tabii. N’olmuş Davos’a? Ne dedin? BOB virüsü mü bulaşmış? İyi de neden bulaşmış? Korumamışlar mı şehri? Basayım iddianameyi de ahaliye maske falan dağıtsınlar o zaman.”

  15. Erdoğan,bakan ve vekilleri,yandaşlarının karşısısında oldukalrına 18 yıldır yaptıkları; en ağır hakaret,küfür,belden aşağı sözleri,kaba ve küçük düşürücü sözleri,hedef gösteren ve yaftalayan sözlerini toplasanız dizi dizi kitap olur.Bu cenahın kendilerinde edep,saygı,kibarlık,höşgörü ,iyiniyet yok iken;bütün bunları, başkasından beklemek haksızlık olmuyor mu?Yoksa kendilerine herşey serbest,başkasına yasak mı?Adil düzen dedikleri bu muydu?

    • Sn.bernarın yaptığı da bilmem kaç yıldır anketlerden fal tutmak pertev bey, yukarda gene ordan oraya çarpıp toplamış yüzdeleri; bozacının şahidi anketçi misali…

      • İnanın haksızlık ediyorsunuz sayın Gayret. Anket manlet işleri bu işin salatası garnitürü. Teşkilatın merkezinde plastik bir küre var. Memo için mahalle bakkalından içi yaldızlı ışıklı plastik bir top satın almıştım, kedicik canı sıkıldığında tepsin, millet bahçesine dalmış işsiz vatan evlatları gibi yuvarlansın diyerekten. Kedi büyüdü, yüz vermez oldu küreye. Aldım, masanın sol kenarına (yok yaw, süblüminal mesaj falan yok, bıraktık sol’culuk işlerini) yerleştirdim ahşap bir altlık yaparak. Memleketi tahlil işlerine sıra gelince çakıyorum tokatı, küre dönüyor, dönüyor, kendince bir döküm sunuyor kendi kehanet dili uyarınca. Verdiği dökümler anketçilerinkiyle çakışıyorsa suç kürenin mi, anketçilerin mi, yoksa ümmetin liderinin mi?

  16. Geçen yıl bazı yorumlarımda şu görüşü dile getirmiştim. Özetle şöyleydi:

    “Erdoğan ve Bahçeli (Cumhur İttifakı), Suriye sorununu çözmeye çalışmıyor tam tersine bu sorunu bilerek çözümsüzlüğe itiyorlar. Amaçları ise oluşan tırmanmanın kendilerince kontrollü bir savaşa evrilmesi ve bu şartlarda yapılacak bir seçimi kazanmak arzularıdır. Veya savaş gerekçe gösterilerek seçimlerin ertelenmesidir. Sonuçta amaçladıkları ise, güya pek kızdıkları Esad Suriyesindeki gibi BAAS rejimi kurmaktır. Böyle rejimlerde Cumhuriyet var, seçimler var ama nedense hep aynı parti ve klikler kazanıyor”

    Bu proje tutar mı? Tutmayacak, çünkü Osmanlı yüz küsur sene uğraştı çağdaşlaşmak için, evet geç kalmışlardı ve o devlet yıkıldı. Fakat o çabalar boşuna gitmedi, kazanımları en azından sonraki aydın nesillere ışık tuttu. Daha sonra Türkiye’den bir Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) geçti. Bu millet onun sayesinde külliyen çağdaşlaştı. Peki bu olan biten ne diye aşırı sonuçlar çıkarmayalım. 2002-2011 AKP’si sınıfı geçerdi. Küresel güçler Erdoğan üzerinden ülkemizi zayıflatarak bazı projelerini kabul ettirmek istiyorlar. Bu proje de en fazla 10 yıl sürecek ve bitecek. Dizinin final bölümüne geldik!

    Yani “olacak o kadar”.

