Külliye’de sistemi reform çalışmaları.. Yoksa başbakanlı sisteme mi geçilecek?

24

Bizim ülkemizde genellikle “Kervan yolda düzülür” anlayışı hakimdir; biraz fazlaca sıkıştırılan “İstim arkadan gelsin” beklentisine benzer bir ruh haline bürünülür.

“İstim arkadan gelsin” deyimi için kaynak olarak şu olay anlatılır: 

Zamanın İran şahı, Urumiye Gölü’nde saray hizmetlerinde kullanılmak için alınan bir istimbota binmiş. Fakat buhar kazanı hareket için yeterli buhar tutamadığından istimbot birkaç dakika hareket edememiş. Bu beklemeden canı sıkılan şah, kızgınlıkla neyi, niçin beklediklerini sormuş. Yanındakilerin, ‘İstim bekliyoruz şah hazretleri!’ cevabı üzerine, istim kelimesinin ne olduğunu bilmeyen şah, köpürerek bağırmış: ‘Canım bu ne saygısızlık? Bir istim için şah bekletilir mi? Biz gidelim, istim arkadan gelsin’ demiş.

[Türkçe bir deyimin kaynağının İran’a ve Şah’a dayandırılmasının hoşluğu sizin de dikkatinizi çekmiş olmalı.]

Acelemiz vardır, bir şeyi kafaya koyduk mu, konu ne kadar ciddi, hassas ve üzerinde ayrıntıyla durulmayı hak etse de, onu bir an önce gerçekleştirmek ister, bu arzumuzu da abartılı beklentilere dayalı reklam ve propagandalar eşliğinde yanımızdakilere, kitlelere kabul ettirme gayretine gireriz.

‘Cumhurbaşkanı başkanlık sistemi’ne geçmemiz de böyle olmadı mı?

Külliye çalışıyor

Sistem üzerine tartışmalar 2015 seçimlerinden sonra neredeyse bıçakla kesilmiş gibi kesilmişken, önceleri sistem değişikliğine ve özellikle de sistem değişikliğinin iktidardaki parti eliyle gerçekleştirilmek istenmesine şiddetle karşı çıkan bir parti liderinin, bugün bile bilinmeyen bir sebeple aniden tavır değiştirerek “Halkoyuna gidilsin, destek veririz” demesi üzerine  konu yeniden canlanmıştı.

Reklam

‘Parlamenter sistem’ kötülendi ve ülkeye ‘yeniden hız kazandıracak en büyük atılım’ olarak takdim edilen ‘Cumhurbaşkanı hükümet sistemi’ne 16 Nisan 2017 tarihli referandumla geçildi. 

İki yılı aşkın süredir yeni sistemle yönetiliyor ülkemiz. 

Yeni sistemin abartılı beklentilere cevap vermekten uzak kaldığı, ülkenin kapısına dayanan pek çok iç ve dış sorunun çözümünde sıkıntılar yaşanmasına sebep olduğu, artık referandum öncesinde onu en çok savunanlar tarafından da itiraf ediliyor.

Başkalarının itirafına ihtiyaç yok zaten; sistemin ürünü olan kurum da kendini ‘reforme etme’ çalışmalarıyla yeni sistemin düzeltilmeye muhtaç olduğunu herkese duyurmuş oluyor. 

Dün bazı gazeteciler davet edilerek Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde sistemin medya boyutunu ele alan bir toplantı düzenlenmiş; o toplantıya katılan Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya bugün yazdı da sistemi yenileme çalışmalarının kapsamı hakkında bilgi sahibi olabildik. Toplantıyı düzenleyen Cumhurbaşkanı yardımcısı Fuat Oktay, medya mensuplarından önce de, ‘iş, akademi, sivil toplum kuruluşları mensuplarını davet edip herbiriyle sistemin aksayan yönlerini tespit edip ortadan kaldırma yöntemlerini belirleme’ amaçlı toplantılar yapmış. 

Muharrem Sarıkaya bu amaçla 30 kadar toplantı yapıldığını kayda geçiriyor.

Ne güzel değil mi?

İki yıldan fazla süredir yürürlükte olan sistem, halkın oyuna sunulmadan önce yapılsa çok daha anlamlı olabilecek bir çalışmaya, bugün konu ediliyor.

Reklam

Kervan yolda düzülüyor, istim arkadan geliyor…

Bu arada yapılan bu kapsamlı çalışmalara rağmen ‘en büyük sorunun ne olduğu konusunda henüz bir veriye ulaşılamadığını’ ve ‘analizlerin gelecek hafta çıkacağını’ da öğreniyoruz.

Veriler çıkınca ne olacak acaba?

Başbakan geri gelebilir

Etrafta söylenen, bu çalışmanın başbakanlı bir yarı-başkanlık seçimine zemin hazırlamak üzere yapıldığı… Hatta İstanbul belediye başkanlığına aday gösterildiği halde seçilememiş eski bakan, eski başbakan ve eski TBMM başkanı Binali Yıldırım’ın, sistem değişikliğine gidildiği takdirde, yeniden başbakan olarak atanabileceği de söyleniyor…

Tabii bu, eğer hayata geçirilirse, yeni sistemle en geniş yetkilerle donatılmış olan cumhurbaşkanlığı makamının yetkilerinin daraltılması anlamına geleceği için hayati önemde bir ‘reform’ olacaktır.

Olur mu?

Bu soruya “Olur” cevabını verenler, tekrarlanan İstanbul seçiminde yaşanan depremin AK Parti’yi sistem değişikliği üzerinde yeniden düşünmeye sevk ettiği görüşünü dillendiriyorlar. İstanbul’da -tabii başkent Ankara ile pek çok büyükşehirde de- yaşanan siyasi zemin kaymasının ilk genel seçimde de tekerrür etmesi durumunda ortaya çıkabilecek tablo endişe kaynağı sayılıyor. 

Seçime kadar geçecek sürede siyasette kartların yeniden karılması durumunda, MHP ile ittifakı sürse bile, AK Parti’nin cumhurbaşkanı seçtiremeyecek bir duruma düşebileceği endişesi…

Gelecek cumhurbaşkanı AK Partili olmazsa, onun değişen sistemde öngörülmüş olağanüstü geniş yetkilerle donatılmış olmasını da bu endişeye eklemek gerekiyor…

Ülkeyi köklü bir sistem değişikliğine sürüklemeden önce bu ihtimaller üzerinde derinlemesine düşünülerek denge ve denetleme mekanizmalarının ihmal edilmemesi beklenirdi.

Ama ah o “Kervan yolda düzülür” ve “İstim arkadan gelsin” alışkanlığımız yok mu, o aceleyle işte bugünkü endişeli ortama gelindi.

Dünkü toplantıda herkes eteğindeki taşı dökmüş, sert eleştiriler yapılmış, ağırlıklı olarak hükümete yakın isimler de eleştirilere katılmış ve onlardan biri kendini tutamayıp diğerlerini güldüren şu cümleyi sarf etmiş: “Farkında mısınız; biz bütün bu cümleleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ve Reisin bulunduğu binada söyledik…”

Keşke kervan yola çıkmadan da söyleyip yazabilselerdi.

ΩΩΩΩ

24 YORUMLAR

  1. İSTİM kelimesi , dilimizde özellikle gemicilerin kullandığı , İngilizcede STEAM , yani BUHAR anlamında olan bir kelimedir . Dilimize İmgilizceden geçmiştir . Saygılar .

  2. Karar’da Taha Akyol bir süre önce bu konuyu eleştirel olarak “Sistem oturdu mu” başlığı altında ele aldığında aşağıdaki yorumu yapmışım. Konu güncelliğini yitirecek bir konu değil çünkü nispeten büyük bir değişiklik idi. Paradan sıfır atma gibi sihirli ve olumlu bir etkisi olacağına kandık. Hatta Osmanlı’nın büyüklüğü de bundandı sandık. Başarı getirecekse değişim güzel bir şey, ancak başarısız olmaktan usandık. Neyse, özetle ne demişim:….

    “Oturdu” Taha Bey, oturdu! Hem de içimize oturdu. Başkanlık için referandumda “hayır” diyenlere sonuçlar belli olduktan hemen sonra oturdu. Şimdi de referandumda “evet” diyenlerin içine “cuk” diye içine oturmağa başladı…

    Şaka bir yana ekonomi aynı dönemde istikrarla kötüye gitmemiş olsaydı, veya değişmemiş, birazcık da iyiye doğru gidebilmiş olsaydı, sistem tartışması pek başlamazdı. Belki de hiç başlamazdı”

    Bizim “sistemezük” sisteminde her türlü etki tepki etkileşmesi var. İşler pek iyi gitmiyor. Gitmeyince “lazım değil! istemezük, değiştirelim!” arayışları başlıyor. “Aç ayı oynamaz” derler. Eski sistemde şikayet konusu “emme basma para tulumbaları var deniyordu (misal; faiz lobisi vs). Şimdi bazı çevreler eskisi gibi parayla oynayamadığı için çatacak-kavga çıkaracak bahane arar hale geldiler sanılıyor? Böyle olunca da değişimin itici lobisi haline mi gelinmiş oluyor?