    • Bu analiz oldukça mantıksız ve tutarsız. Geçen sene dediğiniz şunun şurasında 3-4 ay önceki durum. Bu ülkede Bahçeli dahil hiç bir siyasinin ülkeyi bir savaşa götürerek bundan seçimlerde başarı beklemesi gibi bir amacı olabileceği düşünülemez. Son belediye seçimlerinde siyasi sefere çıktılar sonucunu gördüler. Anketler belli. Trendler belli. Böyle bir durumda dışarda sefere çıkarak içerde siyasi başarı beklemek çocuksu bir amaç olur (tutarsızlık ve mantıksızlıktan kastım budur). Devlet adamlarını o kadar da küçük görmeyin. Zaten, kendiniz yazmıştınız. Oraya giriş amacı, pkk ve uzantısı örgütlere bekledikleri fırsatı vermemek. Yani Türkiye’ye düşman, geleceğini tehdit edebilecek suni bir uydu oluşturmamak. Amaç buydu. Bir amaç ta mültecilerin bu şekilde iyileşen şartlarda tehlikesiz yaşam kurmasına olanak sağlamaktı. Milletin böyle bir amaca sesi çıkmıyordu çünkü makuldü. Ancak, amerika ve rusyanın bize karşı kendi hesapları, Esadın iyice çıldırmışlığı şartları ve gelişmeleri bozdu. Ancak, o işe girilmişti bir kere, hemencecik çıkılamazdı. Umarım zor durumlar en az zararla atlatılır ve en kısa zamanda normalleşmeye dönmeğe başlar.

      İkinci paragraftaki özette de tutarsızlık var. Mustafa Kemal Atatürk Paşa çağdaşlaşma bahanesiyle büyük hatalar yaptı (çağdaşlaşma parlak ve gözalıcı bir kelime!). İşin aslında, ileriyi layıkıyla göremedi. Birleştirici olabilmek vardı-radikalce önceliksiz işlere girişti. TR-CeHaPe bu hataları miras alarak TSK’yı kullandı. Ülke darbe üstüne darbeler yaşadı (hala darbelerden medet umanlar var). Özetle, periyotlar halinde bu hatalar dizisi neticede AKP’yi doğurdu. İlk döneminde laikçilik mezhebi mensubu din karşıtı (iman hatip katşıtlığı ile sembolleştirilen konu) cephe, ne varsa nefes aldırmak istemediler. Sn Erdoğan ve siyasi çevresini radikalize etmekte kısmen de olsa başarılı oldular. Bu arada AB de bencilce yan çizerek ilişkilerde Türkiyeye karşı biraz daha toleranslı davranamadı. Bütün bu olaylar da 2011 sonrası durumlara yol açtı.

      Objektif gözlüklerle bakılırsa, işin doğrusu yukardaki iki paragrafa daha yakın.

      • Sayın H.K. sizi hiç samimi bulmadım. Dolaylı olarak AKP destekliği yapıyorsun.
        Bugün pişmanlık yaşayan liberal aydınların gazıyla, Atatürk dönemini bende çok sert eleştiride bulunuyordum. Ancak bugün tüm dünyada siyasal islamın, demokrasinin nimetlerinden faydalanarak nasıl yönetimleri ele geçirip zalim ve kalıcı yönetimler kurduklarını görüyoruz. Yazarlar, öğrenciler, sendikacılar, yani sesi çıkan herkes bu ülkelerde hapislerde. Meğerse Kurtarıcı ve kurucu önderimiz ATATÜRK ün her inkilabı doğruymuş ve o geleceği görebilen bir dünya lideriymiş.

        • Sn Rıdvanbey siz daha önceleri nerelerdeydiniz? İcraatlerini beğendiğimde AKP dahil her partiyi destekler, beğenmediğimde de eleştiririm. Partiler-üstü olmak beni daha iyi tanımlar. Siz de dolaylı değil alenen CHPyi destekliyorsanız bunu neden yaptığınızı sormağa, samimiyetinizi sorgulamağa hakkım var mı? Helal hoş olsun! Bakın daha önce de liberallerin gazına geldiğinizi itiraf etmişsiniz. Gözümüz yok! İnsanın jetonu düşmesi için ömür boyu fırsatı var. Mezara kadar değişmek mümkün!