    Bazen düşünüyorum da bölgemizde tabiri caizse “aç ayı” durumuna soktuk kendi kendimizi. Açlık tehlikeli de olabilir, ancak mazlumları da düşünen bir yanı var bu aç halin (böylesi pek yoktur!). Ekonomimiz meydanda, kafamız bozuk atıyor. Akdeniz’e baştan aşağı bayrakla donattığımız doğal-gaz sondaj gemilerini yollamamız ve arkadan savaş uçaklarıyla teftiş… İşler mafiş! Geçenlerde Yunanlı komşularımız gerginliğe sonverelim der gibi oldu. Başbakanları değişti. Başkan’ımız RTE tatlı dilli bir tebrik heyetiyle komşuluk ziyaretine gitse ve laf sırası geldiğinde dese ki: “Bakın Yunan kardeşlerim biz de Akdeniz & Ege ülkesiyiz. 1500 km sınırımız var. 600 yıl iç içe yaşadık. Tarihi tecelli komşuyuz; bunun iyisine talibiz. Bölgenin, komşuluğun-deniz sınırlarımızın selameti için buna mecburuz. Gelin şu sorunları makul bir şekilde aşalım. Petrol bizim de hakkımız; işi tatlıya bağlayalım”. Böylesine pozitif bir yaklaşımla, sadece bu değil bir çok konuda “istim arkadan gelmeyecek” şekilde proaktif olarak başarılı olunsa “Sistem değişikliği”ne lüzum olur mu?…

    Başka bir deyişle, zorbalığa kaçan cezai yasaklar-yaptırımlara dair her türlü selahiyet olmuş olsa da, “Güç ve Nüfuz” sadece sorumlu ve olumlu-yararlı bir şekilde kullanılsa(ydı) fena mı olur(du)? Misal, Başkanlık sistemi kadillak bir araba olsun, sürücü ekibi hangi yollarda nasıl kullanacağını bilemedikten sonra neye yarar? Buna kıyasla gösterişsin bir dörkçeker akıllı usta bir sürücü ekibin elinde çok iş yapar, hedefe ulaştırır. Bilmem derdimi-meramımı yeterince anlatabildim mi..

  3. Yeni Anayasa
    Artık eski parlamenter sisteme dönülmez. Yeni anayasa nasıl olmalıdır?
    1- Cumhurbaşkanı aynı zamanda meclis başkanı olmalıdır. Cumhurbaşkanı orgeneral olmalıdır. Eski cumhurbaşkanları Sezer, Gül ve Erdoğan da seçilebilmeli, müktesep haklar korunmalıdır.
    2- Cumhurbaşkanı orgenerallerden veya üç eski cumhurbaşkanlarının arasından sıralama usulü ile seçilmeli.
    3- İki başbakan olmalı. Genelkurmay Başkanlığı korgeneral seviyesine indirilmeli. Milli Savunma Bakanlığı olmalıdır. Ordu komutanları doğrudan cumhurbaşkanına bağlanmalıdır.
    4- Hükümet nisbi sistemle oluşmalıdır. Başbakanı cumhurbaşkanı atamalıdır. Bakanları başbakan atamalıdır. Atadığı bakanlar meclisten 25 milletvekilinin desteğini alırlarsa bakan olmalıdırlar. Böylece bütün milletvekillerinin oylarını almış ve bakanları bulmuş kimse başbakanlık güven oyu almış olur.
    5- Meclis grupları bakan veya başbakan aleyhine dava açabilmelidir. Yüce Divan meclisin hakemlerinden oluşmalıdır. Yüce Divan kararı alınıncaya kadar bakan görevden alınamamalıdır.
    Erdoğan hala yuvasına dönemiyor. Adil Düzen’e dönemiyor. Boş çırpınış, doğru yol tektir. Hakkın ötesinde yalnız batıl vardır. Ben söylemiyorum Erdoğan’ın da en az benim kadar inandığı Kur’an söylüyor. Kulak vermelidir.
    Kur’an’dan habersiz insanlar nasıl hak yolu bulacaklar.
    Bir anayasa 1000 yılda değişir. Bu nasıl anayasadır ki iki yıl sonra tartışılıyor. Bu kadar yakın zamanda, halkımızın tespitine rağmen hala bizden uzak görüşteler, Adil Düzen ile hiçbir ilgisi olmayanlarla görüşülmesi kaygı vericidir.

  4. Sistem sorunu bilmem ki bizim sorunumuz mu?Sistem de de sorun var ama bizde ki sorun daha derin.Bizdeki kral dan çok kralcılar var ya sen ne dersen doğrudur paşam, asıl sorun burada.2002 yılında iktidara gelen ak partinin fotoğrafına bakın,bir de şimdiki fotoğrafa bakın.Önceki fotoğrafdan bugün kaç tane göreceksiniz.O gün mart tezkeresinde,akp nin içinden belli ölçüde hayır cı çıkmıştı.Bugünkü meclisteki oylamalara bakın.Firesiz yasalar geçiyor.Tam disiplin sağlanmış.Konuşan ve düşünen adamları trenden indirirseniz,bir yere vardığınızda en ufak bir aksaklıkta o şakşakçılar yanınızda hiç olmaz.Sizde dersiniz ki yalnız kaldık.Partide disiplin sağlamak kolay, alkışlanmak kolay ama her görüşe tahammül etmek biraz sabır gerektirir.İşte bu sabrı taşıdığınızda gerçek demokrasi ve insan hakları budur.