          Hapiste olanların çoğunluğu darbe teşebbüsünden ve dışardan destekçilerinden değil miydi? Suçsuzların tesbit edilip belli bir süreçten sonra ülke aleyhine bundan böyle herhangi bir girişimin içinde olmama konusunda Kuran’a el basıarak and içerdikten sonra den çıkarılması ve (ABD Pensilvanyadaki baş-ilgiliyi iadesi istendiği halde vermediği için) uçaklara doldurup ABD’ye yollanmasının uygun olacağını yazdığımda siz nerelerdeydiniz? Bu arada yazarlar çizerler sendika yetkilileri vs kim varsa, onlar da aynı uçaklarla gidebilirdi. Ancak, o fırsat kaçtı artık, Koronavirus müsade etmiyor! Değinmediğim bir İnkilap-devrim konusu kaldı. Yapılan hataları size özel tekrar edeceğime, madem geriye giden yazıları karıştırmışsınız, daha da gerilere gidip o yorumlarımı da bulup bir okuyun. Koronavirüs partiler-üstü bir konu ve şu an için daha öncelikli bir konu…

          ….
          Bu virüs taçlı virüs,
          Çok ta sinsi, Brütüs!
          Ciddiyetle önlem al,
          Yoksa talihine küs!
          ….

  17. Metropoll Araştırma, hazırladığı Hanya ve Konya Gezi Rehberi’ni kamuoyu ile paylaşmış. İşte gezi rehberinde öne çıkan pratik bilgiler:

    “Türkiye toplumu şimdiye değin Suriye’ye gerçekleştirilen tüm askerî harekâtların arkasında durdu. Buna karşın, ilk kez İdlib’e yönelik askeri harekat konusuna sıcak yaklaşılmıyor. Şubat ayı araştırmamıza göre, %48,8’lik bir kesim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İdlib’de bulunmasının bir gereklilik olduğunu düşünmüyor. Askeri olarak İdlib’de bulunulması gerektiğini düşünenler ise toplam seçmenin %31’ini teşkil ediyor.”

    “Son dönemde gündem olan ve halkımızın canını yakan deprem, çığ gibi doğal afetler göz önüne alındığında halkın %73’ü ülkemizin bu ve benzeri olaylara hazırlıklı olmadığını düşünüyor.”

    “Gelir-gider dengesindeki dengesizlik, toplumun büyük kesimini etkileyen sarsıcı bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Toplumun %57’si, “ekside yaşıyor”: diğer bir deyişle, Türkiye’nin büyük çoğunluğunun giderleri, gelirlerinden fazla. Bu da borçlanarak yaşadığımız anlamına geliyor. “Gelirim, giderimden fazla” diyebilenlerse yaklaşık %15’lik bir “azınlık”.

    Demek ki neymiş Cumhur İttifakı otobüsünün değerli yolcuları?

    Demek ki, “deprem gibi felaketler bu hayatın fıtratında var” demeğe getirildiğinde, “İdlib’ten çekilirsek Ankara hatta İstanbul tehlikeye düşer” korkutmacasına sarılındığında, Power Point sunumlarında ülke ekonomisinin parlak tablosu izah edildiğinde, halkımız, “Ya. . Bak git. . .” moduna giriyormuş.

    Bence bir daha düşünün bakalım:

    İnsanlar Şehitler Tepesi lafızını yiyior mu, yemiyor mu?

    • Süleyman şah türbesi işid tarafından tehdit edildi. Tır şöförlerimiz işid militanlarınca öldürüldü. Büyükelçiliğimiz işid tarafından basıldı ve aylarca rehin tutuldu. İşid topraklarımıza roket ve havan attı. Ülkemizde bombalı işid katliamları yapıldı. Daha neler oldu neler. Her birinde Suriye ve Irak’a müdahale için uluslararası meşrutiyet mevcuttu. Şimdi çektiğimiz tüm sıkıntılar, uluslararası meşrutiyet şartlarının zayıflamasından sonra müdahale yapılmasından kaynaklanıyor olabilir. Halk desteğinin de az olmasının nedeni tutarsız ve başarısız dış politikalar olabilir.

  18. Erdoğan Putin ile bugünkü görüşmenin basına açık kısmında konuşmuş. Görüşme için önce Putin’e teşekkür etmiş. Sonra şunu söylemiş:

    “Malum, bu görüşmeyi Türkiye’de yapacaktık. Sizin buradaki anayasa çalışmalarıyla ilgili gelişmeler sebebiyle burada gerçekleştiriyoruz.”

    Gülmemek elde değil.

    Peki bu satırları okur okumaz sayın H. Gayret’in akla düşmemesi mümkün mü?

    Elbette mümkün değil!

    “Yaw, arkadaş, bu ne bitmez hazırlanmaz anayasa çalışmasıymış böyle!” 🙂

    Bu, Erdoğan’ın 11 ayda 9. görüşmesi Putin’le.

    Bence Erdoğan da bıkmıştır her ay Rus kentlerine gidip gelmekten.

    Belki gönlünden bu görüşmeleri artık Ukrayna şehirlerinde yapmak falan geçiyordur.

    Bunu da biz değil, bilse bilse H. Gayret Bey bilir!

      • K.Evren anayasası demokratik unsurları çok yetersiz olsa da, partiler üstü ve %97 halkoyuna sahipti. Şimdiki meclisin çoğunluk yapısı tek ittifaka ait olması nedeniyle yeni bir anayasa çalışması ve halkoyu %50+1 gibi çok sakıncalı bir noktada olacaktır. Bu sakıncayı son yapılan rejim değişikliği yapan halk oylamasından görebilirsiniz.

  19. “DYP-SHP hükümetinin içişleri bakanı İsmet Sezgin 14-19 Nisan 1992 tarihinde yaptığı Suriye gezisinde, Hafız Esad’la görüşmesi sırasında, muhatabına, “PKK gibi bir terör örgütünün mü, yoksa Türkiye gibi bir devletin mi dostluğunu tercih edersiniz?”

    Aslında PKK nin dostluğunu tercih eden baba Esat! Oğul Esat’dan daha akıllıyımış! Oğul Esat Dosluğu da aşarak “KARDEŞ” oldu’da ne oldu? Kardeşi kardeşliğini ve ileri dostluğunun karşlığı olarak 9 yıllık ateş topu kucağına bıraktı.
    İnsan gerçekleri ilk ağızdan dinleyince Siyasetçilerin ne kadar yalancı olduğun şahit oluyor.

    Öcalan İran ve Süriyeyi sorgulamaya başlayınca ipi onlar tarafından çekildi; kahraman Demirel oldu.

    Sanki Öcalani yakalamaya giden timi engelleyen Demirel ve ekibi, hükümeti değilde benidim.
    Türk siyasetçiler PKK yı bitirmez Çünkü Erdoğan gibileri koltuklarını sağlamlamak ići PKK ya ihtiyaçlari var…..

  20. “Allah’ım bize DÜNYADA da, ahirette de iyilik ve güzellik ver. Cehennem azabından koru”Bakara 201. ayet.
    Bu Dünyada da şehitlik suretiyle de olsa ölüm istenmez.
    Savaş-barış ise tamamen “niyete” göre değişir.
    Atalarımız “küpün içinde ne varsa dışarıya o sızar” demişler.
    Savaşmak isteyen savaşır.
    Barışmak isteyen barışır.

    • -Dün gece sosyal medyadaki haberlere göre doğruysa, humus semalarında uçan israil uçakları Suriye hava savunma sistemlerinin müdahalesiyle uzaklaştırıldı.

      -Pompeo Türkiyenin savunma hakkını dile getirerek cesaretlendirmeye devam etti.

      -Hürriyetin haberine göre doğruysa bölgeye İrana yakın 400 militan gönderilmiş.

      – yani mesele Türkiyenin isteme istememe durumunu aşıyor.

      Moskovada ateşkes konuşuluyor ama ringte kalmaya devam etiğinizde boks yapacaksınız diye anlaşılır.

    • Sayın yk, kırk yılın başı bi düzgün yorum paylaşabilmişsin bakıyorum; inşallah hep böyle kalırsın, isteyince kimseye küfür ve hakaret etmeden de düşünce açıklanabiliyormuş demek ki? Maşallah sübhanallah, duy da inanma…

  21. *******

    İslam’da Halifelik var mı demiş Bacaksız!
    Biri de çıkmış “yok, tabi” demiş dayanaksız..
    Halifelik yoksa şayet, İslam yok demektir,
    Hatta Tanrı da,.. ki bu argüman olanaksız!

    Yokluktan yana olan “ateist” olabilir….
    Hangi alemdedir, şirk içersinde kimbilir…
    İçinden “olmaz olsun” demeyesin ey gafil!
    Halifelik yoksa şayet, Dünya yok demektir!