  5. nurdan hanım merhaba! öncelikle dünkü katkınız nedeniyle teşekkür ederim.
    – Doğru bildiklerinin yanlış olabileceğini kabul etmeyenler maalesef ki bu ülkenin nerdeyse bütününü oluşturuyor.
    – Bilim de, birey olmak da, vatandaş olmak da, hatta insan olmak da bu noktada başlıyor. Yani, doğru bildiklerinin yanlış olabileceğini kabul noktasında.
    – Doğrularının yanlış olabileceğini kabul etmeyenler bilim adamı da olamaz, birey de olamaz, vatandaş da olamaz, insan da olamaz, ahlaklı da olamaz.
    – Herşeyin başlangıç noktası burasıdır: Yani, doğru bildiklerinin yanlış olabileceği kabulü. Bu kabul, insanın beyninin özgürleşmesi, insan ruhunun özgürleşmesi, insan vicdanının özgürleşmesidir.
    – Ancak özgür bir beyin, gerçekte düşünce üretebilir; ancak özgür bir ruh, iyiliği keşfedebilir; ancak özgür bir vicdan, kendisinden olmayanlar için de sızlar.
    – Ülkemizde bu unsurların olmamasının, ülkemizin geri kalmasının, insanlıktan ve ahlaki değerlerden bu kadar olmasının en büyük sorumlusu da maalesef sol kesimdir.
    – Çünkü sol kesim, bu ülkenin en okumuş kesimi, dünya ile bağlantısı en fazla olan kesimiydi.
    – Bu ülkede iyi birşeyler yapmalıydılar. Ancak onlar, kendi doğrularının yanlış olabileceğini hiç düşünmedikleri için, ahlaklı olamadılar, vicdanlı olamadılar, düşünce üretebilecek kapasitede olamadılar. Aynı zamanda, bu özellikleri ile, başka düşüncedeki, duygudaki, yaşam şeklindeki insanlara saygı duymadılar. tabii onlar da sol kesime saygı duymadı.
    – Fehmi beyin bugünkü yazısı ile ilgili olarak ise;
    – “kervan yolda düzülür” anlayışı diye bir anlayış yok. Olan, sadece, 2 adım ötesini düşünebilecek kapasiteden yoksunluktur. Durumun gerçek izahı budur. Satrançta sadece çoban matını bilen kişi, satrançta ne kadar kapasiteli ise, bunlardaki kapasite de o kadar. milim fazla değil. ve maalesef kapasitesi bu kadar sınırlı bir kadro türkiyeyi yönetiyor.
    – sonuç ise ülkenin felaketi.
    – “kahrolsun amerika!” diyenler sevinir mi bilemem ama trumpın da amerikaya etkisi de, bizimkiler gibi, kendi ülkesine zarar veriyor. Amerikan halkı, bir 17 yıl trumpa katlansın, “varlık kuyrukları” ile karşılaşmaları bile mümkündür.

    • Hamza bey merhaba! Bizim ailede ve akrabalar arasinda her siyasi görüşten olanlar var.

      Bana gelince biraz değişik karekteliyim.
      Benimle ayni siyası görüşte olanlarla değil değişik siyasi görüş te olanlarla arkadaş oluyorum ve arkadaşlarimin çoğuda solcudur.

      Önemli olan insanların aralarinda birbirlerini anlamk ve mantikli olan fikrlerde saygı duymak.

      Dünkü yazimda kendisi ile hiç karşilaşmadiğim bir Prof,u buradaki muhafazakarlardan dinlediğimi sizlerle paylaşmistım.

      Bugünde Türkiyede taninmiş ve bazilarina göre aşiri solcuu veya kominist.
      Olarak nitelendirilen Emre Konger, ile bir seminerde dinleyici olarak geçen bir animi sizinle paylaşmak istiyorum.

      Tarihini net olarak hatirlamiyorum fakat, 1980 sonları veya 1990 başlarinda olacakti.
      Sadece hanımlar için 2 gün süren bir seminer düzenlenmişti!
      Semineri düzenleyen kuruluş sol görüşlu bir kuruluştu, konusmacilarin arasinda Emre Kongar, ve rahmetli Toptamiş Ateş de vardı.

      Emre Konger, ilk soze baslarken! Bize şu soruyu yöneltti,
      “Sizler, evinizin en güzel yerini neden sadece misafirleriniz icin ayirarak de kendinizden esirgiyorsunuz”?
      Bende ön sirada oturuyordum, hanimlardan bir kactanesi soz alarak nedenlerini anlattilar, bende söz alanların arasinda idim.

      Sira bana gelince! Benim cevabim şu oldu “benim evimin en güzel yerinı iki tane yaramaz oğum, ve benim eşyalarim için değilde beni seven misafirlerle paylaşiyorum.”
      Salonum daki esyalar arasinda bir tane basget potasi ve barfiks demiri de var bazen ben de cocuklarla birlikte oynuyorum.
      Önce şaka yaptiğimi zennetiler, fakat arkadaşlar beni doğrulayinca.Toktamiş hoca, Tebrik etti.

      Ayricada öğlen yemeği için ara verilince yanimdan geçerken kulağıma eğildi şöyle fisildadi.”benim baş örtülü bir öğrencim cin gibi, aynen size benziyor.

      Öğlen yemeği icin 1 buçuk saat arada ben once namaz kılıp yemek salonuna döndüğümde, konusmacilar, beni kendi masalarina davet ettiler.
      Yemek yerken Emre K ve rahmetli Toktamiş Ateş ve kurumun avukatlari ile sohbet etmiştim.

      Hepiside cok kültürlü ve iyi insanlardilar, benim kiyafetimele değil, insanliğimla ve düşüncelerim ile ilgilendiler.
      Benim için koştuklarını bir tanesi haric yazmak istemiyorum, çünkü haketmediğim kadar övmüşduler.
      Biriside çocuklarin için düşündüklerini rahatlikla gercekleştiraceğine isminiz gibi emin olabilirsiniz.
      Çok şükür, büyük oğlum dunyaya gelir gelmez, Allahtan dilediğim ne varsa hepsi gercekleşti.

      Şimdi bana birisi onlarin hakkinda yalniş konuşsa kesinlikle inanmam.
      Çünkü ben onlardan bilmediklerimi ögrenirken onlada bana karşi kibar, fikirlerime saygıli, ve anlayişli idiler.
      1 saat 1 dakika gibi gecmisti.
      Hamza bey, herhalde ne anlatmak istediğimi anlamişsınizdır?

      En iyi günler sizlerin olsun, o günleridede, Saglikli ve mutlu olun.

  6. Parlamenter, başkanlık ve yarı başkanlık sistemleri … Bunların hiçbiri tek başına olumlu yada olumsuz olarak değerlendirilemez. Zira dünyadaki ülkelerde, her birinin olumlu ve olumsuz sonuç veren örneklerini bulmak mümkündür.

    Başkanlık, Yarı-başkanlık ve Meşruti Krallık/Parlamenter sistemler iki nedenle tercih edilmektedir.
    1) Çok büyük topraklara sahip ve bu topraklarda özerk devletleri olan veya deniz aşırı kolonileri olan ülkeler bu sistemlerden birisini tercih etmektedir.
    2) Geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin bazılarında ise, gerçekte totaliter olan yönetimler ‘başkanlık sistemi’ adı altında demokratik bir cumhuriyet görünümü vermek için tercih edilmektedir. (Türkiye de bu kervana katılmıştır)

    Parlamenter sistem ve tarafsız Cumhurbaşkanı yönetim tarzı ise, emperyal gücü olmayan ve topraklarında özerk devletler bulunmayan ülkelerde tercih edilmektedir. (Not : Bu tanıma uyan fakat devlet başkanının Kral/Kraliçe olduğu ülkeler de vardır. Bu ülkeler geleneği devam ettirmek için tarafsız Cumhurbaşkanı görevini Kral/Kraliçe üzerinden yürütmektedir).

    Tam gelişmiş olmayan ülkelerde çok partili demokrasi ya siyasal istikrarsızlığa yada Başbakan’ın ‘başkan gibi davrandığı’ bir rejime dönüşmektedir. Partisinin tüm milletvekili adaylarını ve tüm belediye başkan adaylarını belirleyen bir lider, seçimi kazandığı takdirde ABD Başkanı’ndan çok daha fazla yetkilere sahip olmaktadır.

    ABD tipi başkanlık sistemi dünyada tek örnektir, benzeri yoktur. Bu durum ABD tarihi ile açıklanabilir. Tarihinde tek bir Kral/Kraliçe (Hükümdar) olmayan yegane ülkedir ABD. Bu nedenle ABD tipi başkanlık sistemi olsun diyenlerin nedeni cehalet değilse eğer analiz yapma yeteneksizliğidir. Türkiye gibi ülkelerde ideal olan Parlamenter Sistem’dir. Tarafsız Cumhurbaşkanı ise iddia edildiği gibi sembolik değildir, o seçilmiş hükümet ile devlet arasındaki ilişkileri sağlamaktadır. Ayrıca Cumhurbaşkanı T.B.M.M. tarafından seçilmelidir, halk seçerse bölünme olmaktadır. Kısacası ;

    a) Sarayın yaptığı istişare toplantıları beyhudedir. Zira AKP=Erdoğan olmuştur ve bir sorun varsa Erdoğan’ın değiştirilmesi gerekir. Fakat söz konusu eşitlik nedeniyle AKP’nin değiştirilmesi gerekir. Yani çözüm yoktur, miatları dolmuştur.
    b) Etki-tepki sarmalından çıkıp, siyasi rejim meselemizi bilimsel bir şekilde analiz edip başarılı bir senteze varmalıyız. Böyle bir çalışmaya siyasete ilgi duyan teknik uzmanların da katılması gerekir. Zira siyasi rejim meselesi, hukuki bir metin olmaktan çok daha ötesidir.

  7. Yasanın açık hükmüne rağmen, sandık mührü olmayan milyonlarca sahte ve hileli oyla(bu şekildeki tüm oyların evet olması da ayrı bir garabet) kabul edildi sayılan 2017 referandumu tartışılmadan, daha doğrusu iptal edilmeden neyi tartışırsanız tartışın. Tamamı gaz alma, cambaza bak sahnesidir.

  8. Önceki sisteme Cumhurbaşkanının yetkileri açısından bakarsak klasik parlamenter sistem demek mümkün değildir.Önceki sisteme bu açıdan baktığımızda ” Yarı Başkanlık Sistemi” demek gerekiyordu. Adının parlamenter sistem olması böyle olmasını gerektirmiyor.Şimdiki sistemin daha doğrusu sistemsizliğin, adının Cumhurbaşkanlığı sistemi olması, Dünya’da örneği olmayan TEK ADAM sistemi olduğu gerçeği değiştirmediği gibi.

  9. Basit siyasetçileri belki iki şirket batırıp, birkaç kaz güdememiş olanları dahil meşhur atasözümüz gereği: Taçlanan başın akıllanacağı zannı ile her söylediklerini buyruk, her yaptıklarını kerameti kendinden menkul icraat kabul etme fikri fasidi, bizlere asker millet alışkanlığımız çerçevesinde ”ben bilmem, çavuşum bilir, o bilmez ise teğmene sorarız alışkanlığını genlerimize işleten yanlış, müteselsil eğitim sistemidir. Ferdin fikri hürriyeti ve meşveretin dalgalanmayacağı bir islam coğrafyası helaket ve hasarete mahkumdur. Geleneksel eğitim sistemimiz ezberciliği destekler niteliktedir diyerek Kuran hafızlığı müessesine atıfta bulunan ve yanlış giden eğitim karmaşasına bahane üreten eğitimli cahiller bu toplumun içinden sürekli çıkmaktadır. Bizim oğlan bina okur döner döner, bir daha okur kaidesince ezberci, sorgulamayan zihinler üreten eğitim sistemi ile hayata, dünyaya hazırlanmayan nesillere, medeni aklın istibad ettiği meseleleri Türk tipi başkanlık gibi isimler altında kolayca yutturulabilmektedir. Bu eğitim cenderesinden çıkan gençler dolap beygiri gibi çoktan seçmeli sınavlar sonrası bir diploma sahibi olmakta ancak pek azı dünyayı anlayabilecek feraset ve bilgi birikimi ile mücehhez olabilmektedir. Haliyle hayvan sevgisi için okulların bahçesine it bağlama projesi ve memleketin et sorununu deve kuşu eti ile çözeceğini düşünen zihni sinir misal projeler hep bu coğrafyanın diplomalı veya nim diplomalı güya eğitimli echelleri tarafından öne çıkarılmıştır.

  10. Önemli olan başkan veya başkanlık sistemi değil.

    Kuvvetler ayrılığı, devleti oluşturan üç mekanizma; yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden ayrılmasıdır. Devlet niteliği kazanmış toplumlarda birbirinden farklı üç görev söz konusudur. Bu görevler şunlardır: yasama, yürütme ve yargı. Bu görevlerin kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılması kuvvetler ayrılığı şeklinde ifade ediliyor.

    Yasama; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetkisi içindedir.

    Yürütme; Cumhurbaşkanın elindedir.

    Yargı; Bağımsız mahkemelerin kontrolü altındadır.

    Tek kişide kuvvet toplanmamalı.

    Birbirlerinin karşısında bağımsız bir statüye sahip bu güçlerin ayrı olması güçler dengesinin kurulmasını sağlar. Bir ülkede yürütme gücünün ve ülkede doğan bir uyuşmazlığın giderilmesini sağlayan yargı gücünün ayrı organlara verilmesi, bu organların birbirinden bağımsız olması gerekir. Aksi halde ülke çıkmaza girer ve diktatörlüğün esas olduğu bir yönetim biçimi kaçınılmaz olur.

    KHK(Kanun hükmünde kararname):” Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir. Ancak sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümünde yer alan siyasi haklar ve ödevler kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemez.

    Ahmet Necdet Sezer tanımın son kısmından dolayı imzalamaz, onaylamazdı tekrar meclise gönderirdi.

    !5 temmuz sonrası Khk yetkisini Tayyip Erdoğan çok sevdi ve başkanlık sisteminde yer aldı.

    Adalet için huzur için Kuvvetler ayrılığı olmalı yetki tek kişide toplanmamalı.

  11. Allah Allah neymiş bu reyis bu kadar ya. Devletin yönetilmesi için fikir beyan edecekler ne de korkarmis ondan. İşte lider dediğin böyle olur padişahım çok yaşa…..

  12. Yeni sistemin olağanüstü yetkiler verdiğinden bahsediliyor.Parlamenter
    sisteme göre iktidar olanların olağanüstü
    yetkileri yok muydu?Yapmak isteyip de
    yapamadıkları bir şey var mıydı?

    12 yaşından küçüklere Kur’an öğrenimini yasaklamadılar mı? Başörtülü asker annelerine yemin törenini tel örgülerin
    dışından izletmediler mi?Milletin seçtiği
    başörtülü vekili meclisten atmadılar mı?
    İmam hatiplere katsayı uygulayıp,yarışa
    geriden başlatmadılar mı?Cumhurbaşkanının davetlerini eşi başörtülü olan vekili eşsiz davet etmediler mi?Adalet bakanlığına 5000 yandaşımızı aldık diye öğünmediler mi?Tekraren söylüyorum:Yapmak isteyip de sistemden dolayı yapamadıkları bir şey olmuş muydu?

    Bana göre şu anda aksayan bir takım şeyler varsa bunlar,yönetim için oluşturulan ekipteki bazı isabetsiz seçimlerden kaynaklanıyor.Ya da hükümette ve önemli kadrolarda
    bulunması gereken bazı kişilerin bulunmamasından kaynaklanıyor.Bunun
    da sistemle alakası yok.Ülkeyi idare
    edecek olan hükümeti eskiden de bir
    kişi atıyordu,şimdi de bir kişi atıyor.Bunun
    adının Başkan veya Başbakan olması neyi
    değiştirir?

    Sistemin adı ne olursa olsun,ülkeyi yönetecek olan bir ekiptir.Başkanın veya
    Başbakanın teşkil edeceği hükümettir,
    bürokratik kadrodur.Cumhurbaşkanı isteseydi Ak Parti’nin ilk iktidar
    yıllarındakine benzer bir hükümet kurabilirdi.Meclisten de daha çok vekili bakan yapabilirdi.Ya da bakan yapmak
    istediklerini vekil yapmazdı.

    Yeni sistemde Cumhurbaşkanlığı kararname çıkarabiliyor.Bunun eskiden hükümetlerin çıkardığı kararnameden bir farkı var mı?Cumhurbaşkanı kararnameyi
    kendi kafasına göre değil,uzmanlarla görüşerek hazırlatacak neticede.Eskiden
    hükümetler meclisten güven oyu alırdı.
    Pekiyi çoğunluğu sağlayan bir partinin
    güvenoyu alamadığı oldu mu hiç?Olmadı
    sayılır.

    Sonuç:Başarılı bir yönetim için Başkanlık
    ya da Başbakanlık sistemi tek belirleyici değildir.Önemli olan teşkil edilen ekiptir. Sanırım bu gün oluşturulan ekipte,önemli
    yerlere getirilen kadrolarda bir noksanlık
    veya bazı isabetsizlikler var.Hükümet içinde kamuoyunda iyi tanınan,işinin ehli olan siyasetçilerin de bulunması gerekiyor
    bence.Bu bir eksiklik mesela.Bu eksikliği gidermeye yeni sistem engel teşkil etmiyor.

  13. Yeni sisteme itirazı olan “hainlere” karşı kalemini ve dilini Yatağan palası gibi kullananlar (özellikle medya ve sosyal medya mensupları) için de “tam yol tornistan” zamanı gelmiş demek ki!

    (Tornistan, bir deniz taşıtının geri geri giderek dönüş yapması. Türkçeye en geç 19. yüzyılda İngilizce turn astern (geriye doğru dönüş) kavramından geçmiştir. Genellikle acil durumlarda kullanılan ve küçük bir çapta çabucak dönme sağlayan bir manevradır. )

  14. Ahmet (8.49 da) isimli yorumcuya katılmamak mümkün değil. Bir cümle ilave edeceğim. Ülkede hukuksuzluklar sonucu oluşan onbinlerce mağdur varken ve bunlar görmezden gelinirken, bunların ahı alındığı sürece, bunca dilsiz şeytanın olduğu ortamda, hangi düzeni getirseniz başarılı olamazsınız.

  15. İSLAM (İSLAM/BARIŞ) DÜZENİ ÖNDEN…
    İSTİM ARKADAN GELSİN!!!
    Bu kadarı yetsin (mi?)
    Yetmesin.
    *
    Millî Görüş gömleği çıkararak…
    Adil Düzen ceketi çıkararak buraya kadar.
    *
    Bütün yanlışları denedikten sonra…
    Hak nizama da elbet bir gün sıra gelecek.
    *
    Ve’s-SELAM/BARIŞ…

    • Gömlek kirlenir,yıkamak için çıkarırsın.
      Gömlek eskir,kaldırır çöpe atarsın.Öte
      yandan en az iki gömlek bari olması gerekir,biri yıkandığı zaman diğerini giymek için.

      Öte yandan hiç kimse gömleğini din
      yerine koymasıb.Partisini de din yerine koymasın.Parti yenilir,mağlup olur yerine göre.Allah’ın dini ise hiç bir zaman mağlup
      olmaz.

      Hak nizama elbette sıra gelecek.Ama Hak nizam,gömlek değil

    • “Millî Görüş gömleği çıkararak…
      Adil Düzen ceketi çıkararak buraya kadar.”mış.

      Ne oldu buraya kadar geldik de,
      kötü mü oldu?

      Hayal bile edemeyeceğiniz icraatlar yapıldı.

      4-6 yaş arsındakiler bile Kur’an Kurslarına
      gidebiliyor.Başörtüsünün yasak olduğu bir
      yer kalmadı.Katsayı kalktı…

      Öğrencilere bedava kitap,sağlıktaki iyileştirmeler,yollar,köprüler,tüneller,
      sayılamayacak kadar hizmetler..

      Dünyadaki varlığımızla yokluğumuz farksızdı.Şimdi Türkiye ve yapar acaba
      demeden adım atamıyorlar.Hesaba katılan
      bir ülkeyiz.

      Geriye yapılacak bir şey kaldıysa,size,
      bana,vatandaşa kaldı.

  16. Sistem tartışmaları beyhude bir çaba. Nedeni eski sistem iyi idiyse neden sorunları çözemedi de yeni bir sisteme geçildi.
    Şunu çok açıklıkla söylüyorum hangi sistem olursa olsun uygulayicilar işi doğru yapmadığı sürece hiç bir şey değişmez. abd başkanlık sistemi ile Almanya başbakanlık sistemi ile yönetiliyor. Biri kötü olsaydı bugün dunyanın en etkili ülkeleri arasında olmaz milli gelirleri 30 40 bin dolar üzerinde olmazdı.
    Çözüm sistem değil uygulayicilar.siz sistemi uygulamayin oraya buraya çekin hiçbir şeyi doğru yapamazsiniz.Acil olarak yapmamız gereken şey :iki elimizi başımızın arasına koyup biz nerde yanlış yaptık diyerek düşünmemiz ama özgürce düşünmemiz gerekiyor.Üniversitesinden işçi sendikasına öğrencisinden öğretmenine kadar öz eleştiri yapmalıyız.
    Zannediyormusunuz ki bu iktidar gidip yerine yenisi gelse sorunlar çözülecek beyhude bir bekleyiş olur bence.Sorarım size ülkede hukuk yok hakimlere savcılara baskı yapılıyor evet doğru peki bir tane baskı yapıldı diye istifa eden hakim savcı var mı ? Yok ozaman niye baskı yapanı suçluyor da en ufak bir baskı da meslek ilke onur haysiyetini dusunmeden ettiği yemini hiçe sayarak o baskıyı kabullenir.istikbal geçim issizilk aç kalma korkusu.Sonrada ahkam keseriz.Hadi canım boşverin.
    Çözüm önce kapımızı supurucez sonra başkasına laf edeceğiz. Bundan gayrısı boş.

    • 15-20 yıldır hakim veya savcılık yapan bir kişi istifa edip de avukatlık mı yapacak, Bağ-Kur veya SSK’dan mı emekli olacak ? Baskı karşısında direnen bir hakim veya savcı işten çıkartılamaz, ancak istemediği bir yere atanabilir. Bir çoğu bunu göze alamıyor. Yani HSYK’nın özerkliği anahtar roldedir. Fakat memlekette özerk bir kurum kalmadı.

  17. Bir de bade harabu’l Basra, diye bir deyimimiz daha var. Sahi, siz sistemle ilgili bütün bu eleştirileri değişiklikten önce yazmamış mıydınız?

  18. Tamam duygularımız aklımızın her zaman önünde.Fakat bu sistemin yanlış olduğunu %48 bağırarak ,ağliyarak anlattı. O zaman kimse dinlemedi neden enaniyetten,biz artık çoğunluğun bizi kimse yıkamaz(Oysa nice az topluluklar vardır ki nice çok topluluklara galebe çalmıştır). Dediğim dedik ben yaptım oldu anlayışı. Aklıma hep Atatürk’ü koruma kanununu Demokrat parti çıkardı,kime karşı CHP ye karşı. Sonra nemi oldu o kanunun yıllarca müslümanlara zulüm aracı olarak kullanıldı.En büyük şansızlığımız demokrasiyi mücadele ederek değil,hazır bulmamiz dan kaynaklanıyor. İşin kötü tarafı başkanlık sistemiyle demokrasimiz felce uğradı ,şimdi onu tekrar diriltmeye çalışıyoruz.Kimden!İslamcilardan durum vahim Korkarım ileride yine en büyük zararı dindarlar çekmez

YORUM YAP

Lütfen yorumunuzu yazınız
Lütfen adınızı yazınız