    Bu kadar basit! açık ve net bir ifade bu,
    Doğruluktan yana olmalı, istifade bu!
    İslam alemi başıbozuk, o günden beri..
    Kaldırılmış olduğu için bu bizde tabu!
    ….
    *******

    • …..
      Ey milllet! asıl soru ne, biliyor musunuz?
      Bilmem ki bu işe kafa yoruyor musunuz?
      Allahın nasıl bir kulu Halife olmalı?
      Vasıflarını öngörebiliyor musunuz?…
      ….
      *******

  22. Verdikleri tavizi vaktiyle verselerdi 34 şehidimiz olmazdı.
    Yani şimdi İdlib’i Halep’i almaktan vazgeçtik mi?
    ABD ile yakınlaşma ne iş, Suriye Kürdistanına razı mı olduk?
    Suriyeli mülteciler elimizde mi kaldı?
    Bunların seçim kazanamayacağı açık, peki dertleri ne?
    Seçime yakın bir savaşın temelleri mi atılıyor?
    Ne olduğunu anlayan varsa bize de açıklasın bir zahmet.

  23. Adana Mutabakatı ve diğer antlaşmaların sonucuna bakma gerekir, örneğin Adana Mutabakatı sonucu Ülkemizde pkk bitmiş tarihe karışmıştır. Rusya ile yapılan anlaşmalarda sorunlar çözülmüş hiç bir askerimiz şehit olmamıştır. Tabi ki böyle bir sonuç beklemek hayalcilik olsa da yine bu anlaşmaların olumlu ve uzun süreli bir etkisi olmalı aksi durumda her gün anlaşma yapsan ne fark eder.

  24. Ev ödevimi yaptım: Hayli zaman harcayarak, Putin-Erdoğan görüşmesi sonrası bir deklerasyonla açıklanan mütabakatın ne anlama geldiğini anlamaya çalıştım uluslararası basında çıkan iki analizi de bu çabama ekleyerek.

    Suriye’deki gelişmeleri izlemeye çalışan biz sıradan okurlar, ister istemez şu 4 ismi öğrendik: “İdlib”, “M5 karayolu” ile “M4 karayolu” ve “Serakib”.

    Niye bu dört ismi, bunların stratejik-lojistik önemini öğrenmek zorunda kaldığımızı bir kenara bırakalım ve gaipten haber veren kürenin üzerine eğilip çıkan sonucu iki cümlede özetlemekle yetinelim. Üç vakte kadar olacak olan şudur:

    En çok bir ya da iki ay sürecek bir sakinlik ve suskunluk döneminden sonra, yukarıdaki 4 isme bir beşincisi eklenecek. Konuyla iligili televizyon programlarında, gazetelerdeki analizlerde vs. yeni bir isimle bıktırasıya karşılaşacağız:

    “Jisr ash-Shugur” (Cisr El Şuhur) şehri.

    Yakında dananın kuyruğu burada kopacak ve Rusların sahadaki kurmayı Putin’e şu mesajı geçecek bütün bir İdlib hikayesinin sonunu ima eden bir ifade olarak:

    “The mission completed. . .”

    Yani, üç vakte kadar, Erdoğan’a yine Moskova yolu görünüyor!

  25. Gilles Kepel’in “Bir Şark Savaşı Güncesi” kitabında Mısır’da o dönemde sokaklarda “Bakrah İsrail” diye bir şarkının durmadan çaldığından bahseder. https://www.kitapyurdu.com/kitap/bir-sark-savasi-guncesi/48244.html&manufacturer_id=8741

    Bu şarkının bir yerinde amr Musa’yı diplomatik zaferleri yüzünden sevmekten bahseder.
    “وابحب عمرو موسى وكلامه الموزون
    we ba7eb amr musa we kalamu el mawzoon
    and i love Amr musa and his measured words”

    şarkının son kısmında ise o dönem arap coğrafyasının israile karşı birlik beraberlik içinde olduğu söyler. Bugünkü hali görünce her şeyin nasıl da yıkılıp gittiğine üzülüyor insan. dinlemenizi tavsiye ederim.
    “وبكره اسرائيل
    we bakrah israel
    and i hate israel
    عشان جنوب لبنان
    ashan ganoob lebnan
    because of south Lebanon
    والقدس والعراق وسوريا والجولان
    wel ods wel ira2 we soriya wegoolan
    and Qudud and Iraq and Syria and the Jolan hills”

  26. A:Öcalanı bu Memlekete getirenlerin de vasıta olanların da – onun arkasında da ABD vardı – müstehakını
    ZİYADESİYLE versin.
    YK’ ya Tipik Türk ve D.İ.B kolaycılığı – … meselesiz, çilesiz – oh ne güzel

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız